Bölüm : 7 İmralı'dan Dünya Akademisine / Maria Mies, Öcalan ve Ekofeminizm
Bölüm : 7 İmralı'dan Dünya Akademisine
Maria Mies, Öcalan ve Ekofeminizm
(Bir ada hapishanesinde geliştirilen düşünceler artık yalnız Ortadoğu siyaseti üzerine yapılan çalışmaların konusu değil. Feminist teori, siyasal ekoloji, insan hakları, devlet kuramı, demokratik özerklik ve alternatif bilgi üretimi üzerine uluslararası akademik çalışmaların içinde tartışılıyor. Maria Mies ile Öcalan arasındaki düşünsel ilişkiyi doğrudan konu alan hakemli akademik araştırmanın ortaya çıkması bunun somut göstergelerinden biridir.)
İnsanlık uzun süre kadın emeğini, doğayı ve toplumsal yaşamın yeniden üretimini ekonominin çevresinde duran alanlar gibi gördü. Oysa yaşamı mümkün kılan temel süreçlerin büyük bölümü burada gerçekleşiyordu. Maria Mies’in düşüncesinin gücü, kapitalizmi yalnız fabrika, ücretli emek ve sermaye ilişkisi üzerinden okumak yerine kadın emeğini, sömürgeciliği ve doğanın kullanımını aynı tarihsel bütünün parçaları olarak ele almasından gelir. Abdullah Öcalan’ın İmralı’da geliştirdiği kadın özgürlükçü ve ekolojik toplum çözümlemesi de farklı bir tarihsel deneyimden hareket ederek benzer bir kavşağa ulaşır. Bu nedenle Maria Mies ile Öcalan arasındaki düşünsel ilişki, yalnız iki yazar arasındaki benzerlik olarak değil, yirmi birinci yüzyılın toplumsal bilimlerini yeniden düşünmeye açılan önemli bir alan olarak görülmeye değer.
Kapitalizmin görünmeyen zemini
Maria Mies kapitalist birikimin tarihini ücretli erkek işçinin tarihiyle sınırlamaz. Patriarchy and Accumulation on a World Scale adlı çalışmasında kadınların ev içindeki karşılıksız emeğini, sömürgeleştirilen toplumların emeğini ve doğadan çekilip alınan kaynakları sermaye birikiminin dışındaki kalıntılar olarak değil, bu birikimi mümkün kılan yaşamsal zemin olarak değerlendirir. Mies’in geliştirdiği ve literatürde housewifization (Ev kadınlaştırılması) olarak bilinen kavram, kadın emeğinin toplumsal üretimdeki gerçek ağırlığının görünmez hale getirilmesini anlatır. Kadın üretir, bakım verir, yaşamı yeniden kurar ve buna rağmen ekonomik özne olarak çoğu kez ücretli üretimin gerisine yerleştirilir. Mies’in sonraki çalışmalarını değerlendiren güncel akademik literatür de onun en güçlü katkılarından birinin kadınların yeniden üretim ve bakım emeğinin görünmezleştirilmesini kapitalist dünya ekonomisinin yapısal bir unsuru olarak çözümlemesi olduğunu vurguluyor.
Bu yaklaşım klasik ekonomi anlayışının ölçeğini değiştirir. Bir fabrikanın ürettiği otomobil milli gelire girerken o otomobili üreten işçinin yetişmesini, beslenmesini, bakımını ve gündelik yaşamını mümkün kılan devasa emek alanının önemli bölümü ekonomik hesapların dışında kalır. Bir maden işletmesinin çıkardığı cevher ekonomik büyüme olarak kaydedilirken dağın, suyun, toprağın ve ekosistemin yaşam üretme kapasitesi aynı hesapta aynı ağırlıkla görünmez. Mies bu iki görünmezlik biçimini birbirine bağlar. Kadının emeği ile doğanın üretkenliği sınırsızca yararlanılabilecek kaynaklar gibi ele alındığında patriyarka ile kapitalist birikim birbirini besleyen yapılara dönüşür. Mies ve Vandana Shiva’nın birlikte geliştirdikleri ekofeminist yaklaşım bu nedenle kadınların ezilmesi ile doğanın kar amacıyla dönüştürülmesini aynı toplumsal mantığın farklı görünümleri içinde inceler. Onların ekofeminizmi aynı zamanda sürdürülebilirlik, karşılıklılık, yaşamın sınırlarını kabul etme ve geçim ekonomilerinin değerini yeniden düşünme çağrısı taşır.
Kadın ile doğa arasında biyolojik kader değil toplumsal ilişki
Ekofeminizm tartışmalarının hassas noktalarından biri kadın ile doğa arasında doğuştan ve değişmez bir bağ kurma eğilimidir. Maria Mies’in düşüncesini güçlü kılan yanlardan biri bu ilişkinin maddi ve tarihsel zeminini öne çıkarmasıdır. Kadınların doğayla daha yoğun ilişki kurmuş olması biyolojik bir kaderden çok tarihsel iş bölümü, bakım emeği, tarımsal üretim, su ve gıda temini, topluluk yaşamının sürdürülmesi gibi süreçlerle bağlantılıdır. Böyle bakıldığında kadın özgürlüğü ile ekoloji arasındaki ilişki romantik bir doğaya dönüş çağrısına indirgenmez. Üretimin, tüketimin, bakımın, bilginin ve toplumsal kararların nasıl örgütlendiği üzerine kurulu siyasal bir programa dönüşür.
Doğa bilimlerinin bize öğrettiği ilişkisellik burada sosyal bilimler açısından da güçlü bir düşünme zemini sunuyor. Sistemin yaşam gücü yalnız parçaların büyüklüğünden değil, ilişkilerin niteliğinden doğar. Toplum da benzer biçimde yalnız bireylerin veya ekonomik sınıfların toplamı olarak kavrandığında önemli ilişkiler gözden kaybolur. Bakım emeği, kuşakların yeniden üretimi, toplumsal hafıza, müşterekler, dayanışma, ekolojik çevre ve kadınların tarihsel deneyimi toplumsal sistemin kurucu ilişkileri olarak görüldüğünde sosyal bilimlerin ufku genişler.
İmralı'da kesişen bir düşünce hattı
Öcalan’ın kadın sorununa yaklaşımı zaman içinde klasik bir eşitlik söyleminin çok ötesine taşınır. Kadının özgürlüğünü toplumsal özgürlüğün ölçütlerinden biri haline getirir ve patriyarkanın tarihini devlet, sınıflaşma, iktidar ve doğa üzerindeki hakimiyet biçimleriyle birlikte okumaya yönelir. Liberating Life ( Hayatı özgürleştirmek) metninde kadın devrimini toplumsal dönüşümün merkezine yerleştirir ve kadın özgürlük mücadelesine demokratik modernitenin kuruluşunda belirleyici bir rol verir. Aynı metinde demokratik, ekonomik, ekolojik ve ahlaki bir toplumun kurulması için alternatif akademik yapıların geliştirilmesini de temel görevlerden biri olarak tanımlar.
Öcalan’ın düşünsel dönüşümü üzerine yapılan akademik çalışmalar demokratik konfederalizmin üç temel eksenini doğrudan demokrasi, kadın özgürlüğü ve ekolojik insan doğa ilişkileri olarak tanımlıyor. Bu dönüşüm çoğu zaman Murray Bookchin’in toplumsal ekoloji düşüncesi üzerinden açıklanıyor. Bookchin etkisi önemli olmakla birlikte bu okuma tek başına bırakıldığında Öcalan’ın kadın, emek, patriyarka ve doğa arasında kurduğu ilişkinin bir bölümü görünmez kalıyor.
Eleonora Gea Piccardi’nin 2022 yılında Capitalism Nature Socialism (ekososyalizm ve siyasal ekoloji alanlarında uluslararası makaleler yayımlayan hakemli akademik bir dergi) yayımlanan çalışması bu noktada önemli bir kapı açıyor. Piccardi, Öcalan’ın İmralı yazıları ile Maria Mies’in sosyalist ekofeminist düşüncesini karşılaştırarak Mies’in Öcalan’ın düşünsel oluşumundaki etkisini özel olarak inceliyor. Çalışma, demokratik konfederalizmin ekoloji, kadın özgürlüğü ve radikal demokrasi eksenlerini yalnız Bookchin üzerinden okumak yerine Mies’in patriyarka, kapitalizm ve doğa arasındaki ilişkiye dair çözümlemelerini de hesaba katıyor. Böylece İmralı’da geliştirilen paradigmanın dünya akademisindeki ekofeminist literatürle kurabileceği bağ daha görünür hale geliyor.
Kadın emeğinden toplumun kadınlaştırılmasına
Mies’in evkadınlaştırma kavramı burada özellikle önem kazanıyor. Kapitalizm yalnız kadınların ev içindeki emeğinden yararlanmaz. Toplumun geniş kesimlerini görünmez, ucuz ve bağımlı emek konumlarına yerleştiren bir mekanizma da üretir. Sömürgeleştirilmiş halkların, göçmenlerin, köylülerin, güvencesiz çalışanların ve kadınların dünya ekonomisindeki konumu bu açıdan ortak özellikler taşır. Merkezde görünen refahın altında geniş bir görünmeyen emek ve doğa alanı bulunur.
Öcalan’ın kadın üzerindeki tahakkümün zamanla toplumun geneline yayıldığı yönündeki çözümlemesi bu düşünceyle güçlü bir temas kurar. Özgürlüğünü, üretimi üzerindeki denetimini ve karar gücünü kaybeden toplumun giderek iktidar karşısında kadınlara tarih boyunca biçilen bağımlı konuma benzer bir yere sürüklendiğini düşünür. Akademik değerlendirmelerde Mies’in housewifization (kadın emeğinin doğallaştırılarak, karşılıksız veya düşük ücretli ev içi bir iş gibi görülmesi ve bu yolla değersizleştirilmesi sürecini ifade eden sosyolojik ve feminist bir terim) kavramının Öcalan’ın çalışmalarındaki izleri de özellikle vurgulanmaktadır.
Buradan sınıf mücadelesini küçülten değil, onu genişleten bir sonuç çıkar. Emek yalnız fabrikadaki ücretli emek değildir. Çocuğunu büyüten kadının emeği, köylünün tohumu koruması, bir topluluğun suyuna sahip çıkması, ormanı savunması, yaşlıya bakım vermesi, ortak yaşam bilgisini yeni kuşaklara aktarması da toplumun yeniden üretiminin parçalarıdır. Bu bakış kadın mücadelesi, emek mücadelesi ve ekoloji mücadelesini birbirinden ayrı cepheler olmaktan çıkarıp aynı yaşam sürecinin farklı boyutları olarak düşünmeyi mümkün kılar.
Jineoloji ve bilginin yeniden örgütlenmesi
Mies’in feminist bilim eleştirisi ile Öcalan’ın Jineoloji önerisinin karşılaştığı alanlardan biri bilgi üretimidir. Mies, bilimsel bilginin toplumsal ilişkilerden bağımsız biçimde üretildiği fikrine karşı kadınların deneyimini, gündelik hayatı ve araştırmacının toplumsal sorumluluğunu bilginin içine taşır. Mies ve Shiva’nın Ecofeminism kitabında modern bilim, kalkınma, biyoteknoloji, tarım, kadın emeği ve doğa tek bir bütün içinde tartışılır. Kitabın bölümleri bile ekofeminist düşüncenin yalnız çevre sorunlarını değil, bilim anlayışından üretim biçimine kadar geniş bir alanı yeniden değerlendirdiğini gösterir.
Jineoloji de kadınların tarihsel deneyimini bir araştırma nesnesi olmaktan çıkarıp bilgi üretiminin öznesi haline getirme iddiası taşır. Güncel akademik çalışmalar Jineolojiyi kadın ve yaşam bilimi olarak tanımlarken onu aynı zamanda bilgi üretimi, toplumsal örgütlenme, ekoloji ve özgürlük pratiklerini birleştiren bir alan olarak inceliyor. Bu yaklaşım bugün Rojava’dan Avrupa’ya uzanan akademiler ve kadın örgütlenmeleri içinde farklı biçimlerde uygulanıyor.
Bir ada hapishanesinde geliştirilen düşünceler artık yalnız Ortadoğu siyaseti üzerine yapılan çalışmaların konusu değil. Feminist teori, siyasal ekoloji, insan hakları, devlet kuramı, demokratik özerklik ve alternatif bilgi üretimi üzerine uluslararası akademik çalışmaların içinde tartışılıyor. Maria Mies ile Öcalan arasındaki düşünsel ilişkiyi doğrudan konu alan hakemli akademik araştırmanın ortaya çıkması bunun somut göstergelerinden biridir.
Ekofeminizmden demokratik topluma
Maria Mies bize kapitalizmin yalnız fabrikada kurulmadığını gösterdi. Evde, tarlada, sömürgede, mutfakta, bakım ilişkisinde ve doğayla kurulan ilişkide de yeniden üretildiğini ortaya koydu. Öcalan bu düşünsel alanı Ortadoğu’nun tarihsel deneyimi, kadın özgürlük mücadelesi, devlet eleştirisi ve demokratik toplum arayışıyla başka bir ölçeğe taşıdı. İkisinin kesiştiği yerde yaşamı parçalarına ayırmadan düşünmeye çalışan güçlü bir hat beliriyor.
Kadının özgürlüğü, emeğin özgürlüğü ve doğanın korunması böylece üç ayrı siyasal talep olmaktan çıkar. Aynı toplumsal ilişkinin üç yüzü haline gelir. Bir toplum kadınların bilgisini, emeğini ve karar gücünü büyüttükçe demokratik kapasitesini de büyütür. Üretimi ekolojik sınırlar içinde yeniden örgütledikçe gelecek kuşakların yaşam alanını genişletir. Ekonomiyi yalnız meta üretimi olarak değil yaşamın yeniden üretimi olarak gördükçe emeğin gerçek kapsamı görünür hale gelir.
Ekoloji bize yaşamın ilişkilerden oluştuğunu gösteriyor. Ekofeminizm bu bilgiyi toplumun içine taşıyor. Maria Mies patriyarka, sermaye ve doğa arasındaki bağı görünür kılıyor. Öcalan kadın özgürlüğü, ekoloji ve demokratik toplumu aynı paradigmanın kurucu öğeleri haline getiriyor. İmralı’dan dünya akademisine uzanan düşünsel hattın önemi de burada yatıyor. Toplumu özgürleştirmek, yaşamı üreten ilişkileri özgürleştirmek anlamına geliyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.