Miller ve Page’den Marksizmin Mekanik Mirasını Aşmaya Açılan Bilimsel Bir Kapı
Miller ve Page’den Marksizmin Mekanik Mirasını Aşmaya Açılan Bilimsel Bir Kapı
John H. Miller ve Scott E. Page’in Complex Adaptive Systems – An Introduction to Computational Models of Social Life (Karmaşık Uyarlanabilir Sistemler – Toplumsal Yaşamın Hesaplamalı Modellerine Giriş) adlı kitabı 2007 yılında Princeton University Press tarafından yayımlandı. Eser, toplumsal yaşamı karmaşık uyarlanabilir sistemler üzerinden inceleyen en kapsamlı giriş çalışmalarından biri olarak kabul ediliyor. Ortaya çıkış, öz örgütlenme, ağlar, çeşitlilik, uyarlanma, geri besleme ve doğrusal olmayan etkileşimler kitabın temel kavramlarını oluşturuyor. Matematiksel modeller ile bilgisayar simülasyonlarını sosyal bilimlerle bir araya getiren çalışma, ekonomi, siyaset bilimi, biyoloji, fizik ve bilgisayar bilimlerinden beslenen disiplinler arası bir zemin kuruyor.
Miller ekonomi doktorasına sahip ve Carnegie Mellon Üniversitesinde toplumsal sistemlerde basit uyarlanabilir aktörlerin etkileşimlerinden doğan kolektif örüntüler üzerine çalışıyor. Page ise matematik, ekonomi, siyaset bilimi ve karmaşık sistemler alanlarını bir araya getiren akademik bir çizgiye sahip. Michigan Üniversitesinde karmaşıklık, sosyal bilimler ve yönetim alanlarında profesör olarak çalışmalarını sürdürüyor. Her iki araştırmacının ortak ilgisi, toplumsal düzenin tek tek bireylerin özelliklerinden çok bireyler arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilerin zaman içindeki değişimi üzerinden anlaşılması üzerinde yoğunlaşıyor.
Bireylerden ilişkilere doğru
Kitabın düşünsel gücü toplumu oluşturan parçaların toplamından daha geniş bir gerçeklik olarak ele almasında yatıyor. Bir siyasal parti, piyasa, kent, örgüt ya da toplumsal hareket milyonlarca bireysel kararın basit toplamı biçiminde işlemiyor. İnsanlar birbirlerinin davranışlarını etkiliyor, kurumlar insanların davranışlarını biçimlendiriyor, insanların yeni davranışları kurumları yeniden düzenliyor. Geri besleme döngüleri böyle oluşuyor. Küçük ölçekte başlayan değişimler belirli koşullarda bütün sistemin davranışını dönüştürüyor. Kitabın kullandığı ortaya çıkış kavramı bu süreci anlatıyor. Yerel ilişkilerden bütün düzeyinde yeni özellikler doğuyor. Bu özellikler daha sonra sistemi oluşturan aktörlerin davranışlarını yeniden etkiliyor.
Bu yaklaşım klasik sosyal bilimlerde yaygın olan tek yönlü nedensellik anlayışını genişletiyor. Bir nedenin belirli bir sonuç ürettiği doğrusal modeller yerine karşılıklı etkileşimlerin oluşturduğu süreçler inceleniyor. Kitabın son bölümünde Miller ve Page doğrusal olmayan etkileşimlerin toplumsal sistemleri engebeli bir araziye dönüştürdüğünü gösteriyor. Önceki seçimler sonraki olasılıkları biçimlendiriyor. Böylece tarihsel yol bağımlılığı, kritik eşikler ve hızlı dönüşüm dönemleri matematiksel olarak araştırılabilir hale geliyor. Siyasetten teknolojik yeniliğe kadar birçok alan bu çerçevede incelenebiliyor.
Bilgisayar simülasyonu toplumsal laboratuvara dönüşüyor
Miller ve Page’in kullandığı en önemli araçlardan biri birey tabanlı modelleme. Araştırmacı bilgisayar ortamında farklı özelliklere sahip çok sayıda aktör oluşturuyor. Her aktöre belirli davranış kuralları veriliyor. Aktörler birbirleriyle etkileşiyor, deneyimlerinden öğreniyor ve davranışlarını değiştiriyor. Araştırmacı daha sonra bu yerel ilişkilerin sistem düzeyinde hangi örüntüleri oluşturduğunu izliyor. Sosyal bilimci böylece yalnızca var olan toplumsal sonuçları açıklamakla yetinmeyip farklı başlangıç koşullarının farklı tarihsel yollar üretebildiği modeller kurabiliyor. Birey tabanlı modellerin günümüzde siyaset bilimi ve sosyal araştırmalarda kullanılmasının temel nedeni de farklı, uyarlanabilir ve birbirleriyle etkileşim halindeki aktörleri aynı model içinde inceleyebilmesi.
Kitapta Schelling’in yerleşim modeli, azınlık oyunu, evrimleşen otomatalar, piyasalar ve örgütsel karar süreçleri gibi örnekler ele alınıyor. Bu modellerin ortak sonucu basit kurallardan oldukça karmaşık kolektif sonuçların doğabilmesi. Karmaşık bir toplumsal sonuç her zaman aynı ölçüde karmaşık bir merkezi nedene ihtiyaç duymuyor. İnsanların birbirlerini izlemesi, öğrenmesi, taklit etmesi ve davranışlarını çevreye göre değiştirmesi bütün sistemin beklenmedik yönlere hareket etmesine yol açabiliyor.
Marx’ın güçlü sezgisi ile karmaşıklık biliminin yeni araçları
Kitap odağını Marksizm yerine hesaplamalı toplumsal modellemeye yerleştiriyor. Marksizmle ilişkisi ise son derece verimli bir düşünsel alan açıyor. Marx toplumu bireysel iradelerin toplamından oluşan bir yapı olarak ele almadı. Üretim ilişkileri, sınıflar, mülkiyet biçimleri, teknoloji ve siyasal kurumlar arasındaki bağlantıları toplumsal hareketin belirleyici alanları olarak gördü. İnsanların içinde yaşadıkları toplumsal ilişkileri üretirken aynı ilişkiler tarafından biçimlendirilmeleri Marx’ın düşüncesinin güçlü damarlarından biridir. Miller ve Page’in etkileşim, geri besleme ve ortaya çıkış kavramları bu ilişkiselliği çağdaş matematiksel ve hesaplamalı araçlarla inceleme imkanı sağlıyor.
Bu buluşma Marx’ın diyalektik düşüncesi açısından özellikle değerli. Kapitalist toplum sermaye ile emek arasındaki tek bir ilişkiye indirgenmiş bir yapı olarak değil, üretim teknolojileri, sınıflar, devletler, toplumsal cinsiyet ilişkileri, ekolojik sistemler, kültürler, bilgiler, kurumlar ve bireysel davranışların karşılıklı etkileriyle oluşan dinamik bir bütün olarak ele alınabilir. Bir alandaki değişim diğer alanlarda yeni davranışlar yaratır. Bu davranışlar ilk değişimin yönünü yeniden biçimlendirir. Toplum böylece sürekli yeniden kurulan ilişkiler ağı haline gelir.
Marx’ın yaşadığı 19. yüzyılda bu ilişkileri milyonlarca yapay aktör üzerinden bilgisayar ortamında sınamak mümkün değildi. Ağ bilimi, modern evrimsel biyoloji, sinirbilim, bilgi kuramı ve karmaşıklık bilimi bugünkü gelişmiş biçimleriyle henüz oluşmamıştı. Marx’ın ilişkisel ve tarihsel düşünme biçimi bu yeni bilimsel araçlarla buluştuğunda tarihsel materyalizmin araştırma alanı genişliyor. Toplumsal değişim üretici güçler ile üretim ilişkilerinin hareketinin yanında ekolojik sınırlar, bilişsel kapasite, kültürel aktarım, ağ yapıları, kurumsal geri beslemeler ve tarihsel yol bağımlılığıyla birlikte incelenebilir.
Tarih düz bir çizgide ilerlemiyor
Karmaşık uyarlanabilir sistemler yaklaşımı toplumsal tarihe ilişkin önemli bir sonuç üretiyor. Aynı ekonomik koşullara sahip iki toplum farklı sonuçlara ulaşabiliyor. Başlangıçtaki küçük farklılıklar zaman içinde büyüyebiliyor. Kurumlar geçmiş deneyimlerin izlerini taşıyor. Bir toplumun daha önce geçtiği yollar gelecekte önüne çıkacak imkanları etkiliyor. Miller ve Page bunu yol bağımlılığı kavramıyla ele alıyor. Kitaptaki engebeli uyum manzaraları modelinde doğrusal olmayan etkileşimler arttıkça sistemdeki olası yolların ve yerel dengelerin sayısı da artıyor.
Bu yaklaşım sosyalist düşünce açısından önemli sonuçlar taşıyor. Kapitalizmin gelişmesi kendi içinde tek bir tarihsel sona doğru yürüyen otomatik bir süreç olarak ele alınmak yerine çok sayıda aktörün, kurumun ve ekolojik koşulun karşılıklı hareketinden oluşan açık tarihsel süreç olarak kavranabilir. Sınıf mücadelesi bu sistemin güçlü dinamiklerinden biridir ve diğer toplumsal dinamiklerle karşılıklı ilişki içinde hareket eder. Kadın özgürlük mücadelesi, ekolojik mücadele, kültürel mücadele, demokratikleşme ve emek mücadelesi aynı toplumsal sistem içinde birbirlerini etkileyen dönüşüm alanları haline gelir.
Merkezi komut yerine kolektif uyarlanma
Kitabın öz örgütlenmeye verdiği önem toplumsal paradigma açısından ayrıca dikkat çekici. Miller ve Page, merkezi bir yöneticinin bütün sistemi tek tek düzenlemediği koşullarda da kolektif düzenlerin oluşabileceğini matematiksel ve hesaplamalı modellerle gösteriyor. Piyasalardan siyasal yapılara kadar farklı sistemlerde yerel etkileşimler düzenli kolektif davranışlar oluşturabiliyor. Kurumların koyduğu basit kurallar bile sistem düzeyinde güçlü sonuçlar yaratabiliyor.
Bu düşünce demokratik, komünal ve yerinden örgütlenmiş toplum modelleri açısından güçlü bir araştırma alanı sunuyor. Toplumsal düzen yalnızca yukarıdan verilen kararlarla kurulmak zorunda olan mekanik bir yapı olarak ele alınmıyor. Yerel toplulukların, kooperatiflerin, meclislerin, kadın örgütlerinin, ekolojik ağların ve emek örgütlerinin birbirleriyle kurdukları yatay ilişkiler daha büyük ölçekli toplumsal düzenler üretebilir. Böyle bir sistemde demokrasi belirli aralıklarla gerçekleştirilen temsil işleminden çıkarak sürekli bilgi üreten, öğrenen ve kendisini yeniden düzenleyen toplumsal mekanizmaya dönüşür.
Miller ve Page’in yaklaşımı merkezi planlama tartışmasını da yeni bir düzleme taşıyor. Karmaşık bir toplumda bilgi milyonlarca insanın deneyimine, farklı bölgelere, üretim alanlarına ve ekolojik koşullara dağılmış durumda. Demokratik planlama bu dağınık bilgiyi ortak karar mekanizmaları içinde bir araya getiren ağsal bir yapı olarak düşünülebilir. Bilgisayar teknolojileri, gerçek zamanlı veri, yapay zeka ve hesaplamalı modeller bu noktada sosyalist planlama tartışmasına 20. yüzyılda bulunmayan araçlar kazandırıyor.
Paradigma değişimi mekanikten canlı sistemlere
Complex Adaptive Systems sosyal bilimlerin doğa bilimleriyle ilişkisinin nasıl kurulabileceğine dair güçlü bir örnek sunuyor. Yazarlar fiziği ya da biyolojiyi topluma kopyalamak yerine farklı bilimlerde geliştirilen matematiksel yöntemleri toplumsal sistemlerin özgül özelliklerine uyarlıyor. Sosyal bilimlerin verimli araştırma alanının basit davranış ile stratejik davranış, denge ile kaos, merkezi kontrol ile kendiliğinden düzen arasındaki geniş bölgede bulunduğunu savunuyorlar.
Bu yaklaşım sosyal bilimlerde paradigma tartışmasını 21. yüzyılın bilimsel bilgisiyle yeniden kurmaya imkan veriyor. Toplum artık saat gibi çalışan bir mekanizma yerine öğrenen, uyarlanan, geri besleme üreten, geçmişini taşıyan ve ilişkiler üzerinden sürekli yeniden biçimlenen karmaşık bir sistem olarak görülebilir. İnsan da bu sistemin dışında duran bağımsız bir özne olmaktan çıkarak biyolojik, ekolojik, kültürel ve toplumsal ilişkilerin kesişiminde oluşan etkin bir varlık olarak düşünülür.
Marx’ın büyük başarısı toplumsal gerçekliği ilişkiler içinde kavramasıydı. Karmaşıklık bilimi bu ilişkileri bugün çok daha büyük bir çözünürlükle inceleme olanağı veriyor. Marksizmin 21. yüzyıldaki yaratıcı gelişimi Marx’ın vardığı sonuçları tekrarlamaktan çok onun yaptığı şeyi bugünün bilimsel bilgisiyle yeniden yapmaktan geçiyor. Miller ve Page’in kitabının sosyalist düşünce açısından taşıdığı değer de burada yatıyor. Bize hazır bir siyasal program sunmuyor. Toplumsal dönüşümü daha derin, ilişkisel ve bilimsel biçimde düşünmemizi sağlayan güçlü araçlar veriyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.