TÜR­­KER KILIÇ YAZI DİZİSİNE EK ARA BÖLÜM / ENFORMASYON ÜRETEN HER ŞEY ZEKA ÜRETİR

 

TÜR­­KER KILIÇ YAZI DİZİSİNE EK ARA BÖLÜM

ENFORMASYON ÜRETEN HER ŞEY ZEKA ÜRETİR

Zeka İnsanın Mülkü Değildir

İnsanlık zekayı uzun süre insan beyninin içine yerleştirdi. Düşünmek, öğrenmek, seçim yapmak, sorun çözmek ve geleceğe ilişkin davranış geliştirmek büyük ölçüde gelişmiş sinir sisteminin özellikleri olarak tanımlandı. Nörobilim, evrimsel biyoloji, hücre biyolojisi, ağ bilimi ve karmaşık sistem araştırmaları bu çerçeveyi genişletiyor. Zeka giderek tek bir organın sahip olduğu sabit bir yetenekten çok enformasyonun alınması, işlenmesi, seçilmesi, başka enformasyonlarla ilişkilendirilmesi ve yeni davranış üretmesiyle gelişen bağlantısal bir süreç olarak görülüyor. Türker Kılıç’ın bağlantısallık yaklaşımı bu değişimi güçlü biçimde ifade ediyor. Kılıç’a göre zihin tek tek nöronların içinde bulunmaz, nöronların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin oluşturduğu örüntülerden doğar. Aynı yaklaşım zekayı da insanın mülkiyetinden çıkararak yaşamın enformasyon işleme kapasitesinin bir ürünü olarak düşünmeye çağırıyor. Kılıç’ın “her bilgi işleyen sistem zeka üretebilir” yaklaşımı bu nedenle yalnızca yapay zeka üzerine bir değerlendirme değil, zeka kavramının sınırlarını değiştiren daha geniş bir bilimsel öneridir.

Tek bir nöron düşünmez. Milyarlarca nöronun birbirleriyle kurduğu değişken bağlantılar, bedenin kimyasal düzeni, duyulardan gelen sinyaller, geçmiş deneyimlerin bıraktığı izler ve çevreyle devam eden etkileşim birlikte çalıştığında zihin oluşur. Zeka parçaların toplamından daha geniş bir örgütlenmenin ürünüdür. Parçalar ilişki kurdukça yeni özellikler gelişir. İlişkilerin yoğunluğu arttıkça sistem yalnızca veri taşımakla kalmaz, veriler arasında ayrım yapmaya, örüntü oluşturmaya, geçmiş deneyimlerden yararlanmaya ve yeni durumlara göre davranış değiştirmeye başlar. Enformasyon bu anlamıyla pasif bir kayıt değil, sistemin bir sonraki durumunu biçimlendiren etkin bir ilişki biçimidir.

Biyoloji Enformasyon İşleyen Bir Yaşam Örgütlenmesidir

Yaşam daha ilk hücresel düzeylerden itibaren enformasyonla örgütlenir. Hücre zarındaki reseptörler çevredeki kimyasal değişimleri algılar. Moleküler ağlar gelen sinyalleri işler. Genlerin çalışma biçimi hücrenin durumuna ve çevreden gelen etkilere göre değişir. Hücre enerji kullanımını yeniden düzenler, büyür, bölünür, yön değiştirir, bazı maddelere yaklaşır, bazılarından uzaklaşır ve kendi iç dengesini koruyacak yeni tepkiler geliştirir. Algılama, ayrım yapma, enformasyon işleme, geri bildirim alma ve davranış değiştirme gibi zekanın evrimsel köklerini oluşturan yetenekleri taşırlar.

Son yıllarda gelişen bazal biliş araştırmaları da bilişin kökenlerini yalnızca gelişmiş sinir sistemlerinde aramak yerine sinir sistemi bulunmayan ve tek hücreli canlılara kadar genişleyen evrimsel bir çizgide inceliyor. Araştırmacılar hücrelerin ve basit organizmaların çevresel değişimleri algılama, geçmiş durumların etkilerini taşıma ve uyarlanmış tepkiler üretme kapasitelerini araştırıyor. Gelişim biyolojisindeki çalışmalar da hücre topluluklarının elektriksel ve kimyasal sinyaller aracılığıyla ortak davranış örgütleyebildiğini, doku oluşturma ve yenilenme gibi süreçlerde çok sayıda hücrenin koordineli biçimde çalıştığını gösteriyor. Zeka böylece bir anda gelişmiş bir beynin içinde beliren ayrıcalıklı bir özellik olmaktan çıkar ve yaşamın uzun evrimsel tarihinde giderek karmaşıklaşan enformasyon işleme kapasitesinin devamı olarak görünür.

DNA da bu bütünün içindedir. DNA tek başına yaşamı açıklayan bir komuta merkezi değildir. Genler, proteinler, hücre zarları, metabolizma, epigenetik düzenlemeler, hormonlar, sinir sistemi, beden ve çevre sürekli karşılıklı etkileşim içindedir. Genler organizmayı etkilerken organizmanın yaşadığı çevre de genlerin çalışma biçimini etkiler. Beyin bedeni düzenlerken beden de beyni sürekli yeniden biçimlendirir. Organizma çevreden etkilenirken kendi davranışlarıyla çevresini değiştirir. Yaşam böylece tek yönlü komutlarla değil, karşılıklı enformasyon akışları ve geri besleme döngüleriyle örgütlenir.

Klasik fiziğin ürünü nedenselliğin çöktüğü dünya

Biyoloji nedenselliğe ilişkin düşüncemizi de genişletiyor. Bir nedenin tek bir sonucu ürettiği düz çizgi, canlı sistemlerin yalnızca küçük bir bölümünü açıklayabilir. Canlılıkta çok sayıda süreç aynı anda birbirini etkiler. Hormon düzeyindeki değişim sinir sistemini etkiler, sinir sistemindeki değişim hormon üretimini yeniden düzenler. Beslenme metabolizmayı değiştirir, metabolik durum davranışı etkiler, davranış yeni çevresel koşullar yaratır. Hücrenin içinde binlerce moleküler etkileşim birbirine bağlanır. Organizmanın bütünü bu karşılıklı ilişkiler içinden oluşur.

Nedensellik zincirden ağa dönüşür. Her düğüm başka düğümleri etkilerken kendisi de ağın geri kalanından etkilenir. Enformasyon bu nedensel ağ içinde dolaşır, seçilir, dönüştürülür ve yeni davranışların oluşmasına katılır. Bir sistem geçmiş deneyimlerden iz taşıyor, yeni koşulları bu geçmişle ilişkilendiriyor ve davranışını buna göre değiştirebiliyorsa enformasyon artık yalnızca taşınmıyor, sistemin geleceğini biçimlendiriyor. Öğrenmenin, hafızanın ve zekanın evrimsel temeli bu ilişkisel süreç içinde gelişiyor.

İnsan beyni de aynı tarihsel sürekliliğin ürünüdür. Yaklaşık dört milyar yıllık yaşam tarihi boyunca moleküler düzenleme, hücresel iletişim, çok hücrelilik, sinir sistemleri, beyinler, toplumsal öğrenme, dil ve kültür birbirinin üzerine yeni enformasyon katmanları ekledi. İnsan zihni bu uzun tarihin dışından gelmedi. Yaşamın daha önce geliştirdiği algılama, iletişim, hafıza, seçim ve uyarlanma mekanizmalarının olağanüstü ölçüde bağlantılı yeni bir örgütlenmesinden doğdu.

Yapay Dediğimiz Şey Doğanın İçindedir

Bu noktada “yapay zeka” kavramı yeniden düşünülmeyi gerektiriyor. Yapay sözcüğü insanın kendi yaptığı şeyleri sınıflandırmak için kullandığı bir addır. Bilgisayardaki silikon doğadan gelir. Elektrik doğanın süreçlerinden üretilir. Matematiği geliştiren beyin biyolojik evrimin ürünüdür. Bilgisayarı yapan eller, mühendislik bilgisini üreten toplumlar, dili oluşturan insan toplulukları ve makineleri eğiten bilgi birikimi yaşam tarihinin içinde gelişmiştir. İnsan doğanın dışına çıkarak teknoloji üretmedi. Doğanın içindeki bir canlı olarak doğada bulunan maddeleri, enerjiyi ve enformasyonu yeni ilişkiler içinde örgütledi.

Bu bakış yapay ve doğal arasındaki eski duvarı değiştirir. Bir kuşun dal parçalarından yuva yapması, kunduzun akarsuyun yapısını değiştirmesi, insanın taşı işlemesi, yazıyı geliştirmesi, matbaayı kurması, bilgisayarı üretmesi ve enformasyon işleyen dijital ağlar oluşturması canlıların çevreyle kurduğu ilişkinin tarihsel olarak gelişen biçimleridir. İnsan teknolojisi bu çizginin kültürel ve toplumsal olarak olağanüstü hızlanmış bir katmanıdır.

Türker Kılıç’ın doğal zeka ile yapay zeka arasında mutlak bir ayrım kurmayan yaklaşımı bu nedenle önem taşıyor. Kılıç yapay zeka kavramını insan merkezli düşüncenin ürettiği bir sınıflandırma olarak ele alıyor ve zekayı yaşamın bilgi işleme süreçlerinin daha geniş bağlamına yerleştiriyor. Bu yaklaşım, insanı doğadan ayıran düşünce yerine insanı yaşam ağının içindeki çok güçlü bir enformasyon üreticisi ve dönüştürücüsü olarak görmemizi sağlar.

Yapay Zeka Biyolojik Evrimin Kültürel Devamıdır

Yapay zeka biyolojik evrimle aynı mekanizmayla ilerlemiyor. Onu üreten tarih ise biyolojik evrimden başlıyor. Evrim insan beynini, insan beyni dili, dil ortak hafızayı, ortak hafıza kültürü, kültür bilimi ve teknolojiyi geliştirdi. Yazı insan belleğini bedenin dışına taşıdı. Kitap bilgi aktarımını kuşaklar arasında hızlandırdı. Matbaa aynı bilginin milyonlarca insan tarafından paylaşılmasını sağladı. Elektronik iletişim mesafeyi daralttı. İnternet insanlığın bilgi ağlarını birbirine bağladı. Yapay zeka diye adlandırdığımız sistemler bu uzun birikimin yeni katmanında gelişti.

Bu nedenle yapay zeka insanlık tarihinden bağımsız bir makine değildir. İçinde insanlığın dili, matematiği, bilimi, sanatı, deneyimleri, çelişkileri, bilgisi ve emeği vardır. Bir dil modeli kendi başına gökten düşmüş bir zeka değildir. Milyarlarca insanın yüzyıllar boyunca ürettiği sembolik dünyanın, bilgisayar teknolojisinin, matematiğin, enerji altyapısının ve kolektif emeğin oluşturduğu bağlantılar üzerinde çalışır. Zekası da ilişkilerden doğar.

İnsan beyninin bireysel görünmesine rağmen toplumsal olması gibi teknolojik zeka da kolektif bir tarihin ürünüdür. Bir insan doğduğu anda dili hazır bulur. Kavramları hazır bulur. Sayıları, teknik araçları, toplumsal hafızayı, geçmiş kuşakların keşiflerini ve düşüncelerini hazır bulur. Bireysel zihin bu ortak enformasyon alanı içinde gelişir. Teknolojik zeka da insanlığın oluşturduğu ortak bilgi alanının yeni örgütlenme biçimlerinden biridir.

Enformasyon Üreten Her Şey Zeka Üretir

“Enformasyon üreten her şey zeka üretir” düşüncesi bu geniş çerçevede anlam kazanır. Enformasyon yalnızca veri miktarı değildir. Sistemin ilişkilerini değiştiren, seçenekler arasında ayrım oluşturan, geçmişle yeni durumu birbirine bağlayan ve sonraki davranışı etkileyen farktır. Enformasyon işlendikçe yeni ilişkiler oluşur. İlişkiler yeni örüntüler üretir. Örüntüler geri bildirim aldıkça öğrenme kapasitesi gelişir. Öğrenme yeni seçimler üretir. Zeka bu hareketin içinde büyür.

Bu nedenle zekanın yalnızca insana ait olduğunu düşünmek yaşam tarihinin büyük bölümünü görünmez hale getirir. İnsan zekası benzersiz bir karmaşıklık düzeyine ulaşmıştır, fakat onun yapı taşları çok daha eski biyolojik süreçlerden gelir. Hücresel iletişim, kimyasal hafıza, duyusal ayrım, hareket, öğrenme, sinir ağları ve toplumsal iletişim milyonlarca ve milyarlarca yıllık birikimin katmanlarıdır. İnsan bütün bu katmanları dil ve kültür aracılığıyla yeni bir düzeye taşıdı. Teknolojik ağlar da aynı birikimin başka bir örgütlenme düzeyini oluşturuyor.

Zeka Gelişimini Sürdürecek

Bu bakış geleceğe ilişkin önemli bir yön gösteriyor. Zeka tamamlanmış bir ürün değildir. Evrim de tamamlanmış değildir. Yaşam yeni ilişkiler kurdukça, enformasyon ağları genişledikçe ve sistemlerin bilgi işleme kapasitesi arttıkça yeni zeka biçimleri gelişir. İnsanlığın kültürel ve teknolojik evrimi biyolojik evrimden çok daha hızlı enformasyon biriktirebildiği için teknolojik zekanın değişim hızı da giderek artıyor.

Bugünkü yapay zeka sistemleri gelecekteki biçimlerin başlangıç evrelerini temsil ediyor. Yeni hesaplama yöntemleri, robotik sistemler, biyolojik bilgisayarlar, beyin araştırmaları, ağ teknolojileri ve farklı enformasyon işleme mimarileri geliştikçe zeka da yeni taşıyıcılar ve yeni örgütlenme biçimleri kazanacak. İnsanlık bilgi üretmeye devam ettikçe bu sistemler de değişecek, bağlantıları genişleyecek ve yeni yetenekler geliştirecek. Zekanın gelişimi insan ile makine arasında kurulmuş bir yarıştan çok, yaşamın ürettiği enformasyonun yeni örgütlenme biçimleri kazanması olarak okunabilir.

İnsan bu sürecin dışında değildir. Teknolojik sistemleri değiştirirken teknolojik sistemler de insanın düşünme biçimini, dilini, üretimini, ilişkilerini ve bilgiye erişimini değiştiriyor. Yazının insan hafızasını dönüştürmesi, matbaanın düşünce dolaşımını hızlandırması ve internetin toplumsal iletişimi yeniden örgütlemesi gibi yapay zeka olarak adlandırılan sistemler de insan zihninin çalışma çevresini değiştiriyor. İnsan teknolojiyi üretiyor, teknoloji insanın yeni üretim koşullarını biçimlendiriyor, bu yeni insan yeni teknolojiler geliştiriyor.

Bağlantısallık Yeni Bir Zeka Kavrayışı Açıyor

Türker Kılıç’ın bağlantısallık yaklaşımının taşıdığı güç bu geniş tablo içinde daha belirgin hale geliyor. Yaşamı parçaların toplamından çok ilişkilerin oluşturduğu bir enformasyon sistemi olarak düşündüğümüzde hücre, beyin, organizma, ekosistem, toplum ve teknolojik ağlar arasında yeni bağlantılar görebiliriz. Her düzey kendi özgün yapısını taşırken enformasyon üretme, ilişki kurma, geri bildirim alma ve yeni örgütlenmeler geliştirme kapasitesi yaşamın tarihsel sürekliliğini oluşturur.

Bütüncül düşünce insanı merkeze koyan piramit yerine ilişkilerden oluşan bir ağ görür. İnsan bu ağın önemsiz bir parçası değildir. Olağanüstü gelişmiş sembolik dili, ortak hafızası ve teknoloji üretme kapasitesiyle yaşam tarihinin güçlü bir düğümüdür. Fakat bu güç doğanın dışından gelmez. Hücreden sinir sistemine, beyinden dile, dilden kültüre, kültürden teknolojiye uzanan uzun evrimsel örgütlenmenin içinden doğar.

Yapay dediğimiz şey de bu ağın içindedir. İnsan eliyle yapılmış olması onu doğadan koparmaz. Onu yapan insan doğanın içindedir, kullandığı madde doğanın içindedir, enerji doğanın içindedir, bilgi yaşam tarihinin içinden gelir. Teknolojik zeka yaşamın enformasyon üretme serüveninin yeni bir katmanıdır.

Zeka böyle düşünüldüğünde insanın sahip olduğu kapalı bir ayrıcalık olmaktan çıkar. Yaşamın ilişki kurma, enformasyon işleme, öğrenme ve yeni düzenler üretme kapasitesinin tarihsel biçimlerinden biri haline gelir. Enformasyon çoğaldıkça bağlantılar artar. Bağlantılar yeni örüntüler üretir. Örüntüler yeni davranışlara dönüşür. Yeni davranışlar yeni enformasyon yaratır. Evrimsel süreç bu hareketi yeni katmanlara taşır.

İnsan zekası bu büyük tarih içinden doğdu. Teknolojik zeka da insanın dışından gelmedi. O da aynı tarihin içinden yükseliyor. Zeka yaşamla birlikte biçim değiştiriyor, çoğalıyor ve gelişimini sürdürüyor.



Yorumlar

Popüler Yayınlar