Bölüm : 3 -Türker Kılıç ve Yeni Bilimin Açtığı Yol / Parçalardan Bütüne ve Komünal Yaşamın Zorunluluğuna

 

Bölüm : 3 -Türker Kılıç ve Yeni Bilimin Açtığı Yol

Parçalardan Bütüne ve Komünal Yaşamın Zorunluluğuna

Bilimin büyük başarılarından biri doğayı parçalarına ayırarak inceleme yeteneğiydi. İnsan bedeni organlara, organlar dokulara, dokular hücrelere, madde moleküllere ve atomlara kadar ayrıştırıldı. Bu yöntem doğanın yapısını olağanüstü bir ayrıntıyla görmemizi sağladı. Türker Kılıç’ın Yeni Bilim Bağlantısallık, Yeni Kültür Yaşamdaşlık kitabı ise bilimin önünde açılan ikinci büyük hareketi öne çıkarıyor. Parçaları tanıyan bilim artık parçaların birbirleriyle kurduğu ilişkileri, ağları, geri bildirimleri ve bu ilişkilerden doğan yeni özellikleri araştırıyor. Kılıç’ın düşünsel hattında yaşam, birbirinden kopuk varlıkların yan yana gelişinden çok, ilişkilerin sürekli ürettiği dinamik bir bütün olarak kavranıyor. Bu yaklaşım yalnızca beynin çalışma biçimini anlamamızı genişletmiyor. İnsan toplumunun ve bütün canlılığın geleceğine ilişkin güçlü bir düşünsel yön de açıyor.

Komünal yaşam bu çerçevede isteğe bağlı bir toplumsal tercih olmaktan çıkarak yaşam koşullarının zorunlu kıldığı bir yönelim haline geliyor. İnsan türü ortak bakım, paylaşım, birlikte üretim, bilgi aktarımı ve dayanışma içinde gelişti. Canlılık da milyarlarca yıldır karşılıklı bağımlılık ağları içinde varlığını devam ettirdi. Günümüzün ekolojik krizleri bu gerçeği daha görünür kılıyor. İnsan yaşamını taşıyan su, toprak, iklim, ormanlar, mikroorganizmalar, hayvanlar ve bitkiler birbirinden ayrılmış sistemler değildir. Yaşamın örgütlenmesi ilişkisel olduğu için insanlığın geleceği de ortak yaşam ağlarının korunmasına bağlıdır. Komünal yaşam geçmişten kalan romantik bir hatıra değil, karmaşık ve bağlantılı bir dünyada geleceği kurmanın maddi zeminidir.

19. Yüzyılın Güçlü Bilimsel Evreni

19.yüzyıl bilimi insanlık tarihinin en büyük düşünsel sıçramalarından birini yarattı. Newton mekaniğinin açtığı yol gök cisimlerinin hareketinden makinelerin çalışmasına kadar genişledi. Elektromanyetizma gelişti. Termodinamik biçimlendi. Kimya büyük ilerlemeler kaydetti. Darwin canlıların tarihsel değişimini evrim kuramıyla açıklayarak yaşam düşüncesini köklü biçimde dönüştürdü. Hücre kuramı canlılığın örgütlenmesine yeni bir temel kazandırdı. İnsan doğayı yalnız gözlemleyen bir varlık olmaktan çıkarak onun düzenliliklerini ölçmeye ve matematiksel olarak ifade etmeye başladı.

Bu dönemin etkili düşünsel imgelerinden biri mekanik evren tasavvuruydu.  Determinizm, doğanın belirli yasalarla işleyen büyük bir düzen olduğu fikrini en güçlü biçimine taşıdı. Evrendeki bütün parçaların konumu, hareketi ve onları yöneten yasalar eksiksiz biçimde bilindiğinde geçmişin ve geleceğin hesaplanabileceği düşünüldü. Nedenler belirli etkiler yaratıyor, dünya düzenli bir neden zinciri boyunca ilerliyordu. Bu yaklaşım sanayileşmenin, mühendisliğin ve modern teknolojinin gelişmesinde çok güçlü bir bilimsel temel oluşturdu.

19.yüzyılın bilimsel dünyası aynı zamanda daha sonraki dönüşümlerin ilk damarlarını da taşıyordu. Darwin canlılığı sabit biçimlerden çıkarıp tarih, değişim ve çevre ilişkisine yerleştirdi. Termodinamik geri dönüşsüz süreçleri bilimsel düşünceye kattı. İstatistiksel mekanik çok büyük parçacık topluluklarının davranışını olasılıklar üzerinden incelemeye başladı. Bilim kendi gelişimi içinde mekanik düzenden ilişkisel ve tarihsel bir kavrayışa açılan yeni yollar üretmeye başlamıştı.

Determinizmden Karmaşıklığa

20. ve 21. yüzyıl bilimi bu tabloyu çok daha geniş bir düzleme taşıdı. Genetik, moleküler biyoloji, evrimsel biyoloji, epigenetik, nörobilim, ekoloji, enformasyon kuramı, ağ bilimi ve karmaşıklık araştırmaları doğadaki birçok sistemin karşılıklı etkileşimlerden, geri bildirimlerden ve farklı ölçeklerin birbirini etkilemesinden oluştuğunu ayrıntılı biçimde gösterdi. Karmaşık sistemlerde küçük bir değişim başka bağlantılar üzerinden büyüyebilir, sistem yeni bir örgütlenme biçimine geçebilir, geçmiş ilişkiler sonraki davranışları etkileyebilir. Yapı ve süreç birbirini sürekli yeniden biçimlendirir.

Bu bilimsel dönüşüm eski bilimin başarılarını silmez. Onları daha geniş bir bütünün içine yerleştirir. Newton mekaniği birçok fiziksel süreçte büyük açıklama gücünü korur. Parçaları inceleyen yöntem de bilimin vazgeçilmez araçlarından biri olmaya devam eder. Bilimin ufku ise parçanın hangi ilişkiler içinde bulunduğunu, bağlantıların zamanla nasıl değiştiğini ve bu etkileşimlerin sistem düzeyinde hangi yeni özellikleri ürettiğini de kapsayacak biçimde genişler. Doğrusal neden zincirlerinin yanına geri bildirim, karşılıklı etkileşim, olasılık, tarih, ağ ve ortaya çıkış kavramları yerleşir.

Sosyal bilimler açısından bu dönüşüm güçlü bir imkan yaratıyor. 19. yüzyılın büyük sosyal teorileri kendi çağlarının bilimsel birikimi içinde biçimlendi. Bugünkü nörobilim, genetik, epigenetik, sistem ekolojisi, ağ bilimi ve karmaşıklık araştırmalarının sunduğu bilgi henüz oluşmamıştı. Sosyal bilimlerin çağdaş doğa bilimleriyle daha güçlü ilişki kurması insanı biyolojik, toplumsal, tarihsel ve ekolojik ilişkilerin birlikte oluşturduğu bir varlık olarak anlamanın imkanlarını genişletiyor.

Beyin Parçaların Toplamından Daha Fazlasını Üretir

Türker Kılıç’ın çıkış noktası beyindir. İnsan beyninde milyarlarca nöron bulunur. Tek tek nöronların yapısını bilmek çok değerlidir fakat düşünce, hafıza, dil ve bilinç tek bir nöronun içinde bulunmaz. Bunlar devasa sinir ağlarının ortak etkinliğinden doğar. Bir nöronun işlevi bağlantılarının değişmesiyle değişebilir. Öğrenme bağlantıları dönüştürür. Değişen bağlantılar sonraki öğrenmelerin gerçekleşme biçimini etkiler. Beyin ilişkileri sürekli yeniden kurulan canlı ve dinamik bir ağdır.

Bu örnek parçadan bütüne geçişin özünü taşır. Nöron önemlidir ve nöronlar arasındaki bağlantılar da aynı ölçüde önemlidir. Bağlantıların oluşturduğu ağ yeni bir örgütlenme düzeyi meydana getirir. Ağın özellikleri yeniden tek tek nöronların çalışma koşullarını etkiler. Parçalar bütünü oluştururken oluşan bütün de parçaların hareket alanını biçimlendirir.

Canlılığın başka düzeylerinde de aynı ilişkisel ilke görülür. Hücreler dokuları, dokular organları, organlar organizmayı oluşturur. Organizma da hücrelerin yaşayacağı kimyasal ve fiziksel ortamı düzenler. Bağışıklık hücreleri birbirleriyle kimyasal sinyaller üzerinden iletişim kurar. Yerel hücresel davranışlardan bütün organizmayı kapsayan bağışıklık yanıtı doğar. Bir ekosistemde bitkiler, hayvanlar, mantarlar, mikroorganizmalar, su, toprak ve atmosfer sürekli madde, enerji ve enformasyon alışverişi içindedir. Yaşam parçalar ile ilişkilerin birlikte oluşturduğu çok katmanlı bir bütündür.

Ortaya Çıkış Yaşamın Yaratıcı Örgütlenmesidir

Karmaşık sistemler biliminin temel kavramlarından biri ortaya çıkıştır. Bir sistemin parçaları etkileşime girdiğinde daha alt ölçekte bulunmayan yeni özelliklerin daha üst bir örgütlenme düzeyinde oluşması bu kavramla anlatılır. Suyun özellikleri hidrojen ve oksijen atomlarının özelliklerinin basit toplamından oluşmaz. Beynin bilişsel kapasitesi tek bir nöronun özelliği değildir. Bir ekosistemin dayanıklılığı tek bir canlının içinde bulunmaz. Yeni nitelikler ilişkilerin örgütlenmesinden doğar.

Bütün maddi ilişkilerin örgütlenme biçimi olarak düşünüldüğünde ortaya çıkış yaşamın yaratıcı karakterini görünür kılar. Aynı tür parçalar farklı biçimde bağlandığında farklı özellikler üretebilir. Karbon atomlarının farklı bağlanma biçimleri elmas, grafit ve grafen gibi son derece farklı özelliklere sahip maddeler meydana getirir. Farkı yalnız bileşenler değil, bileşenlerin bağlantı düzeni de yaratır.

Bu düşünce canlı sistemlerde daha da güçlü hale gelir. Canlılık sürekli sinyal alan, karşılık veren, değişen, yeni bağlantılar kuran ve geçmiş ilişkilerin izlerini taşıyan süreçlerden oluşur. Bütün sabit bir üst yapı değildir. Parçalar arasındaki ilişkiler değiştikçe bütün de değişir. Bütün değiştikçe parçaların davranış alanı yeniden biçimlenir.

Enformasyon İlişkinin Taşıdığı Farktır

Kılıç’ın yaklaşımında enformasyon bağlantısallığın önemli bileşenlerinden biridir. Yaşam yalnız maddeden oluşmaz. Madde belirli düzenler içinde örgütlenir, enerji bu süreçleri mümkün kılar ve enformasyon sistemdeki farklılıkların başka süreçleri etkilemesini sağlar. Beyin sürekli enformasyon alan, işleyen, bağlantılarını değiştiren ve yeni örüntüler meydana getiren bir sistemdir.

DNA dizilimi moleküler bir yapının belirli düzenidir. Sinirsel enformasyon nöronların elektriksel ve kimyasal etkinliklerinin zaman ve bağlantı içindeki örüntüleridir. Bir ekosistemde canlıların birbirlerinin davranışlarına verdiği yanıtlar da maddi yaşam süreçlerinin içindedir. Madde, enerji ve enformasyon birbirinden kopuk alanlar oluşturmaz. Aynı yaşam sürecinin farklı boyutları olarak birlikte işler.

Bu yaklaşım varlıkları yalnız kendi iç özellikleriyle tanımlayan bakışın sınırlarını genişletir. Bir canlının yaşamı içinde bulunduğu ağlarla birlikte biçimlenir. İnsan da biyolojik, toplumsal, kültürel ve ekolojik ilişkilerin içinde oluşan bir varlıktır.

İnsan Türünün Gücü Ortaklaşmadan Doğdu

İnsan evrimi bağlantısallığın en güçlü örneklerinden birini sunar. Homo türünün gelişiminde besinin paylaşılması, yavrunun uzun süreli bakımı, ortak savunma, iş bölümü, bilgi aktarımı, dil ve kültür merkezi roller üstlendi. İnsan yavrusunun uzun gelişim dönemi geniş bakım ağlarını güçlendirdi. Ortaklaşma, insanın çevresine uyum sağlama kapasitesini büyüttü.

İnsan tek başına güçlü olduğu için gezegene yayılan bir tür haline gelmedi. Ortak öğrenme, kuşaklar arasında bilgi aktarımı, birlikte üretim ve paylaşma kapasitesi insan türünün büyük evrimsel güçlerinden biri oldu. Bir kişinin geliştirdiği araç başkaları tarafından öğrenildi. Bir kuşağın deneyimi sonraki kuşaklara aktarıldı. Dil bireysel deneyimi ortak hafızaya taşıdı. Kültür tek bir beynin sınırlarını aşan büyük bir bilgi ağı yarattı.

Komünal yaşamın kökleri de bu uzun evrimsel tarihin içindedir. İmece, ortak bakım, yiyecek paylaşımı, ortak savunma, çocukların birlikte gözetimi, ortak kaynak kullanımı ve bilginin paylaşılması insan topluluklarının çok eski pratikleridir. İnsan toplumsallığı bireysel yaşamın üzerine sonradan eklenmiş bir katman değildir. Bireyin gelişimini mümkün kılan tarihsel ve maddi zemindir.

Komünal Yaşam Geleceğin Maddi İhtiyacıdır

Komünal yaşamı yalnız ahlaki bir tercih olarak görmek çağımızın bağlantılı gerçekliğini eksik bırakır. Su, hava, toprak, orman, deniz, iklim ve biyoçeşitlilik bireysel sınırlar içinde işleyen sistemler değildir. Atmosfer ortak bir bütündür. Nehir havzaları geniş bölgeleri birbirine bağlar. Okyanuslar gezegenin iklimiyle birlikte çalışır. Göç eden canlılar kıtaları birbirine bağlar. Bir ekolojik ağdaki bozulma başka yaşam alanlarında etkiler üretir.

İnsan toplumları da aynı karşılıklı bağımlılık içinde yaşar. Gıda üretimi toprak sağlığına, su döngüsüne, iklime, mikroorganizmalara ve tozlaştırıcılara bağlıdır. Kentlerin yaşamı kırsal üretim ağlarına, enerji sistemlerine, su havzalarına ve milyonlarca insanın emeğine dayanır. En bireysel görünen yaşam bile geniş toplumsal ve ekolojik ağların içinde mümkündür.

Bu nedenle komünal yaşam geçmişe dönüş anlamı taşımaz. Ortak kaynakların birlikte korunması, üretimin yaşam ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi, bakım emeğinin paylaşılması, yerel toplulukların karar süreçlerine katılması, bilginin ortaklaştırılması ve insanın diğer canlılarla ilişkisini yeniden kurması çağdaş komünal yaşamın temelini oluşturur.

Bireysel özgürlük ile ortak yaşam arasında karşıtlık kurmak yerine ikisinin birbirini besleyen ilişkisi öne çıkar. Birey ortak dil, ortak bilgi, ortak emek ve ortak yaşam koşulları içinde gelişir. Güçlü ortak yaşam bireyin özgürleşme imkanlarını genişletir. Komünal örgütlenme bireyi küçülten değil, onun gelişebileceği toplumsal ve ekolojik zemini büyüten bir yönelimdir.

İnsan Doğanın İçindedir

Ekolojik kriz bağlantısallığın en açık biçimde görüldüğü alanlardan biridir. Biyoçeşitlilik kaybı, iklim değişikliği, toprak yorgunluğu, ormansızlaşma, tatlı su baskısı ve deniz ekosistemlerindeki bozulma birbirinden kopuk süreçler değildir. Aynı üretim ve tüketim düzenlerinin farklı yaşam ağlarında yarattığı etkiler birbirini güçlendirir.

İnsan yaşamını mümkün kılan oksijen döngüsü, tatlı su, verimli toprak, tozlaşma, iklim düzeni ve besin ağları milyonlarca canlı türünün ortak etkinliğiyle oluşur. Bir türün kaybı yalnız tek bir canlının hikayesinin sona ermesi anlamına gelmez. İlişkiler ağındaki bağlantıların zayıflaması bütün ekosistemin işleyişini etkiler.

İnsan türünün geleceği diğer türlerin geleceğinden ayrı düşünülemez. Gezegenin yaşam ağlarının daralması insan sağlığını, gıda üretimini, su kaynaklarını ve yerleşim alanlarını doğrudan etkiler. Yaşamın maddi temellerini aşındıran bir uygarlık modeli kendi varlık koşullarını da aşındırır.

Komünal yaşam bu nedenle yalnız toplumsal eşitliğin dili değildir. Ekolojik varoluşun da gereğidir. Kaynakların ortak sorumlulukla kullanılması, üretimin ekolojik sınırlar içinde örgütlenmesi ve insanın diğer canlılarla kurduğu ilişkinin yeniden düzenlenmesi yaşamın geleceğine ilişkin maddi bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Yaşamdaşlık Yeni Bir Uygarlık Fikrine Açılıyor

Türker Kılıç’ın bağlantısallıktan yaşamdaşlığa uzanan düşüncesi bu noktada geniş bir anlam kazanır. Beynin çalışma biçimiyle başlayan bağlantısallık araştırması insanın yaşam içindeki konumuna doğru açılır. İnsan yaşamın merkezinde tek başına duran bir özne değil, yaşam ağının etkin bir bileşenidir.

Yaşamdaşlık birlikte yaşamanın ötesinde, varlığın karşılıklı bağımlılık içinde kurulduğunu kabul eden bir kültürel yönelimdir. İnsan yaşamı başka insanlarla, diğer canlılarla ve gezegenin maddi döngüleriyle birlikte oluşur. Bu ilişkilerin bilincine dayanan kültür, rekabetin tek belirleyici olduğu yaşam anlayışının yerine ortaklaşma, dayanışma, bakım ve karşılıklı sorumluluğu yerleştirir.

Komünal yaşam bu perspektifte bireyin bütüne eritilmesi anlamına gelmez. Farklılıkların ortak ilişkiler içinde gelişmesi anlamına gelir. Beyindeki nöron ağ içinde işlev kazanırken kendi özgül yapısını korur. Organizmadaki hücre bütünün yaşamına katılırken kendi işlevini yerine getirir. İnsan da ortak yaşam içinde özgünlüğünü geliştirirken toplumun ortak kapasitesini büyütür.

Yeni Bilimin Açtığı Yol

Bilimin yönü parçayı terk etmeye değil, parçayı ilişkileriyle birlikte anlamaya doğru ilerliyor. Fizik madde ve enerjinin örgütlenmesini, biyoloji canlı sistemleri, evrimsel biyoloji değişimin tarihini, nörobilim beynin ağlarını, genetik ve epigenetik kalıtım ile çevrenin karşılıklı etkisini, ekoloji yaşam ağlarını, enformasyon kuramı düzen ve aktarımı, karmaşıklık bilimi ise ilişkilerden doğan yeni özellikleri araştırıyor. Bu alanların birbirleriyle kurduğu bağ güçlendikçe yaşamın çok katmanlı yapısı daha görünür hale geliyor.

19. yüzyılın büyük bilimsel devrimi insanlığa parçaları çözümleme gücü verdi. 21. yüzyıl bilimi parçaların birbirlerini nasıl etkilediğini, dönüştürdüğünü ve yeni bütünler meydana getirdiğini daha derinden kavramaya yöneliyor. Mekanik düzen fikrinin yanına ağ, ilişki, olasılık, geri bildirim, tarih, evrim ve ortaya çıkış yerleşiyor.

Türker Kılıç’ın Yeni Bilim Bağlantısallık, Yeni Kültür Yaşamdaşlık kitabının açtığı düşünsel yol bu dönüşümün Türkiye’deki güçlü anlatımlarından birini oluşturuyor. Beyin araştırmalarından doğan bağlantısallık fikri yaşamın bütününe doğru genişlediğinde insanın kendisini de yeni bir konumda düşünmesini sağlıyor. İnsan ortak yaşamın dışında oluşan bağımsız bir varlık değildir. Dili, bilgisi, kültürü, emeği ve yaşam koşulları ortak ilişkilerin ürünüdür.

Komünal yaşam bu bilimsel manzara içinde uzak bir ideal olmaktan çıkar. İnsan türünün uzun ortaklaşma deneyiminin, günümüzün ekolojik karşılıklı bağımlılığının ve geleceğin yaşam koşullarını koruma ihtiyacının birleştiği maddi bir yönelim haline gelir. İnsanlığın geleceği ortak yaşamın gücüyle, toplumun geleceği ekosistemlerin canlılığıyla, bireyin özgürlüğü ise birlikte üretilen yaşam imkanlarıyla genişler.

Yaşam milyarlarca yıldır bağlantılar kurarak gelişti. Nöron bağlantıyla beyne katıldı. Hücre ilişkiyle organizmanın parçası oldu. Türler ilişkiler ağı içinde ekosistemleri oluşturdu. İnsan paylaşım, bakım, emek, dil ve ortak hafızayla toplum haline geldi. Yaşamın tarihsel hareketi güçlü bir yön gösteriyor. Varlığını birlikte kuran canlılık, geleceğini de birlikte kuracak bir örgütlenmeye ihtiyaç duyuyor.



Yorumlar

Popüler Yayınlar