Sosyal Bilimlerde Büyük Kırılma / Klasik fizikten karmaşıklık düşüncesine
Sosyal Bilimlerde Büyük Kırılma
Klasik fizikten karmaşıklık düşüncesine
Uzun bir dönem boyunca sosyal bilimler, klasik fiziğin başarılarından etkilenen bir düşünme biçimi geliştirdi. Dünya birbirinden ayrılabilir parçalardan oluşan, neden ile sonuç arasında düzenli ilişkilerin bulunduğu ve yeterli veri elde edildiğinde geleceği önemli ölçüde öngörülebilen bir sistem gibi düşünüldü. Toplum da benzer biçimde ekonomi, siyaset, kültür, sınıf, devlet ve birey gibi parçalara ayrılarak incelendi. Bu yaklaşım sosyal bilimlere güçlü analiz araçları kazandırdı. Fakat 20. yüzyılda fizik, biyoloji, ekoloji ve sistem bilimlerinde yaşanan gelişmeler doğanın sanıldığı kadar doğrusal, parçalanabilir ve tek yönlü nedenselliklerle işleyen bir yapı olmadığını gösterdi. Karmaşıklık bilimi ilişkilere, geri besleme döngülerine, doğrusal olmayan değişimlere, başlangıç koşullarına, zaman içinde oluşan gelişme yollarına ve parçaların etkileşiminden doğan yeni özelliklere odaklanan başka bir bilimsel düşünme alanı açtı. David Byrne ve Gillian Callaghan’ın Complexity Theory and the Social Sciences – The State of the Art (Karmaşıklık Teorisi ve Sosyal Bilimler – Alanın Güncel Durumu) adlı kitabı sosyal bilimlerin 21. yüzyılda karşı karşıya bulunduğu teorik dönüşümü doğrudan ele alan önemli çalışmalardan biri. Kitabın gücü yalnızca karmaşıklık teorisini sosyal bilimlere tanıtmasından gelmiyor. Sosyal gerçekliğin nasıl kavranması gerektiğine ilişkin düşünme biçimini değiştiriyor.
Klasik fizik çağında güçlenen bilim anlayışı parçaları ayırmayı, değişkenleri tek tek incelemeyi ve neden ile sonuç arasında düzenli ilişkiler kurmayı öne çıkarmıştı. Newton mekaniğinin olağanüstü başarısı yalnızca fiziği etkilemedi. Bilimin nasıl yapılması gerektiğine dair güçlü bir model yarattı. Bu model zamanla sosyal düşünceye de taşındı. Toplumsal olayların belirli yasalarla açıklanabileceği, uygun koşullar bilindiğinde gelişmenin yönünün öngörülebileceği düşüncesi güç kazandı. Ekonomik yapı, sınıflar, devlet, ideoloji, kültür ve birey çoğu kez birbirinden ayrılarak ele alındı. Byrne ve Callaghan’ın çalışması bu düşünme biçiminin sınırlarını gösterirken sosyal bilimlerin yeni bilimsel gelişmelerle yeniden ilişki kurmasının imkanlarını ortaya koyuyor.
Neden bir sonuç dünyasından ilişkiler dünyasına
Karmaşıklık düşüncesinin en önemli katkılarından biri nedenselliği yeniden ele almasıdır. Toplumsal süreçler çoğu zaman tek bir nedenden doğmaz. Binlerce etken aynı anda birbirini etkiler. Ekonomi siyaseti biçimlendirirken siyaset de ekonomik ilişkilerin yönünü değiştirir. Teknoloji çalışma hayatını dönüştürürken toplumsal ihtiyaçlar teknolojik gelişmenin yönüne müdahale eder. Kültür bireyin davranışlarını etkilerken bireylerin davranışları kültürün yeniden üretilmesine katılır. Ekolojik koşullar üretimi etkilerken üretim biçimleri doğanın dönüşümünü hızlandırır. Böylece neden ve sonuç birbirinden kesin çizgilerle ayrılan iki kutup olmaktan çıkar.
Geri besleme kavramı bu ilişkiyi anlamada merkezi bir yere sahiptir. Bir sürecin ürettiği sonuç yeniden sistemin içine girerek sonraki gelişmeyi etkiler. Ekonomik kriz işsizliği artırabilir. Artan işsizlik siyasal tercihleri değiştirebilir. Siyasal değişim ekonomi politikalarını dönüştürebilir. Yeni ekonomi politikaları krizin sonraki seyrini yeniden biçimlendirebilir. Aynı olay farklı tarihsel koşullarda farklı sonuçlara ulaşabilir. Bu nedenle sosyal bilimlerin görevi yalnızca değişkenler arasındaki doğrudan bağlantıları belirlemek değildir. İlişkilerin nasıl birbirini dönüştürdüğünü, hangi geri besleme döngülerinin oluştuğunu ve sistemin hangi koşullarda başka bir gelişme yoluna girdiğini araştırmaktır.
Bu bakış toplumsal teorinin uzun yıllardır taşıdığı belirlenimci eğilimleri de yeniden değerlendirmeyi gerektiriyor. Ekonomi toplumsal yaşamın güçlü belirleyicilerinden biridir. Fakat ekonomi kendi başına hareket eden bağımsız bir mekanizma değildir. Devlet, kültür, teknoloji, doğa, demografi, cinsiyet ilişkileri, sınıflar, savaşlar, göçler ve toplumsal hareketlerle sürekli etkileşim içindedir. Aynı durum siyaset, kültür ve teknoloji için de geçerlidir. Toplumsal gerçeklik birbirinden kopuk katmanların toplamı değil, sürekli etkileşim içinde bulunan ilişkilerin oluşturduğu dinamik bir bütündür.
Ortaya çıkış ve toplumsal gerçekliğin yeni düzeyleri
Karmaşıklık bilimindeki en güçlü kavramlardan biri ortaya çıkıştır. Bir sistemi oluşturan parçalar etkileşime girdiğinde, tek tek parçalarda bulunmayan yeni özellikler oluşabilir. Su moleküllerinin özelliklerinden hareket ederek dalganın bütün davranışını doğrudan çıkarmak mümkün değildir. Canlı bir organizmanın özellikleri de yalnızca hücrelerin tek tek özelliklerinin toplamına indirgenemez. Sistem yeni bir örgütlenme düzeyi oluşturur.
Toplum da böyle bir örgütlenme biçimidir. İnsanların tek tek davranışlarından dil, kültür, hukuk, para, devlet, sınıflar, ahlak, kurumlar ve kolektif kimlikler ortaya çıkar. Bu yapılar bir kez oluştuktan sonra insanların davranışlarını etkileyen gerçek toplumsal güçlere dönüşür. İnsan toplumsal yapıyı üretir, toplumsal yapı da insanın davranışlarını, seçeneklerini ve düşünme biçimlerini şekillendirir. Byrne ve Callaghan’ın yapı ve özne ilişkisine verdiği önem bu nedenle anlamlıdır. Yapı ile özne birbirinin karşıtı iki ayrı dünya olarak değil, aynı tarihsel sürecin birbirini oluşturan iki yönü olarak ele alınır.
Bu yaklaşım sosyal bilimlerde uzun yıllardır süren birey mi toplum mu, yapı mı özne mi tartışmalarına daha ilişkisel bir çerçeve kazandırıyor. İnsan eylemi toplumsal yapıların içinde gerçekleşir. Aynı insan eylemi bu yapıları değiştirebilir. Bir toplumsal hareket kurulu siyasal dengeler içinde doğar fakat geliştiğinde o dengeleri dönüştürebilir. Yeni bir teknoloji mevcut ekonomik ilişkiler içinde üretilir fakat yaygınlaştığında çalışma biçimlerini, iletişimi, kültürü ve siyaseti değiştirebilir. Toplumsal süreçler bu karşılıklı etkileşimlerle ilerler.
Zaman ve tarih yeniden düşünülüyor
Karmaşıklık yaklaşımının sosyal bilimlere getirdiği bir başka önemli katkı zaman anlayışıdır. Klasik düşüncede zaman çoğu kez olayların üzerinde ilerlediği boş ve homojen bir çizgi gibi ele alınır. Karmaşık sistemlerde ise geçmiş sistemin bugünkü davranışının parçasıdır. Bir toplumun yaşadığı savaşlar, devrimler, göçler, ekonomik krizler, teknolojik dönüşümler ve ekolojik felaketler sonraki gelişme yollarını etkiler.
Bu nedenle tarih aynı basamaklardan geçen evrensel ve doğrusal bir süreç olarak kavranamaz. Toplumların gelişme yolları kendi geçmişleriyle, çevreleriyle ve karşılaştıkları tarihsel kırılmalarla şekillenir. Aynı ekonomik politika farklı ülkelerde farklı sonuçlar üretebilir. Aynı siyasal kurum farklı toplumsal yapılarda farklı biçimlerde çalışabilir. Aynı teknolojik yenilik farklı kültürel ve ekonomik koşullarda farklı dönüşümlere yol açabilir.
Bu düşünme biçimi tarihsel determinizmin yerine tarihsel olasılıkları ve gelişme yollarını koyar. Toplumlar belirli maddi koşullar içinde hareket eder, fakat bu koşullar tek bir gelecek üretmez. Siyasal mücadeleler, kolektif eylemler, ekolojik değişimler, teknolojik gelişmeler ve tarihsel rastlantılar yeni yollar açabilir. Tarih böylece önceden yazılmış bir senaryodan çok, çok sayıda ilişkinin birbirini etkilediği açık bir süreç olarak anlaşılır.
Sosyal bilimler ve temel bilimler yeniden buluşuyor
Byrne ve Callaghan’ın çalışmasının en güçlü taraflarından biri sosyal bilimleri kendi sınırları içinde kapalı bir alan olarak düşünmemesidir. Karmaşıklık bilimi fizik, biyoloji, ekoloji, matematik, bilgisayar bilimleri ve sistem teorisi gibi birçok alandaki gelişmelerden beslenmiştir. Sosyal bilimler bu birikimle ilişki kurduğunda kendi kavramsal dünyasını da genişletir.
İnsan yalnızca ekonomik veya siyasal bir özne değildir. İnsan aynı zamanda biyolojik bir organizma, evrimsel bir canlı, sinir sistemine sahip bedensel bir varlık, kültür üreten toplumsal bir özne ve ekosistemlerin içinde yaşayan bir türdür. Sosyal bilimler insanın bu farklı varoluş düzeylerini birlikte düşündüğünde daha güçlü açıklamalar geliştirebilir.
Evrimsel biyoloji insan davranışının yüz binlerce yıllık geçmişini anlamaya katkı sunar. Sinirbilim karar alma, hafıza, öğrenme, korku, bağlılık ve toplumsal davranışların biyolojik altyapısını inceler. Ekoloji insan topluluklarının doğayla karşılıklı bağımlılığını ortaya koyar. Arkeoloji devlet öncesi toplulukların çeşitliliğini gösterir. Yer bilimleri insan tarihinin üzerinde geliştiği gezegensel koşulları anlamamızı sağlar. Sosyal bilimlerin bu alanlarla kuracağı ilişki insanı yalnızca son birkaç bin yıllık devletli toplum tarihi üzerinden açıklayan dar çerçevenin dışına taşır.
İklim krizi karmaşık dünyanın en açık örneği
İklim krizi karmaşıklık düşüncesinin neden gerekli hale geldiğini açık biçimde gösteriyor. Atmosferdeki değişim fiziksel bir süreçtir. Fosil yakıtların kullanımı ekonomik bir süreçtir. Enerji politikaları siyasal bir süreçtir. Tüketim alışkanlıkları kültürel bir süreçtir. İklim değişikliğinin yoksul topluluklar üzerindeki etkisi sınıfsal bir süreçtir. Kuraklık ve göç demografik ve toplumsal süreçlerdir. Bunların tamamı birbirine bağlıdır.
İklim krizini yalnızca karbon miktarı üzerinden anlamaya çalışmak toplumsal ilişkileri eksik bırakır. Yalnızca kapitalist üretim ilişkileri üzerinden açıklamak da atmosfer fiziğini, ekolojik eşikleri ve biyolojik süreçleri dışarıda bırakır. Karmaşıklık yaklaşımı bu alanları birbirine bağlayan düşünme biçimini mümkün kılar.
COVID salgını da benzer bir tablo ortaya koydu. Virüs biyolojik bir olguydu. Ancak salgının yayılma biçimini nüfus yoğunluğu, çalışma koşulları, ulaşım ağları, sağlık sistemleri, gelir dağılımı, siyasal kararlar, yaş yapısı ve insanların davranışları etkiledi. Aynı biyolojik etken farklı toplumlarda farklı sonuçlar üretti. Biyoloji ile toplum arasındaki ilişkinin gerçek yaşamda birbirinden koparılamayacağı bir kez daha görüldü.
Sosyalist düşünce açısından yeni bir imkan
Karmaşıklık düşüncesinin sosyalist teori açısından da önemli sonuçları bulunuyor. Emek ile sermaye arasındaki ilişki kapitalist toplumun merkezindeki temel çelişkilerden biridir. Fakat kapitalist toplum yalnızca bu ilişkinin doğrudan sonucu olarak şekillenmez. Patriyarka, devlet, teknoloji, ekolojik yıkım, ulusal ilişkiler, kentleşme, kültür, savaş, göç ve demografik dönüşümler aynı tarihsel sistem içinde birbirini etkiler.
Bu yaklaşım sınıf ilişkisini zayıflatmaz. Sınıf ilişkisini daha geniş bir toplumsal bütün içine yerleştirir. Kapitalizmin doğayla kurduğu ilişki, kadın emeğinin toplumsal yeniden üretimdeki rolü, teknoloji ile emek denetimi arasındaki bağlantı, devlet biçimleri ve kültürel hegemonya aynı teorik çerçeve içinde incelenebilir.
19.yüzyıl sosyalist düşüncesinin doğduğu bilim dünyası ile bugünün bilim dünyası arasında büyük bir mesafe bulunuyor. Marx’ın yaşadığı dönemde kuantum fiziği, görelilik, genetik, DNA, modern ekoloji, sinirbilim, epigenetik ve karmaşık sistemler bilimi henüz gelişmemişti. Bugünün sosyalist teorisi 19. yüzyılın bilimsel ufkunu tekrar etmek yerine 21. yüzyılın bilimsel birikimini kendi teorik gelişiminin parçası haline getirdiğinde daha güçlü hale gelir.
Sosyal bilimlerde yeni bir bilimsel dönem
Complexity Theory and the Social Sciences – The State of the Art (Karmaşıklık Teorisi ve Sosyal Bilimler – Alanın Güncel Durumu) sosyal bilimlerin içine birkaç yeni kavram ekleyen bir kitap olmanın çok ötesinde duruyor. Bilimin gerçekliği nasıl kavradığına ilişkin daha geniş bir değişimin sosyal bilimlerdeki karşılığını temsil ediyor.
Doğa bilimleri son yüzyılda evreni, yaşamı ve insanı açıklama biçimimizi derinden değiştirdi. Fizik kesin ve değişmez bir evren tasarımından olasılıkların, ilişkilerin ve farklı ölçeklerin dünyasına geçti. Biyoloji organizmayı yalnızca genlerin ürünü olarak değil çevreyle sürekli etkileşim içindeki gelişimsel bir sistem olarak ele almaya başladı. Ekoloji canlıları tek tek türlerden çok ilişkiler ağları içinde inceliyor. Sinirbilim beyni sabit bir yapı yerine yaşam boyunca değişebilen dinamik bir sistem olarak araştırıyor.
Sosyal bilimlerin bu büyük bilimsel dönüşümün dışında kalması düşünülemez. İnsan doğanın dışında yaşayan ayrı bir varlık değildir. İnsan doğanın içinde ortaya çıkmış, biyolojik evrimin ürünü olan, kültür geliştiren, toplumsal sistemler kuran ve içinde yaşadığı ekosistemleri dönüştüren bir canlıdır.
Byrne ve Callaghan’ın kitabının açtığı en güçlü düşünsel alan buradadır. Gerçek dünya fizik, biyoloji, ekonomi, siyaset, kültür ve ekoloji diye ayrılmış değildir. Bu ayrımlar bilimin çalışma alanlarıdır. Gerçekliğin kendisi ilişkiler halinde işler.
21.yüzyıl sosyal bilimlerinin önündeki büyük imkan bu bilgi alanlarını yeniden buluşturmaktır. Karmaşıklık teorisi bu buluşmanın en güçlü araçlarından birini sunuyor. Sosyal bilimlerin derinleşmesi temel bilimlerde yaşanan büyük dönüşümü kavramasına, insanı doğanın içindeki tarihsel bir varlık olarak yeniden düşünmesine ve toplumsal süreçleri çok katmanlı ilişkiler bütünü içinde çözümlemesine bağlıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.