Yapay Zeka, Biyoloji ve Demokratik Toplum Arasındaki Şaşırtıcı Benzerlik

 Yapay Zeka, Biyoloji ve Demokratik Toplum Arasındaki Şaşırtıcı Benzerlik

Yapay zeka, bilgisayar sistemleri, biyolojik yaşam ve toplumsal örgütlenme ilk bakışta birbirinden çok farklı alanlar gibi görünür. Biri insan tarafından üretilmiş teknolojik bir sistemdir, diğeri milyarlarca yıllık evrimin ürünüdür, toplum ise bilinçli insanların tarihsel, kültürel ve maddi ilişkilerinin alanıdır. Buna rağmen bu üç dünyaya biraz daha yakından baktığımızda şaşırtıcı bir ortaklık görülür. Karmaşıklık çoğu zaman tek tek parçaların özelliklerinden değil, parçalar arasında kurulan çok katmanlı ilişkilerden doğar. Karmaşık sistem bilimi de tam olarak bunun üzerinde duruyor. Çok sayıda unsur arasındaki etkileşimler, geri besleme döngüleri, farklı ölçeklerin birbirini etkilemesi ve ağ yapıları, tek tek parçalar incelenerek önceden bütünüyle görülemeyen kolektif davranışların ortaya çıkmasını sağlayabiliyor. Gen düzenleme ağlarından ekosistemlere, toplumsal ağlardan teknolojik sistemlere kadar aynı ilişkisel düşünme biçiminin kullanılabilmesi bu nedenle tesadüf değildir.

Bilgisayarın Gücü Tek Tek Parçalarda Değil, Bağlantılarındadır

Bir bilgisayarı yalnızca işlemcisi, belleği, depolama birimi veya milyarlarca transistörü üzerinden anlatmak bilgisayarın gerçekte ne yaptığını açıklamaya yetmez. Transistörlerin her biri oldukça basit işlemler gerçekleştirir. Fakat milyarlarca transistör belirli mimariler içinde örgütlendiğinde işletim sistemleri, görüntü işleme, internet iletişimi, simülasyonlar ve yapay zeka gibi son derece karmaşık işlevler ortaya çıkar. Aynı durum yapay sinir ağlarında daha açık biçimde görülür. Günümüz dil modellerinin temel teknolojilerinden Transformer mimarisinde de belirleyici nokta ilişkilerdir. Mekanizma bir sözcüğü yalnız başına değerlendirmek yerine, dizideki diğer sözcüklerle hangi ölçüde ilişkili olduğunu hesaplar. Böylece anlam, tek bir unsurun içinde saklanan sabit bir özellik olmaktan çok, bağlam içerisindeki ilişkiler ağında belirginleşir. 

Bu durum yalnızca bilgisayar mühendisliği açısından değil, düşünme biçimimiz açısından da önemlidir. Tek bir düğümü incelemek yerine ağın tamamına, tek bir nedene bakmak yerine karşılıklı etkilenmelere, tek bir katmanı görmek yerine katmanlar arasındaki ilişkilere bakmaya başlarız. Bir bilgisayar programında bir değişken başka yüzlerce işlemi etkileyebilir. Bir ağdaki küçük değişiklik bütün sistemin davranışını değiştirebilir. Karmaşık ağ araştırmaları merkezi ve dağıtık kontrol biçimlerinin ağın yapısına göre ortaya çıkabildiğini gösteriyor. Dolayısıyla karmaşık bir sistemin düzenli biçimde işlemesi her unsurun tek bir merkezden ayrı ayrı yönetilmesi anlamına gelmez. Ağın mimarisi, bağlantıların niteliği ve geri besleme ilişkileri sistemin bütün davranışını oluşturur.

Biyolojik Yaşamın Temelinde de İlişkiler Vardır

Biyolojik yaşam bu ilişkisel örgütlenmenin çok daha eski ve çok daha zengin örneğidir. İnsan bedenindeki bir hücreyi yalnızca DNA üzerinden açıklayamayız. DNA proteinlerle, proteinler hücre zarlarıyla, metabolik süreçler enerji akışıyla, hücreler diğer hücrelerle ve bütün organizma çevresiyle sürekli ilişki halindedir. Hücre tek başına kapalı bir dünya değildir. Kimyasal sinyaller alır, enerji kullanır, çevresindeki koşullara tepki verir, başka hücrelerle iletişim kurar ve bulunduğu dokunun ortak işlevlerine katılır. Daha yukarı çıktığımızda hücreler dokuları, dokular organları, organlar sistemleri oluşturur. Sinir sistemi, bağışıklık sistemi, hormonal sistem, dolaşım sistemi ve mikrobiyota birbirinden bağımsız çalışmaz. Birindeki değişim diğerlerinde karşılık bulur. 

Burada çok önemli bir benzerlik ortaya çıkıyor. Bilgisayarda milyarlarca basit elektronik unsurun bağlantıları üzerinden karmaşık bir işlem sistemi doğarken, biyolojik yaşamda da çok sayıda hücresel ve moleküler etkileşimden organizmanın bütünlüğü ortaya çıkıyor.  Sistemin üst düzeyinde ortaya çıkan bazı özellikler tek tek parçaların incelenmesiyle doğrudan görülemiyor. Parçaların birbirleriyle ilişkisi yeni bir düzey oluşturuyor. Basit etkileşim kurallarından oldukça karmaşık yapıların ortaya çıkabildiğini gösteren araştırmalar da bunun matematiksel modellerde izlenebildiğini ortaya koyuyor.

Çok Katmanlılık: Bilgisayarda Katman, Biyolojide Ölçek, Toplumda Örgütlenme

Bilgisayar sistemlerinde donanım, işletim sistemi, yazılım, veri ve ağ iletişimi farklı katmanlarda çalışır. Üst katmanda gördüğümüz işlem, daha alt düzeylerde milyonlarca başka işlemin ortak sonucudur. Yapay sinir ağlarında da bilgi katmanlar boyunca dönüşür. Biyolojik yaşamda ise molekül, organel, hücre, doku, organ, organizma, popülasyon ve ekosistem gibi birbirinin içine geçmiş ölçekler vardır. Her katmanın kendi işleyişi bulunurken katmanlar arasında sürekli bir etkileşim gerçekleşir. Karmaşık ağ çalışmalarında  çok katmanlı ağ kavramının önem kazanmasının nedeni budur. Aynı unsurlar birden fazla ilişki türü üzerinden birbirine bağlanabilir ve bütün sistemin özellikleri tek bir ilişki katmanına indirgenemeyebilir.

Toplumsal yaşam da benzer biçimde çok katmanlıdır. Bir insan aynı anda aile ilişkilerinin, mahallenin, üretim ilişkilerinin, kültürün, dilin, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin, ekolojik çevrenin ve siyasal örgütlenmenin parçasıdır. Mahalle başka mahallelerle, komün başka komünlerle, kooperatif başka üretim ve tüketim ağlarıyla ilişki kurar. Kadın örgütleri, gençlik örgütleri, ekoloji hareketleri, meslek yapıları, kültürel topluluklar ve yerel meclisler aynı toplumsal alanın farklı ilişki katmanlarını meydana getirir. Böyle düşünüldüğünde toplum artık tepede bir merkez ve aşağıda tek tek bireylerden oluşmuş bir piramit olmaktan çıkar. Birbiriyle kesişen çok sayıda ilişkinin oluşturduğu çok katmanlı bir ağ olarak görünür. İşte Öcalan’ın demokratik toplum paradigmasının yapay zeka ve biyolojik yaşamla kurulabilecek en verimli benzerliği burada ortaya çıkar.

Öcalan’ın Demokratik Toplumu: Parçaların Eritilmediği Bir Bütün

Öcalan’ın demokratik konfederalizm düşüncesinde toplumun temel siyasal kapasitesi yerel topluluklardan, komünlerden, meclislerden ve bunların birbirleriyle kurduğu konfederal ilişkilerden doğar. Demokratik toplum demokratik konfederalizmin zemini olarak tanımlanır. Demokratik ulus yaklaşımında ise etnik, dinsel, yerel ve bölgesel toplulukların kendi özgünlüklerini koruyarak ortak demokratik yapılara katılmaları öne çıkar. Dolayısıyla birlik, farklılıkları ortadan kaldıran bir tekleşme biçiminden çok, farklı toplumsal unsurlar arasında kurulan ilişkiler üzerinden düşünülür.

Burada bilgisayarın çok katmanlı mimarisi, biyolojik yaşamın örgütlenmesi ve demokratik toplum arasında dikkat çekici bir ortak mantık görülebilir. Bilgisayarın bütünlüğü transistörlerin aynılaşmasından doğmaz. Her bileşen farklı işlev görür ama sistem içinde diğer bileşenlerle ilişkilidir. Bedenin bütünlüğü de bütün hücrelerin aynı hücreye dönüşmesiyle kurulmaz. Sinir hücresi, kas hücresi, bağışıklık hücresi ve diğer hücreler farklılaşarak ortak yaşamın parçası olur. Ekosistem de tek türden oluşarak güçlenmez. Farklı canlıların oluşturduğu ilişkiler ağıyla varlığını sürdürür. Demokratik toplum paradigmasında da Kürt, Türk, Arap, Ermeni, kadın, erkek, genç, emekçi, köylü, farklı inanç ve kültür topluluklarının aynılaşması yerine kendi özgünlükleriyle ilişki kurması düşünülebilir. Buradaki temel kavram homojenlik değil ilişkili çoğulluktur.

Komün Bir Hücreden Çok Bir Ağ Düğümü Gibi Düşünülebilir

Bu benzerliği daha ileri götürdüğümüzde komün kavramına farklı bir gözle bakabiliriz. Komün yalnızca belirli bir coğrafyada insanların toplanıp karar aldığı küçük bir yönetim birimi değildir. Toplumsal bilginin üretildiği, ihtiyaçların belirlendiği, ortak yaşamın örgütlendiği ve başka komünlerle sürekli ilişki kurulduğu bir ağ düğümü olarak düşünülebilir. Tıpkı biyolojik bir sistemde hücrenin çevresinden sürekli sinyal alması ve başka hücrelere sinyal göndermesi gibi, komün de diğer toplumsal yapılarla bilgi, deneyim ve dayanışma alışverişi içinde bulunabilir. Bir mahallenin su, enerji, bakım ve ulaşım bilgisi başka bir komünün üretim deneyimiyle, bir kadın meclisinin toplumsal deneyimi başka bölgelerdeki kadın örgütleriyle, bir kooperatifin üretim kapasitesi başka kooperatiflerin ihtiyaçlarıyla bağlantı kurabilir. Böylece konfederalizm, birbirinden kopuk küçük toplulukların yan yana durduğu bir yapı olmaktan çıkar ve sürekli bilgi alışverişi yapan canlı bir toplumsal ağ haline gelir.

Burada bilgisayar ağlarıyla başka bir benzerlik daha belirir. İnternette bilgi tek bir bilgisayarda bulunmaz. Çok sayıda sunucu, istemci ve ağ düğümü arasında dolaşır. Ağın kapasitesi yalnızca tek bir bilgisayarın gücünden değil, düğümlerin birbirine bağlanabilme imkanından doğar. Demokratik konfederal toplum da benzer bir mantıkla düşünüldüğünde toplumsal kapasite tek bir kurumun bilgi ve karar gücünden çok, komünlerin ve meclislerin birbirleriyle bağlantı kurabilme kapasitesinden doğar. Bir komünde edinilen deneyim başka komünlere aktarılır, başka bölgelerde üretilen bilgi yerel ihtiyaçlarla yeniden yorumlanır ve böylece toplum kendi deneyiminden öğrenen büyük bir ağ haline gelir.

Beyinden Yapay Sinir Ağlarına, Oradan Toplumsal Zekaya

İnsan beynindeki yaklaşık milyarlarca nöronun her biri sınırlı işlemler gerçekleştirir. Düşünce, hafıza, dil ve bilinç ise bu hücrelerin muazzam bağlantı ağından doğar. Yapay sinir ağlarının tarihsel esin kaynaklarından biri de bu ilişkisel düşüncedir. Bugünkü yapay zeka sistemleri biyolojik beynin doğrudan kopyası değildir fakat çok sayıda basit işlem biriminin bağlantılar yoluyla karmaşık örüntüler üretmesi ortak bir fikir taşır. Transformer sistemlerinde de bilgi tek bir noktada bulunmaz. Katmanlar boyunca milyonlarca veya milyarlarca ilişki ağırlığıyla temsil edilir.

Toplumsal zeka kavramını buradan yeniden düşünebiliriz. Bir toplumun bilgisi yalnızca üniversitede, devlette, siyasi partide veya herhangi bir merkezde bulunmaz. Çiftçinin toprağa dair bilgisi, işçinin üretim bilgisi, kadının gündelik yaşam deneyimi, yaşlının tarihsel hafızası, gencin teknolojik deneyimi, ekoloji hareketinin yerel doğa bilgisi, kooperatiflerin üretim deneyimi ve komünlerin yerel bilgisi birbirinden farklı toplumsal bilgi alanları oluşturur. Bu bilgilerin birbirine bağlanması büyük bir toplumsal zeka ağı yaratabilir. Demokratik konfederalizm bu açıdan yalnızca siyasal temsil sistemi olarak değil, toplumun dağınık bilgisini birbirine bağlayan bir örgütlenme biçimi olarak okunabilir.

İşbirliği Karmaşıklığın Üretici Güçlerinden Biridir

Biyolojik yaşamın gelişiminde işbirliğinin oynadığı rol de bu tartışmada önemlidir. Çok hücreli canlıların ortaya çıkışı, hücrelerin farklılaşarak ortak bir bütün içinde görevler üstlenmesiyle mümkün olmuştur. Ekolojik sistemlerde de çok sayıda tür karşılıklı yarar, simbiyoz, besin ağları ve başka etkileşim biçimleriyle birbirine bağlıdır. 

Bu noktadan demokratik topluma doğru uzanan düşünsel bağlantı oldukça güçlüdür. Toplumsal çeşitlilik ile ortaklaşma birbirlerinin karşıtı olmak zorunda değildir. Nasıl biyolojik sistemlerde farklılaşmış birimler birlikte karmaşık bir bütün yaratabiliyorsa, demokratik toplumda da farklı topluluklar kendi özgünlüklerini koruyarak daha geniş ortaklaşmalar oluşturabilir. Öcalan’ın demokratik ulus ve konfederalizm düşüncesindeki çoğulluk anlayışı burada çağdaş karmaşık sistem düşüncesiyle ilginç bir paralellik taşır. Demokratik ulus yaklaşımında farklı toplumsal ve kültürel toplulukların ortak demokratik yapı içinde yer alabilmesine verilen önem bunun siyasal ifadesidir.

Kadın Özgürlüğü Bir Alt Başlık Değil, Ağın Bütününü Değiştiren İlişkidir

Bu ilişkisel bakış Öcalan’ın kadın özgürlüğünü neden paradigmanın merkezine yerleştirdiğini anlamak açısından da önemlidir. Kadın ile erkek arasındaki ilişki yalnızca iki birey arasındaki ilişki değildir. Aileyi, bakım emeğini, üretimi, mülkiyeti, dili, kültürü, çocuk yetiştirmeyi, siyaseti ve toplumsal hafızayı etkileyen çok katmanlı bir ilişki alanıdır. Bir ağın önemli bağlantılarından biri değiştiğinde diğer bağlantılar da yeni biçimler kazanır. Bu nedenle kadın özgürlüğü yalnızca belirli bir toplumsal grubun özgürlüğü değil, bütün toplumsal ilişkilerin yeniden kurulması açısından dönüştürücü bir güç olarak düşünülebilir. Öcalan’ın kadın özgürlüğünü toplumsal özgürlüğün temel ölçülerinden biri olarak ele alan yaklaşımı bu ilişkisel bakışla daha anlaşılır hale gelir.

Burada biyolojik veya bilgisayar sistemlerinden doğrudan toplumsal sonuçlar çıkarmak yerine ilişkisel düşüncenin yöntemsel imkanından yararlanabiliriz. Bir toplumsal ilişkiyi kendi başına değil, bütün bağlantılarıyla birlikte düşündüğümüzde erkek egemenliğinin yalnızca aile içindeki bir ilişki olmadığı, siyasal kurumlara, ekonomiye, kültüre, bilgi üretimine ve gündelik yaşama kadar uzanan geniş bir ağ oluşturduğu görülür. Aynı şekilde kadın özgürlüğünün genişlemesi de bütün bu ilişki alanlarını etkileyen bir dönüşüm yaratabilir.

Ekoloji Büyük Ağın İçinde Yaşadığımızı Hatırlatır

Ekolojik düşünce bu ortaklığın en geniş halkasını oluşturur. Bir toplum suyun, toprağın, iklimin, enerjinin, bitkilerin, hayvanların ve diğer canlıların dışında yaşayamaz. İnsan toplumu daha büyük bir ağının içindedir. 

Öcalan’ın ekolojik toplum yaklaşımı bu nedenle demokratik toplumun tamamlayıcı bir süsü olarak değil, ilişkisel paradigmanın doğal uzantısı olarak okunabilir. Komünün üretim kararı toprağı etkiler, enerji tercihi ekosistemi etkiler, tüketim biçimi üretim ilişkilerini değiştirir, su kullanımı başka topluluklarla ilişkileri etkiler. Demokratik kararın sınırı komünün kapısında bitmez. Kararların ekolojik ağ içerisindeki sonuçları da toplumsal düşüncenin parçası haline gelir. Böylece toplum yalnızca kendi içindeki ilişkileri değil, parçası olduğu yaşam ağını da hesaba katan bir örgütlenme kapasitesi geliştirebilir.

Yapay Zeka Demokratik Konfederalizmin Yeni Sinir Sistemi Olabilir mi?

Burada çağımızın yeni imkanına geliyoruz. Öcalan’ın demokratik konfederalizm düşüncesi çok sayıda komün, meclis, kooperatif, kadın örgütü, gençlik örgütü, ekolojik yapı ve kültürel topluluğun birbirleriyle sürekli ilişki kurmasını öngörüyor. Geçmişte böyle büyük bir ağda bilgi alışverişi önemli zaman ve emek gerektirirdi. Dijital iletişim ve yapay zeka bu ilişkinin ölçeğini bütünüyle değiştirebilir. Yapay zeka binlerce komün toplantısında alınan kararları sınıflandırabilir, ortak ihtiyaçları tespit edebilir, bölgeler arasındaki deneyimleri karşılaştırabilir, çok dilli toplulukların doğrudan iletişim kurmasını kolaylaştırabilir, ekolojik verileri işleyebilir, kooperatiflerin üretim ve ihtiyaç bilgilerini eşleştirebilir ve büyük miktardaki toplumsal bilgiyi yerel karar süreçlerinde kullanılabilir hale getirebilir.

Böyle düşünüldüğünde yapay zeka toplumun yerine karar veren bir mekanizma olmaktan çok, toplumun kendi bilgisiyle ilişki kurmasını kolaylaştıran ortak bir sinir ağı gibi düşünülebilir. Bir komündeki sorun başka yüz komünün deneyimiyle karşılaştırılabilir. Bir ekolojik uygulamanın sonucu farklı bölgelerin verileriyle birlikte değerlendirilebilir. Kadın meclislerinin geliştirdiği yöntemler farklı coğrafyalara hızlı biçimde aktarılabilir. Kooperatiflerin üretim fazlası başka bölgelerdeki ihtiyaçlarla eşleştirilebilir. Toplum böylece yalnızca örgütlenen değil, sürekli öğrenen bir yapı haline gelir. Bilgisayar sistemlerinde bilginin katmanlar ve ağ düğümleri arasında dolaşması, biyolojik sistemlerde sinyallerin hücreler ve organlar arasında taşınması ve demokratik toplumda bilginin komünlerle meclisler arasında dolaşması arasında düşünsel açıdan son derece verimli bir paralellik oluşur.

Üç Dünyanın Ortak Noktası: İlişki Değiştiğinde Bütün Değişir

Bilgisayarda bağlantı mimarisini değiştirdiğimizde sistemin davranışı değişir. Yapay sinir ağında bağlantı ağırlıkları değiştikçe öğrenilen örüntüler değişir. Biyolojik yaşamda gen düzenleme ağındaki veya hücreler arasındaki ilişkiler değiştiğinde organizmanın davranışı değişir. Ekosistemde bir türün ilişkileri değiştiğinde başka türler etkilenir. Karmaşık sistem biliminin temel düşüncelerinden biri tam olarak budur. Bütünün davranışı yalnızca parçaların özelliklerinden değil, parçalar arasındaki ilişkilerin yapısından doğar.

Öcalan’ın demokratik toplum paradigması bu noktadan yeniden okunduğunda çok daha derin bir anlam kazanıyor. Toplumu değiştirmek yalnızca kurumların adını değiştirmek değildir. Kadın ile erkek arasındaki ilişki, toplum ile doğa arasındaki ilişki, üretici ile tüketici arasındaki ilişki, mahalle ile kent arasındaki ilişki, farklı halklar ve kültürler arasındaki ilişki, birey ile komün arasındaki ilişki yeniden kurulduğunda toplumsal bütün de yeniden şekillenir. Bu nedenle demokratik toplum paradigmasının merkezinde aslında bir ilişkiler devrimi bulunduğu söylenebilir.

Bir Bilgisayardan Hücreye, Hücreden Komüne

Bugünün yapay zeka sistemleri bize milyarlarca basit ilişkinin bir araya gelerek nasıl karmaşık örüntüler üretebildiğini gösteriyor. Biyolojik yaşam bize bunun çok daha büyük ve eski örneğini sunuyor. Moleküllerden hücrelere, hücrelerden organizmalara, organizmalardan ekosistemlere kadar yaşam sürekli ilişki kurarak karmaşıklaşıyor. Öcalan’ın demokratik toplum paradigması ise bu ilişkisel düşünceyi toplumsal alanda farklı bir biçimde karşımıza çıkarıyor. Komünden meclise, meclisten konfederal yapılara, kadından ekolojiye, yerel özgünlükten demokratik ulusa uzanan çok katmanlı bir toplumsal ağ.

Bu üç alan arasında birebir özdeşlik kurmaya ihtiyaç yoktur. Asıl düşünsel imkan ortak ilkede bulunuyor: Bütün, parçaların basit toplamından daha fazlasıdır ve bütünü yaratan temel güç ilişkilerin örgütlenme biçimidir.

Buradan 21. yüzyıl için son derece önemli bir düşünce çıkar. Demokratik toplumun gücü yalnızca kaç komün kurulduğuyla, kaç meclis oluşturulduğuyla veya kaç kişinin örgütlendiğiyle ölçülemez. Belirleyici olan bu toplumsal düğümlerin birbirleriyle hangi nitelikte ilişki kurduğu, bilgiyi nasıl paylaştığı, birbirinden nasıl öğrendiği ve ortak yaşamı nasıl ürettiğidir.

Bir bilgisayarda bağlantılar işlem yaratır. Bir beyinde bağlantılar düşünce yaratır. Bir ekosistemde ilişkiler yaşamın sürekliliğini yaratır. Bir demokratik toplumda ise ilişkiler ortak toplumsal zekayı yaratabilir.

Belki de Öcalan’ın demokratik toplum paradigmasının yapay zeka çağında yeniden okunması gereken en güçlü yanı tam burada bulunuyor:

Komünlerin birbirine bağlandığı, farklılıkların birbirini beslediği, bilginin toplumun içinde dolaştığı ve toplumun kendi deneyiminden sürekli öğrendiği devasa bir toplumsal zeka ağı.

Böyle bakıldığında demokratik konfederalizm yalnızca bir siyasal örgütlenme modeli değildir. 21. yüzyılın bilgi ve iletişim imkanlarıyla birleştiğinde, toplumun kendi zekasını örgütleme biçimi olarak da düşünülebilir.

 


Yorumlar

Popüler Yayınlar