Öcalan Türkiye ve Bölge İçin Tarihsel Bir Şanstır
Öcalan Türkiye ve Bölge İçin Tarihsel Bir Şanstır
Öcalansız silah bırakmanın sınırları
PKK Türkiye, Irak, Suriye, İran ve Avrupa’ya yayılan büyük ve çok katmanlı bir alan oluşturdu. Her coğrafyanın kendine özgü siyasi dengeleri, güvenlik koşulları, ittifakları ve toplumsal yapıları bulunuyor. Kandil’deki askeri yapı, Kuzey ve Doğu Suriye’de oluşan yönetim deneyimi, İran’daki örgütlenme, Avrupa’daki diplomatik alan ve Türkiye’deki yasal siyaset aynı koşullar altında hareket etmiyor.
Böylesine geniş bir yapıya herhangi bir komutanın, siyasi partinin, devlet temsilcisinin veya uluslararası heyetin tek başına silah bıraktırması gerçekçi değildi. Kandil yönetiminin alacağı karar bütün alanlarda aynı meşruiyeti üretmezdi. DEM Parti’nin çağrısı silahlı kadrolar üzerinde bağlayıcı bir güç oluşturamazdı. Devletten gelen çağrı teslimiyet olarak algılanırdı. Uluslararası arabulucular ise örgütün tarihsel hafızasına ve iç bağlılıklarına ulaşamazdı.
Öcalan, bütün bu farklı yapıların üzerinde ortak tarihsel referans kabul edilen tek kişiydi. Silahlı mücadeleyi başlatan kurucu iradenin silahlı dönemi sona erdirme çağrısı yapması, kadrolar ve toplumsal taban açısından güçlü bir meşruiyet üretiyor. On yıllarını mücadeleye vermiş insanların yeni bir döneme geçişi yalnızca askeri bir emirle sağlanamaz. Geçmişte verilen bedelleri anlamlı bir tarihsel bütün içinde koruyan ve silah bırakmayı demokratik siyasete geçiş olarak kuran ortak bir anlatı gerekir. Bu anlatıyı bütün coğrafyalara taşıyabilecek kişi Öcalan’dır.
Öcalan olmadan temaslar kurulabilir, ateşkesler ilan edilebilir ve belirli silahlı birlikler geri çekilebilirdi. PKK’nin bütün bileşenlerini kapsayan örgütsel dönüşüm ise Öcalan’ın tarihsel etkisini gerekli kılıyordu. Bu gerçek bir kişi kültünün savunusu değil, oluşmuş tarihsel ve siyasal güç ilişkilerinin gerçeğidir.
Yeni kuşakların duygusal kopuşu
Kürt genç kuşakları arasında Türkiye’ye yönelik derin bir duygusal kopuş gelişiyor. Önceki kuşakların ortak mücadele, demokratik cumhuriyet ve Türkiye’nin birlikte dönüşmesi fikriyle kurduğu bağ, yeni kuşaklarda aynı gücü taşımıyor. Gençler savaş, kayyum, siyasi yasaklar, cezaevi, ayrımcılık, anadil üzerindeki baskılar ve sürekli dışlanma deneyimleri içinde büyüdü. Türkiye siyaseti ortak gelecek duygusunu besleyemedikçe bu kopuş milliyetçi bir yönelişe dönüşüyor.
Türk milliyetçiliğinin yüz yıllık baskısına tepki olarak büyüyen Kürt milliyetçiliği, genç kuşaklara güçlü bir kimlik alanı sunarken halklar arasında demokratik birlik kurma imkanını da zayıflatıyor. Öcalan’ın düşünsel önemi bu toplumsal eşikte daha açık görülüyor. Öcalan, Kürtlerin özgürlüğü ile Türkiye’nin demokratikleşmesini birbirinden ayıran bir çizgi kurmuyor. Kürt sorununu yalnızca ayrı bir devlet veya yeni sınırlar üzerinden ele almak yerine, bütün bölgenin demokratik dönüşümüyle ilişkilendiriyor. Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin, kadınların, emekçilerin ve farklı inanç topluluklarının eşit ve özgür birlikteliğini savunuyor.
Türkiye ve bölge için tarihsel bir şans
Öcalan’ın Türkiye ve bölge için bir şans olması, yalnızca PKK’ye silah bırakma çağrısı yapabilmesinden kaynaklanmıyor. Onun asıl önemi, silahlı mücadele içinde oluşmuş büyük bir toplumsal enerjiyi demokratik siyasete yöneltebilecek düşünsel etkiye sahip olmasında yatıyor. Silahların susması bu dönüşümün başlangıcıdır. Kalıcı barış yerel demokrasi, eşit yurttaşlık, kadın özgürlüğü, ekolojik yaşam, anadil hakkı ve halkların ortak karar mekanizmalarıyla kurulacaktır.
Ortadoğu yüz yılı aşkın süredir merkezi devletler, milliyetçilikler, sınır çatışmaları, mezhep savaşları ve dış müdahaleler tarafından şekillendiriliyor. Öcalan’ın demokratik konfederalizm yaklaşımı yeni sınırlar çizmek yerine sınırları aşan toplumsal ilişkiler kurmayı öneriyor. Halkların kendi kimliklerini koruyarak ortak yönetim mekanizmaları oluşturması, bölgedeki çatışmaların çözümü için güçlü bir alternatif meydana getiriyor.
Türkiye bu tarihsel imkanı güvenlik politikasının dar sınırları içinde ele aldığında sürecin taşıdığı toplumsal gücü küçültür. Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşullarına kavuşması, düşüncelerinin toplum tarafından doğrudan tartışılması ve müzakerenin farklı toplumsal kesimlere açılması demokratik dönüşümü güçlendirir. Öcalan’ın etkili bir teorisyen ve müzakere aktörü olarak siyasal hayata katılması, Kürtlerle Türkiye arasındaki ilişkinin eşitlik temelinde yeniden kurulmasına katkı sunar.
Önderlik kavramının taşıdığı demokratik gerilim, özgür tartışma ve toplumsal katılımla aşılabilir. Öcalan’ın tarihsel rolü, kendisi etrafında toplanan siyasal gücü halkın ortak iradesine dönüştürebildiği ölçüde büyüyecektir. Onun önemi, tartışılmaz bir lider olması değil, kendi liderliğini de aşabilecek bir demokratik toplum düşüncesi geliştirmesidir.
Öcalan’sız bütünlüklü bir silah bırakma sürecinin başarı ihtimali oldukça düşüktü. Öcalan’ın varlığı ise silahların susmasının ötesinde bir anlam taşıyor. Kürt gençlerinin Türkiye’den duygusal kopuşunu ortak ve eşit bir geleceğe yöneltebilecek, yükselen milliyetçilikler karşısında demokratik ulus düşüncesini güçlendirebilecek ve bölge halklarına yeni bir birlikte yaşam yolu açabilecek teorik birikim sunuyor.
Öcalan Türkiye ve bölge için tarihsel bir şanstır. Bu şansın gerçek karşılığı yeni bir kişi merkezli siyaset değil, toplumun kendi iradesini kurduğu çoğulcu, ekolojik ve kadın özgürlükçü demokratik yaşam olacaktır.
Önderlik tarihsel koşullar içinde doğdu
Önderlik kavramı demokratik toplum düşüncesi açısından güçlü bir gerilim taşır. Demokrasi karar gücünün bir kişide toplanmasına değil, toplumun bütün kesimlerine yayılmasına dayanır. Halkın kendi yaşamını doğrudan belirlemesi, farklı düşüncelerin özgürce örgütlenmesi ve hiçbir kişinin tartışılmaz bir konuma yerleştirilmemesi demokratik siyasetin temelidir.
Önderlik olgusunu yalnızca kişisel irade ve örgütsel tercihler üzerinden açıklamak tarihsel gerçekliği daraltır. Ortadoğu’nun merkezi devlet geleneği, darbeler, savaşlar, siyasi temsil kanallarının kapatılması, yeraltı örgütlenmesinin ağır koşulları ve toplumların güçlü simgeler çevresinde birleşme eğilimi önderliği kaçınılmaz hale getirdi. Kürtlerin varlığının inkar edilmesi, dillerinin baskı altına alınması, köylerin boşaltılması, zorunlu göçler, cezaevleri, kayıplar ve uzun yıllara yayılan çatışmalar ortak bir direniş merkezine duyulan ihtiyacı büyüttü. Öcalan’ın kişiliği bu tarihsel ortam içinde bireysel sınırları aşarak milyonlarca insanın hafızasında siyasal bir simgeye dönüştü.
Öcalan’ın etkisi yalnızca örgütsel hiyerarşiden kaynaklanmıyor. Kürt halkının özgürlük arayışı, verilen büyük bedeller, kadınların mücadele içinde kazandığı özneleşme, genç kuşakların siyasal katılımı ve farklı ülkelerde gelişen toplumsal örgütlenmeler bu etkinin dayandığı geniş zemini oluşturuyor. Önderlik bu coğrafyada tarihsel koşulların ürettiği bir kurum olarak gelişti.
Bir örgüt liderinden daha fazlası
Öcalan’ı yalnızca PKK’nin kurucusu ve lideri olarak tanımlamak, onun son çeyrek yüzyılda geliştirdiği düşünsel dönüşümü görmezden gelmektir. Öcalan bugün bir örgüt yöneticisinden çok devlet, iktidar, erkek egemenliği, ulus, tarih, ekoloji ve demokratik toplum üzerine düşünce geliştiren bir teorisyen olarak hem uluslararası akademi çevrelerinde, hem de bölgede ilgi odağı olmuş durumda..
Öcalan da kendi etrafında oluşan aşırı merkezileşmenin demokratik toplum açısından sağlıklı ve kalıcı bir durum oluşturmadığını görüyor. Bu nedenle paradigmanın ezberlenmesini değil, tartışılmasını ve toplumsal deneyim içinde geliştirilmesini sık sık vurguluyor. Demokratik toplum paradigması değişmez hükümlerden oluşan kapalı bir öğreti değildir. Eleştiriyle gelişen, yeni bilgilerle derinleşen ve farklı toplumsal deneyimlerle yeniden kurulan canlı bir düşünce alanıdır.
Öcalan’ın her değerlendirmesini tartışılmaz karar haline getirmek, onun geliştirdiği paradigmanın toplumsal özüne zarar verir. Bir teorisyene gösterilecek ilgi, sözlerini tekrar etmekten değil, düşüncesini eleştirel akılla geliştirmekten doğar. Öcalan’ın teorik gücü de kendisine atfedilen mutlaklıktan değil, toplumu kendi öz gücüyle düşünmeye ve örgütlenmeye çağırmasından kaynaklanır.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.