Bölüm : 9 İmralı'dan Dünya Akademisine / Paris Komününden Demokratik Konfederalizme

 

Bölüm 9 İmralı'dan Dünya Akademisine

Paris Komününden Demokratik Konfederalizme

Bir şehrin yetmiş iki günde açtığı tarihsel yol

1871 Paris Komünü yalnızca işçilerin iktidarı ele geçirdiği kısa bir devrim deneyimi değildi. İnsanların kendi yaşamlarını doğrudan örgütleyebileceğini, seçtikleri yöneticileri denetleyebileceğini, gerektiğinde geri çağırabileceğini ve merkezi devletin dışında yeni bir siyasal ilişki kurabileceğini gösteren tarihsel bir laboratuvardı. 18 Martta başlayan ve yaklaşık yetmiş iki gün yaşayan Komün, 26 Mart seçimlerinin ardından halkın doğrudan siyasal özne olduğu yeni bir yönetim biçimi oluşturdu. 19 Nisan 1871 tarihli bildirgede komünal özerkliğin bütün Fransa'ya yayılması, yerel görevlilerin seçilmesi ve sürekli halk denetimine açık olması, farklı komünlerin federatif bir birlik oluşturması açık biçimde savunuluyordu. Devletin tepesinden aşağıya doğru örgütlenen siyaset yerine toplumun aşağıdan yukarıya doğru kendi kurumlarını üretmesi düşüncesi böylece yalnızca teorik bir önerme olmaktan çıktı ve büyük bir Avrupa kentinde yaşamın içine girdi.

Paris Komünü sosyalist düşüncenin farklı damarlarını da aynı tarihsel kavşakta buluşturdu. Marx, Komünü emekçi sınıfların kendi siyasal kurtuluşlarını örgütleyebilecekleri yeni bir siyasal biçim olarak değerlendirdi. Proudhoncu federalizm, Bakunin'in özgür komünler düşüncesi ve daha sonra Kropotkin'in geliştireceği karşılıklı yardımlaşma ve komünler federasyonu yaklaşımı ise Komünün başka bir yönünü öne çıkardı. Böylece sosyalizmin içinde devlet merkezli dönüşüm fikrinin yanında toplumun kendi kurumlarını aşağıdan kurmasına dayanan güçlü bir özgürlükçü damar gelişti. Komün, bu damarın hafızasında bir iktidar değişikliğinden çok siyasal ilişkinin biçimini değiştiren bir deneyim olarak yaşadı. Halk yalnızca yöneticisini seçen bir seçmen topluluğu olmaktan çıkıyor, karar alan, uygulayan, denetleyen ve ortak yaşamın sorumluluğunu taşıyan politik bir topluma dönüşüyordu. Marx'ın Komüne ilişkin çözümlemesinde seçilmiş görevlilerin geri çağrılabilir olması ve devlet aygıtının toplum karşısındaki bağımsız gücünün çözülmesi özellikle öne çıkıyordu.

Özgürlükçü sosyalizmin taşıdığı komün hafızası

Paris'ten sonra komün düşüncesi tek bir örgütün ya da düşünürün mülkiyetine girmedi. Anarşizm, özgürlükçü sosyalizm, konsey hareketleri, kooperatif deneyimleri, yerel demokrasi arayışları ve farklı halk hareketleri bu mirası kendi tarihsel koşulları içinde yeniden yorumladı. Ortaklaşan düşünce, özgürlüğün yalnızca merkezi iktidarın ele geçirilmesiyle kurulamayacağı, insanların gündelik yaşamda karar alma kapasitesine kavuşması gerektiğiydi. Mahalle, köy, kent, üretim alanı ve yerel topluluk siyasal yaşamın edilgen çevresi olmaktan çıkarak demokratik örgütlenmenin asli mekanları haline geliyordu. Komün fikri bu nedenle yalnızca coğrafi bir yerleşim biçimini anlatmadı. İnsanların ortak ihtiyaçlarını birlikte belirlediği, kararları birlikte aldığı ve toplumsal kaynakları ortak yarar doğrultusunda düzenlediği bir ilişki biçiminin adı oldu.

Bu tarihsel damar yirminci yüzyılda yeni bir sorunla karşılaştı. Sanayi toplumunun büyüyen kentleri, bürokratik devletler, merkezi ekonomik yapılar ve giderek belirginleşen ekolojik kriz özgürlük düşüncesini yeni bir ölçeğe taşıdı. Yerel demokrasi kendi içine kapanan küçük topluluklardan oluşamazdı. Su havzaları, enerji sistemleri, ulaşım ağları, tarım, kentleşme ve ekolojik döngüler yerel sınırların çok ötesinde karşılıklı bağımlılık yaratıyordu. Bu koşullar komün düşüncesinin ikinci büyük kavramını öne çıkardı. Konfederasyon. Yerelden doğan demokratik kararların daha geniş coğrafyalarda birbirine bağlanması, merkezileşmeden koordinasyon kurulması ve farklı toplulukların ortak meselelerde birlikte hareket etmesi özgürlükçü sosyalizmin yeni arayışlarından biri oldu.

Bookchin ve komünlerin konfederasyonu

Murray Bookchin bu tarihsel birikimi ekolojik kriz çağında yeniden ele alan en önemli düşünürlerden biri oldu. Onun toplumsal ekoloji yaklaşımı çevre sorunlarını yalnızca teknoloji, tüketim ya da nüfus meselesi olarak görmedi. İnsanların doğa üzerinde kurduğu tahakküm ile insanların birbirleri üzerinde kurduğu hiyerarşiler arasında tarihsel bir bağ bulunduğunu savundu. Bu düşünce siyasal örgütlenme sorununu ekolojiyle birleştiriyordu. Ekolojik bir toplum aynı zamanda insanların kendi yaşamlarına ilişkin karar süreçlerine doğrudan katıldığı demokratik bir toplum olmak zorundaydı.

Bookchin'in özgürlükçü belediyecilik ve daha sonraki adıyla komünalizm düşüncesinde mahalle ve kent meclisleri temel siyasal birimler haline gelir. İnsanlar yalnızca birkaç yılda bir oy kullanan seçmenler olarak değil sürekli karar süreçlerine katılan yurttaşlar olarak siyasal yaşamın merkezine yerleşir. Yerel meclisler ortak sorunlarını doğrudan kararlaştırır. Farklı kentler ve topluluklar ise geri çağrılabilir ve bağlayıcı yetkileri kendi meclislerinden alan delegeler aracılığıyla konfederasyonlar oluşturur. Bookchin'in ifadesiyle hedef bir komünler komünüdür. Böylece yerel özerklik ile büyük ölçekli toplumsal koordinasyon birbirinin karşıtı olmaktan çıkar. Yerel karar gücü korunurken su, enerji, üretim, ulaşım ve ekolojik alanlar gibi ortak meseleler konfederal ağlar içinde ele alınır.

Bu yaklaşım doğa bilimlerinin ortaya koyduğu karmaşık sistemler hakkındaki bilgilerle de düşünsel bir yakınlık taşır. Karmaşıklık arttıkça bütünün işleyişini tek bir merkezden yönetmek yerine bilgi ve karar kapasitesinin ağ boyunca dağılması daha güçlü bir örgütlenme biçimi yaratır. Bookchin'in konfederalizmi siyasal alanda buna benzer bir mantık kurar. Birbirinden kopuk yerellikler yerine ilişkili yerellikler, tek merkez yerine çok sayıda karar merkezi, yukarıdan emir yerine aşağıdan üretilen koordinasyon.

İmralı'da yeniden kurulan düşünsel hat

Abdullah Öcalan'ın İmralı dönemindeki düşünsel dönüşümü bu tarihsel birikimin başka bir coğrafyada ve başka bir toplumsal deneyim içinde yeniden ele alınmasını sağladı. Öcalan'ın devlet, iktidar, uygarlık, kadın özgürlüğü, ekoloji ve demokrasi üzerine geliştirdiği okumalar Kürt özgürlük hareketinin uzun mücadele deneyimiyle birleşirken Bookchin'in toplumsal ekoloji, komünalizm ve konfederalizm düşünceleri de bu tartışmanın kaynaklarından biri oldu. Bookchin ile Öcalan arasındaki düşünsel ilişkiyi inceleyen akademik çalışmalar 2004 yılında temsilciler aracılığıyla bir yazışma girişiminin gerçekleştiğini ve Bookchin'in düşüncelerinin demokratik konfederalizmin oluşumunda önemli bir referans oluşturduğunu gösteriyor. Bununla birlikte demokratik konfederalizmi yalnızca Bookchin'in düşüncelerinin Ortadoğu'ya aktarılması biçiminde okumak düşünsel dönüşümün kapsamını daraltır. Kürt toplumunun tarihsel komünal hafızası, kadın hareketinin oluşturduğu özgün deneyim, Ortadoğu'nun çok kimlikli toplumsal yapısı ve onlarca yıllık örgütlenme pratiği bu paradigmanın kendi toplumsal zemininin temel parçalarıdır.

Öcalan'ın demokratik konfederalizminde komün artık yalnızca yerel yönetim birimi değildir. Toplumun kendi kendini örgütlediği temel demokratik hücredir. Komünler meclislere, meclisler daha geniş koordinasyonlara ve konfederal yapılara bağlanır. Karar gücünün toplumda kalması esastır. Farklı halklar, inançlar, kültürler ve toplumsal kimlikler aynı siyasal yapı içinde kendi varlıklarını koruyarak ortak karar mekanizmalarına katılır. Bu modelde kadın özgürlüğü ve ekoloji siyasal yapıya sonradan eklenen iki ayrı başlık olarak ele alınmaz. Demokratik toplumun kuruluş ilkeleri arasında yer alır. Akademik çalışmalar da demokratik konfederalizmin temel sütunlarını radikal demokrasi, kadın özgürlüğü ve ekoloji olarak tanımlıyor.

Paris Komünü ile demokratik konfederalizm arasındaki tarihsel mesafe kapanırken düşüncenin içeriği de genişler. Paris Komünü sınıf, emek, halk egemenliği ve yerel özerklik üzerinden açılan bir kapıydı. Özgürlükçü sosyalizm bu kapıdan geçerek federasyon fikrini geliştirdi. Bookchin buna ekolojik toplum, doğrudan demokrasi ve konfederal belediyecilik boyutlarını kattı. Öcalan ise bu mirası Ortadoğu'nun tarihsel ve toplumsal gerçekliği içinde kadın özgürlüğü, demokratik ulus, ekoloji ve çok kimlikli toplumsal örgütlenmeyle yeniden kurdu. Bu nedenle düşünsel çizgi Paris'ten İmralı'ya taşınan hazır bir model değildir. Her tarihsel uğrakta yeniden üretilen bir toplumsal arayıştır.

Komün geçmişin hatırası değil geleceğin kurucu birimidir

Paris Komünü'nün en güçlü mirası yetmiş iki gün yaşamış olması değil, yüz elli yılı aşkın süre sonra hala yeni siyasal düşüncelerin içinde yaşayabilmesidir. Bir düşüncenin tarihsel gücü yalnızca iktidarda kaldığı süreyle ölçülmez. Sonraki kuşakların toplumsal hayal gücünü ne kadar dönüştürdüğüyle de ölçülür. Paris'teki işçi mahallelerinden özgürlükçü sosyalistlerin federasyonlarına, Bookchin'in halk meclislerinden Öcalan'ın demokratik konfederalizmine uzanan çizgide aynı kurucu ilke sürekli yeniden belirir. Toplum kendi yaşamını örgütleyebilecek bilgiye, deneyime ve kolektif akla sahiptir.

Bu yaklaşım yirmi birinci yüzyılın büyük sorunları karşısında daha geniş bir anlam kazanıyor. Ekolojik kriz, kentlerin büyümesi, teknolojik ağların yayılması, üretimin küreselleşmesi ve toplumların artan karmaşıklığı demokratik karar süreçlerini küçültmek yerine çoğaltmayı gerektiriyor. Dijital iletişim ve bilgi teknolojileri milyonlarca insanın farklı ölçeklerde doğrudan karar süreçlerine katılabilmesi için insanlık tarihinde daha önce bulunmayan imkanlar yaratıyor. Komün bu koşullarda geçmişe dönüşü ifade etmiyor. Yerel bilginin, toplumsal katılımın ve ortak aklın daha büyük konfederal ağlarla birleştiği yeni bir demokrasi mimarisinin temel birimi haline geliyor.

Paris Komünü bize halkın kendi yaşamını yönetebileceğini gösterdi. Özgürlükçü sosyalizm bu deneyimi federasyon düşüncesiyle taşıdı. Bookchin komünü ekolojiyle ve doğrudan demokrasiyle buluşturdu. Öcalan bu tarihsel mirası kadın özgürlüğü, demokratik ulus ve konfederal örgütlenmeyle yeni bir toplumsal paradigma içinde yeniden kurdu. İmralı'dan dünya akademisine yayılan tartışmanın değeri de burada ortaya çıkıyor. Demokrasi artık yalnızca devletin nasıl yönetileceğine ilişkin bir sorun olmaktan çıkarak toplumun kendisini nasıl örgütleyeceğine ilişkin bir yaşam biçimine dönüşüyor.



Yorumlar

Popüler Yayınlar