Bölüm :1 - Türker Kılıç ve Yeni Bilimin Açtığı Yol / Bağlantısallık ve yeni bilim anlayışı

 

Bölüm :1 - Türker Kılıç ve Yeni Bilimin Açtığı Yol

Bağlantısallık ve yeni bilim anlayışı

Türker Kılıç’ın düşüncesinde öne çıkan bağlantısallık kavramı, yalnızca beynin çalışma biçimini anlamaya yönelik bir nörobilim başlığı olarak görülmemeli. Kavramın asıl gücü yaşamı parçalara ayrılmış nesneler toplamı olarak değil, ilişkiler içinde oluşan dinamik bir bütün olarak düşünmeye imkan vermesinde yatıyor. Beyindeki milyarlarca nöronun tek tek özellikleri kadar aralarında kurulan bağlantılar, farklı bölgelerin eş zamanlı etkinliği, deneyimle yeniden biçimlenen ağlar ve beynin bedenle sürekli etkileşimi önem kazanıyor. Modern nörobilimde connectome (bir canlının sinir sistemindeki tüm nöronların ve bu nöronlar arasındaki sinaptik bağlantıların eksiksiz bir haritası veya şeması)  araştırmaları, ağ nörobilimi ve nöroplastisite ( beynin yaşam boyu yeni deneyimlere, öğrenmeye ve hasarlara uyum sağlayarak kendini yeniden organize etme ve yeni sinir bağlantıları kurma yeteneği) çalışmaları bu ilişkisel yapıyı giderek daha ayrıntılı biçimde görünür kılıyor. Türker Kılıç’ın Türkiye’de taşıdığı önem, bu bilimsel dönüşümü geniş düşünce dünyasının kavrayabileceği bir dile taşıması ve bağlantısallığı yaşamın daha genel örgütlenmesini düşünmenin araçlarından biri haline getirmesiyle belirginleşiyor.

Bu yaklaşım yalnız nörobilim açısından değil, insanı anlamaya çalışan bütün bilim alanları açısından hayati önem taşıyor. İnsan bedeni genler, hücreler, sinir sistemi, hormonlar, bağışıklık sistemi, çevresel koşullar, öğrenme süreçleri ve toplumsal ilişkilerin birlikte işlediği çok katmanlı bir yapı oluşturuyor. İnsan davranışını, düşüncesini veya toplumsal ilişkilerini bu katmanlardan yalnız birine indirgemek yaşamın gerçek karmaşıklığını kavramaya yetmiyor. Bağlantısallık düşüncesi ise parçalar arasındaki karşılıklı etkileşimi merkeze alarak insanı biyolojik, tarihsel, kültürel ve ekolojik ilişkilerin kesişiminde değerlendiren daha geniş bir düşünce zemini yaratıyor.

Sosyal bilimlerin önünde genişleyen alan

Sosyal bilimlerin büyük teorilerinin önemli bir bölümü 19. ve 20. yüzyıllarda biçimlendi. Marx, Durkheim, Weber, Freud ve dönemlerinin diğer büyük düşünürleri kendi çağlarının bilimsel bilgisinden beslendiler. Ancak o dönemlerde genetik bilginin bugünkü düzeyi, DNA’nın yapısı, epigenetik mekanizmalar, beyin ağlarının ayrıntılı yapısı, mikrobiyom, karmaşık sistemler ve günümüz ekoloji bilgisi mevcut değildi. Son yüz elli yılda doğa bilimlerinde gerçekleşen büyük dönüşüm insan hakkında bildiklerimizin kapsamını değiştirdi. İnsan artık yalnız ekonomik çıkarları, siyasal kurumları veya kültürel değerleri üzerinden kavranan bir varlık olmaktan çıktı. Evrimsel geçmişi, bedeni, beyni, hafızası, duyguları, çevresi, kültürü ve toplumsal ilişkileri aynı oluşum sürecinin farklı katmanları olarak görülüyor.

Doğa bilimlerinden beslenmeyen sosyal bilim teorileri bu genişleyen bilgi alanının önemli bir bölümünü kendi açıklama çerçevelerine katamıyor. Nöroplastisite insan beyninin deneyimle değiştiğini gösterirken epigenetik yaşam koşullarının genlerin işleyişiyle kurduğu ilişkiyi görünür kılıyor. Evrimsel biyoloji insan davranışlarının çok uzun tarihsel süreçler içinde biçimlendiğini ortaya koyuyor. Ekoloji hiçbir canlının çevresinden bağımsız yaşamadığını gösteriyor. Ağ bilimi ilişkilerin yapısının sistemlerin davranışı üzerindeki etkisini inceliyor. Karmaşıklık bilimi çok sayıda etkileşen unsurun merkezi bir yönetim olmadan yeni örgütlenme biçimleri oluşturabildiğini gösteren geniş bir araştırma alanı yaratıyor. Sosyal bilimler bu bilgilerle buluştuğunda insan, toplum, iktidar, kültür, dayanışma, çatışma ve toplumsal değişim çok daha geniş bir ölçekten ele alınabilir.

Bireyden ilişkilere

Bağlantısallığın sosyal bilimlere sağlayabileceği temel katkılardan biri bireyi tek başına açıklamanın yerine ilişkileri de analizin merkezine taşımasıdır. İnsan doğduğu andan itibaren dil, bakım, aile, topluluk, eğitim, kültür, üretim ilişkileri ve ekolojik çevre içinde şekillenir. Beynin gelişimi bile çevreyle kurulan ilişkinin izlerini taşır. Hafıza deneyimle oluşur, dil toplumsal ilişkiler içinde edinilir, kimlik kolektif hafızayla beslenir, davranış içinde bulunulan sosyal ağların etkisini taşır. İnsan bu anlamda önceden tamamlanmış bir varlık olarak topluma katılmaz. Toplumsal ilişkiler insanın oluşum sürecinin doğrudan parçalarından biridir.

Bu yaklaşım sosyal bilimlerde uzun süredir ayrı kutuplar halinde düşünülen birçok alanın yeniden birlikte ele alınmasına imkan veriyor. Birey ile toplum, biyoloji ile kültür, doğa ile tarih, beden ile zihin, ekonomi ile ekoloji birbirinden kopuk başlıklar olmaktan çıkarak ortak süreçlerin farklı düzeyleri olarak değerlendirilmeli. Bütüncül düşünce farklı açıklama düzeylerini tek bir nedene indirgemeden aralarındaki karşılıklı etkileri görünür kılar. Türker Kılıç’ın bağlantısallık vurgusunun sosyal bilimler için taşıdığı değer de bu ilişkisel düşünceyi güçlendirmesinde yatıyor.

Disiplinler arası bilim zorunluluğu

Bilginin bugünkü düzeyi disiplinler arası çalışmayı bir tercih olmaktan çıkarıp bilimsel ilerlemenin temel ihtiyaçlarından biri haline getiriyor. Fizik madde ve enerjinin örgütlenmesini, biyoloji canlı sistemlerin işleyişini, nörobilim beynin dinamik yapısını, ekoloji canlıların çevreyle kurduğu ilişkileri, genetik ve epigenetik kalıtım ile gelişimin mekanizmalarını, ağ bilimi bağlantıların yapısını, sosyal bilimler ise tarihsel, ekonomik, siyasal ve kültürel süreçleri inceliyor. Yaşamın bütünü bu alanların ürettiği bilgilerin birbirleriyle ilişkilendirilmesiyle daha geniş biçimde kavranabilir.

Geleceğin bilimsel üretimi fizikçinin yalnız fizikçiyle, biyoloğun yalnız biyologla, sosyoloğun yalnız sosyologla konuştuğu kapalı alanlardan çok ortak araştırma programlarına ihtiyaç duyacak. Beyin araştırmaları bunun güçlü örneklerinden birini oluşturuyor. Nörobilim bugün biyoloji, tıp, fizik, matematik, bilgisayar bilimi, görüntüleme teknolojileri ve ağ teorisinin ortak çalışmasıyla ilerliyor. Benzer bir bütünleşmenin sosyal bilimlerde daha güçlü biçimde gelişmesi insan ve toplum bilgisini önemli ölçüde genişletebilir. Tarih evrimsel biyoloji ve iklim biliminden, antropoloji genetik ve arkeolojiden, psikoloji nörobilimden, ekonomi ekolojiden, sosyoloji ağ biliminden ve siyaset bilimi karmaşık sistem araştırmalarından beslenerek daha zengin açıklama araçları geliştirebilir.

Toplumsal teori için yeni ölçüler

Bu gelişmeler toplumsal teorinin ölçeklerini de değiştiriyor. İnsanlık tarihi yalnız son birkaç bin yıllık devletler ve uygarlıklar üzerinden okunmak yerine yüz binlerce yıllık Homo sapiens tarihiyle birlikte ele alınmalı. Dayanışma, paylaşım, rekabet, hiyerarşi, bakım, işbirliği ve topluluk yaşamı hem antropolojik hem evrimsel hem nörobiyolojik hem tarihsel verilerle birlikte değerlendirilmeli. Ekolojik kriz yalnız ekonomik sistemin yan ürünü olarak değil, insan toplumlarının doğayla kurduğu uzun tarihsel ilişkinin içinde incelenmeli. Kültür biyolojinin karşıtı olarak değil, insan türünün biyolojik ve toplumsal gelişiminin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalı.

Sosyal bilimlerin doğa bilimleriyle kuracağı ilişki, toplumsal teoriyi daha geniş zaman ölçeklerine ve daha zengin nedensellik ilişkilerine taşıyabilir. İnsan davranışı tek bir nedenden doğmaz. Genetik yatkınlıklar, çocukluk deneyimleri, hormonlar, beyin gelişimi, toplumsal kurumlar, ekonomik koşullar, kültür, tarih ve ekolojik çevre farklı düzeylerde birbirini etkiler. Bu çok katmanlı yapı, toplumsal düşüncenin de çok katmanlı hale gelmesini gerektiriyor. Türker Kılıç’ın bağlantısallık kavramı Türkiye’de bu düşünce yönelimine güçlü bir giriş sağlıyor.

Dokuz bölümlük yolculuğun ilk adımı

Dokuz bölümlük dizinin ilk bölümünde bağlantısallık bu nedenle merkeze alındı. Sonraki bölümlerde beyin ağları, karmaşıklık, enformasyon, bilinç, epigenetik, evrim ve yaşamdaşlık daha geniş bir bilimsel bütünlük içinde ele alınacak. Her başlık yalnız kendi bilimsel alanıyla sınırlı tutulmayacak. İnsan ve toplum düşüncesine kazandırdığı yeni imkanlar da değerlendirilecek.

Türker Kılıç ile başlamak Türkiye’de doğa bilimleri ile sosyal bilimler arasında gelişmesi gereken yeni ilişkiyi görünür kılmak açısından anlam taşıyor. Bağlantısallık, yalnız beynin çalışma biçimini anlatan bir kavram olmaktan çıkarak yaşamın farklı düzeylerini birlikte düşünmeye davet eden bir bilimsel yönelim haline geliyor. Disiplinlerin kendi derinliğini koruduğu, aynı zamanda birbirlerinin bilgi birikiminden beslendiği bütüncül bir bilim anlayışı insanı, toplumu ve doğayı daha geniş bir çerçevede kavramanın güçlü imkanlarını taşıyor.



Yorumlar

Popüler Yayınlar