Başlarken
Yazarın Notu
Abdullah Öcalan'ın zaman zaman kullandığı “Beni anlamıyorlar” sözü bu yazı dizisinin başlangıç noktasını açıklayan güçlü bir ifade oluşturuyor. Bu söz, kişisel bir yakınmadan çok düşüncenin bütünlüğünü kavrama çağrısı olarak okunabilir. Bir düşünürün kavramlarını bilmek kadar, bu kavramların birbirleriyle kurduğu ilişkileri görmek de önem taşır. Demokratik toplum, kadın özgürlüğü, ekoloji, demokratik ulus, ahlaki ve politik toplum, demokratik konfederalizm ve Jineoloji aynı düşünsel yapının birbirine bağlı alanlarıdır. Öcalan'ın düşüncesi devlet, uygarlık, kadın, ekonomi, doğa, kültür, toplumsal hafıza ve gündelik yaşam arasında sürekli bağlar kurarak ilerler.
Bu düşünsel yapının kavranması geniş bir bilgi alanının birlikte izlenmesini gerektirir. İnsan zihninin evrimsel geçmişi, eğitim sisteminin bilgiyi disiplinlere ayırması, ideolojik aidiyetler, uzmanlaşma biçimleri ve yerleşik düşünsel alışkanlıklar dünyayı algılama biçimini şekillendirir. Bütüncül düşünce bu farklı katmanları ilişkiler ağı içinde değerlendiren bir zihinsel çalışma gerektirir.
Bu yazı dizisinin temel dayanaklarından biri çağdaş bilimsel gelişmelerdir. Fizik, biyoloji, evrimsel biyoloji, nörobilim, ekoloji, genetik, epigenetik, antropoloji, arkeoloji, ağ bilimi ve karmaşıklık araştırmaları insan, doğa ve toplum hakkındaki bilgi alanını sürekli genişletiyor. Bu alanlardaki gelişmeleri izlemek sosyal bilimlerin kavramlarını daha geniş bir bilgi dünyası içinde değerlendirmeyi mümkün kılıyor.
Temel bilimlere ilişkin genel kültür, dizinin kurduğu bağlantıların kavranmasını kolaylaştırır. İnsan beyninin evrimsel gelişimi, canlılığın örgütlenmesi, ekosistemlerin karşılıklı bağımlılık ilişkileri, kalıtım ile çevre arasındaki etkileşim, yazılı tarih öncesi toplumsal yaşam ve karmaşık sistemlerin oluşumu toplumsal düşünceye yeni pencereler açar. Çağdaş sosyal düşüncenin genişlemesi, temel bilimlerdeki gelişmelerle sürekli temas kurmasını gerektirir.
İnsan aynı anda biyolojik, toplumsal, tarihsel, kültürel ve ekolojik bir varlıktır. Beyin, beden, duyular, hafıza, bağlanma biçimleri ve toplumsal kapasite milyonlarca yıllık evrimsel tarihin içinden gelişmiştir. Toplumlar da ekolojik çevre, üretim biçimleri, teknoloji, demografi, kültür ve siyasal ilişkiler içinde biçimlenmiştir. Bu geniş bağlantılar alanı sosyal bilimlerin açıklama gücünü artırır.
Marx dahil 19. yüzyılın büyük düşünürleri kendi çağlarının bilimsel gelişmelerini yakından izlediler. Dönemin felsefesi, iktisadı, doğa bilimleri, teknolojik dönüşümleri ve tarih bilgisi onların düşünsel üretimlerinin önemli parçalarıydı. Marx'ın düşüncesi de yaşadığı çağın bilimsel ve toplumsal hareketi içinde gelişti.
21.yüzyılın sosyal düşüncesi aynı entelektüel dinamizmi çok daha geniş bir bilgi alanı içinde sürdürebilir. Son yüz elli yılda fizik, biyoloji, evrim kuramı, genetik, nörobilim, ekoloji, antropoloji, arkeoloji, sistem bilimi ve karmaşıklık araştırmalarında büyük dönüşümler yaşandı. Bu bilgi birikimi sosyal bilimlerin kavram dünyasını da genişletiyor.
Öcalan'ın düşüncesinin çağdaş bilimsel bilgiyle birlikte değerlendirilmesi, paradigmanın farklı kavramları arasında kurulan ilişkileri daha görünür hale getiriyor.
Hayatta Kalmanın İçinden Gelişen Zihin
İnsan beyni milyonlarca yıllık evrim boyunca çevreyle kurulan ilişkinin içinde biçimlendi. Doğal seçilim, canlıların hayatta kalmasına ve üremesine katkı sağlayan duyusal, bilişsel ve toplumsal kapasiteleri geliştirdi. Atalar açısından bir sesin kaynağını hızla belirlemek, hareket eden bir gölgeyi fark etmek, besinin yerini hatırlamak, yüz ifadelerinden niyet çıkarmak, grubun güvenilir üyelerini tanımak, çocuklara uzun süre bakım vermek ve değişen çevrede uygun davranışı seçmek yaşamsal değer taşıdı.
İnsan zihni çevresindeki bilgiyi seçmeye, örüntüleri hızla tanımaya ve eksik verilerden anlam üretmeye yatkın hale geldi. Bu kapasite insan türünün uyum başarısının temel parçalarından birini oluşturdu. Toplumsal gerçekliğin kavranması ise çok sayıda ilişkinin aynı düşünsel çerçeve içinde değerlendirilmesini gerektirir.
İnsan toplumu yüz binlerce yıllık biyolojik mirasın, kültürün, sınıf ilişkilerinin, cinsiyet rejimlerinin, dilin, ekolojinin, ekonominin, siyasetin, teknolojinin ve tarihsel hafızanın birlikte biçimlendirdiği çok katmanlı bir yapıdır. Bütüncül düşünce bu katmanların birbirleriyle kurduğu ilişkileri görünür hale getirir.
Evrimsel biyoloji insanın milyonlarca yıllık canlılık tarihini, nörobilim algı ve karar süreçlerinin biyolojik zeminini, ekoloji canlıların karşılıklı bağımlılık ilişkilerini, genetik ve epigenetik kalıtım ile çevre arasındaki etkileşimi, antropoloji toplumsal çeşitliliği, arkeoloji ise yazılı tarihten çok daha eski toplumsal deneyimleri görünür hale getirir.
Sosyal düşünce bu bilgi alanlarıyla ilişki kurdukça insanı daha geniş bir bütünlük içinde değerlendirebilir.
Kural Arayan ve Hızlı Karar Veren Beyin
İnsan beyni örüntü ve düzen aramaya son derece yatkındır. Dağınık olayları anlamlı diziler halinde birleştirmek, neden ile etki arasında bağlantı kurmak ve geleceğe ilişkin öngörü geliştirmek yaşamsal değer taşıdı. Bu yetenek bilimsel düşüncenin, kültürün ve teknolojinin gelişmesinde de güçlü rol oynadı.
İnsan yıldızların hareketlerinden mevsimleri, hayvan izlerinden avın yönünü, bitkilerin görünümünden özelliklerini ve çevredeki değişimlerden yaklaşan tehlikeleri öğrendi. Aynı zihinsel kapasite kavramlar, sınıflandırmalar ve düşünsel şemalar üretme yeteneğini de geliştirdi.
Siyasal ve ideolojik düşünce de bu zihinsel süreçlerin içinde biçimlenir. Belirli bir dünya görüşüyle uzun süre düşünmek yeni bilgilerin mevcut kavramsal çerçeveler içinde değerlendirilmesini kolaylaştırır. Yeni bilgi alanlarıyla karşılaşmak ise düşünsel çerçevelerin genişlemesini sağlar. Bütüncül düşünme, bilgi edinmenin yanında düşünme alışkanlıklarını da sürekli geliştiren bir süreçtir.
Bilim tarihi bu gelişimin en güçlü örneklerinden biridir. İnsanlığın bilgi birikimi yeni bulgularla genişledikçe kavramların anlamı da değişti. Atom hakkındaki bilgi geliştiğinde madde anlayışı derinleşti. Evrim kuramı insanın canlılık tarihindeki yerini yeniden tanımladı. Genetik ve epigenetik ilerledikçe kalıtım ile çevre arasındaki ilişkiler daha ayrıntılı biçimde anlaşılmaya başladı. Nörobilim geliştikçe hafıza, öğrenme, duygu ve karar süreçlerine ilişkin bilgiler zenginleşti. Arkeolojik bulgular çoğaldıkça insan topluluklarının devlet, kent ve yazı öncesindeki uzun tarihi daha görünür hale geldi.
Bilimde meydana gelen bu dönüşümler sosyal düşüncenin kavram dünyasını da genişletiyor.
Grup Aidiyeti ve İdeolojik Kalıplar
İnsan uzun evrim tarihi boyunca küçük ve birbirine bağımlı topluluklarda yaşadı. Gruba ait olmak güvenlik, besin, bakım ve çocukların yaşaması açısından büyük önem taşıdı. Başkalarının niyetini anlamak, iş birliği yapmak, güvenilir ilişkiler kurmak ve ortak normlar geliştirmek toplumsal yaşamın temel parçaları oldu.
Aidiyet, ortak kimlik, saygınlık, karşılıklılık ve dayanışma insanın toplumsal kapasitesinin güçlü bileşenleri haline geldi. Bugünün ideolojik dünyasında da bu tarihsel miras etkisini sürdürüyor. Bir partiye, sınıfa, ulusa, inanca veya düşünsel geleneğe bağlılık aynı zamanda güçlü bir aidiyet üretir. Bu aidiyet düşünceye süreklilik, dayanışma ve mücadele gücü kazandırır.
Her düşünsel gelenek gerçekliğin belirli katmanlarını daha görünür hale getirir. Marksist düşünce sınıf ilişkilerini, feminist düşünce erkek egemenliğini, ekolojik düşünce insan ile doğa arasındaki ilişkileri, ulusal hareketler tarihsel kimlik ve kolektif hafızayı, liberal düşünce bireysel hak ve özgürlükleri güçlü biçimde görünür hale getirir.
Bütüncül düşünce bu farklı bilgi alanlarını aynı toplumsal gerçekliğin birbirine bağlı katmanları olarak değerlendirir.
Öcalan'ın düşüncesi de bu ilişkisel zemin üzerinde ilerler. Ulusal sorun, sınıf, kadın özgürlüğü, ekoloji, devlet, kültür, ekonomi ve toplumsal hafıza aynı düşünsel yapının birbirine bağlı parçalarıdır. “Beni anlamıyorlar” sözü bu açıdan düşüncenin ilişki ağı içinde okunmasına yönelik güçlü bir çağrı niteliği taşır.
Modern Eğitim Bilgiyi Bölerek Öğretiyor
Modern eğitim sistemi insanlığın büyüyen bilgi birikimini aktarabilmek için disiplinlere ayrıldı. Fizik maddeyi ve enerjiyi, biyoloji canlılığı, tarih geçmişi, sosyoloji toplumsal yapıları, iktisat üretim ve paylaşım ilişkilerini, psikoloji zihinsel süreçleri araştırdı. Bu uzmanlaşma bilim tarihinde büyük ilerlemeler yarattı.
Bilgi büyüdükçe disiplinler arasında yeniden bağlantı kurmanın önemi de arttı. Bir çocuk okulda canlılığı biyoloji dersinde, devleti tarih veya yurttaşlık dersinde, ekonomiyi başka bir derste, doğayı coğrafyada öğreniyor. Üniversitede aynı insanın bedeni tıpta, davranışı psikolojide, ekonomik yaşamı iktisatta, siyasal ilişkileri siyaset biliminde ve kültürü antropolojide inceleniyor.
İnsan yaşamı bütün bu alanları aynı anda taşır. Açlık biyolojik ihtiyaçla ekonomik düzeni ve siyasal yapıyı aynı yaşam deneyiminde birleştirir. Kadın emeği üretim ilişkileri, aile yapıları, kültür, beden, bakım, tarih ve iktidar ilişkileri içinde şekillenir. Ekolojik kriz fiziksel süreçlerin, canlı sistemlerinin, enerji kullanımının, üretim biçimlerinin, teknolojinin ve siyasal kararların aynı sistem içindeki hareketinden doğar.
21.yüzyılın güçlü düşünce yönelimlerinden biri disiplinler arasında yeniden bağ kurma çabasıdır. Fizik, biyoloji, nörobilim, ekoloji, genetik, antropoloji, arkeoloji, tarih ve sosyal bilimler farklı ölçeklerde ürettikleri bilgiyi birbirine açtıkça insan ve toplum hakkındaki kavrayış genişler.
Temel bilimlere ilişkin genel kültür bu nedenle çağdaş toplumu anlamaya çalışan sosyal düşüncenin temel araçlarından biridir.
Öcalan'ın düşüncesi disiplinler arasında sürekli hareket eder. Mitolojiden ekonomiye, kadın tarihinden devlet teorisine, ekolojiden kültüre, toplumsal hafızadan siyasal örgütlenmeye uzanan bağlantılar paradigmanın ilişkisel yapısını oluşturur.
Marx'ın Bilimle Kurduğu İlişki
Sosyalist düşüncenin büyük tarihsel kaynaklarının önemli bir bölümü 19. yüzyılda oluştu. Marx ve Engels kendi dönemlerinin bilimsel, teknolojik ve felsefi gelişmelerini yakından izleyen düşünürlerdi. Yaşadıkları çağın üretim biçimlerini, sanayi devrimini, toplumsal dönüşümleri ve bilimsel gelişmeleri teorik çalışmalarının önemli parçaları haline getirdiler.
Marx'ın düşünsel yöntemi çağının bilgi birikimiyle sürekli ilişki kurdu. Bu yaklaşım günümüz sosyal düşüncesi açısından da güçlü bir yöntemsel miras oluşturuyor.
Marx'ın yaşadığı dönemde insan genomunun yapısı bilinmiyordu. DNA'nın kalıtımdaki rolü ortaya çıkarılmamıştı. Epigenetik mekanizmalar keşfedilmemişti. Modern nörobilim bugünkü düzeyine ulaşmamıştı. Beynin yaşam boyunca değişebilme kapasitesine ilişkin bugünkü bilgiler oluşmamıştı. Ekoloji, sistem bilimi, ağ bilimi ve karmaşıklık araştırmaları henüz bugünkü gelişmişlik düzeyine sahip değildi. Göbeklitepe gibi buluntular insan topluluklarının tarihine ilişkin yeni tartışmaları henüz açmamıştı. Atomun iç yapısı hakkındaki bilgi de son derece sınırlıydı.
Bugün insanlık çok daha geniş bir bilimsel bilgi alanına sahip. Bu birikim toplumsal düşüncenin önünde yeni imkanlar açıyor.
Marx'ın yöntemsel mirasının günümüzdeki karşılığı, çağdaş bilimsel gelişmeleri aynı ciddiyetle izleyen bir düşünsel tutumdur. Fizik, biyoloji, evrimsel biyoloji, nörobilim, ekoloji, genetik, epigenetik, antropoloji, arkeoloji, ağ bilimi ve karmaşıklık araştırmaları sosyal bilimlerin açıklama kapasitesini zenginleştirecek geniş bir bilgi alanı oluşturuyor.
İnsan toplumunun canlılık tarihi, beynin evrimi, ekolojik ilişkiler, tarih öncesi topluluklar, biyolojik ve kültürel evrimin karşılıklı etkileriyle birlikte ele alınması sosyal düşünceyi daha geniş bir ilişki ağına yerleştirir.
Bilimsel Düşünce ve Sürekli Yenilenen Bilgi
Bilimsel düşüncenin temel güçlerinden biri bilgiyi sürekli geliştiren araştırma kültürüdür. Yeni veriler kavramları derinleştirir, yeni gözlemler mevcut açıklamaları genişletir, farklı disiplinlerin buluşması yeni ilişkilerin görünür hale gelmesini sağlar.
İnsan bilgisi bu hareket içinde büyür.
Demokratik toplum paradigması da bu araştırma kültürü içinde daha geniş bir düşünsel alan kazanabilir. Öcalan'ın geliştirdiği kavramların tarihsel, toplumsal ve bilimsel bilgilerle sürekli ilişkilendirilmesi paradigmanın açıklama kapasitesini genişletir. Arkeolojik bulgular, antropolojik çalışmalar, feminist araştırmalar, nörobilim, ekoloji, evrimsel biyoloji, genetik ve sistem bilimleri paradigmanın düşünsel alanını insanlığın güncel bilgi birikimiyle buluşturur.
Paradigmanın canlılığı ilişki kurma kapasitesinden beslenir.
Bütüncül Düşünce Bir İlişkiler Bilgisidir
Bütüncül düşünce insan yaşamının farklı düzeylerini kendi özellikleriyle birlikte ilişkilendiren bir düşünme biçimidir. Biyoloji insan bedeninin ve sinir sisteminin imkanlarını açıklar. Evrimsel biyoloji bu bedenin milyonlarca yıllık tarihini görünür hale getirir. Nörobilim algı, hafıza, duygu ve karar süreçlerini araştırır. Tarih kurumların oluşumunu ve dönüşümünü inceler. Ekonomi üretim ve paylaşım ilişkilerini ele alır. Feminist düşünce erkek egemenliğinin toplumsal yapılar içindeki tarihsel biçimlerini açığa çıkarır. Ekoloji yaşamın karşılıklı bağımlılık ağlarını gösterir. Antropoloji insan toplumlarının büyük çeşitliliğini ortaya koyar. Arkeoloji yazılı tarihin gerisinde kalan binlerce yıllık toplumsal deneyimi görünür hale getirir.
Bu alanların her biri insan gerçekliğinin farklı katmanlarını aydınlatır. İlişkisel düşünce bu katmanlar arasındaki bağları araştırır. İnsan aynı anda biyolojik bir canlı, toplumsal bir varlık, tarihsel bir mirasın taşıyıcısı, kültürel bir özne, ekonomik ilişkilerin parçası, ekolojik sistemlerin bileşeni ve siyasal ilişkilerin aktörüdür.
İnsan hakkında kurulan güçlü düşünce bu katmanların birbirleri üzerindeki etkilerini görebildiği ölçüde zenginleşir.
Bu yazı dizisinin temel bilimlerle kurduğu ilişki de bu bütünlük içinde anlam kazanır. Evrimsel biyoloji, nörobilim, fizik, ekoloji, genetik, epigenetik, antropoloji ve arkeoloji insan, doğa ve toplum hakkındaki bilgi alanını genişletiyor. Sosyal bilimler bu geniş bilgi alanıyla ilişki kurdukça insanın toplumsal tarihini daha derin ve daha bağlantılı biçimde değerlendirebilir.
“Beni Anlamıyorlar” Sözünü Yeniden Okumak
Öcalan'ın “Beni anlamıyorlar” ifadesi bu çerçevede daha geniş bir anlam kazanıyor. İnsan zihninin sadeleştirme eğilimleri, ideolojik aidiyetlerin seçici bakışı, eğitim sisteminin bilgiyi disiplinlere ayırması, uzmanlık alanlarının kendi kavram dünyalarını oluşturması ve geçmiş yüzyıllardan devralınan düşünsel alışkanlıklar okuma biçimlerini etkiliyor.
Bilimsel gelişmeleri izlemek düşünsel alanı genişletiyor. Son yüz elli yılda insanlığın madde, yaşam, beyin, evrim, ekosistemler, kalıtım, tarih öncesi toplumlar ve karmaşık sistemler hakkındaki bilgisi büyük ölçüde büyüdü. Sosyal düşünce bu gelişmelerle temas ettikçe yeni kavramlar, yeni ilişkiler ve yeni açıklama imkanları kazanıyor.
Bütüncül okuma yeni bir düşünme emeği gerektirir. Kadını devletle, ekonomiyi ekolojiyle, bireyi toplumla, toplumu doğayla, tarihi gündelik yaşamla, kültürü maddi yaşamla ve insan zihnini evrimsel geçmişiyle birlikte ele alır.
Öcalan'ın düşüncesini kavramanın yolu kavramların kurduğu ilişki ağını görebilmekten geçer.
Bu Dizinin Başlangıç Noktası
Bu yazı dizisi demokratik toplum paradigmasını insanlığın günümüzde ulaştığı geniş bilgi birikimi içinde yeniden değerlendirmeyi amaçlıyor. Paradigmanın kavramlarını çağdaş bilimsel gelişmeler, tarihsel deneyimler, feminist araştırmalar, antropoloji, arkeoloji, ekoloji ve nörobilimle ilişkilendiren bir düşünsel zemin oluşturuyor.
Evrimsel biyolojiden nörobilime, antropolojiden arkeolojiye, kadın tarihinden Jineolojiye, ekolojiden erkeklik dönüşümüne, komünal hafızadan demokratik topluma ve Kürt mücadelesinin yeni dönemine uzanan otuz sekiz bölüm aynı düşünsel çabanın parçalarını oluşturuyor.
Bu dizinin kavramsal bağlantılarının izlenmesi çağımızın bilimsel bilgisindeki büyük dönüşümlerin de bilinmesini gerektiriyor. Temel bilimlerdeki gelişmeler insan, toplum, tarih ve doğa arasındaki ilişkilerin daha geniş bir çerçevede kavranmasını sağlıyor.
Geçmişin büyük düşünürlerinden öğrenmenin güçlü yollarından biri onların kendi çağlarında gösterdikleri entelektüel merakı bugünün bilgi dünyasında devam ettirmektir. Marx'ın 19. yüzyılın bilimsel ve toplumsal gelişmelerini izlemesi düşüncesinin oluşumunda önemli rol oynadı. 21. yüzyılın sosyal düşüncesi de günümüz biliminin açtığı geniş bilgi alanıyla ilişki kurarak gelişebilir.
İnsanlığın doğa hakkındaki bilgisi büyüdükçe toplum hakkındaki düşünce de genişleyebilir.
Yeni veriler düşünce alanını derinleştirir. Yeni eleştiriler kavramları sınar. Yeni bilimsel gelişmeler düşünsel çerçeveleri zenginleştirir. Yeni toplumsal deneyimler başka bağlantıların kurulmasını sağlar.
“Beni anlamıyorlar” sözü dizinin girişinde bu nedenle güçlü bir çağrı olarak duruyor. Daha çok ilişki kurmaya. Daha güçlü araştırmaya. Düşüncenin hareketini anlamaya. İnsanlığın bugün ulaştığı bilimsel birikimi sosyal düşüncenin içine taşımaya. Paradigmayı yeni bilgilerle sürekli genişleyen canlı bir düşünce alanı olarak geliştirmeye.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.