Sol'un Küçümsediği Komünal Hafıza.
Üç Yüz Bin Yıllık Hafızanın İzinde
İnsan türünün yaklaşık üç yüz bin yıllık tarihinde yaşamı mümkün kılan temel güçlerden biri dayanışmaydı. Besinin paylaşılması, çocukların uzun süre ortak bakım görmesi, yaşlıların korunması, bilginin kuşaktan kuşağa aktarılması, ortak savunma ve karşılıklılık insan topluluklarının sürekliliğini sağladı. Dayanışma bu nedenle yalnız ahlaki bir tercih değildir. Türümüzün toplumsal evriminin içinde şekillenmiş çok eski bir yaşam kapasitesidir. Bugünün ihtiyacı bu kapasiteyi geçmişte olduğu haliyle korumak değil, çağımızın özgürlük, kadın eşitliği, ekoloji, bilim ve demokrasi birikimiyle yeniden kurmaktır.
Ortadoğu ve özellikle Kürt toplumu bu açıdan güçlü bir toplumsal hafıza taşır. Köy, mahalle, akrabalık, imece, ortak üretim, karşılıklı yardımlaşma, bakım ve dayanışma ilişkileri kapitalist üretim ilişkilerinin ve modern devletin bütün baskısına rağmen yaşamaya devam etmiştir. Bu yapıların içinde erkek egemenliği, yaş hiyerarşisi, aşiret ilişkileri ve geleneksel otorite biçimleri de üretilmiştir. Fakat bu hiyerarşik yapılar, toplumsal dokunun içinde yaşayan kolektif kapasiteyi ortadan kaldırmaz. Özgürlükçü olanı baskıcı olandan ayırmak, ortak yaşam bilgisini demokratikleştirmek ve onu yeni bir toplumsal düzene taşımak mümkündür.
Solun modernleşmeci körlüğü
Sol düşüncenin önemli bir bölümü uzun süre bu toplumsal birikimi görmek yerine küçümsedi. Köylülüğü geri kalmışlığın, kenti ilerlemenin, geleneksel toplulukları aşılması gereken eski dünyanın kalıntısı olarak okudu. Kapitalizmin köyü çözmesini, insanları ücretli emeğin içine çekmesini ve kente taşımasını tarihsel ilerlemenin doğal bir basamağı gibi değerlendirdi. Böylece kapitalizmin sömürü ilişkilerini eleştirirken, onun toplumun kolektif hafızasını nasıl aşındırdığını yeterince göremedi.
Solun burada yaşadığı çelişki dikkat çekicidir. Batının büyük kentlerinde birbirinden kopmuş bireylere dayanışmayı, örgütlenmeyi, kolektif mücadeleyi ve ortak yaşamı öğretmeye çalışırken, Ortadoğu’da zaten yaşayan dayanışma biçimlerini çoğu geri kalmışlık olarak değerlendirdi. İçlerindeki ataerkil ve hiyerarşik unsurlar haklı olarak eleştirilirken, bu ilişkilerin taşıdığı toplumsal enerji aynı titizlikle incelenmedi.
Bu yaklaşım yalnız teorik bir eksiklik üretmedi. Solun toplumla kurduğu ilişkinin dilini de etkiledi. Kendisini ilerlemenin taşıyıcısı, köylüyü ve geleneksel toplulukları eğitilmesi gereken bir toplumsal kesim olarak gören anlayış, halkın kendi içinde ürettiği bilgiyi ve dayanışmayı ikincilleştirdi. Oysa sosyalist düşüncenin görevi topluma dışarıdan toplumsallık öğretmek değil, toplumun kendi içindeki kolektif kapasiteyi görünür kılmak, onu eşitlikçi ve özgürlükçü bir doğrultuda geliştirmektir.
Kapitalizmin başardığı şey toplumu çözmekti
Kapitalizm yalnız üretim araçlarının mülkiyetini değiştirmedi. İnsanların birbirleriyle kurduğu ilişkileri de piyasanın mantığına göre yeniden şekillendirdi. Ücretli emek bireyi üretim araçlarından koparırken büyük kent yaşamı komşuluk ve yerel dayanışma bağlarını ortadan kaldırdı. Bakım giderek piyasalaştı, ortak üretim yerini bireysel tüketim ilişkilerine bıraktı, insan yalnız çalışan ve tüketen bir birey olarak tanımlanmaya başladı.
Batıda kapitalist üretim ilişkilerinin daha uzun ve daha derin bir geçmişe sahip olması, toplumsal dönüşümü başka bir açıdan zorlaştırıyor. Sosyalist hareket burada yalnız sermaye düzeniyle mücadele etmiyor. Aynı zamanda yüzyıllar boyunca aşınmış kolektif yaşam kapasitesini yeniden üretmeye çalışıyor. Kooperatifler, mahalle dayanışmaları, müşterekler, topluluk bahçeleri, yerel meclisler ve dayanışma ekonomilerinin yeniden gündeme gelmesi bunun göstergelerinden biridir. Kapitalizmin çözdüğü bağlar yeniden kurulmaya çalışılıyor.
Ortadoğu’nun toplumsal zemini ise farklı imkanlar taşır. Burada toplumsallık bütünüyle çözülmüş değildir. Ortak yaşamın birçok biçimi hala gündelik hayatın içinde canlıdır. Bu nedenle toplumsal dönüşüm yalnız yeni bir dayanışma kültürü yaratmakla değil, var olan dayanışma biçimlerini özgürleştirmekle ilerleyebilir.
Geleneksel olanı değil, komünal kapasiteyi savunmak
Komünal hafızanın değerini görmek geleneksel toplumun bütün ilişkilerini savunmak anlamına gelmez. Aile içindeki erkek egemenliği, aşiret hiyerarşileri, kadın üzerindeki denetim, yaş ve statüye dayalı otoriteler demokratik toplumun önünde aşılması gereken yapılardır. Fakat bunların varlığı imeceyi, karşılıklılığı, bakım kültürünü, ortak sorumluluğu ve dayanışmayı değersiz hale getirmez.
Burada ihtiyaç duyulan şey ayrıştırıcı bir bakıştır. Gelenek içindeki tahakküm ilişkileri dönüştürülürken toplumsal dayanışma kapasitesi korunabilir ve geliştirilebilir. Kadın özgürlüğü bu dönüşümün merkezinde yer alır. Çünkü komünal yaşamın bakım, üretim ve toplumsal yeniden üretim alanlarında kadın emeği belirleyici olduğu halde karar mekanizmalarında aynı güçle temsil edilmemiştir. Gerçek bir komünal dönüşüm, kadınların özgür ve eşit özneleşmesiyle mümkündür.
Ekoloji de aynı derecede belirleyicidir. Ortak yaşam yalnız insanlar arasındaki ilişkilerin yeniden kurulması değildir. Toplumun toprakla, suyla, üretimle ve bütün canlı yaşamla ilişkisinin de değişmesi gerekir. Böylece komünal hafıza modern bir demokratik toplumun maddi ve ahlaki zeminine dönüşebilir.
Öcalan’ın komün fikrini buradan okumak
Abdullah Öcalan’ın komün ve demokratik toplum yaklaşımı bu tarihsel gerçeklikle doğrudan ilişkilidir. Komün onun düşüncesinde yalnız küçük bir idari yapı değildir. Toplumun kendi yaşamını doğrudan örgütlediği temel toplumsal birimlerden biridir. Üretim, bakım, eğitim, ekoloji, kadın özgürlüğü, yerel ekonomi ve karar süreçleri toplumun kendi örgütlenmesi içinde ele alınır.
Bu yaklaşımın Ortadoğu açısından güçlü tarafı, toplumu boş bir zemin olarak görmemesidir. Komün dışarıdan getirilecek hazır bir model değildir. İnsanların gündelik yaşamında varlığını sürdüren dayanışma biçimlerinin demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir içerikle yeniden örgütlenmesi olarak düşünülebilir. Böylece geleneksel topluluğun hiyerarşik kabukları çözülürken içindeki ortak yaşam kapasitesi korunur ve genişletilir.
Öcalan’ın yaklaşımı klasik sosyalizmin devlet merkezli dönüşüm anlayışından da bu noktada ayrılır. Toplumun dönüşümünü yalnız merkezi iktidarın ele geçirilmesine bağlamak yerine, toplumun kendi kendini örgütleme kapasitesini siyasal dönüşümün asli unsurlarından biri olarak görür. Bu nedenle komün yalnız siyasi bir örgütlenme biçimi değil, toplumsal yaşamın yeniden kuruluşudur.
Geçmişin hafızasından geleceğin toplumuna
Bilim ve teknoloji bugün komünal yaşamın geçmişte sahip olmadığı imkanlar yaratıyor. Yerel üretim küresel bilgi ağlarıyla birleşebilir. Kooperatifler dijital teknolojilerden yararlanabilir. Mahalle ve köy meclisleri birbirleriyle yatay ağlar kurabilir. Yenilenebilir enerji toplulukların ekonomik kapasitesini güçlendirebilir. Ekolojik tarım bilimsel bilgiyle, yerel demokrasi geniş ölçekli konfederal örgütlenmelerle buluşabilir.
Bu nedenle komünal yaşam geçmişe dönüş değildir. İnsanlığın en eski toplumsal yeteneklerinden birinin çağdaş koşullarda yeniden kurulmasıdır. Üç yüz bin yıllık toplumsal evrimin ürettiği dayanışma kapasitesi, çağımızın özgürlük, kadın eşitliği, ekoloji, bilim ve demokrasi birikimiyle birleştiğinde yeni bir toplumsal ufuk yaratabilir.
Ortadoğu’nun ve Kürt toplumunun hala taşıdığı komünal hafıza geri kalmışlığın değil, dönüştürülmeyi bekleyen büyük bir toplumsal birikimin göstergesidir. Solun görevi bu birikime yukarıdan medeniyet taşımak değil, yıllarca küçümsediği bu toplumsal zenginliği yeniden görmek, içindeki özgürlükçü damarları hiyerarşik kabuklarından ayırmak ve çağdaş demokratik toplumun kuruluşuyla buluşturmaktır.
Solun bir zamanlar aşılması gereken geçmiş olarak gördüğü şey, geleceğin toplumunu kurarken en güçlü dayanaklarından biri olabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.