Sosyalistler Bilimdeki Büyük Dönüşümü Neden Yeterince Görmüyor
Sosyalistler Bilimdeki Büyük Dönüşümü Neden Yeterince Görmüyor
Kafamızın karışması normal, çünkü bilim düşünme biçimimizi değiştiriyor
Bell eşitsizliği kolay bir konu değil. Kuantum dünyası gündelik sezgilerimizin oluştuğu ölçekten farklı işliyor. İnsan beyni taşları, ağaçları, hayvanları ve insan ilişkilerini kavramaya uygun bir evrimsel geçmiş taşıyor. Atom altı dünyanın olasılıklarını, dolaşıklığı ve ölçüm ilişkilerini anlamak ise başka bir zihinsel çaba gerektiriyor. Bu nedenle Bell eşitsizliğini ilk karşılaşmada zor bulmak doğaldır. Bilim bu zorluğu matematik, deney ve gözlem yoluyla aşar. İnsan zihni doğrudan sezmekte zorlandığı gerçeklikleri bilimsel yöntemle kavrar.
Einstein kuantum mekaniğinin gerçekliği nasıl açıkladığını sorguladı. John Bell bu sorgulamayı ölçülebilir bir probleme dönüştürdü. Deneyler Bell eşitsizliklerinin ihlal edildiğini gösterdi. Bu gelişme doğa hakkındaki temel varsayımların deney yoluyla yeniden kurulabileceğini açık biçimde ortaya koydu. Bell'in önemi yalnız kuantum fiziğine ait değildir. Bell, bilimsel düşüncenin kendi kavramlarını sınama gücünü gösteren tarihsel bir dönüm noktasıdır.
Sosyal bilimler klasik dünyanın düşünsel mirası içinde kuruldu
Modern sosyal bilimlerin büyük bölümü 19. yüzyılda şekillendi. Bu dönem klasik fiziğin ve mekanik dünya görüşünün bilimsel düşünce üzerindeki etkisinin çok güçlü olduğu bir dönemdi. Newton mekaniği evrenin belirli yasalar çerçevesinde işleyen, hesaplanabilir ve çözümlenebilir bir sistem olarak anlaşılmasını sağladı. Bu başarı toplumsal düşünceyi de etkiledi. Toplum ekonomik, siyasal, kültürel ve psikolojik alanlara ayrıldı. Her alan kendi kavramlarıyla incelendi. Nedensellik doğrusal bir ilişki olarak kuruldu. Tarih belirli aşamalar içinde ilerleyen bir süreç olarak tasarlandı.
20. ve 21. yüzyıl bilimleri bu düşünsel çerçeveyi genişletti. Kuantum fiziği ilişkilerin önemini görünür hale getirdi. Görelilik bağlamın fiziksel ölçümlerdeki yerini ortaya koydu. Evrimsel biyoloji canlılığı tarihsel süreçler içinde açıkladı. Ekoloji yaşamı karşılıklı bağımlılık ağları üzerinden ele aldı. Sinirbilim beynin milyarlarca nöronun oluşturduğu dinamik bir ağ olduğunu gösterdi. Karmaşıklık bilimi çok sayıda unsurun etkileşiminden yeni düzenlerin ortaya çıktığını ortaya koydu. Ağ bilimi ilişkilerin sistemin davranışını belirleyen temel unsurlardan biri olduğunu gösterdi.
Bu gelişmeler sosyal bilimlerin düşünme zeminini de değiştirdi. Toplum parçaların toplamı olarak değil, ilişkiler, süreçler, geri bildirimler ve tarihsel oluşumlar bütünü olarak ele alınmalıdır.
Bell sosyal bilimler için neden önemlidir
Bell eşitsizliğinin sosyal bilimler için taşıdığı önem yöntemseldir. Kavramlar gözlem, deney ve yeni bilgi karşısında yeniden değerlendirilir. Bilimsel düşüncenin temel gücü buradan gelir. Bell'in yaptığı şey bunun çok güçlü bir örneğidir. Einstein'ın kuantum mekaniğine ilişkin sorgulaması matematiksel bir sınama ölçütüne dönüştürüldü. Deneyler belirli klasik varsayımların kuantum korelasyonlarını açıklamadığını gösterdi. Böylece fizik kendi düşünsel çerçevesini yeniden kurdu.
Sosyal bilimlerin de aynı açıklığa ihtiyacı vardır. Sınıf, devlet, emek, birey, toplum, aile, kültür, doğa ve iktidar gibi kavramlar tarihsel bilgi birikimi içinde sürekli geliştirilmelidir. Toplumsal gerçeklik değiştikçe kavramların kapsamı da değişir. Bilimsel sosyalizm, bu değişimi kendi yönteminin parçası haline getirdiği ölçüde canlı kalır.
Doğa bilimleri ilişkiyi merkeze aldı
Çağdaş doğa bilimlerinin ortak yönlerinden biri ilişkileri merkeze almasıdır. Kuantum fiziğinde sistemin davranışı yalnız tek tek parçaların özellikleriyle açıklanmaz. Ekolojide bir türün yaşamı ekosistem içindeki ilişkilerden bağımsız ele alınmaz. Evrimsel biyolojide canlıların özellikleri tarihsel süreçlerin ürünüdür. Sinirbilimde düşünce tek bir merkezden çıkan komutlarla açıklanmaz. Beyin çok katmanlı ve dağıtık ilişkiler ağı olarak çalışır. Karmaşıklık biliminde düzen, yerel etkileşimlerden ve geri bildirimlerden doğar.
Bu bilimsel yaklaşım sosyal bilimler için güçlü bir düşünsel zemin sunar. Toplum da ilişkilerden oluşur. Sınıf ekonomik ilişkiler içinde anlam kazanır. Devlet tarihsel ve toplumsal ilişkiler içinde biçimlenir. Kadın özgürlüğü aile, emek, kültür, mülkiyet ve iktidar ilişkileriyle birlikte ele alınır. Ekoloji üretim biçimiyle, tüketimle, teknolojiyle ve mülkiyetle iç içedir. İnsan davranışı biyolojik miras, kültürel öğrenme, toplumsal çevre ve tarihsel deneyim birlikte değerlendirilerek anlaşılır. Bu yaklaşım sosyal bilimleri daha bütünlüklü hale getirir.
Sosyalistler bilimdeki dönüşümü izlemek zorunda
Marx ve Engels kendi dönemlerinin bilimsel gelişmelerini yakından izledi. Darwin'in evrim kuramı onlar için önemli bir bilimsel gelişmeydi. Marx'ın düşünsel gücü kendi çağının bilgisiyle sürekli ilişki kurmasından kaynaklandı. Tarihsel materyalizm bu nedenle canlı, değişen ve gelişen bir yöntemdir.
Bugünün sosyalist düşüncesi de 21. yüzyılın bilimini kendi çözümleme alanına katmalıdır. Evrimsel biyoloji insan işbirliğinin kökenlerini araştırıyor. Ekoloji yaşam ağlarının karşılıklı bağımlılığını gösteriyor. Sinirbilim kararların ve davranışların çok katmanlı süreçlerden oluştuğunu ortaya koyuyor. Karmaşıklık bilimi özörgütlenme, geri bildirim ve dağıtık düzen üzerine yeni bilgiler üretiyor. Ağ bilimi toplumsal ilişkilerin yayılımını inceliyor. Çağdaş fizik ise gerçeklik hakkındaki temel sezgilerimizin sınırlı olduğunu gösteriyor.
Bu bilgi birikimi sosyalist düşüncenin kavramsal alanını genişletir. Sınıf, emek, kadın, ekoloji, devlet, teknoloji ve toplumsal örgütlenme aynı bütün içinde yeniden düşünülür.
Tarih doğrusal bir çizgi değildir
Evrimsel biyoloji ve karmaşıklık bilimi tarihsel süreçlerin çok yönlü olduğunu gösterir. Gelişme belirli bir hedefe doğru ilerleyen tek yönlü bir çizgi değildir. Farklı biçimler aynı zaman diliminde birlikte var olabilir. Tarih süreklilikler, kırılmalar, geri dönüşler ve yeni bileşimler üzerinden ilerler.
Bu yaklaşım sosyalist tarih anlayışını da zenginleştirir. Toplumsal yapılar yalnız ardışık aşamalar halinde ele alınmaz. Farklı üretim biçimleri, kültürel gelenekler ve siyasal ilişkiler aynı toplum içinde birlikte bulunabilir. Köyde komünal ilişkiler sürerken kentte kapitalist üretim biçimleri gelişebilir. Modern teknoloji ile geleneksel toplumsal ilişkiler aynı anda var olabilir. Tarih bu karmaşıklık içinde anlaşılır. Bu yaklaşım tarihsel materyalizmi daha güçlü hale getirir. Tarihi canlı, çok katmanlı ve ilişkisel bir süreç olarak kavrar.
Sınıf ilişkisi geniş bir toplumsal ağ içinde ele alınmalıdır
Sınıf ilişkileri kapitalist toplumun temel yapılarından biridir. Bu ilişkiler kadın emeği, bakım emeği, ekolojik yıkım, kültürel kimlikler, göç, teknoloji, kentleşme ve gündelik yaşamla sürekli kesişir. Toplumsal gerçeklik bu kesişimlerin oluşturduğu ağ içinde şekillenir.
Bu nedenle sınıf çözümlemesi daha geniş bir toplumsal ilişkiler sistemi içinde ele alınmalıdır. Ekonomi doğadan, emek bedenden, üretim yeniden üretimden, insan ekosistemden ayrı düşünülemez. Sosyal bilimler bu ilişkileri birlikte ele aldığında toplumun gerçek yapısına daha fazla yaklaşır. Doğa bilimlerinin sunduğu en önemli düşünsel katkılardan biri de budur. Parçayı bütün içinde, bütünü ilişkiler içinde, ilişkileri tarih içinde düşünmek.
Bilim değişiyor, sosyalist düşünce de değişmelidir
Bilim sürekli gelişen bir bilgi alanıdır. Yeni gözlemler yeni kavramlar üretir. Yeni deneyler eski açıklamaların kapsamını belirler. Yeni disiplinler farklı ölçekleri birbirine bağlar. Bilimsel düşünce bu hareket sayesinde güçlenir.
Sosyalist düşüncenin de aynı canlılığı taşıması gerekir. Marx'ın yöntemi kendi çağının gerçekliğini çözümlemeye dayanıyordu. Bugün aynı yöntem çağdaş bilimlerin sunduğu bilgiyle birlikte geliştirilmelidir.
Kuantum fiziğinin düşünme biçimimizi nasıl değiştirdiğini anlamak gerekiyor. Evrimsel biyolojiden toplumsal işbirliğini, ekolojiden karşılıklı bağımlılığı, sinirbilimden dağıtık süreçleri, karmaşıklık biliminden özörgütlenmeyi, ağ biliminden ilişkilerin gücünü öğrenmek gerekiyor.
Marx bugün yaşasaydı hangi bilimi okurdu
Marx bugün yaşasaydı çağdaş fiziği, evrimsel biyolojiyi, ekolojiyi, sinirbilimi, antropolojiyi, karmaşıklık bilimini ve ağ bilimini incelerdi. Çünkü onun yöntemi kendi çağının en ileri bilgisini toplumsal çözümlemeye katmaya dayanıyordu. Bugünün sosyalist düşüncesinin görevi de budur.
Sosyalizm 21. yüzyılda 19. yüzyılın bilimsel bilgisiyle yetinemez. 21. yüzyılın doğa bilimleriyle, antropolojisiyle, ekolojisiyle ve karmaşıklık araştırmalarıyla yeniden ilişki kurmalıdır. Bu ilişki sınıf çözümlemesini genişletir, ekolojiyi merkeze taşır, kadın özgürlüğünü toplumsal dönüşümün temel unsuru olarak ele alır ve demokratik toplum fikrini çağdaş bilimsel bilgiyle buluşturur.
Kafamızın karışması normaldir. Bilimin ilerlemesi düşüncenin sınırlarını genişletir. Yeni bilgi yeni sorular üretir. Yeni sorular da yeni düşünme biçimlerini doğurur. Marx kendi çağının bilimini izledi. 21. yüzyıl sosyalizmi de kendi çağının bilimini izleyerek gelişir.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.