Bölüm : 3 İmralı'dan Dünya Akademisine / Devleti Ele Geçirmekten Toplumu Örgütlemeye
Bölüm : 3 İmralı'dan Dünya Akademisine
Devleti Ele Geçirmekten Toplumu Örgütlemeye
Devrimin adresi değişiyor
Yirminci yüzyıl sosyalist düşüncesinin önemli bir bölümü siyasal dönüşümü devlet iktidarı üzerinden tasarladı. Kapitalist devlet ele geçirilecek, üretim araçlarının mülkiyet ilişkileri değiştirilecek ve yeni toplum bu siyasal merkez üzerinden kurulacaktı. Devrim fikri böylece büyük ölçüde iktidarın nerede bulunduğu ve kimin tarafından kullanılacağı sorunu çevresinde biçimlendi. Kürt Özgürlük Hareketinin 2000'li yıllarda geliştirdiği paradigma ise siyasal dönüşümün merkezini giderek devlet aygıtından toplumun örgütlenme kapasitesine taşıdı. Ahmet Hamdi Akkaya ve Joost Jongerden’in çalışmaları bu dönüşümü anlamak açısından önemli bir akademik çerçeve sunuyor.
Akkaya ve Jongerden, Kürt hareketindeki değişimi yalnızca stratejik bir yön değişikliği olarak değerlendirmiyor. Onlara göre örgütsel yapıdan siyasal hedeflere kadar uzanan daha kapsamlı bir dönüşüm yaşanmıştır. Bağımsız devlet hedefi etrafında şekillenen ulusal kurtuluş perspektifinden radikal demokrasi, demokratik özerklik ve demokratik konfederalizm düşüncesine doğru gelişen bu süreç, demokrasinin devlet ve ulus sınırlarının ötesinde yeniden düşünülmesini gündeme getirmiştir. Yazarların 2013 yılında yayımlanan çalışmalarında bu dönüşüm demokratik cumhuriyet, demokratik konfederalizm ve demokratik özerklik olmak üzere birbirine bağlı üç siyasal proje üzerinden incelenir.
Devletin ötesinde siyaset
Akkaya ve Jongerden’in kullandıkları en güçlü kavramsal çerçevelerden biri devletin ötesinde siyaset, partinin ötesinde siyasal örgütlenme ve sınıfın ötesinde siyasal öznellik yaklaşımıdır. Yazarlar bunu çağdaş radikal demokrasi arayışının temel özelliklerinden biri olarak değerlendirir.
Bu ifade devletin ortadan kalktığını ya da sınıf ilişkilerinin önemini kaybettiğini anlatmaz. Siyasal alanın bunlara indirgenemeyeceğini anlatır. Toplum yalnızca devlet ile yurttaş arasındaki ilişkiden oluşmaz. İnsanların mahallede, köyde, işyerinde, kooperatifte, kadın örgütlerinde, ekoloji mücadelelerinde, kültürel yapılarda ve yerel meclislerde kurdukları ilişkiler de siyasetin alanıdır. Böyle düşünüldüğünde siyaset, toplumun kendi yaşamı hakkında sürekli karar üretme kapasitesine dönüşür.
Bu yaklaşım klasik devrim anlayışında önemli bir yer değişikliğine yol açar. Siyasal dönüşüm devlet iktidarının ele geçirileceği gelecekteki büyük ana ertelenmez. Yeni toplum bugünün ilişkileri içinde kurulmaya başlanır. Komün, meclis, kooperatif, kadın örgütlenmesi ve yerel dayanışma ağı gelecekte kurulacak toplumun hazırlık örgütleri olmaktan çıkarak doğrudan demokratik toplumun kurumlarına dönüşür.
Yeni siyasal özne
Bu dönüşüm sınıf kavramının terk edilmesi anlamına gelmez. Emek ile sermaye arasındaki çelişki kapitalist toplumun temel ilişkilerinden biri olmaya devam eder. Fakat toplumsal gerçeklik bu çelişkiden daha geniştir. Kadınların patriyarkaya karşı mücadelesi, halkların kültürel varlık mücadelesi, ekolojik hareketler, yerel toplulukların yaşam alanlarını savunması ve farklı kimliklerin özgürleşme arayışları toplumsal dönüşümün etkin bileşenleri haline gelir.
Akkaya ve Jongerden’in sözünü ettiği sınıfın ötesinde siyasal öznellik düşüncesi bu genişlemeyi anlamak açısından değerlidir. Siyasal özne artık yalnızca tarihsel görevi önceden belirlenmiş tek bir toplumsal sınıftan oluşmaz. Toplumun farklı kesimleri kendi deneyimleri ve mücadeleleri üzerinden siyasal özne haline gelir. Bunların ortaklığı yukarıdan tanımlanan homojenlikten değil, birlikte yaşama ve birlikte karar üretme kapasitesinden doğar.
Kürt hareketinin kadın özgürlük mücadelesini, ekolojiyi, yerel demokrasiyi ve kültürel çoğulluğu aynı siyasal paradigma içinde ele almasının teorik önemi de burada belirginleşir. Toplum tek bir çelişkinin çevresinde sıralanan mekanik bir yapı yerine, birbirini etkileyen çok sayıda ilişkinin oluşturduğu karmaşık bir sistem olarak görülmeye başlanır.
Parti merkezinden toplumsal örgütlenmeye
Yirminci yüzyıl devrimci hareketlerinin önemli bir bölümünde parti toplumsal dönüşümün merkezi aktörüydü. Parti toplumu örgütleyen, yönlendiren ve iktidara taşıyan yapı olarak düşünülüyordu. Radikal demokrasi yaklaşımı partiyi toplumsal hareketin yerine yerleştirmek yerine, örgütlü toplumun siyasal araçlarından biri olarak konumlandırır.
Bu ayrım küçük görünse de siyaset anlayışını temelden değiştirir. Toplum partiye bağlanan edilgen bir kitle olmaktan çıkar. Parti, hareket, meclis ve diğer siyasal yapılar toplumun kendi örgütlenme kapasitesini güçlendiren araçlar haline gelir. Demokratik toplumun gücü merkezde biriken yetkiden çok, aşağıdan yukarıya kurulan örgütlü ilişkilerden doğar.
Akkaya ve Jongerden’in demokratik özerklik ve demokratik konfederalizm üzerine çalışmalarında Murray Bookchin etkisine dikkat çekmeleri de bu nedenle önemlidir. Yazarlar, Bookchin'in yerel demokrasi ve konfederal örgütlenme düşüncesinin Öcalan’ın geliştirdiği yeni paradigma üzerinde etkili olduğunu belirtirler. Demokratik konfederalizm böylece merkezi bir egemenlik modeli yerine yerel toplulukların birbirleriyle kurduğu koordinasyon ağını öne çıkarır.
Akkaya ve Jongerden 2014 yılında Türkçe yayımlanan çalışmalarında da demokratik özerklik ile demokratik konfederalizmi yeni bir politika arayışı bağlamında ele alırlar. Bu arayış siyaseti yalnızca merkezi devlet kurumları içinde yürütülen faaliyet olmaktan çıkararak toplumsal yaşamın örgütlenmesine doğru genişletmektedir.
Yerel olanın yeniden keşfi
Radikal demokrasi açısından yerel siyaset yalnızca belediye yönetimi anlamına gelmez. Mahallenin suyu, köyün merası, kentin ulaşımı, üretimin örgütlenmesi, bakım emeği, kadınların yaşamı, çocukların eğitimi ve doğanın korunması siyasal karar alanlarıdır. İnsanların kendi yaşamlarını etkileyen konularda söz ve karar sahibi olması demokrasiyi temsil ilişkisinin ötesine taşır.
Bu nedenle demokratik özerklik coğrafi bir idari düzenlemeden daha geniş bir anlam taşır. Toplumun kendi karar kapasitesini geliştirmesi, kendi kurumlarını oluşturması ve farklı toplulukların birbirleriyle yatay ilişkiler kurmasıdır. Demokrasi parlamentodan topluma doğru genişler.
Doğa bilimlerinin gösterdiği önemli bir gerçek vardır. Karmaşık sistemlerin dayanıklılığı çoğu zaman tek bir merkezin gücünden çok, parçalar arasındaki ilişkilerin zenginliğine ve geri bildirim kapasitesine bağlıdır. Toplum açısından demokratik örgütlenme de benzer biçimde çok sayıda yerel yapının birbirleriyle ilişki kurabilmesine dayanır. Merkez koordinasyon sağlayabilir, fakat toplumsal akıl farklı deneyimlerin birbirine bağlanmasıyla büyür.
İktidar sahibi toplumdan siyasal toplum fikrine
Öcalan’ın geliştirdiği demokratik toplum düşüncesinin radikal tarafı devleti ele geçirecek yeni bir yönetici özne aramasından çok, toplumun kendi siyasal kapasitesini geliştirmeye yönelmesidir. Böylece devrim bir iktidar değişikliğinden toplumsal ilişkilerin dönüşümüne doğru genişler.
Bu yaklaşım sosyalist düşünce açısından da önemli bir yenilenme alanı açmaktadır. Emek mücadelesi kadın özgürlüğüyle, ekolojiyle, yerel demokrasiyle ve kültürel çoğullukla birlikte düşünüldüğünde sosyalizm yalnızca üretim araçlarının mülkiyet biçimini değiştiren bir program olmaktan çıkar. Yaşamın nasıl üretileceğini, kararların nasıl alınacağını, insanların doğayla ve birbirleriyle hangi ilişkileri kuracağını kapsayan bir toplumsal örgütlenme biçimine dönüşür.
Akkaya ve Jongerden’in çalışmalarının dikkat çektiği dönüşüm bu nedenle yalnızca Kürt siyasetinin içindeki ideolojik değişimi anlatmaz. Türkiye solunun uzun süre devlet, parti ve sınıf ekseninde kurduğu siyaset anlayışının ötesine uzanan daha geniş bir tartışmayı görünür hale getirir. Yazarlar radikal demokrasi projesinin Türkiye'nin merkeziyetçi siyasal geleneğini ve soldaki devletçi, sınıf indirgemeci düşünme biçimlerini dönüştürme potansiyeli taşıdığını açık biçimde vurgularlar.
Devrimi yaşamın içine taşımak
Devleti ele geçirmekten toplumu örgütlemeye geçiş devrim fikrinden vazgeçmek değildir. Devrimin mekanını genişletmektir. Devrim artık yalnızca devlet sarayında, parlamentoda veya merkezi iktidarın kurumlarında gerçekleşen bir kopuş değildir. Mahalle meclisinde, kadın örgütünde, kooperatifte, köy komününde, ekoloji mücadelesinde ve insanların ortak yaşam hakkında karar ürettiği her yerde gelişen uzun bir toplumsal süreçtir.
Bu perspektifte özgür toplum iktidarın ele geçirilmesinden sonra kurulacak uzak bir gelecek olmaktan çıkar. İnsanların bugünden oluşturduğu ilişkilerde filizlenir. Demokrasi bir yönetim biçiminden yaşam biçimine dönüşür. Siyasal özne de kendisini yönetecek gücü bekleyen bireylerden değil, kendi yaşamını birlikte örgütleyen topluluklardan oluşur.
Kürt Özgürlük Hareketinin dünya sol düşüncesine taşıdığı en önemli tartışmalardan biri burada belirginleşmektedir. Yirminci yüzyılın arayışı devleti kimin yöneteceği üzerine kurulmuştu. Yirmi birinci yüzyılın demokratik toplum arayışı ise insanların kendi yaşamlarını birlikte yönetebilecek toplumsal kapasiteyi nasıl geliştireceğine yöneliyor. Devrimin merkezi böylece devlet aygıtından topluma doğru yer değiştiriyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.