21. Yüzyılda Sosyal Bilimler, Temel Bilimlerle Yeniden Kurulmalı
21. Yüzyılda Sosyal Bilimler, Temel Bilimlerle Yeniden Kurulmalı
Robert Sapolsky insanı anlamanın bilimsel ölçeğini genişletiyor
Robert Sapolsky’nin Behave – The Biology of Humans at Our Best and Worst (Davranış – En İyi ve En Kötü Haliyle İnsan Biyolojisi) adlı kitabı insan davranışını çağdaş bilimin farklı alanlarını bir araya getirerek inceliyor. Sinirbilim, hormonlar, genetik, evrimsel biyoloji, primatoloji, psikoloji, antropoloji, çevre, kültür ve tarih aynı açıklama alanında buluşuyor. Sapolsky bir insan davranışını yalnızca gerçekleştiği anda ele almıyor. Davranıştan saniyeler önce beyinde yaşananlardan hormonlara, çocukluk deneyimlerinden anne karnındaki gelişime, genlerden kültürel çevreye ve milyonlarca yıllık evrimsel geçmişe kadar uzanan geniş bir zaman ölçeği kuruyor. İnsan böylece biyolojik, çevresel, kültürel ve tarihsel süreçlerin aynı bedende birleştiği canlı bir bütün olarak görülüyor.
Bu kitabın arkasında güçlü bir akademik birikim bulunuyor. Sapolsky, kürsü başkanı Profesörü olarak görev yapıyor. Aynı zamanda Biyoloji, Nöroloji ve Nörolojik Bilimler ile Beyin Cerrahisi profesörü. Araştırmaları stres, sinir hücrelerinin yaşamı, beyin ve davranış ilişkileri üzerinde yoğunlaşıyor. Uzun yıllar primatlar üzerinde yürüttüğü saha araştırmalarıyla toplumsal hiyerarşi, stres ve fizyoloji arasındaki ilişkileri inceleyen Sapolsky, sinirbilim ile davranış biyolojisini toplumsal çevreyle birlikte ele alan araştırmacılar arasında önemli bir yere sahip. 2026 yılında ABD Ulusal Bilimler Akademisine seçilmesi de bilim dünyasındaki konumunun göstergelerinden biri.
Sapolsky’nin kitabını önemli kılan yönlerden biri de sosyal bilimleri doğrudan ilgilendiren bir düşünme biçimi sunmasıdır. İnsan davranışını açıklamak için tek bir temel belirleyici aramıyor. Beyin, hormonlar, genler, çocukluk, kültür, ekonomik ve toplumsal çevre ile evrimsel tarih birlikte işliyor. Bu çok katmanlı yaklaşım 21. yüzyılda temel bilimlerle sosyal bilimler arasında kurulması gereken ilişkinin güçlü örneklerinden birini oluşturuyor.
Sosyal teorinin klasik fizik mirası
Modern sosyal bilimlerin büyük teorileri ağırlıklı olarak 19. yüzyılda şekillendi. Bu dönem Newtoncu klasik fiziğin bilimsel düşünce üzerinde güçlü olduğu bir çağdı. Evren belirli yasalar doğrultusunda hareket eden, parçaları incelendiğinde bütünü anlaşılabilen ve nedenlerden sonuçlara uzanan düzenli bir sistem olarak kavranıyordu. Bu bilim anlayışının düşünsel etkileri toplum teorilerine de taşındı. Tarih doğrusal gelişen aşamalar halinde ele alındı. Toplumsal hareketi açıklamak için temel belirleyiciler arandı. Büyük toplumsal dönüşümler belirli nedenlerden belirli sonuçlara ilerleyen süreçler içinde yorumlandı.
Marx da 19. yüzyılın bilimsel dünyasının içinde düşünüyordu. Onun yaşadığı dönemde elektron, atom çekirdeği, radyoaktivite, gen, DNA, hormonlar, sinapslar ve beynin yaşam boyunca değişebilme kapasitesi henüz bilinmiyordu. Evrim teorisi yeni gelişiyordu. Modern genetik, sinirbilim, ekoloji ve karmaşık sistemler bilimi henüz oluşmamıştı. Görelilik ve kuantum fiziğinin doğa anlayışında yaratacağı büyük dönüşüm de 20. yüzyılda gerçekleşecekti. Marx’ın geliştirdiği teori kendi çağında insanlık düşüncesinde büyük bir sıçrama yarattı. Bugün bu mirası çağdaş bilimin ürettiği bilgilerle geliştirmek sosyalist düşünce açısından yeni bir imkan yaratıyor.
Temel bilimlerin son yüz elli yıllık gelişimi doğanın mekanik bir bütün olarak kavranmasının çok ötesine geçti. Görelilik ölçek ve bağlamın önemini gösterdi. Kuantum fiziği doğanın temel düzeylerinde olasılık ve etkileşimi düşüncenin merkezine taşıdı. Evrimsel biyoloji canlılığı milyonlarca yıllık değişim içinde açıkladı. Genetik genlerin çevreyle birlikte çalışan sistemlerin parçaları olduğunu gösterdi. Sinirbilim beynin deneyimler yoluyla değiştiğini ortaya koydu. Ekoloji canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle kurduğu ilişkilerin yaşamı nasıl şekillendirdiğini açığa çıkardı. Karmaşık sistemler bilimi ise parçalar arasındaki ilişkilerden parçaların tek başına taşımadığı yeni özelliklerin doğabildiğini gösterdi.
Bir davranışın içinde milyonlarca yıllık tarih bulunuyor
Sapolsky’nin düşünme biçimi bu bilimsel dönüşümün insan davranışındaki karşılığını gösteriyor. Bir insanın yaptığı hareketi anlamaya beynin birkaç saniye önceki durumundan başlıyor. Ardından hormonların saatler içindeki etkisine, kişinin önceki günlerine, aylarına ve yıllarına doğru ilerliyor. Çocukluk deneyimleri, anne karnındaki gelişim, genetik özellikler, yaşanılan kültür ve evrimsel geçmiş aynı davranışın oluşumuna katılıyor.
Genler çevreyle ilişki içinde çalışıyor. Hormonlar beynin geçmiş deneyimleriyle birleşerek etkide bulunuyor. Beyin içinde yaşadığı çevreye göre gelişiyor. Kültür insanın biyolojik kapasitesine toplumsal biçimler kazandırıyor. Tarih bu ilişkilerin gerçekleştiği koşulları yaratıyor. Böyle bakıldığında bir insan davranışının içinde saniyelerden milyonlarca yıla uzanan farklı zaman ölçekleri aynı anda bulunuyor.
Bu yaklaşım sosyal bilimler açısından güçlü sonuçlar taşıyor. İnsan ekonomik ilişkilerin içinde yaşayan bir varlık olduğu kadar evrimsel bir geçmişe, sinir sistemine, hormonal yapıya, öğrenme kapasitesine ve kültürel hafızaya sahip bir canlıdır. Bu düzeylerin tümü birbirini etkiliyor. İnsan davranışını açıklamak için kurulan toplumsal teoriler de giderek bu çok katmanlı gerçeklikle buluşmak zorunda.
Toplum insan bedeninin içinde de yaşar
Sapolsky’nin stres araştırmaları toplumsal olan ile biyolojik olan arasındaki ilişkinin en görünür örneklerinden birini sunuyor. Toplumsal hiyerarşi, gelir koşulları, çocukluk deneyimleri, güvensizlik ve uzun süreli stres bedende karşılık buluyor. Hormon sistemi, bağışıklık sistemi, sinir ağları ve davranış örüntüleri yaşanılan çevrenin izlerini taşıyor. Toplumsal ilişkiler böylece yalnızca insanın çevresinde bulunan kurumlar ve yapılar olarak kalmıyor. Bedenin işleyişine kadar uzanan maddi süreçlere dönüşüyor.
Bu bulgular sosyal bilimlerde kullanılan sınıf, eşitsizlik, hiyerarşi, yoksulluk ve toplumsal çevre gibi kavramlara yeni bir boyut kazandırıyor. Yoksulluk insanın yalnızca gelirini belirlemiyor, uzun süreli stres aracılığıyla biyolojik yaşamına da katılıyor. Çocukluk yalnızca bireysel geçmişin bir bölümü olarak kalmıyor, beynin gelişimine dahil oluyor. Hiyerarşi yalnızca siyasal ve toplumsal bir ilişki oluşturmuyor, hormonlardan davranış örüntülerine kadar uzanan etkiler yaratıyor. Toplum insan bedeninde de tarih biriktiriyor.
Öcalan’ın açtığı düşünsel alan
Abdullah Öcalan’ın son dönem düşüncesinde toplumu yalnızca ekonomi ve sınıf ilişkileri üzerinden açıklayan çerçevenin genişlediğini görüyoruz. Kadın özgürlüğü, ekoloji, kültür, tarih, iktidar ve toplumsal örgütlenme aynı bütünün farklı ilişkileri olarak ele alınıyor. Bu yaklaşım klasik ekonomik indirgemeciliğin dışına çıkan ilişkisel bir toplum anlayışına yöneliyor.
Öcalan’ın geliştirdiği bu yönelimin çağdaş temel bilimlerle daha güçlü bağ kurması önemli bir teorik imkan taşıyor. Evrimsel biyoloji insanın yüz binlerce yıllık geçmişini, sinirbilim davranışın maddi süreçlerini, ekoloji yaşamın ilişkisel örgütlenmesini, karmaşık sistemler bilimi ise parçalar arasındaki ilişkinin bütünü nasıl değiştirdiğini gösteriyor. Bu bilimsel birikimin sosyal teoriyle birleşmesi, Öcalan’ın açtığı düşünsel alanı da daha geniş bir bilimsel zemin üzerinde tartışmaya imkan veriyor.
21. yüzyılın sosyal bilimi
Robert Sapolsky’nin Behave – The Biology of Humans at Our Best and Worst (Davranış – En İyi ve En Kötü Haliyle İnsan Biyolojisi) kitabı bu dönüşümü insan davranışı üzerinden güçlü biçimde görünür kılıyor. İnsan aynı anda biyolojik, evrimsel, kültürel, toplumsal ve tarihsel bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Bu katmanların birbirleriyle kurduğu ilişkiler insan davranışını şekillendiriyor.
21.yüzyılda sosyal bilimlerin yenilenmesi temel bilimlerde ortaya çıkan büyük dönüşümü kendi düşünce dünyasına taşımasıyla mümkün olacaktır. Bu, klasik teorik mirası bir kenara bırakmak anlamına gelmez. Marx dahil büyük düşünsel mirası kendi döneminin bilimsel sınırlarından çıkarıp bugünün bilgisiyle geliştirmek anlamına gelir. Sapolsky’nin çalışması bu yönde ilerlemek isteyenler için güçlü bir bilimsel kaynak sunuyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.