Bölüm : 6 İmralı'dan Dünya Akademisine / Bookchin'den Öcalan'a Toplumsal Ekoloji

 

Bölüm : 6 İmralı'dan Dünya Akademisine

Bookchin'den Öcalan'a Toplumsal Ekoloji

İmralı'da Yeniden Kurulan Bir Düşünce

Bir düşüncenin yolculuğu bazen onu yazan kişinin yaşamından çok daha uzağa gider. Murray Bookchin'in Vermont'taki çalışma odasında şekillenen toplumsal ekoloji düşüncesi Atlantik'i, Avrupa'yı ve Akdeniz'i aşarak İmralı'daki bir hücreye ulaştığında artık yalnız Amerikan radikal düşüncesinin bir ürünü değildi. Mezopotamya'nın binlerce yıllık toplumsal hafızasıyla, Kürt sorununun tarihsel ağırlığıyla, kadın özgürlüğü arayışıyla ve devletli uygarlığın uzun geçmişini sorgulayan başka bir düşünce dünyasıyla karşılaştı. Bookchin'in kavramları burada olduğu gibi korunmadı. Yeniden yorumlandı, genişledi ve başka kavramlarla birleşti. Özgürlükçü belediyecilik demokratik konfederalizmin komünlerine ve meclislerine doğru uzandı. Hiyerarşi eleştirisi uygarlığın uzun tarihine bağlandı. Ekoloji kadın özgürlüğü ve demokratik toplumla aynı düşünsel bütünün parçası haline geldi.

Bugün Bookchin ile Öcalan arasındaki bu düşünsel temas yalnız siyasal hareketlerin içinde değil, dünyanın çeşitli üniversitelerinde, akademik çalışmalarda, demokratik özerklik, Kürt siyaseti, toplumsal ekoloji ve Kuzey ve Doğu Suriye deneyimi üzerine yürütülen araştırmalarda tartışılıyor. Vermont'tan İmralı'ya, İmralı'dan Ortadoğu'nun toplumsal deneyimlerine ve oradan dünya akademisine uzanan sıra dışı bir düşünce hareketi ortaya çıkmış durumda.

Bu yolculuğu değerli kılan Bookchin'in Öcalan'ı ne kadar etkilediğini hesaplamak değil, bir düşüncenin başka bir tarihsel dünyaya girdiğinde nasıl değiştiğini görebilmektir. Düşünceler cansız nesneler gibi bir yerden başka bir yere taşınmaz. Yeni toplumlarla, yeni mücadelelerle, yeni tarih okumalarıyla karşılaştıklarında dönüşürler. Bookchin ile Öcalan arasındaki ilişkiyi ilginç yapan da budur. Burada bir düşünürün diğerini tekrar etmesinden çok, iki farklı tarihsel deneyimin birbirine temas etmesi vardır.

Hiyerarşinin Köklerine İnen Bir Ekoloji

Bookchin'in sosyalist düşünceye yaptığı en önemli katkılardan biri tahakkümün tarihini yalnız sınıfların ortaya çıkışıyla başlatmamasıdır. Ona göre insanın insan üzerindeki egemenliği kapitalizmden çok daha eski bir geçmişe sahiptir. Yaşa dayalı üstünlükler, erkek egemenliği, dinsel otoriteler, savaşçı kastlar ve giderek kurumsallaşan siyasal iktidarlar sınıflı toplumdan önce başlayan uzun bir hiyerarşi tarihinin parçalarıdır.

Bu yaklaşım sosyalist düşüncenin görüş alanını genişletir. Kapitalizmin ortadan kaldırılması özgürlük arayışının önemli bir aşamasıdır. Fakat insanların birbirleri üzerinde kurduğu tahakküm biçimleri daha derin bir tarihsel inceleme gerektirir.

Bookchin'in ekoloji anlayışı da buradan doğar. Doğa üzerindeki tahakküm düşüncesinin insanın insan üzerindeki tahakkümünden bağımsız gelişmediğini savunur. Bir toplum kendi içinde hiyerarşiler üretiyorsa doğayı da yönetilecek, denetlenecek ve kullanılacak bir nesne olarak görmeye yönelir.

(Murray Bookchin felsefi olarak diyalektik doğalcılığı savunur, doğayı sürekli gelişen ilişkiler bütünü olarak görür ve özgürlüğü bu evrimin toplumsal düzeyde bilinç kazanmasıyla ilişkilendirir).

Bu yaklaşım ekolojiyi yalnız çevrenin korunması meselesi olmaktan çıkarır. Ormanların, nehirlerin ve canlı türlerinin geleceği toplumsal ilişkilerin niteliğiyle bağlantılı hale gelir. Ekolojik kriz böylece yalnız teknik bir enerji veya tüketim problemi değil, nasıl yaşadığımızla, nasıl ürettiğimizle ve birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuzla ilgili bir uygarlık meselesine dönüşür.

Bookchin'in İmralı'ya Ulaşan Sorusu

Öcalan'ın İmralı yıllarında yürüttüğü düşünsel arayış giderek devletin ele geçirilmesi fikrinden toplumun kendi kendisini örgütleyebilmesi düşüncesine yöneldi. Bookchin'in çalışmaları böyle bir dönemde karşısına çıktı. İki düşünürün yollarını yakınlaştıran temel konu devletin karşısına hangi toplumsal örgütlenme biçiminin konulacağıydı.

Bookchin çözümü yurttaşların doğrudan katıldığı yerel meclislerde, belediyelerde ve bunların konfederal birliklerinde arıyordu. Siyasal kararların giderek toplumdan uzaklaşan profesyonel iktidar merkezlerinde toplanması yerine mahallelerin ve kentlerin doğrudan karar verebilmesini savunuyordu.

Öcalan bu fikri Ortadoğu'nun toplumsal ve tarihsel gerçekliği içinde yeniden ele aldı. Köy, mahalle, komün, kadın örgütlenmeleri, gençlik yapıları, kültürel topluluklar ve farklı halkların kendi örgütlülükleri demokratik toplumun temel hücreleri olarak düşünülmeye başlandı.

Böylece Bookchin'in belediyeler konfederasyonu fikri başka bir ölçeğe taşındı. Demokratik konfederalizm yalnız kentlerin örgütlenmesini değil, farklı halkların, kültürlerin, inançların ve toplumsal kesimlerin devlet sınırlarını mutlaklaştırmadan birlikte örgütlenebilmesini hedefleyen daha geniş bir modele dönüştü.

Mezopotamya'nın Komünal Hafızası

Bookchin erken insan topluluklarını incelerken paylaşım, karşılıklılık ve görece hiyerarşisiz ilişkilerin izlerini araştırmıştı. Öcalan bu tartışmayı Mezopotamya'nın tarihsel derinliği içinde yeniden kurdu. Neolitik toplum, köy yaşamı, komünal üretim, kadın etrafında gelişen toplumsallık ve devletli uygarlığın yükselişi onun tarih okumasında merkezi bir yer kazandı.

Burada iki düşünür arasındaki temas yalnız siyasal örgütlenme biçimlerinde görülmez. Tarihin nasıl okunacağı konusunda da ortak bir damar oluşur. Tarih yalnız kralların, orduların, devletlerin ve imparatorlukların tarihi değildir. İnsanlığın çok daha uzun bir dönemini oluşturan komünal yaşam biçimleri de tarihin taşıyıcılarıdır.

Homo sapiensin yaklaşık üç yüz bin yıllık geçmişi düşünüldüğünde devletli uygarlığın birkaç bin yıllık tarihi insanlık serüveninin küçük bir bölümünü oluşturur. Bu ölçek değişikliği önemli bir sonucu beraberinde getirir. Devlet, hiyerarşi ve merkezi iktidar insan toplumunun değişmez kaderi olarak görünmez. İnsanlık başka toplumsal örgütlenme biçimleri içinde yaşamış, üretmiş, dayanışmış ve kuşaklar boyunca bilgisini aktarmıştır.

Mezopotamya'nın köylerinde, aşiretlerinde, imece biçimlerinde, ortak üretim geleneklerinde ve yerel dayanışma ağlarında bu komünal hafızanın izleri uzun süre yaşamaya devam etmiştir. Modernleşme adına geri kalmışlık olarak görülen birçok ilişki biçiminin içinde dayanışma, ortaklaşma ve karşılıklılık gibi güçlü toplumsal özellikler bulunur. Demokratik toplum düşüncesi geçmişi olduğu gibi yeniden kurmaya çalışmaz. O hafızanın içinde yaşayan toplumsal kapasiteyi bugünün bilgisi ve teknolojisiyle yeniden değerlendirmeye yönelir.

Doğadan Öğrenen Toplum

Bookchin'in toplumsal ekolojisinin en güçlü yanlarından biri insan toplumunu doğanın karşısına yerleştirmemesidir. İnsan doğanın içinden çıkmıştır. Kültür, dil, bilinç ve toplumsal örgütlenme biyolojik evrimin karşıtı değil, onun içinden gelişen yeni karmaşıklık düzeyleridir.

Doğa milyarlarca yıllık tarihinde bize önemli bir şey gösterir. Yaşam tek bir merkezden yönetilmez. İnsan toplumu da karmaşık bir sistemdir. Milyonlarca insanın ihtiyaçlarını, bilgilerini, deneyimlerini ve farklı yaşam biçimlerini tek bir merkezden eksiksiz biçimde yönetmek giderek güçleşir. Karmaşıklık arttıkça yerel bilgi, geri bildirim ve dağıtık karar alma daha fazla önem kazanır.

Demokratik toplum düşüncesinin doğa bilimleriyle kurabileceği en güçlü bağlardan biri burada bulunur. Yerinden yönetim yalnız siyasal bir tercih değildir. Karmaşık sistemlerin işleyişine daha uygun bir örgütlenme biçimidir. Mahalle kendi sorununu bilir, köy kendi suyunu, toprağını ve üretim ilişkilerini tanır, kadınlar kendi yaşam deneyimlerinden doğan bilgiyi taşır, farklı topluluklar kendi kültürel ihtiyaçlarını ifade eder. Demokratik konfederal yapı bu bilgileri yok etmek yerine birbirine bağlamaya çalışır.

Kadın Özgürlüğüyle Genişleyen Toplumsal Ekoloji

Bookchin ataerkilliği hiyerarşinin tarihsel biçimlerinden biri olarak ele aldı. Öcalan ise kadın üzerindeki tahakkümü uygarlık tarihinin merkezine daha güçlü biçimde yerleştirdi. Bu değişiklik Bookchin'den Öcalan'a uzanan düşünsel dönüşümün en belirgin noktalarından biridir.

Kadın özgürlüğü demokratik toplumun yalnız bir alanı olarak görülmez. Toplumsal ilişkilerin tamamını dönüştüren temel bir ölçüt haline gelir. Çünkü erkek egemenliği yalnız ev içinde veya aile ilişkilerinde ortaya çıkan bir durum değildir. Devletin, ekonominin, kültürün, mülkiyetin ve doğayla kurulan ilişkinin içine yayılan uzun tarihsel bir iktidar biçimidir.

Ekoloji, kadın özgürlüğü ve demokrasi birbirine yaklaşır. Kadını denetleyen zihniyetle doğayı sınırsız bir kaynak gibi gören zihniyet aynı tahakküm kültürünün farklı yüzleri olarak okunmaya başlanır. Bu yüzden demokratik ve ekolojik toplum yalnız yönetim biçiminin değişmesiyle kurulamaz. Gündelik yaşamın, üretimin, aile ilişkilerinin, erkekliğin, mülkiyet anlayışının ve doğayla ilişkinin de dönüşmesini gerektirir.

Belediyeden Komüne, Komünden Konfederasyona

Bookchin siyasal çözümünü özgürlükçü belediyecilikte geliştirdi. İnsanların yaşadıkları kentlerde ve mahallelerde doğrudan karar süreçlerine katılması gerektiğini savundu. Bu yerel yapılar birbirinden kopuk küçük topluluklar olarak kalmayacak, geri çağrılabilir delegeler aracılığıyla konfederal ilişkiler kuracaktı.

Öcalan'da bu yapı komün, meclis ve demokratik konfederalizm kavramlarıyla başka bir ölçeğe taşındı. Köyden mahalleye, kentten bölgeye uzanan çok katmanlı bir örgütlenme düşüncesi ortaya çıktı. Farklı toplulukların kendi özgünlüklerini korurken ortak karar süreçlerine katılabileceği bir siyasal alan tasarlandı.

Burada temsil ile katılım arasındaki ilişki de değişir. Yurttaş birkaç yılda bir oy veren seçmen olmaktan çıkar. Yaşadığı yerde karar süreçlerinin sürekli öznesi haline gelir. Demokrasi seçim sandığından gündelik hayata doğru genişler.

Bu düşünce yüz yıl önce uygulanması oldukça güç görülebilirdi. Günümüzde iletişim teknolojileri, dijital ağlar ve yapay zeka insanların bilgiyi paylaşmasını ve ortak karar süreçlerine katılmasını çok daha kolay hale getiriyor. Merkezi yapıların gelişmesini sağlayan teknoloji, aynı zamanda merkezi olmayan demokratik örgütlenmelerin imkanlarını da büyütüyor. Yirmi birinci yüzyılın teknolojik kapasitesi komünal yaşamın modern biçimlerini tarihte hiç olmadığı kadar mümkün hale getiriyor.

Bir Düşüncenin Yeniden Doğuşu

Bookchin toplumsal ekolojiyle ekolojik krizin köklerini toplumsal hiyerarşilerde aradı. Öcalan bu düşünceyi devletli uygarlığın uzun tarihine, Mezopotamya'nın komünal hafızasına, kadın özgürlüğüne ve demokratik toplum arayışına bağladı. Bookchin'in özgürlükçü belediyesi komünler ve meclisler üzerinden daha geniş bir konfederal örgütlenme düşüncesine dönüştü. Bu ilişki düşünce tarihine dair daha geniş bir gerçeği de gösteriyor. Büyük fikirler saf ve kapalı sistemler olarak yaşamaz. Birbirleriyle karşılaşırlar, farklı toplumların deneyimleriyle sınanırlar, bazı yanları güçlenir, bazı kavramları yeni anlamlar kazanır.

Bookchin'in Vermont'ta başlayan düşünsel yolculuğu İmralı'da başka bir tarih okumasıyla buluştu. İmralı'dan Ortadoğu'nun toplumsal mücadelelerine yayıldı. Oradan dünya akademisinin tartışma alanına taşındı. Doğanın evrimi de böyledir. Yaşam kendisini aynı biçimi sonsuza kadar tekrarlayarak sürdürmez. Değişir, ilişkiler kurar, yeni koşullara uyum sağlar ve daha karmaşık biçimler yaratır. Düşünceler de toplumsal yaşamın içinde benzer bir hareket gösterir.

Bookchin'den Öcalan'a uzanan toplumsal ekoloji hattının en güçlü tarafı burada bulunuyor. Bir düşünce başka bir düşünceyle karşılaştığında yalnız aktarılmıyor. Yeniden doğuyor.



Yorumlar

Popüler Yayınlar