Bölüm : 4 İmralı'dan Dünya Akademisine - Ulus Devletin Ötesinde Özgürlük
Bölüm : 4 İmralı'dan Dünya Akademisine - Ulus Devletin Ötesinde Özgürlük
Özgürlüğün devletle özdeşleştirildiği çağdan toplumun özgürlüğüne
Yirminci yüzyılın siyasal hayal gücü büyük ölçüde devlet etrafında biçimlendi. Sömürge altında yaşayan halkların özgürleşmesi kendi devletlerini kurmalarıyla, ulusal egemenlik sınırların belirlenmesiyle, kendi kaderini tayin hakkı bağımsız devlet oluşturma hakkıyla birlikte düşünüldü. Sosyalist hareketlerin önemli bir bölümü de bu siyasal evrenin içinde hareket etti. Ulus, halk, egemenlik ve devlet birbirine bağlandı. Abdullah Öcalan'ın düşüncesinde ortaya çıkan en önemli kopuşlardan biri bu dört kavram arasındaki zorunlu kabul edilen bağı çözmesidir. Kürt halkının varlığını, dilini, kültürünü ve kendi geleceğini belirleme hakkını savunurken özgürlüğün zorunlu sonucunu yeni bir ulus devlet olarak tarif etmez. Özgürlüğün merkezini devletten topluma taşır. Böylece Kürt sorunu üzerine başlayan düşünsel arayış giderek modern siyasal düzenin en temel kabullerinden birini tartışmaya açar. Bir halkın özgür olabilmesi için mutlaka ayrı bir devlet kurması gerektiği düşüncesi yerini toplumun kendi kendisini örgütleyebilme, yönetebilme ve ortak yaşamını belirleyebilme kapasitesine bırakır. İmralı'da geliştirilen bu düşüncenin bugün dünyanın farklı üniversitelerinde, siyaset bilimi, milliyetçilik çalışmaları, Kürt çalışmaları, toplumsal hareketler ve radikal demokrasi literatürü içinde tartışılmasının nedeni de budur. Öcalan artık yalnız Kürt meselesinin bir siyasal aktörü olarak değil, ulus devletin ötesinde siyaset düşünmeye çalışan bir teorik hattın parçası olarak incelenmektedir.
Ulusu devletten ayırmak
Öcalan'ın demokratik ulus düşüncesinin anlaşılması için önce ulus ile devletin birbirinden ayrılması gerekir. Modern ulus devlet ikisini tek bir siyasal biçim içinde birleştirdi. Ortak dil, ortak tarih, ortak sınır, merkezi hukuk ve egemenlik üzerinden homojen bir toplumsal bütün üretmeye çalıştı. Oysa insan topluluklarının tarihsel gerçekliği bundan çok daha karmaşıktır. Aynı coğrafyada farklı diller, inançlar, kültürler, hafızalar ve yaşam biçimleri birlikte var olur. Öcalan demokratik ulus kavramıyla bu çeşitliliği ortadan kaldırmaya değil, siyasal yaşamın kurucu gücü haline getirmeye yönelir. Kürt Kürt olarak, Türk Türk olarak, Ermeni Ermeni olarak, Arap Arap olarak ortak toplumsal alana katılabilir. Aidiyetlerden vazgeçmek yerine aidiyetlerin birbirini bastırmadan ilişki kurabildiği bir toplumsal biçim hedeflenir. Uluslararası akademik çalışmalarda Joost Jongerden ve Ahmet Hamdi Akkaya'nın dikkat çektiği dönüşüm de bu noktada yoğunlaşır. Kürt siyasal düşüncesindeki hareket, devleti olmayan bir halkın devlet kurma arayışından devletin ötesinde siyasal varlık geliştirebilen bir halk anlayışına doğru ilerler. Bu değişiklik yalnız örgütsel bir tercih değildir. Ulus kavramının kendisi yeniden tanımlanmaktadır.
Bu düşünce modern milliyetçiliğin temel kabullerinden birine de temas eder. Modern devlet toplumu çoğu zaman merkezileştirerek birleştirmeye çalışır. Demokratik ulus ise ilişkiler üzerinden birlik üretir. Birlik aynılaşmanın sonucu değildir. Farklılıkların birbirleriyle kurduğu demokratik ilişkinin ürünüdür. Bu yönüyle demokratik ulus bir etnik kimliği büyüterek diğerlerini içine alan yeni bir ulusal model oluşturmaz. Ortak siyasal yaşamın birden fazla kimlikle kurulabileceğini kabul eder. Sara Kermanian'ın demokratik konfederalizm üzerine yaptığı çalışmaların işaret ettiği çoklu aidiyet fikri burada önem kazanır. İnsan aynı anda Kürt, kadın, emekçi, ekolojist, belirli bir inanç topluluğunun üyesi veya herhangi bir inanca bağlı olmayan bir yurttaş olabilir. Demokratik toplum bu kimliklerden birini diğerlerinin üzerine yerleştirmek yerine aralarındaki özgür ilişkiyi örgütler.
Kendi kaderini tayin hakkının genişleyen anlamı
Kendi kaderini tayin kavramı modern siyasetin en güçlü kavramlarından biridir. Fakat uzun süre bu hakkın en yüksek biçimi bağımsız devlet kurmak olarak yorumlandı. Öcalan bu kavramın içeriğini genişletir. Kendi kaderini tayin etmek yalnızca yeni sınırlar çizmek anlamına gelmez. İnsanların yaşadıkları mahallede, köyde, kentte, üretim alanında ve toplumsal kurumlarda karar süreçlerine katılabilmesi de kendi kaderini tayinin doğrudan bir biçimidir. Toplum kendi ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal kurumlarını geliştirebildiği ölçüde kendi geleceğinin öznesi haline gelir. Yerel meclisler, komünler, kadın örgütlenmeleri, kooperatifler, ekoloji kurumları ve birbirine bağlanan demokratik yapılar bu nedenle yalnız yönetim araçları değildir. Özgürlüğün gündelik yaşam içinde maddileştiği alanlardır.
Joost Jongerden'in Öcalan'ın düşünsel dönüşümü üzerine yaptığı çalışmalar, kendi kaderini tayin hakkının devlet kurma fikrinden demokratik öz örgütlenmeye doğru genişlediğini gösteriyor. Cengiz Gunes ve Cetin Gurer'in demokratik özerklik üzerine çalışmaları da benzer biçimde yerel katılımın ve toplumsal karar mekanizmalarının önemini öne çıkarıyor. Buradaki değişim son derece köklüdür. Özgürlük gelecekte devlet kurulduğunda ulaşılacak bir hedef olmaktan çıkar. İnsanların bugün yaşamlarını örgütleme biçimlerinin içine yerleşir. Mahalle meclisinde söz sahibi olmak, yerel üretim üzerinde ortak karar almak, kadınların kendi örgütlü alanlarını oluşturması, kültürel kimliklerin kendilerini özgürce ifade etmesi ve ekolojik varlıkların korunmasına toplumun katılması aynı demokratik bütünün parçaları haline gelir.
Halk geçmişten gelen bir kimlikten geleceği kuran özneye
Öcalan'ın halk anlayışı da bu dönüşüm içinde yeniden biçimlenir. Halk yalnız ortak geçmişe, dile veya kültüre sahip insanlardan oluşan bir topluluk değildir. Halk aynı zamanda ortak geleceğini birlikte kurabilme kapasitesidir. Demokratik ulus tam olarak bu kapasitenin siyasal biçimidir. Ortak tarihsel hafıza önemlidir ancak demokratik ulusu oluşturan esas güç insanların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olmasıdır. Bu nedenle demokratik ulus geçmişe kapanan bir kimlik siyaseti değil, ortak geleceğe açılan bir siyasal örgütlenme biçimi olarak düşünülebilir.
Ortadoğu'nun tarihsel gerçekliği bu yaklaşımı özellikle anlamlı hale getirir. Binlerce yıldır halkların, dinlerin, dillerin ve kültürlerin birbirine karıştığı bir coğrafyanın kesin ulusal çizgilerle bölünmesi toplumsal gerçekliğin yalnız küçük bir bölümünü ifade eder. Köylerde, mahallelerde, pazar yerlerinde, üretim ilişkilerinde, müzikte, dilde ve gündelik yaşamda toplumlar birbirlerinin içine geçmiştir. Modern milliyetçilik bu karmaşık dokuyu tek kimlikli siyasal yapılara dönüştürmeye yönelirken demokratik ulus aynı toplumsal çeşitliliği demokratik birlik için bir imkan olarak görür. Simin Fadaee ve Camilla Brancolini'nin Kürt hareketindeki dönüşümü radikal demokrasi bağlamında inceleyen çalışmaları bu nedenle önemlidir. Burada ulusal kurtuluş düşüncesi ortadan kalkmaz. İçeriği genişler. Halkın özgürlüğü yalnız kendi devletinin kurulmasından değil, toplumun doğrudan siyasal özne haline gelmesinden geçmeye başlar.
Devleti ele geçirmekten toplumu güçlendirmeye
Öcalan'ın paradigmasındaki dönüşüm sosyalist hareketin tarihsel deneyimi açısından da güçlü bir tartışma alanı açar. Uzun süre devrimci siyasetin temel hedeflerinden biri devlet iktidarını ele geçirmek oldu. Devletin sınıfsal niteliği değiştirildiğinde toplumun da dönüşeceği düşünüldü. Öcalan'ın düşüncesinde ise iktidarın nerede toplandığı kadar nasıl dağıldığı da önem kazanır. Merkezi iktidarın karşısına başka bir merkez kurmak yerine toplumun siyasal kapasitesini yaygınlaştırmak hedeflenir. Demokratik konfederalizm bu nedenle yukarıdan aşağıya yeni bir yönetim piramidi kurmaktan çok aşağıdan yukarıya ilişkiler ağı geliştirmeye dayanır. Mahalle, köy ve kent ölçeğindeki örgütlenmeler birbirine bağlanır, koordinasyon kurumları oluşur ancak siyasal hayatın canlı merkezi toplumun kendisinde kalır.
Murray Bookchin'in özgürlükçü belediyecilik, toplumsal ekoloji ve konfederalizm düşüncelerinin Öcalan üzerindeki etkisi uluslararası akademik literatürde geniş biçimde tartışılıyor. Ancak Öcalan'ın geliştirdiği paradigma Bookchin'in düşüncesinin basit bir aktarımı değildir. Mezopotamya'nın tarihsel deneyimini, Kürt toplumunun siyasal mücadelesini, kadın özgürlüğünü, devletli uygarlığın tarihini, kapitalizmi, ekolojiyi ve yerel toplumsal örgütlenmeleri aynı düşünsel çerçeveye yerleştirir. Bu nedenle demokratik konfederalizm yalnız idari bir yapılanma önerisi olarak okunamaz. Toplum ile iktidar arasındaki ilişkinin yeniden kurulmasına dönük daha geniş bir uygarlık tartışmasının parçasıdır.
Kadın özgürlüğü demokratik ulusun merkezinde
Öcalan'ın demokratik ulus yaklaşımını klasik ulusal kurtuluş teorilerinden ayıran en güçlü unsurlardan biri kadın özgürlüğünü ulusal ve toplumsal özgürlüğün merkezine yerleştirmesidir. Bir halk kendi devletini kurabilir ancak erkek egemenliği toplumsal yaşamın bütün ilişkilerine hükmetmeye devam edebilir. Bu durumda siyasal bağımsızlık toplumsal özgürlükle aynı anlama gelmez. Demokratik ulus düşüncesinde kadınların kendi kurumlarını oluşturması, karar süreçlerinde bağımsız siyasal güç haline gelmesi ve toplumsal yaşamın yeniden kuruluşunda belirleyici rol üstlenmesi bu nedenle tali bir mesele değildir. Demokratik toplumun niteliğini belirleyen temel ölçülerden biridir.
Bu yaklaşım özgürlüğün ölçeğini bir kez daha değiştirir. Sınırların kimin tarafından denetlendiğinden aile içindeki iktidar ilişkilerine, ekonomik üretimin örgütlenmesinden yerel karar mekanizmalarına kadar uzanan geniş bir alan özgürlük tartışmasının içine girer. Devlet değişirken gündelik yaşamın ilişkileri değişmiyorsa toplumsal dönüşüm tamamlanmış sayılmaz. Kadın özgürlüğü demokratik ulus düşüncesini yalnız ulusal meselelerin çözüm modeli olmaktan çıkararak yaşamın bütün alanlarına yayılan bir demokratikleşme paradigmasına dönüştürür.
Doğanın çeşitliliğinden toplumsal çeşitliliğe
Doğa bilimlerinin bize öğrettiği önemli gerçeklerden biri karmaşık sistemlerin tek merkezden yönetilen mekanik yapılar olmadığıdır. Ekosistemlerin dayanıklılığı yalnız güçlü tekil unsurlardan değil çeşitlilikten, karşılıklı bağımlılıktan ve sürekli geri bildirimden doğar. Doğanın örgütlenme biçimleri bize merkeziyetçiliğin ve tek biçimliliğin evrensel yasalar olmadığını açık biçimde gösterir.
Modern siyasal düşünce uzun süre toplumu makineye benzetti. Merkez karar verir, kurumlar uygular, toplum yönetilir. Karmaşıklık bilimi ise çok sayıda sistemde düzenin yalnız merkezden gelmediğini, yerel etkileşimlerden de doğabildiğini gösteriyor. Demokratik ulus düşüncesinin toplumsal sezgisi bu bilimsel tabloyla güçlü bir yakınlık taşır. Farklılıkların varlığı bütünlüğü parçalamaz. Doğru ilişkiler kurulduğunda bütünlüğü güçlendirir. Kürt, Türk, Arap, Ermeni, Süryani, Ezidi, kadın, genç, emekçi ve farklı toplumsal toplulukların kendi özgünlükleriyle ortak yaşama katılması demokratik toplumun zenginliği haline gelir. Bütün, parçaların aynılaşmasıyla değil parçalar arasındaki ilişkinin niteliğiyle oluşur.
İmralı'dan dünya akademisine açılan tartışma
Öcalan'ın düşüncesinin uluslararası akademide ilgi görmesinin nedenini yalnız Kürt sorununun jeopolitik önemiyle açıklamak eksik kalır. Joost Jongerden, Ahmet Hamdi Akkaya, Yasin Sunca, Sara Kermanian, Cengiz Gunes, Cetin Gurer, Simin Fadaee, Camilla Brancolini ve başka birçok araştırmacının çalışmalarında farklı yönleriyle ele alınan düşünsel dönüşüm, modern siyasetin temel kategorilerini yeniden tartışmaya açıyor. Ulus devlet olmadan ulusal varlık, yeni devlet kurmadan kendi kaderini tayin, merkezi iktidar olmadan siyasal koordinasyon, farklılıkları eritmeden ortak toplum ve devlet dışında demokratik siyaset düşüncesi giderek bağımsız bir akademik araştırma alanına dönüşüyor.
Buradaki tarihsel ironi güçlüdür. Fiziksel olarak küçük bir ada üzerinde tutulan bir siyasal aktörün geliştirdiği kavramlar bugün dünyanın farklı üniversitelerinde devletin, ulusun, demokrasinin ve özgürlüğün geleceği üzerine yapılan tartışmalara giriyor. İmralı'nın sınırları düşüncenin sınırlarına dönüşmedi. Demokratik ulus, demokratik konfederalizm, kadın özgürlüğü ve toplumsal ekoloji kavramları farklı coğrafyalardaki akademisyenler tarafından karşılaştırılıyor, eleştiriliyor, geliştiriliyor ve yeni siyasal deneyimlerle ilişkilendiriliyor. Bir düşüncenin gücü de zaten yalnız kabul edilmesinde değil, yeni sorular ve yeni düşünme alanları açabilmesinde ortaya çıkar.
Özgürlüğün yeni ölçüsü
Yirmi birinci yüzyılda özgürlüğün ölçüsü yalnız kaç devletin ortaya çıktığı olmayacak. Toplumların kendi yaşamları üzerinde ne kadar söz sahibi olduğu, kadınların ne kadar özgürleştiği, yerelin karar gücünün ne kadar geliştiği, kültürel çeşitliliğin ne ölçüde korunabildiği, üretimin ne kadar toplumsallaştığı ve doğayla nasıl bir ilişki kurulduğu giderek daha belirleyici hale geliyor. Öcalan'ın demokratik ulus paradigması bu nedenle Kürt sorununa verilmiş dar bir siyasal yanıt olmaktan çok daha geniş bir ufuk taşıyor.
Ulusu devletten, özgürlüğü iktidardan, kendi kaderini tayini yeni sınırlar çizmekten ayırıyor. Halkı yönetilecek bir nüfus olmaktan çıkarıp kendi yaşamını kuran siyasal özne olarak tanımlıyor. Devletin gücünün yerine toplumun örgütlü kapasitesini, homojenliğin yerine çoğulluğu, merkezi komutanın yerine demokratik katılımı, erkek egemen siyasal yapının yerine kadın özgürlüğünü, doğaya hükmetmenin yerine ekolojik yaşamı koyuyor.
İmralı'dan dünya akademisine uzanan tartışmanın en güçlü yanı, özgürlüğün coğrafyası artık yalnız devlet sınırlarıyla çizilmiyor. Özgürlüğün gerçek alanı toplumun kendisi haline geliyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.