''Beni Anlamıyorlar'' / Kurallar Arayan Zihin, Kimlik ve Bütüncül Düşünmenin Güçlüğü
''Beni Anlamıyorlar''
Kurallar Arayan Zihin, Kimlik ve Bütüncül Düşünmenin Güçlüğü
Abdullah Öcalan'ın zaman zaman kullandığı “Beni anlamıyorlar” sözü bana göre kişisel bir yakınmanın ötesinde düşünsel bir soruna işaret ediyor. Bir düşüncenin kavramlarını tek tek bilmek, o düşüncenin kendi içindeki bağlantıları kavramakla aynı şey değildir. Demokratik toplum, kadın özgürlüğü, ekoloji, demokratik ulus, ahlaki ve politik toplum, demokratik konfederalizm ve Jineoloji gibi kavramlar tek tek ele alındığında kendi anlam alanlarını taşır. Fizik, kuantum fiziği, biyoloji, evrimsel biyoloji, nörobilim, antropoloji ve arkeoloji de insanı, doğayı ve bilgiyi farklı ölçeklerde anlamamızı sağlayan güçlü bilim alanları. Bütüncül düşünce aralarındaki ilişkileri görmeye çalışır. Öcalan'ın anlaşılmasının güçlüğü de yalnızca metinlerinin yoğunluğundan kaynaklanmaz. İnsan beyninin evrimsel geçmişi, zihnin çevreden kurallar çıkarma eğilimi, kesinlik ihtiyacı, ideolojik aidiyetler, modern eğitimin bilgiyi ayrı disiplinler halinde örgütlemesi ve düşüncenin zamanla kişisel kimliğin parçasına dönüşmesi bu güçlüğü büyütür.
Düşünce Zamanla Kimliğe Dönüşür
Bir insan uzun yıllar boyunca belirli bir düşünce için emek verdiğinde o düşünce zihinsel görüş olmaktan daha geniş bir anlam kazanır. Mücadele geçmişi, dostluklar, örgütsel bağlar, toplumsal çevre, saygınlık, statü, fedakarlıklar ve kişinin kendi hayat hikayesi bu düşünceyle birleşir. İnsan kendisini yalnızca bir fikre inanan kişi olarak görmez. O fikrin taşıyıcısı, savunucusu ve hayatını onun içinde kurmuş biri haline gelir.
Bu nedenle düşünce değiştirmek bazı insanlar için yalnızca yeni bir görüş benimsemek anlamına gelmez. Yıllarca verilen mücadelenin anlamını yeniden değerlendirmek, kurulan toplumsal statünün sarsılması, ait olunan çevreyle ilişkinin değişmesi ve kişinin kendi geçmişine başka gözle bakması anlamına gelir. İnsan düşüncesini değiştirirken hayat hikayesini de yeniden yazma ihtiyacı duyabilir.
Bu psikolojik ve toplumsal maliyet düşünsel değişimi ağırlaştırır. İnsan eski fikrini korurken aynı zamanda o fikirle birlikte kurduğu benlik duygusunu, dostluklarını, toplumsal yerini ve geçmiş emeğinin anlamını da korumaya çalışır. Düşünsel açıklık bu nedenle yalnızca zeka meselesi değildir. Kimlik, aidiyet ve geçmişle kurulan ilişkiyle de yakından bağlantılıdır.
Beyin Yaşamın İçinde Şekillendi
İnsan beyni milyonlarca yıllık evrimsel süreç içinde çevreyle kurulan ilişkinin içinde biçimlendi. Yön bulmak, tehlikeyi fark etmek, besin kaynaklarını hatırlamak, yüz ifadelerinden niyet çıkarmak, grup içindeki güven ilişkilerini izlemek, çocuklara uzun süre bakım vermek ve değişen koşullara uygun davranmak yaşamsal değer taşıdı. Doğal seçilim bu ihtiyaçlara cevap verebilen duyusal, bilişsel ve toplumsal kapasitelerin gelişmesine katkı sağladı. İnsan zihni çevrede tekrar eden ilişkilerden kurallar çıkarmaya, deneyimlerden davranış ilkeleri üretmeye ve yeni durumlarda bu kuralları kullanmaya yatkınlaştı. Bu kapasite öğrenmeyi, dilin gelişmesini, kültürel aktarımı ve ortak yaşamı güçlendirdi.
Aynı özellik karmaşık toplumsal olaylarda sade açıklamaları daha çekici hale getirir. Zihin çok sayıda değişkeni aynı anda taşımak yerine anlaşılır kurallar kurmaya yönelir. Bir olayın tek nedeni, bir toplumun tek belirleyeni veya tarihin tek yasası daha kolay kavranır. İnsan yaşamı ise biyoloji, kültür, ekonomi, sınıf, cinsiyet, dil, ekoloji, siyaset ve tarihsel hafızanın birlikte işlediği çok katmanlı bir yapıdır. Bütüncül düşünme bu katmanları tek başlıkta eritmek yerine ilişkileri içinde görebilme emeğidir.
Fizikten Biyolojiye Genişleyen Bilgi
Modern bilim gerçekliği farklı ölçeklerde inceleyerek büyük bir bilgi birikimi yarattı. Fizik maddeyi, enerjiyi, hareketi, uzayı ve zamanı araştırdı. Kuantum fiziği atomaltı dünyanın klasik sezgilerimizden farklı işleyişini görünür hale getirdi. Biyoloji yaşamın örgütlenmesini, genetik aktarımı ve canlı sistemlerin işleyişini inceledi. Evrimsel biyoloji türlerin uzun zaman içinde değişimini ve insanın canlılık tarihindeki yerini ortaya koydu. Nörobilim algının, hafızanın, öğrenmenin ve davranışın sinir sistemiyle ilişkisini araştırdı. Antropoloji insan topluluklarının çeşitliliğini, arkeoloji ise geçmiş toplumların maddi izlerini görünür hale getirdi.
Bu alanların ortak değeri insanı daha geniş bir gerçekliğin içine yerleştirmeleridir. İnsan yalnızca siyasal veya ekonomik varlık olarak ele alınamaz. Beden taşıyan biyolojik canlıdır, tarihsel süreçlerin ürünüdür, kültür içinde öğrenir, toplumsal ilişkiler kurar ve ekolojik sistemlerin içinde yaşar. Demokratik toplum düşüncesini de bu geniş bilgi alanıyla birlikte ele almak paradigmanın kapsamını büyütür. Fizik ya da biyoloji insan ve doğa hakkındaki bilgilerimizi zenginleştirerek düşüncenin daha güçlü kurulmasına katkı sağlar.
Kurallar Arayan Zihin
İnsan zihni yaşadığı çevrede tekrar eden ilişkilerden kurallar çıkarır. Ateşin etkisini öğrenir, mevsimlerin düzenini izler, hangi davranışın topluluk içinde nasıl karşılık bulduğunu gözlemler ve deneyimlerini gelecekte kullanmak üzere zihinsel düzene dönüştürür. Bu yetenek insan kültürünün, dilin ve bilginin gelişmesinde büyük rol oynadı.
Kural oluşturma eğilimi toplumsal düşüncede de çalışır. İnsan tarihsel olaylardan genel hükümler çıkarmaya, tekrar eden ilişkileri yasa benzeri ifadelerle açıklamaya ve geleceği bu kurallarla anlamaya yönelir. Bu eğilim düşünceye düzen kazandırır. Aynı zamanda belirli tarihsel koşullarda oluşmuş açıklamaların uzun süre korunmasını da kolaylaştırır.
Bütüncül düşünme kural arayışını reddetmez. Kuralların hangi koşullarda oluştuğunu, hangi ölçekte açıklayıcı olduğunu ve yeni bilgilerle nasıl değişebildiğini de hesaba katar. Fizikte bir açıklamanın belirli ölçekte güçlü olması, biyolojide başka süreçlerin devreye girmesi, toplumsal yaşamda ise tarihsel ve kültürel değişkenlerin belirleyici hale gelmesi bize aynı gerçekliğin farklı katmanlarda farklı biçimlerde ele alınabileceğini gösterir.
Kesinlik İhtiyacı
İnsan zihni belirsizliği azaltmayı sever. Tehdidin kaynağını bilmek, hangi davranışın güvenli olduğunu öğrenmek ve geleceğe ilişkin tahminde bulunmak yaşamsal değer taşıdı. Bu nedenle kesin cevaplar zihinde güven duygusu yaratır. Toplumsal ve siyasal düşüncede de benzer bir eğilim görülür. Bir ideolojinin tarihi bütünüyle açıkladığına inanmak, bir düşünürün bütün soruların cevabını verdiğini kabul etmek veya tek kavramı toplumsal gerçekliğin anahtarı haline getirmek güçlü bir zihinsel rahatlık sağlayabilir.
Bilimsel düşüncenin gücü, kesinlik ihtiyacını araştırma disipliniyle dengelemesinden gelir. Yeni gözlem, yeni deney ve yeni veri açıklamaları geliştirebilir. Fizik tarihindeki büyük dönüşümler, biyolojide evrim düşüncesinin gelişmesi, genetiğin ilerlemesi ve nörobilimin yeni bulguları bilginin hareket halinde olduğunu gösterir. Toplumsal düşünce de aynı canlılığa ihtiyaç duyar.
Öcalan'ın düşüncesini yaşayan paradigma olarak ele almak da bu yaklaşımı gerektirir. Kavramların değeri sürekli tekrar edilmelerinde değil, yeni tarihsel deneyimler ve yeni bilimsel bilgiler karşısında ne kadar açıklayıcı olduklarında belirginleşir.
Grup Aidiyeti ve İdeolojik Kalıplar
İnsan uzun evrim tarihi boyunca grup halinde yaşayan bir tür oldu. Aidiyet güvenlik, besin paylaşımı, bakım ve çocukların korunması açısından büyük değer taşıdı. Ortak davranış kurallarını öğrenmek, güvenilir ilişkiler kurmak ve grubun değerlendirmelerini dikkate almak insanın toplumsal kapasitesinin temel parçalarından biri haline geldi.
Bugünkü ideolojik aidiyetler de bu toplumsal mirasın üzerinde biçimleniyor. İnsan bir partiye, sınıfa, ulusa, inanca veya düşünsel geleneğe bağlandığında aynı zamanda bir anlam dünyasına dahil olur. Bu bağ yıllar içinde dostluk, mücadele, saygınlık ve kişisel kimlikle birleşir. Düşünce bu aşamada dünyayı açıklayan araç olmanın ötesine geçerek kişinin toplum içindeki yerinin de parçasına dönüşür.
Marxist düşünce sınıf ilişkilerini daha görünür hale getirir. Feminist düşünce erkek egemenliğinin gündelik yaşamdaki biçimlerini açar. Ekolojik yaklaşım insan ile doğa arasındaki bağı öne çıkarır. Fizik evrenin maddi yapısını, biyoloji yaşamın örgütlenmesini, nörobilim zihnin bedensel süreçlerini daha ayrıntılı görmemizi sağlar. Bütüncül düşünce bu farklı alanların sunduğu bilgiyi birbirine kapatmak yerine ilişkilendirir.
Modern Eğitim Bilgiyi Bölümlere Ayırdı
Modern eğitim sistemi büyüyen bilgi birikimini aktarabilmek için disiplinlere ayrıldı. Fizik, kimya, biyoloji, tarih, sosyoloji, iktisat, psikoloji, antropoloji ve siyaset bilimi kendi yöntemlerini geliştirdi. Bu uzmanlaşma insanlığın bilgi üretme kapasitesini olağanüstü ölçüde artırdı. Aynı süreç gerçekliğin parçaları arasındaki bağları yeniden kurmayı daha yoğun bir düşünsel görev haline getirdi.
Bir öğrenci maddeyi fizikte, canlılığı biyolojide, insan beynini nörobilimde, devleti siyaset biliminde, ekonomiyi iktisatta ve geçmişi tarihte öğreniyor. İnsan ise bütün bu alanları aynı yaşam içinde taşıyor. Açlık biyolojik, ekonomik ve siyasal boyutlara sahiptir. Kadın emeği ekonomik, kültürel ve tarihsel ilişkilerin içindedir. Ekolojik kriz fiziksel, biyolojik, ekonomik ve siyasal süreçlerin ortak etkisiyle şekillenir. İnsan beyninin kararları da biyolojik yapı, öğrenme, kültür ve toplumsal deneyimle birlikte oluşur.
Öcalan'ın metinleri bu disiplin sınırlarını sık sık aşar. Mitolojiden ekonomiye, kadın tarihinden devlet eleştirisine, ekolojiden kültüre, ahlaktan siyasete geçer. Bu geçişlerin fizik, biyoloji, evrim, antropoloji ve nörobilim gibi alanlarla yeniden düşünülmesi paradigmanın ilişkisel yönünü daha görünür hale getirebilir.
Bütüncül Düşünmenin Anlamı
Bütüncül düşünme bütün gerçekliği tek bir büyük kurala bağlamak değildir. Farklı düzeylerin kendi özelliklerini koruyarak nasıl ilişki kurduğunu görebilmektir. İnsan biyolojik organizmadır, tarihsel varlıktır, kültürel özne olarak yaşar, ekonomik ilişkilerin içindedir ve ekolojik sistemin parçasıdır.
Fizik doğanın temel süreçlerini araştırır. Kuantum fiziği maddenin küçük ölçeklerdeki davranışını inceler. Biyoloji canlı sistemleri, evrimsel biyoloji değişimin uzun tarihini, nörobilim beynin çalışma biçimini, antropoloji insan topluluklarını, arkeoloji geçmiş yaşamların maddi izlerini açıklar. Sosyal bilimler ise insanın tarihsel, siyasal ve ekonomik ilişkilerini inceler.
Demokratik toplum, kadın özgürlüğü, ekoloji, demokratik ulus, ahlaki ve politik toplum, demokratik konfederalizm ve Jineoloji gibi kavramlar da insanın nasıl yaşayacağına, hangi ilişkileri kuracağına ve hangi toplumsal kurumları geliştireceğine ilişkin düşünsel alanlar açar. Bütüncül düşüncenin gücü bu iki geniş bilgi alanını birbirine kapatmadan birlikte değerlendirebilmesinde yatar.
“Beni Anlamıyorlar” Sözünü Yeniden Düşünmek
“Beni anlamıyorlar” sözü bu çerçevede daha geniş bir anlam kazanıyor. İnsan zihninin karmaşık gerçekliği kurallara ayırma eğilimi, kesinlik ihtiyacı, ideolojik aidiyetler, toplumsal statü, kişisel kimlik ve eğitim sisteminin disiplinlere bölen yapısı bütüncül düşünmeyi zorlaştırıyor.
Anlamak daha fazla kavram ezberlemek anlamına gelmez. Kavramlar arasındaki ilişkileri görebilmek anlamına gelir. Fiziği doğadan, biyolojiyi insandan, insanı toplumdan, kadını devletten, ekonomiyi ekolojiden ve tarihi gündelik yaşamdan koparmadan düşünmeye çalışmak anlamına gelir.
Kendi fikrimizin bize hangi toplumsal konumu, hangi aidiyeti ve hangi kişilik anlatısını sağladığını fark etmek anlamına gelir. Bir düşünürü tekrar etmek yerine onun düşüncesinin hangi bağlantılar içinde hareket ettiğini izlemek anlamına gelir. Öcalan'ı anlamak da bu açıdan sadakatten çok düşünsel emek gerektirir.
Anlamak Açık Bir Süreçtir
Bir paradigma yeni bilgilerle karşılaştıkça gelişir. Fizik evrenin temel yapısına ilişkin yeni sorular üretir. Biyoloji yaşamın karmaşıklığını daha ayrıntılı açıklar. Evrimsel biyoloji insanın uzun tarihini yeniden kurar. Nörobilim öğrenme, hafıza ve davranış hakkında yeni bilgiler sunar. Antropoloji insan topluluklarının çeşitliliğini genişletir. Arkeoloji geçmiş toplumlara ilişkin yeni veriler ortaya çıkarır. Feminist araştırmalar kadınların tarihsel deneyimlerini görünür hale getirir. Ekoloji insanın yaşam ağları içindeki yerini daha ayrıntılı biçimde açıklar.
Bu gelişmeler Öcalan'ın kavramlarını da yeniden düşünmeye imkan verir. Bazı tezler güçlenebilir. Bazı kavramların kapsamı genişleyebilir. Bazı yorumlar yeni bilgilerle yeniden kurulabilir. Düşüncenin değişmesi geçmiş emeği yok etmez. Onu yeni bilgiyle yeniden anlamlandırır.
“Beni anlamıyorlar” sözü bu nedenle açık bir düşünsel çağrı olarak okunabilir. Daha az ezber. Daha fazla ilişki. Daha az kesinlik tutkusu. Daha fazla araştırma. Daha az kimlik savunusu. Daha fazla düşünsel cesaret. Bir düşünürü anlamanın en güçlü yolu onu tekrar etmekten çok, düşüncesini fiziğin, biyolojinin, tarihin, toplumun ve yaşamın değişen bilgisi içinde yeniden sınamaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.