Kürt’ün Sözü Ne Zaman Düşünce Sayılacak
Kürt’ün Sözü Ne Zaman Düşünce Sayılacak
Öcalan’ı Okumadan Mahkum Eden Türkiye
Türkiye’de Abdullah Öcalan hakkında hüküm vermek için onu okumaya gerek duyulmuyor. Adı çoğu zaman yeterli oluyor. Devletin yarım yüzyılda kurduğu güvenlik dili, milliyetçi refleksler ve Kürt meselesini yalnız çatışma başlığı altında gören siyasal akıl, düşünce alanını da kuşatmış durumda. Böylece binlerce sayfalık bir külliyat, yalnızca siyasi tarih içinde değil, felsefe, sosyoloji, antropoloji, ekoloji, kadın özgürlüğü, tarih, ekonomi ve bilim anlayışı bakımından da değerlendirilmesi gereken geniş bir düşünsel üretim, daha kapağı açılmadan hükme bağlanıyor. Türkiye’nin entelektüel dünyasının önemli bir bölümü de bu hazır hükmün dışına çıkmak yerine onun sınırları içinde düşünmeye devam ediyor. Buradaki sorun yalnız Öcalan’a siyasi mesafe değildir. Kürtlerden gelen düşünsel üretimin eşit değerde kabul edilmesini engelleyen tarihsel bir bilgi hiyerarşisidir.
Doğa Bilimlerinden Toplum Bilimlerine Uzanan Bir Arayış
Öcalan’ın savunmalarını önemli kılan yanlardan biri, toplumu yalnız klasik siyaset biliminin veya ekonominin kavramlarıyla açıklamaya çalışmamasıdır. Evrimden ekolojiye, biyolojiden antropolojiye, insan türünün uzun tarihinden Neolitik topluma kadar uzanan geniş bir alandan yararlanarak sosyal bilimleri daha büyük bir doğa ve yaşam tarihi içine yerleştirmeye çalışır. İnsan toplumunu doğadan kopuk, kendi başına işleyen kapalı bir alan olarak ele almak yerine, canlılığın evrimi, karşılıklı bağımlılık, toplumsallık, ekolojik denge, kültür, hafıza ve tarih arasında bağ kurar. Burada birbirinden koparılmış disiplinleri yeniden ilişkilendirme, sosyal bilimleri doğa bilimlerinin ulaştığı yeni bilgilerle buluşturma ve insan toplumunu daha uzun bir evrimsel tarih içinde yeniden düşünme iddiası vardır.
Bu yönüyle Öcalan’ın külliyatı yalnız siyasi polemiklerin konusu yapılabilecek metinlerden oluşmaz. Üzerine sosyoloji, antropoloji, siyaset bilimi, ekoloji, feminist teori, tarih felsefesi ve bilim felsefesi alanlarında akademik tezler yazılabilecek kadar geniş bir kavramsal alan açar. İnsan toplumunun yaklaşık üç yüz bin yıllık Homo sapiens tarihi içinde ele alınması, devletli uygarlığın bu tarihin çok küçük bir bölümünü oluşturduğunun vurgulanması, komünal yaşam biçimlerinin insan türünün uzun toplumsal deneyimi içindeki yerinin yeniden düşünülmesi, kadın üzerinde kurulan egemenliğin devlet ve sınıf ilişkileriyle birlikte değerlendirilmesi, ekolojik krizin yalnız çevre sorunu değil bir uygarlık sorunu olarak ele alınması bu bütüncül yaklaşımın parçalarıdır. Öcalan’ın düşüncesinin gücü tek tek kavramlardan önce bu parçalar arasında ilişki kurma çabasında aranmalıdır.
Parçalanmış Bilgiye Karşı Bütüncül Bir Toplum Okuması
Modern akademi bilgiyi disiplinlere bölerek büyük bir uzmanlık kapasitesi yarattı. Bunun bedeli ise çoğu zaman parçalar arasındaki ilişkinin kaybolması oldu. Ekonomist ekonomiye, sosyolog topluma, biyolog canlıya, siyaset bilimci devlete, tarihçi geçmişe bakarken insan yaşamının bütünlüğü parçalandı. Öcalan’ın düşünsel arayışı tam olarak bu parçalanmış bilgi düzeninin dışına çıkmaya yöneliyor. Devleti yalnız hukuki bir kurum, kapitalizmi yalnız ekonomik sistem, erkek egemenliğini yalnız kültürel sorun, ekolojik krizi yalnız çevresel bozulma olarak ele almıyor. Bunları birbirini besleyen tarihsel ilişkiler olarak okumaya çalışıyor.
Böyle bir yöntem doğal olarak tartışmaya açıktır. Öcalan’ın arkeolojiye, biyolojiye veya tarih öncesine ilişkin bazı yorumları çağdaş bilimsel bulgularla yeniden sınanabilir. Zaten düşünceyi ciddiye almak tam da bunu gerektirir. Akademik hayatın işi bir düşünürü dokunulmaz hale getirmek değil, kavramlarını incelemek, verilerle karşılaştırmak, güçlü ve zayıf taraflarını ortaya çıkarmaktır. Türkiye’de yapılması gereken de budur. Öcalan’ın tarih okumaları çağdaş arkeolojiyle, toplumsallık anlayışı evrimsel antropolojiyle, kadın özgürlüğü yaklaşımı feminist antropoloji ve biyolojiyle, ekolojik toplum düşüncesi çağdaş ekolojiyle, pozitivizm eleştirisi bilim felsefesiyle birlikte okunmalıdır. Böyle bir çalışma yalnız Öcalan’ın düşüncesini değil, Türkiye’deki sosyal bilimlerin kendi sınırlarını da görünür hale getirir.
Kürt Kimliği Düşüncenin Önüne Konuldu
Bu geniş düşünsel üretime rağmen Öcalan söz konusu olduğunda metinden önce isim konuşuluyor. Bunun yalnız siyasi çatışmayla açıklanması yetersizdir. Kürt kimliğine dönük tarihsel küçümsemenin, devlet merkezli düşünme alışkanlığının ve Türkiye entelektüel alanındaki görünmez hiyerarşinin de büyük payı vardır. Aynı ölçekte bir düşünsel külliyat Paris’te yaşayan bir Fransız, Berlin’de çalışan bir Alman veya New York’ta ders veren bir akademisyen tarafından üretilmiş olsaydı çok daha rahat biçimde üniversitelerin, konferansların, tezlerin ve akademik dergilerin konusu haline gelirdi. Doğa bilimleriyle sosyal bilimleri buluşturma çabası özel seminerlerin konusu yapılır, ekoloji ve toplum ilişkisi çevre sosyolojisinde tartışılır, kadın özgürlüğü yaklaşımı feminist teoriyle karşılaştırılır, demokratik konfederalizm siyaset teorisinin önemli başlıklarından biri olarak incelenirdi.
Öcalan’ın adı ise Türkiye’de hala düşüncenin önüne bir sınır çizgisi gibi konuluyor. Bu tavır, bilgiye sahibinin kimliğine göre değer biçmenin en açık örneklerinden biridir. Avrupa merkezli bir düşünürün teorik denemeleri büyük bir merakla okunurken, Kürt bir düşünürün binlerce sayfalık teorik üretimi yalnız siyasi kimliğiyle açıklanabiliyorsa burada yalnız Öcalan’a yönelik bir tavırdan söz edilemez. Türkiye’nin düşünsel dünyasının kendi merkezci ve milliyetçi sınırlarıyla karşı karşıyayız.
Düşünce ile Tarihsel Eylemin Birleşmesi
Öcalan’ı yalnız filozof olarak tanımlamak da eksik kalır. Çünkü burada düşünce ile tarihsel eylem birbirinden ayrı değildir. Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca silahlı çatışmanın merkezinde yer alan bir siyasi aktör, yıllar içinde kendi devlet, devrim ve iktidar anlayışını yeniden kurdu. Ulus-devlet hedefinden demokratik konfederalizme, merkezi iktidardan yerel meclislere, erkek egemen siyasetten kadın özgürlüğüne, sınırsız kalkınma anlayışından ekolojik topluma yönelen bir paradigma geliştirdi. Ardından bu paradigma, çatışmadan demokratik siyasete geçiş arayışının düşünsel zeminlerinden biri haline geldi.
Buradaki tarihsel önem yalnız teorik değişimde değildir. Bir siyasi hareketin kendi kuruluş anlayışını yeniden değerlendirmesi, devlet kurmayı özgürlüğün zorunlu sonucu olmaktan çıkarması, iktidarı ele geçirmek yerine toplumu aşağıdan örgütlemeyi öne çıkarması ve kadın özgürlüğünü tali bir başlık olmaktan çıkarıp toplumsal dönüşümün merkezine yerleştirmesi dünya siyasal hareketleri içinde incelenmeye değer bir deneyimdir. Öcalan’ın düşüncesinin Rojava’dan Avrupa’daki yerel örgütlenmelere kadar farklı alanlarda tartışılması da teorinin kitap sayfalarının dışına taşan etkisini gösteriyor.
Türkiye’nin Seküler ve Devletçi Kör Noktası
Türkiye’de kendisini modern, laik, ilerici ve aydınlanmacı olarak tanımlayan geniş bir kesim de Öcalan konusunda devletin kurduğu sınırların dışına çıkmakta zorlanıyor. Bilimsel düşünceyi savunan, dogmalara karşı çıkan, ifade özgürlüğünden yana olduğunu söyleyen kimi çevreler, söz konusu Kürtler olduğunda aynı eleştirel yöntemi sürdüremiyor. Düşüncenin sahibinin kimliği, düşüncenin içeriğinin önüne geçiriliyor. Bu durum Türkiye sekülerliğinin ve aydınlanmacılığının en önemli sınavlarından biridir.
Bir Düşüncenin Değeri Toplumsal Etkisinde de Görülür
Öcalan’ın düşünsel ağırlığını yalnız kavramlarının akademik özgünlüğü üzerinden ölçmek eksik olur. Bir düşüncenin tarihsel değerini toplum üzerinde oluşturduğu değişim de belirler. Kadınların siyasal hareket içinde bağımsız özne haline gelmesi, eşbaşkanlık sistemi, yerel meclisler, komünler, ekolojik duyarlılık, demokratik konfederalizm ve ulusal kurtuluş fikrinin devlet kurmanın ötesine taşınması bu düşünsel dönüşümün toplumsal karşılıklarıdır.
Bir teori milyonlarca insanın siyaset dilini, örgütlenme biçimini, kadın erkek ilişkilerine bakışını, doğayla kurduğu ilişkiyi ve devlet hakkındaki düşüncesini değiştiriyorsa artık yalnız bir kişinin teorisi değildir. Toplumsal bir kuvvete dönüşmüştür. Akademinin ve entelektüel dünyanın görevi böylesi bir olguyu yok saymak değil, anlamaktır.
Türkiye’nin Öcalan Sınavı
Öcalan’ın dünya düşünce tarihindeki yerini zaman belirleyecek. Onu bugünden büyük filozoflar listesine yerleştirmek de düşünür olarak görmemek de aynı kolaycılığın iki farklı biçimidir. Ölçü metindir, kavramdır, açıklama gücüdür, özgünlüktür, bilimle ilişkisidir ve toplumsal etkidir. Bu ölçüler uygulandığında ortaya sıradan bir siyasi metinler toplamından çok daha geniş bir düşünsel alan çıkar.
Türkiye’nin önündeki görev Öcalan’ı sevmek, kutsamak veya aklamak değildir. Onu diğer düşünürlere uygulanan yöntemle okumaktır. Doğa bilimleriyle sosyal bilimleri ilişkilendirme girişimini, uygarlık çözümlemesini, kadın özgürlüğü yaklaşımını, ekolojik toplum fikrini, demokratik konfederalizm modelini ve devlet eleştirisini ciddi biçimde incelemektir. Üzerine yüksek lisans ve doktora tezleri yazmak, kavramlarını farklı disiplinlerle karşılaştırmak ve bilimsel eleştiriye açmak düşünsel hayatın doğal gereğidir.
Türkiye Öcalan’ı gerçekten okumaya başladığında yalnız bir Kürt siyasi liderinin düşüncelerini öğrenmiş olmayacak. Kendi sosyal bilimlerinin sınırlarını, devletçiliğini, milliyetçiliğini, erkek egemen bilgi düzenini ve Kürtlerden gelen düşünsel üretime karşı geliştirdiği hiyerarşiyi de görmek zorunda kalacak. Öcalan’ın külliyatının yarattığı en büyük rahatsızlıklardan biri de buradan geliyor. Çünkü bu metinler yalnız devleti ve kapitalist moderniteyi eleştirmiyor. Türkiye’nin düşünme biçimini de tartışmaya açıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.