Paris Komünü'nden Rojava'ya - Direnişin Yeni Ölçüsü Yaşamdır

 

Paris Komünü'nden Rojava'ya

Direnişin Yeni Ölçüsü Yaşamdır

Paris Komünü yalnızca yetmiş iki gün yaşadı. İnsanlık tarihine bıraktığı etki ise yüz elli yılı aşan bir zamana yayıldı. 1871 baharında Paris halkı kentin yönetimini kendi ellerine aldı, seçilmiş temsilcilerin geri çağrılabildiği, kamusal görevlerin ayrıcalık olmaktan çıktığı, emekçilerin doğrudan yönetime katıldığı yeni bir siyasal yaşam kurmaya girişti. Komün kısa ömrüne rağmen devrimin yalnızca bir iktidar değişikliği olmadığını gösterdi. İnsanların gündelik hayatı birlikte yönetebileceğini, toplumsal ilişkileri yeniden kurabileceğini ve siyasal gücü toplumun içine dağıtabileceğini ortaya koydu. Son barikatlarda savaşan Komünarlar sonraki kuşaklara güçlü bir direniş geleneği bıraktılar. Bu miras dünyanın birçok coğrafyasında devrimci kuşakların hafızasına yerleşti. Türkiye'de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın darağacındaki duruşları da benzer bir hafızanın parçası oldu. Cesaret, fedakarlık ve direnme iradesi kuşaktan kuşağa aktarıldı.

Bu tarihsel miras bugün yeni bir anlam kazanıyor. Direnişin ölçüsü yalnızca sonuna kadar savaşmakla belirlenmiyor. Yaşamı korumak, örgütlemek, çoğaltmak, toplumsal kurumlar kurmak, halkların kendi kendini yönetebileceği alanlar yaratmak, zaman kazanmak ve kazanımları gelecek kuşaklara taşıyabilmek devrimci siyasetin merkezine yerleşiyor. Paris Komünü insanlığa halkın yönetebileceğini gösterdi. Rojava ise halkın yönetirken yaşayabileceğini, değişen koşullara uyum sağlayabileceğini, farklı güçlerle ilişki kurabileceğini ve toplumsal kurumlarını uzun yıllara yayabileceğini gösteren başka bir tarihsel deneyim yarattı.

Barikattan toplumsal yaşama

Paris Komünü'nün siyasal gücü barikatlarda doğdu, fakat Komünün gerçek büyüklüğü barikatların arkasında kurmaya başladığı toplumsal yaşamdaydı. Halk meclisleri, seçilmiş temsilciler, işçi örgütlenmeleri, kadınların kamusal alandaki etkinliği ve halkın kendi kentini yönetme iradesi yeni bir toplum fikrinin ilk biçimlerini oluşturdu. Komünarlar devrimi yalnızca eski düzenin karşısında duran bir güç olarak görmediler. Yeni bir yaşam biçimini aynı anda kurmaya yöneldiler. Yetmiş iki gün bu kurumların kökleşmesi için kısa bir zaman oldu, fakat fikir dünyaya yayıldı. Paris'in sokaklarından çıkan bu düşünce daha sonra Rusya'daki sovyetlerde, İspanya'daki işçi kolektiflerinde, Latin Amerika'daki komünal hareketlerde ve dünyanın farklı bölgelerindeki öz yönetim deneyimlerinde yeniden ortaya çıktı.

Rojava bu tarihsel hattın yirmi birinci yüzyıldaki en özgün örneklerinden biri oldu. Kuzey ve Doğu Suriye'de savaşın, devlet krizinin ve bölgesel çatışmaların ortasında gelişen hareket yalnızca askeri bir savunma örgütlemedi. Mahalle komünleri, yerel meclisler, kadın yapıları, kooperatifler, eğitim kurumları ve eş başkanlık sistemi üzerinden yeni bir toplumsal düzen kurmaya yöneldi. Kadınların örgütlü gücü siyasal sistemin merkezine yerleşti. Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Ezidiler ve bölgedeki başka topluluklar ortak yönetim biçimlerinin içinde yer aldı. Böylece direniş cephede verilen mücadeleden gündelik yaşamın tamamına yayıldı.

Yaşamak da devrimci bir eylemdir

Devrimci kültür uzun dönem boyunca fedakarlığı ölümle ilişkilendiren güçlü bir hafıza taşıdı. Paris Komünarlarının son barikatları, Latin Amerika gerillalarının dağlardaki mücadelesi, Türkiye'deki devrimci gençlerin idam sehpasındaki duruşları bu kültürün simgeleri haline geldi. Bu insanların cesareti tarihsel değerini koruyor. Bugünün mücadeleleri bu mirasa başka bir boyut ekliyor. Devrimci irade aynı zamanda yaşama iradesidir. Bir hareketin insanlarını koruması, kadrolarını geliştirmesi, toplumsal hafızasını aktarması, kurumlarını büyütmesi ve uzun süreli örgütlenme kapasitesi oluşturması direnişin gücünü genişletir.

Rojava'nın deneyimi bu dönüşümü açık biçimde gösteriyor. Hareket değişen bölgesel dengeleri okuyarak farklı dönemlerde farklı ilişkiler kurdu. Askeri mücadele ile diplomasi birlikte yürüdü. Yerel yönetim ile uluslararası ilişki aynı siyasal alanın parçaları olarak ele alındı. Gerektiğinde ittifak kuruldu, gerektiğinde müzakere edildi, gerektiğinde güçler yeniden konumlandırıldı. Bu esneklik ilkelerin terk edilmesi anlamına gelmedi. Aksine toplumsal kazanımların korunmasına hizmet eden bir siyasal akıl yarattı. Devrimci kararlılık sabit bir biçime bağlı kalmak yerine hedefi koruyan farklı yollar geliştirebildi.

Chiapas'tan Rojava'ya

Meksika'nın Chiapas bölgesindeki Zapatista hareketi de yaşamı merkeze alan direniş anlayışının güçlü örneklerinden biridir. EZLN 1994 yılında silahlı ayaklanmayla dünya gündemine girdi. Ardından ağırlığını uzun süreli toplumsal örgütlenmeye verdi. Yerli toplulukların kendi kendini yönettiği özerk bölgeler kuruldu. Eğitim, sağlık, tarım, yerel yönetim ve toplumsal karar alma süreçleri halkın doğrudan katılımıyla örgütlendi. Hareket askeri varlığını toplumsal yaşamı koruyan bir çerçeveye dönüştürdü. Chiapas'ta direniş yıllar içinde toprağın işlenmesinde, çocukların eğitiminde, kadınların örgütlenmesinde ve toplulukların kendi kararlarını almasında yaşamaya devam etti.

Rojava ile Chiapas arasında coğrafi, kültürel ve tarihsel büyük farklar bulunuyor. Buna rağmen iki deneyim aynı siyasal yönelimin farklı biçimlerini ortaya koyuyor. Devlet iktidarını ele geçirmek yerine toplumun kendi kendini yönetme kapasitesini büyütmek, merkezi gücü aşağıya dağıtmak, yerel toplulukları siyasal özne haline getirmek ve gündelik yaşamı dönüşümün alanı yapmak bu ortak yönelimin temelini oluşturuyor. Devrim böylece tek bir tarihsel ana sıkışmıyor. Uzun yıllara yayılan toplumsal bir süreç haline geliyor.

İspanya'nın kolektifleri

1936 İspanya Devrimi de yaşamı örgütleyen direnişin önemli tarihsel örneklerinden biridir. İşçiler Katalonya'da fabrikaların, tramvayların ve çeşitli işletmelerin yönetimini üstlendiler. Aragon'daki köylüler tarım kolektifleri kurdular. Üretim, ulaşım ve gündelik yaşam doğrudan halk örgütlenmeleri tarafından yönetilmeye başladı. Devrim barikatlarda ilerlerken fabrikalarda, köylerde ve mahallelerde başka bir toplum aynı anda kuruluyordu.

İspanya deneyimi Paris Komünü'nün açtığı yolu genişletti. Paris halkın kendi kendini yönetebileceğini göstermişti. İspanya işçilerin ve köylülerin üretimi de doğrudan örgütleyebileceğini ortaya koydu. Rojava ise bu tarihsel deneyime kadın özgürlüğünü, ekolojik duyarlılığı, farklı halkların ortak yönetimini ve yerel demokrasiyi daha sistemli biçimde ekledi. Böylece devrim düşüncesi devlet merkezli bir siyasal değişimden toplumun bütün ilişkilerini dönüştüren uzun vadeli bir sürece doğru ilerledi.

Stratejik aklın gücü

Vietnam devrimi başka bir açıdan önemli bir tarihsel ders sunar. Vietnamlı devrimciler askeri mücadele ile diplomasiyi birbirinin karşıtı olarak görmediler. Savaşırken görüştüler, görüşürken örgütlendiler, zaman kazanırken toplumsal güçlerini büyüttüler. Güç dengelerini hesaba katan anlaşmalar yaptılar ve uzun vadeli hedeflerini korudular. Bu deneyim devrimci siyasetin yalnızca kararlılıktan değil, zaman duygusundan, ilişki kurma kapasitesinden ve koşulları doğru okuyabilme yeteneğinden de beslendiğini gösterdi.

Doğadaki canlı sistemler de varlıklarını yalnızca güç kullanarak korumaz. Çevresindeki değişimleri algılar, ilişkilerini yeniden düzenler, yeni koşullara uyum sağlar ve yaşam alanlarını genişletir. Toplumsal mücadeleler de benzer bir hareketlilik taşır. Direniş yalnızca karşı koyma eylemi değildir. Öğrenme, uyum sağlama, örgütlenme, ilişki kurma ve yeni yaşam biçimleri üretme kapasitesidir.

Paris'ten Rojava'ya değişen devrim fikri

Paris Komünü ile Rojava arasında yüz elli yılı aşan bir tarihsel mesafe bulunuyor. Bu süre boyunca devrim fikri de gelişti. Paris Komünü halk egemenliğinin mümkün olduğunu gösterdi. İspanya üretimin kolektif yönetimini genişletti. Zapatistalar uzun süreli özerk yaşam biçimleri geliştirdi. Rojava ise komünal örgütlenmeyi kadın özgürlüğü, çok kimlikli toplumsal yapı, yerel demokrasi ve stratejik esneklikle birleştirdi.

Bu tarihsel çizgi devrimi tek bir zafer anından çıkarıp yaşamın içine yerleştiriyor. Mahalle meclisi, kadın örgütü, kooperatif, köy komünü, okul, sağlık merkezi ve yerel yönetim devrim sonrasının kurumları olarak değil, devrimci dönüşümün kendisi olarak görülüyor. Toplum kendi kendini yönetmeyi bu kurumların içinde öğreniyor. Demokrasi bir devlet biçiminden çıkıp gündelik ilişkinin parçasına dönüşüyor.

Paris Komünü'nün yetmiş iki günü insanlığa güçlü bir başlangıç bıraktı. Rojava bu başlangıcın üzerine uzun süreli bir toplumsal deneyim inşa etti. Paris'in barikatları bize ayağa kalkmanın gücünü gösterdi. Rojava'nın komünleri ayakta kalmanın, örgütlenmenin ve yaşamı çoğaltmanın gücünü gösteriyor.

Direnişin yeni ölçüsü yaşamdır.

Yaşamak, örgütlenmek, üretmek, öğrenmek, ilişki kurmak, kadınların özgürleşmesini büyütmek, farklı halkların birlikte yönetimini geliştirmek ve gelecek kuşaklara yaşayan kurumlar bırakmak devrimci mücadelenin yeni ufkunu oluşturuyor.

Paris Komünü bize halkın yönetebileceğini söyledi. Rojava bu cümleyi genişletti. Halk yönetebilir, örgütlenebilir, değişebilir, ilişki kurabilir ve kendi yaşamını uzun bir tarihsel süreç içinde yeniden yaratabilir.


Yorumlar

Popüler Yayınlar