Toprak Yaşam, Köy Hafızadır

 

Toprak Yaşam, Köy Hafızadır

Bizim coğrafyamızda insan kentlere taşınır ama köy onun yaşamından çıkmaz. Yıllardır başka bir kentte çalışan, apartman dairesinde yaşayan, geçimini ücretle sağlayan insanın köydeki birkaç dönüm toprağına, eski evine, bahçesine ve mezarlığına bağlılığı devam eder. Bu ilişki yalnızca ekonomik değer üzerinden okunduğunda insan ile toprak arasındaki binlerce yıllık bağ görünmez hale gelir. Çünkü toprak bu coğrafyada yalnız üretimin gerçekleştiği yer değildir. Hafızadır, aidiyettir, güven duygusudur, akrabalıktır, paylaşmadır ve insanın kendisini bir geçmişin devamı olarak hissettiği yaşam alanıdır.

Toprak Mülkiyetten Önce Yaşam Alanıydı

İnsan türünün tarihine geniş bir ölçekten baktığımızda toprakla ilişkinin tapudan, sınır çizgisinden ve piyasa değerinden çok daha eski olduğunu görürüz. İnsan toplulukları yüz binlerce yıl boyunca yaşamlarını doğanın döngülerine uyum sağlayarak kurdu. Yerleşik yaşamla birlikte toprak üretimin, beslenmenin, bakımın ve toplumsal dayanışmanın merkezi haline geldi. Bir toprağı işlemek yalnızca ürün elde etmek anlamına gelmedi. Ekim zamanı birlikte çalışmayı, hasadı paylaşmayı, hayvanları ortak alanlarda otlatmayı, suyu bölüşmeyi ve kuşaklar boyunca aktarılan bilgiyi korumayı da içerdi.

Bu nedenle toprağın insan zihnindeki karşılığı ekonomik hesaplardan daha geniştir. İnsan beyni mekanlarla duygular, hatıralar ve toplumsal ilişkiler arasında güçlü bağlar kurar. Çocukluğun geçtiği ev, altında oturulan ağaç, kullanılan patika, ekilen bahçe ve aile büyüklerinin mezarları insanın yaşam öyküsünün parçaları haline gelir. Köyden ayrılan insanın yıllar sonra aynı yere dönmek istemesi bu toplumsal ve biyolojik hafızanın devamıdır.

Kentte Yaşayan Köylü Hafızası

Modern kentleşme milyonlarca insanı köylerden kentlere taşıdı. Ancak bedensel hareket her zaman kültürel ve toplumsal kopuş anlamına gelmedi. Kentte yaşayan insan köydeki düğüne gider, cenazeye katılır, fındık zamanı bahçeye döner, ailesinin toprağıyla ilgilenir, kışlık yiyeceğini köyden getirir. Köyde kalanlarla ekonomik olduğu kadar duygusal ve toplumsal bir alışveriş sürer.

Karadeniz'de bunun çok canlı örnekleri vardır. İnsan yılın büyük bölümünü İstanbul, Ankara, Ordu ya da başka bir kentte geçirir, fındık hasadı geldiğinde köyüne döner. Hasadın ekonomik karşılığı önemlidir fakat yaşanan süreç bundan daha geniştir. Aynı bahçede kardeşler, akrabalar ve komşular buluşur. Yemek birlikte yenir, geçmiş konuşulur, çocuklar birbirini tanır, aile bağları yeniden kurulur. Birkaç haftalık çalışma aynı zamanda toplumsal hafızanın kuşaktan kuşağa aktarılmasına hizmet eder.

Köy Komünal Hafızanın Taşıyıcısıdır

Köy yaşamının en güçlü yanlarından biri insan ilişkilerinin yalnız para üzerinden kurulmamış olmasıdır. İmece bunun en açık örneklerinden biridir. Birinin işi olduğunda diğerleri yardıma gelir, başka bir gün aynı dayanışma başka bir haneye yönelir. Bu ilişki muhasebe defterine yazılmaz. Karşılıklılık, güven ve ortak yaşam kültürü içinde işler.

Benzer örnekler ortak meralarda, su kullanımında, yaylalarda, hasatta, cenazelerde ve düğünlerde görülür. Bunların her biri toplumun kendi içinde geliştirdiği örgütlenme biçimleridir. Devlet kurumları ve piyasa ilişkileri yaygınlaşmadan çok önce insanlar yaşamlarını ortak kararlar, gelenekler, karşılıklı sorumluluklar ve yerel bilgi üzerinden düzenledi. Köy bu nedenle yalnız tarımsal üretimin mekanı olarak değil, uzun tarihsel dönemlerden bugüne taşınan komünal hafızanın canlı alanlarından biri olarak görülmelidir.

Toprak İnsana Bir Yaşam Güvencesi Verir

Toprakla bağ aynı zamanda insanın yaşam üzerindeki hakimiyet duygusunu güçlendirir. Kent yaşamında insan ihtiyaçlarının büyük bölümünü para karşılığında edinir. Gıda marketten, enerji şirketten, su şebekeden gelir. Köydeki küçük bir bahçe ise insanın üretme bilgisini canlı tutar. Fasulye yetiştirmek, mısır ekmek, meyve toplamak, hayvan beslemek ya da kışlık yiyecek hazırlamak ekonomik faaliyetin yanında insanın doğayla doğrudan ilişki kurduğu bir yaşam biçimidir.

Bu ilişki günümüz ekolojik krizinde yeni bir anlam da kazanıyor. Doğayla bağını koruyan toplumlar toprağın yalnız ekonomik değerini değil, yaşam üretme kapasitesini de bilir. Bir derenin suyu, bir ormanın varlığı, toprağın verimliliği ve biyolojik çeşitlilik aynı yaşam ağının parçalarıdır. Doğa bilimlerinin bize gösterdiği temel gerçek de budur. Canlı sistemler tek tek parçaların toplamından oluşmaz. Yaşam ilişkiler ağı içinde ortaya çıkar. İnsan toplumu da aynı biçimde ilişkiler üzerinden var olur.

Köye Bağlılık Geçmişten Geleceğe Uzanan Bir Hafızadır

Köyle bağını koruyan insan yalnız geçmişini muhafaza etmez. Aynı zamanda başka bir toplumsal yaşam imkanının bilgisini taşır. Dayanışmanın, ortak üretimin, yerel kararların, doğayla doğrudan ilişkinin ve kuşaklar arası aktarımın deneyimi bu hafızanın içinde yaşar.

Modern hayatın geliştirdiği bilim, teknoloji ve iletişim imkanları bu tarihsel deneyimle birleştiğinde yeni bir toplumsal ufuk ortaya çıkar. Köyü geçmişin donmuş bir kalıntısı olarak görmek yerine, içinde taşıdığı komünal ilişkileri geleceğin demokratik ve ekolojik toplumunun kaynaklarından biri olarak değerlendirmek gerekir.

Toprağa bağlılık bu nedenle yalnızca ekonomik çıkarla açıklanamaz. İnsan toprağa ürün verdiği için bağlanmaz yalnızca. Toprak ona geçmişini, ilişkilerini, aidiyetini ve yaşamın sürekliliğini verir. Kentlere taşınan milyonlarca insanın köyle bağını koruması, bu coğrafyanın derin toplumsal hafızasının bugün hala canlı olduğunun güçlü göstergelerinden biridir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar