Bölüm :10 İmralı'dan Dünya Akademisine / Jin Jiyan Azadi İran ve Demokratik Konfederalizmin Akademiye Taşınması


Bölüm :10 İmralı'dan Dünya Akademisine

Jin Jiyan Azadi İran ve Demokratik Konfederalizmin Akademiye Taşınması

Abdullah Öcalan'ın demokratik konfederalizm düşüncesi uzun yıllar ağırlıklı olarak Kürt meselesi, Rojava deneyimi ve Ortadoğu siyaseti içinde tartışıldı. Son yıllarda akademik alanda gelişen yeni yönelim bu çerçeveyi genişletiyor. Demokratik konfederalizm artık yalnız Kürt siyasal hareketinin programı olarak değil, ulus-devlet, kadın özgürlüğü, sömürgesizleşme, toplumsal çoğulluk ve kendi kaderini tayin hakkı üzerine yürütülen teorik tartışmaların bir kaynağı olarak ele alınıyor. Rojîn Mûkriyan'ın Third World Quarterly dergisinde 17 Temmuz 2026'da yayımlanan "Jin, Jiyan Azadî: Decolonising the ‘Iranian Nation’" başlıklı hakemli çalışması bu yönelimin güçlü örneklerinden biri. Makale İran'daki ulusal sorunu ve 2022'de gelişen Jin Jiyan Azadi hareketini birlikte ele alırken Öcalan'ın demokratik konfederalizm düşüncesini siyasal topluluğu yeniden düşünmenin araçlarından biri haline getiriyor.

Mûkriyan'ın çıkış noktası İran toplumunun çok katmanlı yapısıdır. Kürtler başta olmak üzere Fars olmayan halkların kendi kaderini tayin talepleri, kadınların özgürlük mücadelesi ve 2022 ayaklanmasının yarattığı toplumsal enerji aynı tarihsel alan içinde değerlendirilir. Jin Jiyan Azadi bu açıdan yalnız zorunlu başörtüsü uygulamasına karşı gelişen bir kadın hareketi olarak okunmaz. Hareket kadın özgürlüğünü, Kürt siyasal hafızasını, kültürel çoğulluğu ve demokratik topluluk arayışını birbirine bağlayan daha geniş bir dönüşüm zemini olarak ele alınır. Jina Amini'nin ölümünün ardından Kürtçe bir sloganın İran'ın tamamına, ardından dünyanın ütün ülkelerine yayılması da bu bağın toplumsal gücünü gösterir. Mûkriyan, hareketin uluslararası dayanışma yaratırken İran'ın ulusal yapısına ilişkin farklı talepleri de görünür kıldığını gösteriyor.

Ulusu devletten ayırmak

Makalenin Öcalan tartışmasına getirdiği önemli katkılardan biri kendi kaderini tayin hakkını devlet kurma düşüncesinden ayırmasıdır. Yirminci yüzyılın büyük bölümünde ulusal kurtuluş düşüncesi bağımsız devlet hedefiyle birlikte ele alındı. Bir halkın özgürlüğü sınırları belirlenmiş, merkezi egemenliği bulunan ve uluslararası sistem tarafından tanınan bir devletin kurulmasıyla özdeşleştirildi. Öcalan'ın demokratik konfederalizm düşüncesi bu bağı çözen farklı bir siyasal kavrayış geliştiriyor. Siyasal topluluk ile devlet, ulus ile egemenlik, demokrasi ile merkezi yönetim aynı kavramlar olmaktan çıkarılıyor. Halkların kendi kimliklerini, dillerini, kültürlerini ve toplumsal kurumlarını koruyarak yerel meclisler, komünler, kadın örgütlenmeleri ve konfederal yapılar içinde kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olmaları esas alınıyor. Mûkriyan bu yaklaşımı İran için düşünsel bir olanak olarak ele alıyor.

Bu yaklaşım İran örneğinde özel bir önem kazanıyor. İran yalnız Farslardan oluşan homojen bir toplum değildir. Kürtler, Azeriler, Beluçlar, Araplar ve başka topluluklar aynı siyasal coğrafyada yaşamaktadır. Demokratik konfederalizm bu çoğulluğu tek bir kimlik içinde eritmek yerine siyasal hayatın kurucu unsuru olarak değerlendiren bir model sunuyor. Kendi kaderini tayin hakkı da sınırları yeniden çizmekten çok toplumun siyasal örgütlenme biçimini dönüştüren bir hak haline geliyor. Yerel demokrasi, kadın özgürlüğü, kültürel özerklik ve ekolojik yaşam aynı siyasal mimarinin parçaları olarak düşünülüyor. Bu nedenle Mûkriyan'ın çalışmasında demokratik konfederalizm yalnız Kürt sorununa ilişkin bir çözüm önerisi olarak kalmıyor. İran'ın bütün toplumsal yapısının çoğulcu ve demokratik biçimde yeniden örgütlenmesini düşünmeye yarayan teorik bir çerçeveye dönüşüyor.

Jin Jiyan Azadi ulusal sorun ile kadın özgürlüğünü birleştiriyor

Çalışmanın güçlü taraflarından biri kadın özgürlüğü ile ulusal sorunu birbirinden ayrı alanlar olarak ele almamasıdır. Modern siyasal düşüncenin önemli bir bölümü ulusal sorunları devlet, sınır ve egemenlik üzerinden tartışırken kadın özgürlüğünü başka bir teorik başlık altında değerlendirdi. Jin Jiyan Azadi hareketi bu ayrımı pratik yaşam içinde aşan bir deneyim ortaya çıkardı. Kadınların bedenleri üzerindeki devlet denetimi, Kürt kimliğinin siyasal ve kültürel varlığı, merkezi iktidar yapısı ve toplumsal özgürlük talebi aynı mücadele alanında birleşti.

Bu birleşme Öcalan'ın kadın özgürlüğünü demokratik toplumun temel ölçülerinden biri olarak ele alan düşüncesiyle doğrudan temas kuruyor. Demokratik konfederalizm yalnız yönetim mekanizmalarının yerele devredilmesi anlamına gelmiyor. Kadının toplumsal ve siyasal yaşamın bağımsız öznesi olarak örgütlenmesini, merkezi iktidarın topluma doğru yayılmasını ve farklı toplulukların kendi karar süreçlerini oluşturmasını içeriyor. Mûkriyan'ın makalesi bu nedenle Öcalan'ın düşüncesini yalnız devlet teorisi üzerinden okumuyor. Feminist teori ile sömürgesizleşme düşüncesini demokratik konfederalizm üzerinden buluşturuyor. Makalenin akademik önemini artıran yönlerden biri de budur. Öcalan burada yalnız üzerine araştırma yapılan siyasal bir aktör olarak yer almıyor. Kavram üreten ve çağdaş siyaset teorisinin sorunlarıyla ilişki kuran bir düşünür olarak çalışmanın teorik kaynaklarından biri haline geliyor.

Kamran Matin eleştirisi ve paradigmanın sınanması

Mûkriyan'ın çalışması Öcalan'ın düşüncesini yalnız destekleyen bir metin de değildir. Kamran Matin'in Öcalan'ın devletin tarihsel gelişimine ilişkin yaklaşımına yönelttiği eleştiriyi ayrıntılı biçimde ele alması makaleyi teorik açıdan daha değerli kılıyor. Matin, Öcalan'ın özellikle Sümer devletinin oluşumunu açıklarken toplumlar arasındaki ilişkilerin, dış baskıların ve uluslararası dinamiklerin kurucu ağırlığını daha geniş biçimde hesaba katmanın gerekli olduğunu savunuyor. Mûkriyan bu eleştiriyi ciddiye alıyor ve demokratik konfederalizmin yalnız toplumun kendi içine kapanan yerel bir örgütlenme modeli olarak okunamayacağını gösteriyor. Öcalan'ın daha sonraki devlet oluşumlarını ele alışında toplumlar arası etkileşimleri, askeri rekabeti ve dış baskıları hesaba kattığını vurguluyor.

Buradan çıkan sonuç demokratik konfederalizmin devletin karşısına kapalı ve bağımsız bir toplum alanı kurmasından daha geniştir. Öcalan'ın yaklaşımında devlet ile örgütlü demokratik toplum arasında değişken bir güç dengesi bulunur. Yerel meclisler, komünler, kadın örgütlenmeleri ve demokratik özerklik yapıları devlet kurumlarıyla aynı tarihsel alanda var olur, toplumsal karar alanını genişletir ve merkezi iktidarın yapısını dönüştürür. Mûkriyan bunu İran açısından çift yönlü bir dönüşüm olarak okuyor. Devlet çoğulluğu tanıyan, yetki paylaşan ve merkezi tekçi kimliğin ötesine geçen bir yapıya yönelirken halklar da kendi kaderini tayin hakkını yalnız bağımsız devlet biçiminde düşünmeyen demokratik örgütlenmeler geliştiriyor. Böylece konfederalizm uluslararası sistemi görmezden gelen yerel bir model olmaktan çıkıyor ve farklı ölçeklerde işleyen siyasal ilişkilerin teorisine dönüşüyor.

Öcalan'ın akademide değişen konumu

Bu ve benzeri makalelerin dikkat çekici yanı, Öcalan'ın dünya akademisindeki konumunun geçirdiği dönüşümdür. Uzun süre Öcalan üzerine yapılan çalışmaların önemli bölümü PKK, Kürt milliyetçiliği, güvenlik politikaları ve Ortadoğu çatışmaları çerçevesinde şekillendi. Mûkriyan'ın makalesinde ise Öcalan doğrudan bir teorik tartışmanın içine giriyor. Ulus-devletin doğal ve zorunlu siyasal biçim olduğu kabulü, kendi kaderini tayin hakkının anlamı, siyasal topluluğun sınırları, kadın özgürlüğü, sömürgesizleşme ve çoğulculuk onun geliştirdiği kavramlarla yeniden değerlendiriliyor.

Bu değişim "İmralı'dan dünya akademisine" uzanan düşünsel yolun niteliğini de gösteriyor. Bir düşüncenin akademide ciddiye alınmasının ölçüsü yalnız desteklenmesi değildir. Kavramlarının başka teorilerle karşılaştırılması, eleştiriye açılması, farklı coğrafyalara uygulanması ve yeni araştırma sorularının kurulmasında kullanılmasıdır. Mûkriyan Öcalan'ı bu düzleme taşıyor. Matin'in eleştirisini metnin içine dahil ediyor, demokratik konfederalizmi sömürgesizleşme ve feminist teoriyle karşılaştırıyor ve ardından İran'ın somut toplumsal yapısında sınamaya girişiyor. Böyle bir okuma Öcalan'ın paradigmasını kapalı bir siyasal doktrin olmaktan çıkararak tartışılabilir, geliştirilebilir ve farklı toplumsal deneyimlerle ilişki kurabilir bir teorik alana yerleştiriyor.

Jin Jiyan Azadi'nin açtığı tarihsel alan da bu tartışmanın merkezinde duruyor. Kadın özgürlüğü, ulusal kimlik, yerel demokrasi ve toplumsal özerklik aynı siyasal dönüşüm içinde birleşiyor. İran örneği bu nedenle yalnız İran'a ait bir tartışma değildir. Ulus-devletin homojen toplum varsayımıyla çok kimlikli ve çok dilli gerçek toplumlar arasındaki gerilim dünyanın birçok bölgesinde varlığını koruyor. Demokratik konfederalizm bu soruna sınırları yeniden çizerek değil, siyasetin örgütlenme biçimini değiştirerek yaklaşan bir düşünce sunuyor.

Rojîn Mûkriyan'ın çalışmasının önemi burada belirginleşiyor. Öcalan'ın demokratik konfederalizmi artık yalnız Kürt siyasal tarihinin içinde incelenen bir düşünce değildir. Kadın özgürlüğünden sömürgesizleşmeye, çoğulculuktan kendi kaderini tayin hakkına kadar çağdaş siyaset teorisinin temel alanlarında tartışılan bir kaynağa dönüşmektedir. Dünya akademisinde başlayan bu tartışma paradigmanın düşünsel yolculuğunda yeni ve daha geniş bir evreye işaret ediyor.

[Makaleyi Taylor & Francis üzerinden açık erişimle oku](https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/01436597.2026.2691872?utm_source=chatgpt.com)

[Makalenin DOI adresi](https://doi.org/10.1080/01436597.2026.2691872?utm_source=chatgpt.com)


Yorumlar

Popüler Yayınlar