Kaganoviç Üzerinden Kurulan Polemik
Kaganoviç Üzerinden Kurulan Polemik
soL Haber’in Lazar Kaganoviç ile 1990 yılında yapılan söyleşiyi yeniden yayımlaması, Sovyetler Birliği’nin çözülüş dönemine ilişkin önemli bir tarihsel belgeyi günümüze taşıyor. Kaganoviç’in sözleri yalnızca kişisel bir tanıklık olarak okunamaz. Bir dönemin sosyalizm, devlet, parti, sanayileşme, sınıf mücadelesi ve ilerleme anlayışını da yansıtıyor. Söyleşinin başına eklenen editoryal çerçeve ise bu tarihsel belgeyi bugünün sosyalist tartışmalarına bağlayan açık bir siyasal müdahale oluşturuyor. “Marx’ı aşmak”, ilerleme fikri ve tarihsel kazanımlar üzerinden kurulan ima, bugünkü teorik arayışları geçmişin kavramsal ölçüleriyle tartmaya yöneliyor. Bu yaklaşım sosyalist hareketin daha derin bir sorununu görünür hale getiriyor. Sosyalistlerin büyük bölümü temel bilimlerde son yüz elli yılda yaşanan büyük dönüşümü yeterince takip etmedi. Fizik, biyoloji, sinirbilim, ekoloji, antropoloji ve karmaşık sistemler alanında insanı ve doğayı kavrama biçimimiz büyük ölçüde değişirken sosyalist teorinin önemli bir kesimi 19. yüzyılın kavramsal çerçevesi içinde kalmayı sürdürdü. Yeni bilgiyi öğrenmenin zahmetli yoluna girmek yerine hazır kalıpları bugünün üzerine boca etmek daha kolay geldi. Bu teorik tembellik yalnızca bugünün tartışmalarını daraltmadı, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünü anlama biçimini de sınırladı.
Gorbaçov bir neden değil sonuçtu
Sovyetler Birliği’nin çözülüşünü Gorbaçov’un politikalarıyla açıklamak, uzun bir tarihsel süreci tek bir döneme sıkıştırır. Gorbaçov dışarıdan gelen bir güç değildi. Sovyet siyasal sistemi içinde yetişti, parti mekanizmasının bütün basamaklarından geçti, o sistemin kadro anlayışı, siyasal kültürü ve kurumları içinde şekillendi. Bu nedenle Gorbaçov’u başlangıç noktası olarak görmek yerine onu üreten koşullara bakmak gerekir. Gorbaçov bir sonuçtu. Merkezi planlamanın tarihsel başarıları kadar zamanla ağırlaşan karar süreçleri, bürokrasinin büyümesi, siyasal katılımın daralması, toplumsal yaratıcılığın sisteme yeterince yansımaması, teknolojik dönüşüm karşısında ortaya çıkan gecikmeler ve eleştiri mekanizmalarının zayıflaması uzun yıllar içinde birikti. Bir sistem kendi sorunlarını açık biçimde tartışabildiği ölçüde kendisini yeniler. Sovyet deneyiminde ise belirli dönemlerden itibaren eleştiri çoğu zaman sistemin gelişmesinin aracı olmaktan çıkarak sadakat sınırları içinde değerlendirildi. Bu nedenle çözülüşü yalnızca Gorbaçov’a bağlamak kolaycı bir açıklamadır. Gorbaçov’u üreten siyasal, ekonomik ve düşünsel yapıyı anlamak çok daha öğreticidir.
Kaganoviç’in temsil ettiği düşünce
Kaganoviç’i temsil ettiği düşüncedir sosyalizmi güçlü biçimde sahiplenir, Sovyet deneyiminin kazanımlarını savunur, sanayileşmeyi ve merkezi devlet kapasitesini tarihsel ilerlemenin temel ölçüleri arasında görür. Aynı düşünce, sistemin kendi iç çelişkilerini sorgulama konusunda daha dar bir alan açar. Sadakat bu yaklaşımda güçlü bir siyasal değer haline gelir, eleştirel düşünce ise sadakatin sınırları içinde kabul edilir. Böyle bir zihniyet uzun vadede büyük bir sorun üretir. Sistem kendi başarılarını anlatmakta güçlü, kendi yetersizliklerini anlamakta daha zayıf hale gelir. Kaganoviç’in söyleşide sergilediği tutum bu düşünceyi açık biçimde yansıtıyor. Stalin’e, kolektivizasyona, merkezi yönetime ve Sovyet modeline duyulan bağlılık, sistemi içeriden yeniden düşünme ihtiyacının önüne geçiyor. Kaganoviç burada bir temsil figürüdür. Eleştirilmesi gereken onun şahsı değil, düşüncenin kendisidir. Sosyalizmin kazanımlarını savunurken kendi yapısal sorunlarını ikincil gören, eleştiriyi çoğu zaman dışarıdan gelen bir saldırı olarak algılayan, yeni bilgiye karşı mevcut teorik çerçeveyi korumaya yönelen bu düşünce biçimi, Sovyet deneyiminin kendisini yenileme kapasitesini daralttı.
Teorik tembellik 19. yüzyıl kalıplarıyla konuşuyor
Bugün sosyalist düşüncenin önemli bir bölümü benzer bir sorun yaşıyor. Marx’ın döneminden bu yana bilimsel bilgi büyük ölçüde değişti. Görelilik kuramı, kuantum fiziği, karmaşık sistemler, evrimsel biyoloji, genetik, epigenetik, sinirbilim ve ekoloji insan ve doğa hakkındaki kavrayışımızı derinleştirdi. Buna rağmen birçok sosyalist hala 19. yüzyılın kavramsal alışkanlıklarıyla konuşuyor. Bu durum çoğu zaman Marx’a bağlılık olarak sunuluyor. Oysa Marx’ın yöntemi sürekli öğrenmeye dayanıyordu. Darwin’i izledi, jeolojiyle ilgilendi, kimyadaki gelişmeleri takip etti, tarım bilimine önem verdi, kapitalizmi yalnızca iktisat kitaplarından anlamaya çalışmadı. Doğa bilimleri, tarih, teknoloji ve üretim süreçlerini aynı düşünsel alan içinde değerlendirdi. Bugün Marx’ın adını en fazla kullanan çevrelerin bir bölümünün temel bilimlerdeki gelişmeleri öğrenme konusunda aynı isteği göstermemesi büyük bir çelişkidir. Teorik tembellik yeni bilgiyi öğrenmek yerine eski kavramı tekrarlamak, yeni bilimsel gelişmeyi anlamak yerine onu mevcut ideolojik etiketlerden biriyle açıklamak, karmaşık sistemleri öğrenmek yerine onları düşünsel dağınıklık olarak görmek, sinirbilimi incelemek yerine biyolojik indirgemecilik korkusuyla alanı bütünüyle dışarıda bırakmak, ekolojiyi üretim teorisinin merkezine almak yerine sanayileşme ve üretici güçler üzerinden tek yönlü bir ilerleme anlayışını korumak biçiminde kendini gösteriyor. Bu yaklaşım sosyalizmi güçlendirmiyor. Sosyalist düşüncenin bilgiyle kurduğu bağı zayıflatıyor.
Bilim değişirken tarih anlayışı da değişir
Sovyet deneyimi yeniden okunmalı
Sovyetler Birliği sosyalist tarihin en büyük deneyimlerinden biridir. Sanayileşme, eğitim, sağlık, bilim, kültür, kadınların toplumsal yaşama katılımı ve faşizmin yenilmesi açısından büyük tarihsel başarılar üretti. Bu başarılar sosyalist hareketin ortak mirasıdır. Aynı deneyimin bürokratikleşme, siyasal temsil, toplumsal katılım, yenilenme kapasitesi ve eleştiri kültürü açısından ortaya çıkardığı sorunlar da aynı mirasın parçasıdır. Sovyet tarihini savunmak, onun bütün sonuçlarını birlikte incelemekle anlam kazanır. Gorbaçov’u yalnızca çözülüşün mimarı olarak görmek yerine onu ortaya çıkaran sistemi incelemek gerekir. Kaganoviç’i yalnızca sadık bir Bolşevik olarak görmek yerine onun temsil ettiği düşüncenin hangi sınırlar ürettiğini anlamak gerekir. Sosyalist düşüncenin kendi tarihine verebileceği en güçlü yanıt, başarıları sahiplenirken sorunları da aynı açıklıkla incelemektir.
Marx’a bağlılık Marx gibi öğrenmektir
Bugünün sosyalistlerinin görevi 19. yüzyılın kavramlarını korumak değildir. O kavramları 21. yüzyılın bilgi düzeyiyle yeniden sınamaktır. Marx’a bağlılığın en güçlü biçimi Marx gibi davranmaktır. Çağın bilimini öğrenmek, yeni bulguları ciddiye almak, kavramları yeniden sınamak, doğa ile toplum arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmek, kapitalizmin değişen biçimlerini incelemek, insan davranışına ilişkin yeni bilimsel bilgiyi toplumsal teoriyle buluşturmak, ekolojik sınırları üretim teorisinin içine yerleştirmek ve karmaşık sistemlerin sunduğu yeni kavrayışı sosyal analize taşımak gerekir. Sosyalizm öğrenmeye açık olduğu ölçüde gelişir. Geçmişin büyük kazanımları bugünün bilgisini öğrenmeye engel değildir. Yeni düşüncenin üzerine kurulacağı güçlü bir tarihsel zemindir. Kaganoviç üzerinden kurulan polemik bu nedenle yalnızca Sovyet geçmişiyle ilgili değildir. Bugünün sosyalist düşüncesinin kendi bilgi sınırlarıyla ilgilidir. Sorun Marx’ı aşmak değildir. Sorun Marx’ın yöntemini bırakıp Marx’ın döneminin kalıplarına sığınmaktır. Bilim ilerledi, insan hakkındaki bilgimiz genişledi, doğa hakkındaki bilgimiz derinleşti. Sosyalist düşüncenin önündeki görev bu bilgiyle yeniden buluşmaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.