Bölüm : 5 İmralı'dan Dünya Akademisine / Öcalan Postkolonyal Teori İle Buluşuyor.

 

Bölüm : 5 İmralı'dan Dünya Akademisine

Öcalan Postkolonyal Teori İle Buluşuyor. 

Sara Kermanian’ın çalışmasının önemi Öcalan’ı hazır bir akademik kalıbın içine yerleştirmesinden değil, Öcalan’ın düşüncesi üzerinden mevcut akademik tartışmaları yeniden düşünmesinden kaynaklanıyor. Bu gelişme aynı zamanda daha geniş bir dönüşümün işaretidir. Uzun yıllar Ortadoğu toplumları Batılı sosyal bilimlerin araştırdığı nesneler olarak görüldü. Teoriler çoğunlukla merkez kabul edilen akademik dünyada üretildi, bölgedeki deneyimler ise bu teorilerin uygulanacağı örnekler olarak değerlendirildi. Öcalan’ın düşüncesinin postkolonyal teori, dekolonizasyon, demokratik özerklik, sosyal ekoloji ve devlet dışı siyaset tartışmalarında ele alınması bu tek yönlü bilgi akışını değiştiriyor. Mezopotamya’nın tarihsel deneyiminden, Kürt toplumunun mücadelesinden ve İmralı’da sürdürülen düşünsel üretimden çıkan kavramlar dünya akademisinin tartıştığı düşünsel malzemeye dönüşüyor.

Burada dikkate değer olan yalnız Öcalan hakkında akademik makalelerin yazılması değildir. Daha derin bir süreç yaşanıyor. Batı dışındaki bir tarihsel deneyim kendi kavramlarını üretmeye ve bu kavramlarla evrensel sorunlar üzerine söz söylemeye başlıyor. Devletin geleceği, demokrasinin biçimi, kadın özgürlüğü, ekolojik kriz, yerel yönetim, çoğulluk ve toplumsal özerklik artık yalnız Avrupa siyasal düşüncesinin kavramlarıyla tartışılmıyor. Demokratik konfederalizm bu tartışmaya Mezopotamya’dan katılan özgün düşünsel damarlardan biri haline geliyor.

(Postkolonyal teori, sömürge yönetimleri sona erdikten sonra da sömürgeciliğin kültür, bilgi, kimlik, siyaset ve iktidar ilişkileri üzerindeki etkilerinin sürdüğünü inceleyen ve Batı merkezli tarih anlatılarını sorgulayan düşünce alanıdır.)

Öcalan postkolonyal teoriyle buluşuyor ama bu buluşma tek yönlü gerçekleşmiyor. Postkolonyal teori de Öcalan’ın tarih ve toplum okumasıyla yeni sorunsallara açılıyor. Dekolonizasyon devlet kurmaktan toplum kurmaya, sınır değiştirmekten ilişkileri değiştirmeye, ulusal egemenlikten demokratik özneleşmeye doğru genişliyor. İmralı ile dünya akademisi arasındaki düşünsel mesafenin giderek kısalmasının nedeni de burada yatıyor. Bir düşüncenin gücü üretildiği mekanın büyüklüğüyle değil, insanlığın ortak sorunlarını açıklama ve yeni yaşam imkanları yaratma kapasitesiyle ölçülüyor.

Abdullah Öcalan’ın İmralı’da geliştirdiği düşünsel çerçeve artık yalnız Kürt meselesi, Türkiye siyaseti ya da Ortadoğu bağlamında tartışılmıyor. Demokratik konfederalizm, demokratik ulus, kadın özgürlüğü, ekoloji ve devlet dışı siyasal örgütlenme üzerine geliştirdiği düşünceler giderek daha geniş bir akademik tartışmanın konusu haline geliyor. Sara Kermanian’ın Beyond Postcolonial Heteronomy adlı çalışması bu yönelişin dikkat çekici örneklerinden biri. Kermanian, Öcalan’ın düşüncesini postkolonyal teorinin kavramlarıyla yan yana getirirken onu yalnız mevcut akademik çerçevelerden biri içine yerleştirmiyor. Öcalan’ın tarih, sömürgecilik, devlet ve özgürleşme anlayışının postkolonyal düşüncenin sınırlarını nasıl genişletebileceğini araştırıyor. Böylece İmralı’da ortaya çıkan bir düşünsel üretim, dünya akademisinin sömürgecilik ve özgürleşme üzerine yürüttüğü tartışmanın içine giriyor.

(Postkolonyal teori, sömürge yönetimleri sona erdikten sonra da sömürgeciliğin kültür, bilgi, kimlik, siyaset ve iktidar ilişkileri üzerindeki etkilerinin sürdüğünü inceleyen ve Batı merkezli tarih anlatılarını sorgulayan düşünce alanıdır.)

Sömürgecilikten ilişkilerin özgürleşmesine

Postkolonyal düşüncenin büyük katkılarından biri Avrupa tarihinin insanlığın ortak ve evrensel tarihi gibi sunulmasına güçlü bir itiraz geliştirmesidir. Sömürgeleştirilmiş halkların hafızası, bilgisi, kültürü ve direnişi bu çalışmalar sayesinde tarih anlatısının merkezine daha güçlü biçimde girdi. Sara Kermanian ise tartışmayı başka bir noktaya taşıyor. Sömürge ilişkilerinin yalnız Batı ile Batı dışındaki toplumlar arasındaki karşıtlık üzerinden okunmasının tarihsel karmaşıklığı bütünüyle açıklayamadığını gösteriyor. Kürt deneyimi bunun güçlü örneklerinden biri. Kürt toplumu yalnız Avrupa sömürgeciliğinin klasik modelleriyle açıklanabilecek bir tarih yaşamıyor. Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi farklı devlet yapıları, bölgesel güç ilişkileri, sınıfsal yapılar, erkek egemenliği, yerel otoriteler ve toplumsal örgütlenmeler aynı tarihsel alan içinde birbirini etkiliyor. Öcalan’ın düşüncesi bu nedenle sömürgeciliği tek yönlü bir egemenlik ilişkisi olarak değil, toplumun farklı düzeylerine yayılan tarihsel bir tahakküm örgüsü olarak ele almaya imkan veriyor.

Bu yaklaşım özgürleşmenin anlamını da değiştiriyor. Sömürgecilikten kurtuluş yalnız bir devletin başka bir devletin egemenliğinden çıkmasıyla tamamlanan bir süreç olmaktan uzaklaşıyor. Özgürleşme insanların birbirleriyle, siyasal kurumlarla, kadınlarla, farklı kimliklerle ve doğayla kurduğu ilişkilerin dönüşümüne doğru genişliyor. Öcalan’ın demokratik konfederalizm düşüncesinin postkolonyal tartışmaya getirdiği en güçlü katkılardan biri burada ortaya çıkıyor. Özgürlük yeni bir merkezi iktidar yaratmak yerine toplumun kendi karar mekanizmalarını kurabilme kapasitesiyle ilişkilendiriliyor.

Devlet kurmaktan toplumu kurmaya

Yirminci yüzyılın birçok ulusal kurtuluş hareketinde bağımsızlık ile devlet kurmak büyük ölçüde aynı şey olarak düşünüldü. Sömürgeleştirilmiş halk siyasal egemenliğini kazandığında ulusal devletini kuracak ve özgürlüğüne ulaşacaktı. Tarih çok sayıda bağımsız devlet yarattı. Bunun yanında devletin merkezileşen yapısının, sınıfsal ilişkilerin, erkek egemenliğinin ve doğa üzerindeki tahakkümün yeni siyasal yapılarda da varlığını sürdürebildiği görüldü. Öcalan’ın düşünsel dönüşümü tam olarak bu tarihsel deneyimin içinden yükseliyor. Kürtlerin özgürlüğünü yeni bir ulus devletin kuruluşuna bağlayan anlayıştan demokratik konfederalizme yönelmesi yalnız bir strateji değişikliği değildir. Özgürlüğün taşıyıcısı değişmektedir. Devletin yerine toplum, merkezi yönetimin yerine yerel örgütlenme, tek kimliğin yerine çoğulluk, yukarıdan yönetimin yerine aşağıdan kurulan siyasal irade öne çıkmaktadır.

Demokratik konfederalizm bu nedenle sınırları yeniden çizen klasik bir devlet projesi değildir. Komünlerin, yerel meclislerin, kadın örgütlenmelerinin, farklı kültürel toplulukların ve toplumsal hareketlerin birbirleriyle yatay ilişkiler kurduğu bir siyasal örgütlenme biçimidir. Kermanian’ın Öcalan okumasında demokratik ulus, demokratik özerklik ve demokratik konfederalizm birbirinden kopuk kavramlar değildir. Demokratik ulus farklılıkların birlikte yaşayabileceği siyasal toplumu ifade eder. Demokratik özerklik insanların yaşadıkları alanlarda kendi karar süreçlerine katılmasını güçlendirir. Demokratik konfederalizm ise bu yerel ve toplumsal yapıların birbirleriyle bağ kurarak daha geniş bir demokratik ağ oluşturmasını sağlar. Böyle bir düzende siyaset yalnız devlet kurumlarında üretilmez. Toplum kendi siyasal kapasitesini gündelik hayatın içinde yeniden kurar.

Tarih devletlerin tarihinden daha büyüktür

Öcalan’ın postkolonyal düşünceyle ayrıştığı önemli alanlardan biri tarih anlayışıdır. Modern sömürgecilik çoğunlukla Avrupa’nın dünya üzerindeki yayılmasıyla başlayan birkaç yüzyıllık süreç üzerinden incelenir. Öcalan ise tahakküm tarihini çok daha geriye götürür. Mezopotamya’daki ilk merkezi uygarlıklardan başlayarak devletin, sınıflaşmanın, erkek egemenliğinin ve doğa üzerindeki hakimiyetin birbirini besleyen tarihsel süreçler olduğunu gösterir. Böylece sömürgecilik modern çağın tek başına yarattığı bir olgu olmaktan çıkar ve daha uzun süreli bir iktidar tarihinin parçası haline gelir. Öcalan insanlığın komünal hafızasını geçmişte kalmış bir dönem olarak değil, farklı biçimler altında yaşamaya devam eden toplumsal bir damar olarak ele alıyor.

Bu yaklaşım doğa bilimlerinin son yüzyılda geliştirdiği ilişkisel düşünmeyle de yakınlık taşıyor. Karmaşık sistemlerde bütünün davranışı yalnız tek tek parçaların özelliklerinden doğmuyor. Parçalar arasındaki ilişkiler, geri bildirimler ve karşılıklı bağımlılıklar sistemin davranışını belirliyor. Ekosistemler merkezi bir komutan tarafından yönetilmiyor. Yaşam sayısız yerel ilişkinin oluşturduğu dinamik ağlar üzerinden gelişiyor. Toplum da benzer biçimde yalnız merkezden verilen kararlarla anlaşılabilecek mekanik bir yapı değildir. İnsanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin niteliği toplumun demokratik kapasitesini belirler. Demokratik konfederalizmin günümüz düşüncesi açısından taşıdığı önem, toplumu yönetilecek bir nesne olmaktan çıkarıp kendi ilişkilerini kurabilen canlı bir yapı olarak ele almasında yatıyor.

Kadın özgürlüğü dekolonizasyonun içinde

Öcalan’ın yaklaşımı sömürgecilikten kurtuluşu yalnız halklar arasındaki siyasal ilişkiler düzeyinde bırakmıyor. Erkek egemenliğini tarihsel tahakküm biçimlerinin en derinlerinden biri olarak ele alıyor. Böylece bir halkın özgürleşmesi ile kadınların özgürleşmesi birbirinden ayrılmaz hale geliyor. Ulusal bir egemenliğin sona ermesi toplum içindeki erkek egemen ilişkileri kendiliğinden dönüştürmüyor. Öcalan’ın kadın özgürlüğünü demokratik toplumun merkezine yerleştirmesi bu nedenle dekolonizasyon (bir ülkenin veya bölgenin sömürge yönetimi altından çıkarak bağımsızlığını kazanması ve sömürgeciliğin siyasi, ekonomik, kültürel ile zihinsel etkilerini ortadan kaldırma süreci) kavramının kapsamını genişletiyor.

Aynı genişleme ekoloji alanında da görülüyor. İnsan toplumunun başka bir siyasal gücün tahakkümünden kurtulması, insanın doğa üzerindeki sınırsız hakimiyet anlayışını sürdürmesi halinde bütünlüklü bir özgürleşme yaratmıyor. Toplumun toplumla, erkeğin kadınla, insanın doğayla kurduğu ilişkiler aynı tarihsel bütünün parçaları haline geliyor. Demokratik konfederalizmin kadın özgürlüğü, ekoloji ve doğrudan demokrasi arasında kurduğu bağ bu nedenle yalnız siyasal bir yönetim modeli üretmiyor. Yaşamın farklı alanlarını birbirine bağlayan yeni bir özgürlük anlayışı geliştiriyor.




Yorumlar

Popüler Yayınlar