Teknoloji Kimin Elindeyse Onun Dilini Konuşur
Yapay Zekadan Korkmak mı, Onu Özgürleştirmek mi? Teknoloji Kimin Elindeyse Onun Dilini Konuşur
Arif Koşar’ın Eleştirisinin Haklı Olduğu Yer
Arif Koşar’ın “Yapay Zeka, Dijital Teknolojiler ve Emek Denetimi” başlıklı makalesi çok önemli bir gerçeğe dikkat çekiyor. Kapitalizm teknolojiyi yalnızca üretkenliği artırmak için kullanmıyor. İşçiyi izlemek, çalışma temposunu belirlemek, işi parçalara ayırmak, emeğin bilgisini yönetimin elinde toplamak ve işçinin üretim süreci üzerindeki denetimini azaltmak için de kullanıyor. Amazon depolarındaki algoritmik yönetimden çağrı merkezlerine, dijital platformlardan sağlık sistemlerine kadar bunun sayısız örneği var. Bu eleştiri görmezden gelinemez. Yapay zeka da kapitalist mülkiyet ilişkilerinin içinde geliştirildiğinde sermayenin elinde güçlü bir denetim aracına dönüşebilir.
Fakat buradan çıkarılacak sonuç yapay zekaya karşı durmak olmamalıdır. Tam tersine soruyu değiştirmek gerekir: Yapay zeka kimin elinde, kimin için ve hangi toplumsal ilişkiler içinde kullanılacaktır? Asıl tartışma burada başlamaktadır.
Makine Değil, Mülkiyet İlişkisi
Marx’ın makine üzerine yaptığı çözümlemenin en güçlü taraflarından biri burada yeniden hatırlanabilir. Makinenin kendisi kapitalist değildir. Makine kapitalist üretim ilişkileri içinde sermayenin maddi biçimine dönüşür. Aynı şey yapay zeka için de geçerlidir.
Bir algoritma Amazon deposunda işçinin tuvalette kaç dakika kaldığını hesaplamak için kullanılabilir. Aynı algoritmik kapasite işçilerin çalışma yüklerinin eşit dağıtılması, iş kazalarının önceden tespit edilmesi veya ağır ve tehlikeli işlerin azaltılması amacıyla da kullanılabilir. Bir sağlık algoritması doktora beş dakikada bir hasta dayatabilir. Aynı teknoloji doktorların bürokratik yükünü azaltarak hastaya daha fazla zaman ayırmasını sağlayabilir. Bir yapay zeka sistemi reklam şirketlerinin tüketici davranışlarını manipüle etmesi için kullanılabilir. Aynı sistem yoksul bir öğrencinin ücretsiz öğretmeni, görme engelli bir insanın çevresini tarif eden yardımcısı veya küçük bir sendikanın araştırma merkezi haline gelebilir.
Dolayısıyla teknolojinin toplumsal karakteri yalnızca teknik yapısından çıkmaz. Mülkiyet, iktidar ve kullanım ilişkileri tarafından belirlenir. Bu ayrım yapılmadığında kapitalizmin teknoloji üzerindeki egemenliği, teknolojinin kendisine ait bir özellikmiş gibi görünmeye başlar.
Tarihte Aynı Hata Defalarca Yapıldı
Matbaa ortaya çıktığında yalnızca egemenlerin propaganda aracına dönüşmedi. Yasaklı düşüncelerin yayılmasını da kolaylaştırdı. Radyo faşizmin propaganda aracına dönüştü ama işçi hareketleri tarafından da kullanıldı. İnternet büyük şirketlerin gözetim altyapısına dönüştü ama dünyanın farklı bölgelerindeki toplumsal hareketlerin birbirleriyle ilişki kurmasını da kolaylaştırdı.
Teknolojinin tarihi bu çelişkiyle doludur. Yapay zeka da bunun dışında değildir. Bu yüzden solun görevi yeni üretici güçlerin karşısına geçmek değil, onların mülkiyetini, denetimini ve kullanım amacını politik mücadelenin konusu haline getirmektir.
Yapay Zeka Birdenbire Gökten Düşmedi
Yapay zekayı yalnızca bilgisayar mühendisliğinin ürünü olarak görmek eksik olur. Modern yapay zeka araştırmasının önemli damarlarından biri doğadan, özellikle sinir sistemlerinden esinlenmiştir. “Yapay sinir ağı” adının kendisi bile bunu anlatır. Bugünkü yapay sinir ağları biyolojik beynin birebir kopyası değildir. Aralarında çok büyük farklar vardır. Ancak sinir hücrelerinin çok sayıda bağlantı üzerinden birlikte bilgi işlemesi, öğrenmenin bağlantıların değişmesiyle ortaya çıkması ve bilginin tek bir merkezi noktada bulunmaması gibi fikirler yapay zeka araştırmalarına tarihsel olarak ilham vermiştir.
Burada ilginç bir döngü oluşuyor. Beyni anlamaya çalışan insan, beyinden esinlenerek yapay ağlar kuruyor. Sonra kurduğu yapay ağları kullanarak yeniden beyni anlamaya çalışıyor. Teknoloji ile doğa arasındaki ilişki sandığımızdan çok daha derindir.
Yapay Zeka Evrimin Devamı mı?
Yapay zeka biyolojik anlamda Homo sapiens’in yeni bir türüne dönüşmesi değildir. Bilgisayarlar doğal seçilim yoluyla meydana gelmiş canlı organizmalar değildir. Fakat daha geniş bir evrimsel perspektiften bakıldığında ortaya başka bir sonuç çıkar.
İnsan beyni yaklaşık dört milyar yıllık biyolojik evrimin ürünüdür. Bu beyin taş baltayı, dili, yazıyı, matematiği, teleskobu, bilgisayarı ve sonunda yapay zekayı üretti. Bu anlamda teknoloji doğanın karşısında duran yabancı bir şey değildir. Doğanın içinden çıkan bir canlının, doğada evrimleşmiş bilişsel kapasitesinin ürünüdür.
Üstelik bilgisayar biliminde doğrudan biyolojik evrimden esinlenen evrimsel hesaplama ve genetik algoritmalar gibi yöntemler de vardır. Bu yöntemlerde seçilim, varyasyon ve mutasyon benzeri mekanizmalar kullanılarak çözüm uzayları araştırılır. Dolayısıyla yapay zekayı insanın ve doğanın karşısına koymak yerine, onu insanlığın uzun kültürel ve teknolojik evriminin yeni bir aşaması olarak düşünmek daha verimlidir.
Ateşi bulan insan da doğanın dışına çıkmadı. Tekerleği yapan insan da. Matbaayı, buhar makinesini ve bilgisayarı yapan insan da. Yapay zekayı yapan insan da doğanın içindedir.
Doğa Bize Başka Bir Şey Daha Öğretiyor
Biyolojik sistemlerde merkezi komut her şeyi açıklamaz. İnsan beyninde yaklaşık yüz milyarlarca hücreyi yöneten tek bir “baş nöron” yoktur. Karmaşık davranışlar çok sayıda öğenin bağlantıları ve karşılıklı etkileşimleri üzerinden ortaya çıkar. Aynı ilkeyi ekosistemlerde de görürüz. Bir ormanı yöneten merkezi bir komuta merkezi yoktur. Toprak, mantarlar, bakteriler, bitkiler, hayvanlar, su ve iklim birbirleriyle ilişki içinde sistemi oluştururlar.
Bu nedenle modern bilim giderek yalnızca nesnelere değil ilişkilere, ağlara, etkileşimlere ve ortaya çıkan özelliklere bakmaktadır. Yapay zeka teknolojilerinin önemli bir kısmı da ağ mantığı üzerinden çalışmaktadır. Burada sosyalistler açısından ilginç bir paradoks vardır. Teknoloji giderek dağıtık ağlar, kolektif hesaplama ve ilişkisel modeller üzerinden gelişirken, biz toplumu hala bazen 19. yüzyıl fabrikasının merkezi komuta modelleriyle düşünmeye devam ediyoruz. Belki de teknolojiden öğreneceğimiz şeylerden biri budur.
Yapay Zeka En Çok Kimin İşine Yarayabilir?
Bugün güçlü bir devletin, bankanın veya şirketin yüzlerce uzmanı vardır. Hukukçuları, ekonomistleri, veri analistleri, iletişim danışmanları, yazılımcıları ve araştırmacıları çalışır. Bir işçinin böyle bir kadrosu yoktur. Bir engellinin yoktur. Bir köylünün yoktur. Bir küçük sendikanın yoktur. Yerel bir çevre hareketinin yoktur. Bir kadın dayanışma grubunun yoktur. Bir mahalle derneğinin yoktur.
Tam da bu nedenle yapay zeka mevcut eşitsizlikleri büyütme potansiyeline sahip olduğu kadar, bilgiye erişim maliyetini olağanüstü ölçüde düşürerek bazı eşitsizlikleri azaltma potansiyeline de sahiptir. Geçmişte yüzlerce sayfalık bir mevzuatı incelemek için hukuk bilgisi ve günlerce çalışma gerekebilirdi. Bugün doğru kullanıldığında yapay zeka metni taramaya, ilgili maddeleri bulmaya ve anlaşılır hale getirmeye yardım edebilir.
Bir işçi iş sözleşmesini inceleyebilir. Bir kiracı haklarını öğrenebilir. Bir engelli erişilebilirlik mevzuatını araştırabilir. Bir kadın hukuki başvuru yollarını daha hızlı öğrenebilir. Bir köylü maden ruhsatı veya çevresel etki değerlendirme dosyasını inceleyebilir. Elbette yapay zekanın verdiği bilgi denetlenmelidir. Hata yapabilir. Ama bilgiye ulaşmanın başlangıç maliyeti dramatik biçimde düşmektedir. İşte tam burada sol açısından büyük bir imkan ortaya çıkmaktadır.
Bir Sendikanın Cebindeki Araştırma Merkezi
Küçük bir sendika düşünelim. On uzman çalıştıracak bütçesi yok. Yapay zeka ile toplu sözleşmeleri karşılaştırabilir, işyerindeki ücret verilerini analiz edebilir, uzun şirket raporlarını inceleyebilir, iş kazalarını sınıflandırabilir, uluslararası emek mevzuatını araştırabilir, eğitim dokümanları hazırlayabilir ve yüzlerce sayfalık belgelerdeki kritik bilgileri bulabilir.
Eskiden büyük sermaye örgütlerinin sahip olduğu bazı araştırma kapasiteleri böylece çok daha küçük örgütlerin erişimine açılabilir. Bunun politik anlamı küçümsenemez. Bilgi aynı zamanda güçtür. Yapay zeka bilgi işleme maliyetini radikal biçimde düşürmektedir.
Bir Ekoloji Hareketinin Elinde Yapay Zeka
Benzer bir olanağı ekoloji mücadelelerinde düşünelim. Bir maden projesi için yüzlerce veya binlerce sayfalık ÇED dosyası hazırlanıyor. Küçük bir köyün veya çevre platformunun bu dosyayı inceleyecek onlarca uzmanı olmayabilir. Yapay zeka bu belgelerde su kaynakları, orman alanları, atık miktarları, kimyasal maddeler, kamulaştırma alanları veya şirketin kendi içindeki çelişkili veriler hakkında ilk taramayı yapabilir.
Uydu görüntüleri ve açık verilerle doğa tahribatı izlenebilir. Yerel halkın gözlemleri düzenlenebilir. Bilimsel çalışmalar sadeleştirilebilir. Hukuki belgeler karşılaştırılabilir. Böylece uzman bilgisi ortadan kalkmaz. Tam tersine uzmanla halk arasındaki bilgi uçurumu küçülebilir.
Engelliler İçin Teknolojinin Başka Bir Anlamı Var
Teknoloji tartışmaları çoğu zaman engelsiz beden varsayımı üzerinden yürütülüyor. Oysa yapay zekanın en dönüştürücü alanlarından biri erişilebilirlik olabilir. Konuşmanın yazıya çevrilmesi işitme engellilerin iletişimini kolaylaştırabilir. Metnin sese dönüştürülmesi görme engellilerin bilgiye erişimini genişletebilir. Görüntü tanıma sistemleri çevredeki nesneleri tarif edebilir. Karmaşık bürokratik metinler sadeleştirilebilir. Dil engelleri azaltılabilir.
Bu teknolojilerin tasarımında engellilerin söz sahibi olması koşuluyla yapay zeka yalnızca yeni bir teknolojik ürün değil, toplumsal katılım kapasitesini artıran bir araç haline gelebilir. Dolayısıyla mesele yine teknoloji değil, teknolojinin demokratikleşmesidir.
Kadınlar İçin de Aynı Çelişki Geçerli
Yapay zeka mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yeniden üretebilir. Eğitim verilerindeki ayrımcılığı taşıyabilir. Kadınların yoğun olduğu bazı meslekleri otomasyon baskısına daha fazla açabilir. Ama tam da bu nedenle kadınların yapay zeka teknolojilerinin üretiminden ve kullanımından uzak durması değil, daha fazla içinde olması gerekir.
Çünkü teknolojiyi kim tasarlarsa kendi yaşam deneyimini de sisteme taşır. Kadınların, engellilerin, işçilerin, farklı kültürlerin ve dillerin teknoloji üretimindeki temsili yalnızca bir eşitlik meselesi değildir. Teknolojinin nasıl bir dünyayı öğreneceği meselesidir.
Solun Büyük Hatası Tekrar Edilmemeli
Sol hareketlerin tarihinde teknolojiye ilişkin iki uç eğilim görüldü. Bir taraf teknolojik gelişmeyi neredeyse otomatik olarak ilerleme kabul etti. Diğer taraf ise yeni teknolojilerin kapitalist kullanım biçimlerini görüp zaman zaman teknolojinin kendisine kuşkuyla yaklaştı. İkisi de yetersizdir.
Teknoloji tarafsız değildir çünkü toplum içinde üretilir. Ama teknoloji kader de değildir çünkü başka toplumsal ilişkiler içinde yeniden tasarlanabilir. Arif Koşar’ın makalesinin sonunda söylediği şey aslında bu tartışmanın kapısını açıyor. Dijital araçların piyasa formu dışında yeniden kullanılabileceğini ve güç ilişkileri değiştiğinde başka amaçlarla yeniden kurulabileceğini kabul ediyor.
Bence tartışmanın tam buradan ilerletilmesi gerekiyor. Yapay zekaya karşı mücadele değil, yapay zekanın kapitalist tekeline karşı mücadele. Algoritmaya karşı mücadele değil, algoritmanın demokratik denetimi için mücadele. Teknolojik gelişmeye karşı mücadele değil, teknolojinin toplumsallaştırılması için mücadele.
Yapay Zeka Kamusal Bir Altyapı Olarak Düşünülebilir mi?
Neden büyük dil modellerinin temel altyapıları birkaç şirketin kontrolünde olsun? Neden üniversiteler, belediyeler, sendikalar ve kooperatifler ortak yapay zeka altyapıları kurmasın? Neden kamu tarafından finanse edilen açık kaynak modeller geliştirilemesin? Neden sendikaların yapay zeka uzmanları olmasın? Neden algoritmalar toplu sözleşmelerin konusu olmasın? Neden işçiler kendileri hakkında hangi verilerin toplandığını bilmesin? Neden bir işçinin performansını değerlendiren algoritmanın kriterleri işçiden gizli olsun? Neden yapay zekanın artırdığı üretkenlik yalnızca şirket karına dönüşsün?
Eğer teknoloji bir çalışanın sekiz saatte yaptığı işi dört saatte yapmasını mümkün kılıyorsa politik soru, işçi dört saat daha mı çalışacaktır, yoksa çalışma süresi dört saate mi düşecektir? Yapay zeka tartışmasının sınıfsal düğümü tam olarak buradadır.
Yapay Zeka Emekten Kurtarabilir mi?
İnsanlık tarihinin büyük bölümünde üretkenlik artışı teorik olarak insanın zorunlu çalışma süresini azaltabilecek bir imkan yarattı. Fakat kapitalizm altında üretkenlik artışı çoğu zaman daha fazla üretim ve daha fazla sermaye birikimi için kullanıldı. Yapay zeka bu çelişkiyi olağanüstü büyütüyor.
Eğer insanlığın ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetler giderek daha az emek zamanı ile üretilebiliyorsa bu, tarihsel olarak muazzam bir özgürleşme imkanıdır. İnsan yaşamının daha az bölümünü zorunlu işe ayırabilir. Bakım, sanat, bilim, spor, siyaset, dostluk, çocuk yetiştirme, doğayla ilişki ve toplumsal yaşam için daha fazla zaman açılabilir.
Fakat aynı teknoloji sermayenin kontrolünde kalırsa sonuç kitlesel işsizlik korkusu, yoğun çalışma ve güvencesizlik olabilir. Yani gelecek teknolojide yazılı değildir. Gelecek toplumsal mücadelede yazılacaktır.
Yapay Zekayı Sermayeye Bırakmak En Büyük Hata Olur
Bugün yapay zeka araçlarını en hızlı kullananlar büyük şirketler, devletler, finans kuruluşları ve ordular. Buna karşılık emek hareketi, feminist hareketler, ekoloji hareketleri ve sosyalistler yapay zekaya yalnızca tehlike penceresinden bakarsa ortaya tuhaf bir sonuç çıkar.
Eleştirdiğimiz güçler dünyanın en gelişmiş bilgi işleme araçlarını kullanırken biz kullanmamış oluruz. Bu bir politik erdem değil, güç eşitsizliğinin büyümesi anlamına gelir.
Kapitalizm matbaayı kullanıyor diye sosyalistler kitap basmaktan vazgeçmedi. Devlet radyoyu propaganda için kullanıyor diye devrimciler mikrofondan uzak durmadı. Sermaye interneti metalaştırdı diye toplumsal hareketler internetten vazgeçmedi. Yapay zekada da aynı şey geçerlidir.
Önümüzdeki mesele teknolojiden kaçmak değil, onu öğrenmek, çözmek, denetlemek ve alternatif kullanım biçimlerini geliştirmektir.
Yeni Bir Okuryazarlık Gerekiyor
- yüzyılın işçi hareketi okuma yazma seferberliklerini politik mücadelenin parçası haline getirmişti. 21. yüzyılın toplumsal hareketlerinin önünde başka bir görev vardır, yapay zeka okuryazarlığı.
Sendikalarda yapay zeka eğitimleri yapılmalıdır. Kadın örgütleri bu araçların hem risklerini hem imkanlarını öğrenmelidir. Engelli örgütleri teknolojilerin tasarım süreçlerine müdahil olmalıdır. Ekoloji hareketleri veri analizi araçlarını kullanmalıdır. Sosyalist örgütler kendi açık bilgi arşivlerini yapay zeka ile erişilebilir hale getirmelidir. Yerel halk hareketleri hukuki ve bilimsel dokümanları analiz etmeyi öğrenmelidir. Gençlerin yalnızca yapay zeka tüketicisi değil, algoritmaları anlayan ve sorgulayan kişiler olması sağlanmalıdır. Bu yalnızca teknik eğitim değildir. Yeni bir politik okuryazarlık biçimidir.
Sonuç: Mesele Yapay Zeka Değil, Onu Kim Eğitecek?
Arif Koşar’ın uyarısı önemlidir. Kapitalizm yapay zekayı emek üzerinde daha ince, daha sürekli ve daha görünmez bir denetim kurmak için kullanıyor ve kullanacaktır. Ama hikayenin yalnızca yarısı budur.
Diğer yarısında insanlığın şimdiye kadar oluşturduğu bilgi birikimine erişimi kolaylaştırabilecek, diller arasındaki duvarları azaltabilecek, engellilerin toplumsal katılımını genişletebilecek, küçük toplulukların araştırma kapasitesini artırabilecek, ağır ve tekrarlayıcı işleri azaltabilecek ve üretim için gerekli emek zamanını radikal biçimde kısaltabilecek bir teknoloji bulunmaktadır.
Bu teknoloji doğanın dışında ortaya çıkmadı. Dört milyar yıllık yaşam evriminin içinde ortaya çıkan insan beyninin yarattığı kültürel ve teknolojik evrimin ürünüdür. Sinir ağlarından esinlendi, doğadaki öğrenme ve adaptasyon süreçlerinden fikirler aldı ve şimdi yeniden doğayı ve beyni anlamamıza yardımcı oluyor.
Bu yüzden soru “Yapay zeka iyi midir, kötü müdür?” değildir. Yapay zekanın mülkiyeti kimde olacak? Ürettiği veriyi kim denetleyecek? Artırdığı üretkenlik kime ait olacak? Kısalttığı çalışma zamanından kim yararlanacak? Algoritmaları kim tasarlayacak? Bilgiye erişim gücünü kim kullanacak?
Ve belki de en önemlisi, insanlığın ürettiği bu yeni kolektif zeka birkaç şirketin özel mülkü mü olacak, yoksa toplumun ortak aklının bir aracına mı dönüşecek?
Sol açısından yapay zeka tartışmasının gerçek başlangıç noktası burasıdır. Yapay zekadan korkarak geleceği sermayeye bırakamayız. Onu öğrenmek, demokratikleştirmek, toplumsallaştırmak ve insanın daha özgür yaşayabileceği bir dünyanın aracına dönüştürmek zorundayız.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.