Bir Kelimenin İçinde Yaşayan Kültür
Bir Kelimenin İçinde Yaşayan Kültür
Bu kavramı bilmiyordum. Mahmut Şakar’dan dinleyince Kürt kültürünün paylaşımcı yönünün bir cümleye nasıl yansıdığını fark ettim. Türkçede alışveriş diyoruz. Önce alış, ardından veriş geliyor. Kürtçede kullanılan dan û standin ise verme ve alma hareketlerini başka bir sırayla buluşturuyor. Veriş önce geliyor, alış onu izliyor. Kürtçede ticaret, değişim, görüşme ve ilişki anlamlarında kullanılan bu kelime, dilin içinde güçlü bir toplumsal çağrışım taşıyor. Kürt kültürünün gündelik hayatına bakıldığında bu sıralama sofrada, misafirlikte, taziyede, düğünde, komşulukta ve ortak emekte yaşayan geniş bir paylaşım kültürüyle birleşiyor. Verilen ekmek, açılan kapı, uzatılan çay, paylaşılan emek ve birlikte taşınan yük insanlar arasındaki bağı büyütüyor. Kürt toplumsallığında vermek, sahip olunanı paylaşarak insanı insana bağlayan bir ilişki kurma biçimine dönüşüyor.
Bu kelimeyi duyduğum anda başka bir duyguyla kapıldım. Yıllardır Kürtlerle aynı ülkede yaşayan, Kürt meselesi üzerine düşünen, yazan, tartışan biri olarak Kürtçeyi öğrenmemiş olmanın ne kadar büyük bir kayıp olduğunu yeniden hissettim. Bunun ezikliğini yaşıyorum. Bir halkın dilini bilmeyince yalnızca kelimeleri kaçırmıyorsunuz. O kelimelerin taşıdığı tarihsel hafızayı, yaşam biçimini, duyguyu, mizahı, ağıdı, destanı, atasözünü, kavram dünyasını ve düşünme biçimini de uzaktan izliyorsunuz. Çeviri size anlamın kapısını açıyor, dil ise sizi o anlamın içine alıyor. Dan û standin bana bunu bir kez daha gösterdi. Bir halkın dilindeki iki kelimenin dizilişi bile o toplumun hayatı nasıl yaşadığına ilişkin büyük bir pencere açabiliyor.
Dil yalnızca konuşma aracı değildir
Bir halkın dilini öğrenmek aynı zamanda onun hafızasına girmektir. Kürtçe öğrenen biri yalnızca yeni sözcükler edinmez. Dengbêjlerin söylediği kilamları başka bir kulakla dinlemeye başlar. Bir ağıdın ritminde taşınan acıyı, bir atasözünde biriken kuşak deneyimini, bir köy adının taşıdığı coğrafi hafızayı, bir kavramın içinde saklanan toplumsal ilişkiyi daha derinden kavrar. Dil, tarih kitaplarında bulunmayan bilgileri de taşır. İnsanların birbirine nasıl hitap ettiği, büyüğe nasıl seslendiği, misafiri nasıl karşıladığı, sevgiyi nasıl ifade ettiği, acıyı nasıl paylaştığı dilin içinde yaşar.
Kürtçeyi öğrenmemiş olmak bugün bana yalnızca dilsel bir eksiklik gibi görünmüyor. Bir halkı kendi referans kaynaklarından okuyamamanın kaybını da hissediyorum. Kürtlerin tarihini yalnızca Türkçe kaynaklardan, devlet kayıtlarından, çevirilerden ya da başkalarının aktardığı bilgilerden öğrenmek insanı o halkın kendi hafızasına karşı eksik bırakıyor. Kürtçe yazılmış tarih çalışmaları, sözlü tarih kayıtları, dengbêj anlatıları, şiirler, romanlar, siyasi metinler, atasözleri ve gündelik konuşma dili başka bir dünya taşıyor. Bir halkı anlamak, onun kendi sözcüklerinin peşinden gitmekle derinleşiyor.
Bu yüzden bugün geriye baktığımda Kürtçeyi öğrenmemiş olmamı önemli bir kayıp olarak görüyorum. Aynı coğrafyada yaşayan insanların birbirinin dilini öğrenmesi yalnızca iletişimi kolaylaştıran bir beceri değildir. Birbirinin hafızasına, acısına, sevincine ve düşünce dünyasına yaklaşmanın en güçlü yollarından biridir. Dil insanı başkasının dünyasına misafir olarak sokar. O dünyada biraz kaldıkça misafirlik yerini yakınlığa bırakır.
Önce veriş geliyor
Dan û standin kelimesindeki sıra Kürt kültüründeki paylaşım pratikleriyle yan yana geldiğinde anlam daha da büyüyor. Kürt toplumsallığında misafir eve girdiğinde sofranın hesabı yapılmıyor. Çay geliyor, ekmek bölünüyor, yemek hazırlanıyor, yatacak yer düşünülüyor. Ev kendi imkanını gelen kişiyle paylaşıyor. Bu davranış yalnızca misafirperverliğin ifadesi değildir. Topluluğun insan anlayışını da gösterir. İnsan kendisini sahip olduklarıyla değil, paylaşabildikleriyle de kurar.
Bir sofranın etrafında bu kültür çok açık görülür. Kürt evinde sofra aileyle sınırlı kalmaz. Komşu, akraba, yolcu ve misafir aynı çemberin içine girebilir. Sofraya bir kişi daha geldiğinde yemek bölünür, ekmek çoğaltılır, yer açılır. Paylaşılan yiyeceğin maddi miktarı azalırken toplumsal değeri büyür. Bir tabak yemek bir yakınlık kurar. Bir bardak çay konuşmayı başlatır. Bir parça ekmek iki insan arasında güven yaratır.
Veriş alış kültürünün gücü burada kendini gösterir. Veren kişi karşılığını aynı anda beklemez. Verdiği şey topluluk içinde dolaşıma girer. Bugün sofrayı açan yarın başka bir sofraya oturur. Bugün bir taziye evinde emek veren kişi başka bir gün kendi acısında aynı dayanışmayla karşılaşır. Bugün düğüne katkı sunan yarın kendi evinin sevincinde aynı topluluğu yanında bulur. Verilen şey bir kişiden aynı kişiye dönmek zorunda değildir. Dayanışma bütün topluluğun içinde dolaşır.
Acının ve sevincin ortaklaşması
Kürt kültüründe taziye bu paylaşım anlayışının en güçlü alanlarından biridir. Bir ailede ölüm olduğunda yakın çevre o evin etrafında toplanır. Gelenler yalnızca başsağlığı dilemez. Yemek hazırlanır, misafirler karşılanır, evin işleri paylaşılır, ihtiyaçlar birlikte karşılanır. Acı tek bir evin duvarları içinde kalmaz. Topluluk o acıyı kendi yükünün bir parçası haline getirir.
Düğünlerde de aynı ilişki sevinç üzerinden kurulur. İnsanlar yalnızca kutlamaya gelmez. Hazırlığa katılır, yemek yapar, masa kurar, misafir ağırlar, genç çifte katkı sunar. Takılan altın ve verilen para bireysel bir armağandan daha geniş bir anlam kazanır. Yeni bir hayatın kuruluşuna topluluk olarak katılmanın ifadesine dönüşür. Düğün böylece iki kişinin birlikteliğinden toplumsal bir ortaklaşmaya doğru genişler.
Kürt toplumsallığında dayanışma gündelik hayatın ritmi içinde de sürer. Bir hasta için yemek hazırlanır, yeni taşınan bir aileye eşya bulunur, tarlada işi yetişmeyene el verilir, cenaze olduğunda bütün köy hareketlenir, ev yapımında insanlar bir araya gelir. Bu davranışların her biri aynı anlayışı taşır. İnsan hayatı ortaklaştırıldıkça güçlenir.
Emeğin veriş alışı
Paylaşım yalnızca yiyecek ve para üzerinden kurulmaz. En kıymetli verişlerden biri emektir. İnsan zamanını, beden gücünü ve becerisini bir başkasının ihtiyacına ayırdığında toplumsal bağ daha derin bir anlam kazanır. Köy yaşamında tarla işleri, hasat, hayvan bakımı, kış hazırlıkları ve ev yapımı çoğu zaman ortak emeğin ürünüdür. Bir kişinin işi birçok kişinin eliyle tamamlanır.
Ortak emek topluluğun kendisini sürekli yeniden üretmesidir. Bir ev yapılırken taş taşıyan kişi yalnızca duvar örmez. O evde yaşayacak insanların hayatına katılır. Bir düğünde kazan karıştıran kadın yalnızca yemek pişirmez. Yeni kurulan bir hayatın sevincine emeğini ekler. Bir taziyede çay dağıtan genç yalnızca hizmet etmez. Acının birlikte taşındığı toplumsal halkaya katılır.
Bu nedenle dan û standin bana ekonomik bir kavramdan daha fazlasını düşündürüyor. Verme ve alma, insan ilişkilerinin iki yönünü aynı kelimede buluşturuyor. Verme önden yürüdüğünde ilişki başka bir anlam kazanıyor. Önce başkasına doğru bir adım atılıyor. Sonra karşılıklı bağ kuruluyor.
Bir halkı kendi kaynaklarından tanımak
Kürtçeyi öğrenmemiş olmanın yarattığı eksiklik duygusu büyüyor. Kürtlerin tarihini, kültürünü ve düşünce dünyasını anlamaya çalışırken kendi dillerindeki kaynaklara ulaşmanın taşıdığı değeri bugün daha açık görüyorum. Bir halkın referans kaynaklarını bilmek onun kendisini nasıl anlattığını öğrenmektir. Başkalarının onun hakkında söylediklerinden önce onun kendi sözünü duymaktır.
Kürt tarihi yalnızca siyasi olaylardan oluşmaz. Şarkılarda, ağıtlarda, köy isimlerinde, masallarda, aşiret hafızasında, kadınların anlattığı hikayelerde, dengbêjlerin sesinde, çocuklara verilen isimlerde, atasözlerinde ve gündelik konuşmanın içinde de tarih yaşar. Bu kaynaklara ulaşmak bir halkı içeriden anlamanın yolunu açar. Dil de bu yolun anahtarıdır.
Ben bugün dan û standin gibi tek bir kelimeden bu kadar çok şey öğrenirken, bilmediğim binlerce kelimenin içinde ne kadar büyük bir kültürel dünyanın beni beklediğini de hissediyorum. Bu his bende geç kalmışlığın ezikliğini yaratıyor. Aynı zamanda öğrenme isteğini de büyütüyor. Çünkü bir halkın diline yaklaşmak o halkla kurduğun ilişkinin niteliğini de değiştiriyor. Dinlemek derinleşiyor, anlamak çoğalıyor, ortak yaşamın zemini genişliyor.
Bir kelimenin taşıdığı dünya
Mahmut Şakar’dan duyduğum dan û standin ifadesi benim için bu yüzden yalnızca yeni öğrendiğim bir Kürtçe kavram olarak kalmadı. Kürt kültürünün paylaşımcı yönünü, dayanışma biçimlerini ve topluluk anlayışını yeniden düşünmeme yol açtı. Bir kelimenin içinde sofra, misafirlik, düğün, taziye, emek, komşuluk ve hafıza yan yana geldi.
Önce veriş geliyor. İnsan elini açıyor, sofrasını açıyor, kapısını açıyor, zamanını açıyor. Ardından alış geliyor. Alan kişi de başka bir zamanda başka bir insana veren oluyor. Böylece ilişki iki kişi arasında kapanmıyor, toplumun içinde dolaşmaya devam ediyor.
Kürt kültürünün paylaşımcı gücü de bu dolaşım içinde yaşıyor. Ekmek bölündükçe topluluk büyüyor. Emek paylaşıldıkça yük hafifliyor. Acı ortaklaştıkça dayanışma güçleniyor. Sevinç paylaşıldıkça çoğalıyor.
Kürtçeyi bilmenin değerini bana yeniden hatırlatan da bu oldu. Bazen bir halkın bütün bir yaşam deneyimi iki kelimenin arasındaki sırada bile kendisini gösterebiliyor. Önce veriş geliyor. Sonra alış. Arada ise bir halkın dayanışma kültürü yaşıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.