Dünya Öcalan'ı Tartışıyor Türkiye Yeni Başlıyor

 

Dünya Öcalan'ı Tartışıyor Türkiye Yeni Başlıyor

Öcalan'ı Güvenlik Dilinin Ötesinde Okumak

Nur Mehmet Güler'in Medyascope'ta 15 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan Türkiye'nin Öcalan paradoksu başlıklı yazısı, Abdullah Öcalan üzerine Türkiye'de yürütülen tartışmada dikkat çekici bir eşiğe işaret ediyor. Yazının değeri Öcalan'ın güncel siyasal süreçteki rolünü değerlendirmekle sınırlı kalmıyor. Güler, yaklaşık yarım yüzyıllık düşünsel dönüşümü bağımsız bir inceleme konusu olarak ele alıyor ve Öcalan'ın düşünce dünyasının akademik araştırmanın konusu haline gelmesini gündeme taşıyor. Türkiye'de Öcalan hakkında çok büyük bilgi ve haber birikimi bulunmasına rağmen onun düşünsel dönüşümünü inceleyen bağımsız akademik çalışmaların sınırlı kaldığını belirtiyor.

Bu yaklaşım önemli bir değişime işaret ediyor. Öcalan Türkiye'de uzun yıllar güvenlik, çatışma, örgüt, devlet ve Kürt meselesi ekseninde konuşuldu. Son yıllarda uluslararası akademik dünyada farklı bir yön gelişiyor. Demokratik konfederalizm, demokratik modernite, demokratik ulus, kadın özgürlüğü, ekoloji, komünal ekonomi ve devlet dışı siyasal örgütlenme giderek daha fazla bağımsız araştırma konularına dönüşüyor. Güler'in yazısı bu uluslararası tartışmanın Türkiye'deki nitelikli gazetecilik alanına taşınmaya başladığını gösteriyor. İmralı'dan Dünya Akademisine açılan çalışma alanı Türkiye'de gazetecilik alanında da karşılık bulmaya başlıyor.

Bu cümlenin üzerinde özellikle durmak gerekiyor. Çünkü değişen yalnız Öcalan hakkında kullanılan dil değil. İncelemenin ölçeği değişiyor. Bir siyasal aktörün güncel açıklamalarını yorumlamaktan, yaklaşık otuz yılda oluşmuş düşünsel sistemin kaynaklarını, dönüşümünü, kavramlarını, iç gerilimlerini ve toplumsal karşılıklarını araştırmaya doğru bir geçiş yaşanıyor.

Klasik sosyalizmin sınırlarını aşan arayış

Güler'in yazısındaki en güçlü bölümlerden biri Öcalan'ın sosyalizm anlayışındaki dönüşümü ele aldığı bölüm. Yirminci yüzyıl sosyalizminin önemli bir bölümünde devlet iktidarının ele geçirilmesi toplumsal dönüşümün başlangıç noktası kabul edildi. Siyasal iktidar alınacak, üretim ilişkileri dönüştürülecek ve yeni toplum devlet aracılığıyla kurulacaktı. Öcalan'ın son dönem düşüncesi bu sıralamayı değiştiriyor. Komün, demokratik toplum ve demokratik konfederalizm sosyalizmin kuruluş zamanını gelecekteki iktidar değişiminden bugünün toplumsal ilişkilerine taşıyor.

Bu ayrışmanın tarihsel zemini daha derine uzanıyor. İnsan topluluklarının sınıflı toplumlara geçişi yalnız ekonomik artığın paylaşımındaki değişimle ilerlemedi. Mülkiyetin yoğunlaşması, siyasal iktidarın merkezileşmesi, erkek egemenliğinin kurumsallaşması ve doğanın giderek insanın kullanımına sunulmuş bir kaynak olarak görülmesi uzun tarihsel süreç içinde birbirini besledi. Kadının emeği ve bedeni üzerindeki denetim, üreticinin artı ürününe el konulması ve toprağın, ormanın, suyun ekonomik gücün araçlarına dönüştürülmesi farklı dönemlerde farklı biçimler aldı. Kapitalizm bu tarihsel mirası ücretli emek, özel mülkiyet, piyasa ve sürekli büyüme dinamiğiyle dünya ölçeğinde genişletti. Emek sömürüsü, kadın üzerindeki tahakküm ve ekolojik yıkım bu nedenle birbirinden kopuk üç sorun yerine aynı uygarlık tarihinin iç içe geçmiş ilişkileri olarak ortaya konuldu.

Klasik sosyalizmin büyük tarihsel başarısı emek ile sermaye arasındaki çelişkiyi modern toplumun merkezine yerleştirmesiydi. Öcalan'ın düşünsel dönüşümü bu güçlü mirası kadın özgürlüğü, ekoloji, kültür, kimlik ve gündelik yaşamla genişleten başka bir bütünlük kuruyor. Toplumsal özgürlük üretim araçlarının mülkiyetindeki değişimin yanında iktidarın toplumsal ilişkiler içindeki bütün biçimlerinin dönüşümünü kapsıyor. Kadın özgürlüğünün paradigmanın merkezine yerleşmesi ve ekolojinin bağımsız bir başlık yerine toplumsal özgürlüğün kurucu öğesine dönüşmesi bu genişlemenin parçalarını oluşturuyor.

Reel sosyalizmden demokratik topluma

Öcalan'ın reel sosyalizm eleştirisi de bu düşünsel dönüşüm içinde anlam kazanıyor. Sovyet deneyimi, sanayileşme, eğitim, bilimsel gelişme ve toplumsal refah alanlarında büyük tarihsel dönüşümler yarattı. Aynı deneyim devletin giderek merkezileştiği, siyasal kararların bürokratik yapılarda yoğunlaştığı ve toplumun kendi kendisini örgütleme kapasitesinin daraldığı bir yapı da üretti. Üretim araçlarının özel mülkiyetten devlet mülkiyetine geçmesi, toplumsal yaşamın bütün alanlarında özgürleşmeyi gerçekleştirmedi. Öcalan'ın reel sosyalizmden ayrıldığı temel hatlardan biri bu tarihsel deneyimin devlet, iktidar ve toplum ilişkisini yeniden düşünmesidir.

Bu ayrışmayı yalnız siyasal deneyimlerin bilançosuyla değerlendirmek de düşünsel dönüşümün bir bölümünü eksik bırakır. Marx ve 19. yüzyıl sosyalistleri kendi çağlarının bilimsel bilgi dünyasında düşündüler. Sonraki yüzyılda evrimsel biyoloji, genetik, ekoloji, sinirbilim, sistemler yaklaşımı ve karmaşıklık çalışmaları canlılığın ve doğanın karşılıklı ilişkiler, geri beslemeler, uyum, çeşitlilik ve çok sayıda etkenin birlikte işlediği süreçlerle geliştiğini çok daha ayrıntılı biçimde gösterdi. Doğa bilimlerinde gelişen bu bilgi, toplumsal düşünceye de tek nedenli ve doğrusal açıklamaların ötesinde daha ilişkisel ve bütüncül düşünme imkanları kazandırdı. Toplum yalnız üretim ilişkilerinden oluşan bir yapı olarak değil, biyolojik varlığımızdan kültüre, ekolojiden toplumsal hafızaya, cinsiyet ilişkilerinden ekonomiye uzanan çok katmanlı bir tarihsel oluşum olarak yeniden düşünülmeye başladı.

Öcalan'ın demokratik modernite yaklaşımının önemi bu geniş düşünsel dönüşümle birlikte daha açık görülebilir. Kapitalist modernitenin karşısına yalnız başka bir ekonomi modeli koymuyor. Demokratik toplum, ekolojik yaşam ve kadın özgürlüğünü aynı paradigmanın birbirine bağlı kurucu alanları haline getiriyor. Komün de yalnız yerel yönetim birimi olmaktan çıkarak toplumun siyasal özne olarak yeniden kuruluşunun temel örgütlenme alanına dönüşüyor.

Kadın özgürlüğü paradigmanın merkezinde

Güler'in üzerinde durduğu diğer önemli alan kadın özgürlüğü. Öcalan'ın düşünsel dönüşümünü yalnız sınıf, devlet ve ulusal sorun üzerinden okumak paradigmanın temel katmanlarından birini görünmez kılar. Kadın özgürlüğü giderek toplumsal özgürlüğün ölçütüne dönüşüyor. Kürt kadın hareketinin ürettiği siyasal dilin Türkiye ve Suriye sınırlarını aşarak İran'daki Jin, Jiyan, Azadi hareketinde başka toplumsal kesimlerle buluşması bu düşünsel etkinin örgütsel sınırların dışına taşmasını gösteriyor.

Kadının tarihsel konumunun bu ölçekte ele alınması sosyalist düşüncenin kapsamını da genişletiyor. Ücretli emek alanındaki sömürü ile ev içindeki görünmeyen emek, toplumsal cinsiyet ilişkileri, mülkiyet, siyasal iktidar ve kültürel yeniden üretim aynı tarihsel bütünün parçaları haline geliyor. Kadın özgürlüğünün sonraya bırakılacak bir toplumsal hedef yerine demokratik toplumun kuruluş koşullarından biri olarak görülmesi, Öcalan'ın klasik sosyalizmden ayrıldığı belirgin noktalardan birini oluşturuyor.

Bu gelişme paradigmanın bölgesel karakterini anlamak açısından da değer taşıyor. Demokratik ulus fikri yalnız Kürtlerin statüsünü tarif eden bir kavram olarak kurulmadığında Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Farsların, Ermenilerin, Süryanilerin ve farklı inanç topluluklarının kendi varlıklarını koruyarak ortak siyasal yaşam kurmasının teorik zeminine dönüşüyor. Demokratik konfederalizm de bu toplumsal çoğulluğun örgütlenme biçimi olarak anlam kazanıyor.

Dünya akademisinin açtığı alan

Türkiye'deki tartışmanın gecikmiş tarafı akademik dünya ile kurulan ilişkide daha açık görülüyor. Öcalan'ın geliştirdiği kavramlar uzun süredir Türkiye dışında sosyoloji, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, toplumsal hareketler, feminist teori ve ekoloji çalışmaları içinde tartışılıyor. Joost Jongerden demokratik konfederalizm ve öz yönetim pratiklerini inceliyor. Kamran Matin paradigmayı uluslararası ilişkiler ve devletler sistemi açısından eleştirel biçimde değerlendiriyor. Sara Kermanian demokratik konfederalizmin siyasal imkanlarını inceliyor. Kadın hareketi üzerine yapılan çalışmalar ise Jin, Jiyan, Azadi hattının ulusötesi dolaşımını araştırıyor.

Bu çalışmaların değeri Öcalan'ın düşüncesini onaylamalarından kaynaklanmıyor. Akademik düşüncenin gücü destek ile eleştiriyi aynı araştırma alanında buluşturabilmesinden geliyor. Bir paradigma güçlü sorularla karşılaştıkça kendi sınırlarını ve imkanlarını daha görünür hale getirir. Devletlerarası sistemin baskısı, kapitalist mülkiyet ilişkilerinin dönüşümü, komünal ekonominin büyük ölçekli üretimle ilişkisi, güçlü liderlik ile aşağıdan örgütlenme arasındaki denge, ekolojik toplumun maddi temelleri ve kadın özgürlüğünün gündelik toplumsal yapılara nüfuzu bu araştırma alanının gelişmesini sağlayacak başlıklardır.

Türkiye'nin gecikmiş karşılaşması

Güler'in yazısının değerini bu nedenle güncel siyasal tartışmanın ötesinde görüyorum. Türkiye'de Öcalan hakkında her gün haber üretilirken düşüncesinin bağımsız akademik araştırma konusu haline gelmesindeki gecikme önemli bir düşünsel boşluk yarattı. Dünyanın farklı üniversitelerinde ve düşünce çevrelerinde demokratik konfederalizm, kadın özgürlüğü, ekoloji ve devlet dışı demokrasi tartışılırken Türkiye uzun süre kendi topraklarından çıkan bu düşünsel dönüşümü güvenlik dilinin sınırları içinde değerlendirdi.

Medyascope'ta yayımlanan Türkiye'nin Öcalan paradoksu bu sınırın aşılmaya başladığını gösteren işaretlerden biri. Güler Öcalan'ı yalnız savunulacak veya reddedilecek bir siyasal figür olarak ele almıyor. Düşünsel değişimin kendisini inceleme konusu yapıyor. Öcalan'ın sosyalizm anlayışındaki dönüşümü, kadın özgürlüğünün kazandığı merkezi yeri, demokratik konfederalizmi ve bölgesel siyasal etkisini birlikte değerlendiriyor. Devletlerin gücü, jeopolitik çatışmalar ve paradigmanın kendi iç gerilimleri de araştırmanın parçaları haline geliyor.

İmralı'dan Dünya Akademisine

Bir düşüncenin tarihsel etkisi yalnız onu benimseyenlerin sayısıyla ölçülmez. Farklı disiplinlerden insanların o düşünceyi araştırmaya, eleştirmeye, başka düşüncelerle karşılaştırmaya ve yeni kavramsal alanlar açmaya başlaması da düşünsel etkinin göstergesidir. Öcalan üzerine uluslararası alanda gelişen çalışmalar bu açıdan yeni bir evreyi temsil ediyor.

Benim bir süredir İmralı'dan Dünya Akademisine başlığı altında izlemeye çalıştığım süreç de bu dönüşüme dayanıyor. Öcalan'ı anlamak yalnız onun kitaplarını okumakla sınırlı bir çalışma oluşturmuyor. Öcalan'ın ortaya attığı kavramların feministler, sosyologlar, siyaset bilimciler, ekolojistler, antropologlar ve farklı sosyalist düşünce gelenekleri tarafından nasıl karşılandığını da izlemek gerekiyor. Destekleyen çalışmalar kadar güçlü eleştiriler de bu düşünsel haritanın parçasıdır.

Nur Mehmet Güler'in yazısı bu nedenle benim açımdan ayrıca anlam taşıyor. İmralı'dan Dünya Akademisine uzanan tartışma artık Türkiye'ye geri dönüyor. Uluslararası akademide gelişen tartışmanın Türkiye'deki gazetecilik ve düşünce dünyasıyla buluşması, Öcalan üzerine yıllardır egemen olan dar siyasal dili aşan daha geniş bir düşünsel alanın oluştuğunu gösteriyor.

Öcalan'ın paradigmasını yalnız klasik sosyalizmin içindeki bir yenilenme olarak değerlendirmek bu düşünsel dönüşümün kapsamını daraltır. Emek sömürüsünü, erkek egemenliğini, ekolojik yıkımı, devletin merkezileşmesini ve kültürel tahakkümü aynı tarihsel bütün içinde ele alma çabası başka bir toplumsal düşünme ölçeği kuruyor. Doğa bilimlerinin son iki yüzyılda geliştirdiği ilişkisel ve bütüncül bilgi de toplumu çok katmanlı tarihsel bir sistem olarak düşünmek için yeni imkanlar yaratıyor.

İmralı'da üretilen düşünceler dünya akademisinin konusu oldu. Dünya akademisinde büyüyen tartışma şimdi Türkiye'nin düşünce ve gazetecilik alanına geri dönmeye başlıyor. Nur Mehmet Güler'in yazısının en önemli anlamı bu dönüşün görünür işaretlerinden biri olmasıdır.



Yorumlar

Popüler Yayınlar