Bölüm : 2 Newtoncu Toplumdan Karmaşık Topluma. Sosyal Bilimlerin Yeni Bilim Anlayışı
Bölüm : 2
Newtoncu Toplumdan Karmaşık Topluma. Sosyal Bilimlerin Yeni Bilim Anlayışı
Bir çağın bilimi bir çağın düşünme biçimini de kurdu
Modern sosyal bilimler doğarken karşılarında muazzam bir başarı öyküsü vardı. Klasik fizik, özellikle Newton mekaniği, doğayı matematiksel yasalarla açıklayabiliyor, gökcisimlerinin hareketini hesaplayabiliyor, makinelerin davranışını öngörebiliyor ve neden sonuç ilişkilerini güçlü bir kesinlikle ortaya koyabiliyordu. Bu başarı yalnızca fiziği dönüştürmedi. Bilimin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin güçlü bir model de yarattı. Gerçeklik parçalara ayrılabilir, parçaların davranışları belirlenebilir, aralarındaki ilişkiler yasalarla ifade edilebilir ve sistemin geleceği başlangıç koşullarından hareketle hesaplanabilirdi. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılın düşünsel dünyasında bu anlayış büyük bir çekim gücü oluşturdu. Toplum da giderek çözülebilecek büyük bir mekanizma gibi görülmeye başlandı. Ekonomi kendi yasalarını, sosyoloji kendi yasalarını, tarih kendi zorunluluklarını aradı. Devlet toplumu düzenleyen merkez, birey toplumun temel birimi, tarih ise belirli aşamalardan geçen doğrusal bir süreç olarak ele alındı.
Bu düşünme biçimi kendi çağında güçlüydü çünkü sanayi toplumunun yapısıyla da uyumluydu. Fabrika üretimi merkeziydi. İş bölümü katıydı. Komuta yukarıdan aşağıya işliyordu. Ulus devlet bürokrasisi standartlaştırıyordu. Eğitim, hukuk, ordu ve üretim benzer bir merkezi düzen fikriyle örgütleniyordu. Newtoncu evren tasavvuru ile sanayi toplumunun siyasal ve ekonomik örgütlenmesi birbirine benzer bir zihinsel atmosfer yaratıyordu. Makinenin parçaları nasıl belirlenmiş görevler üstleniyorsa bireyler de toplumsal düzenin parçaları olarak düşünülebiliyordu. Sosyal bilimlerin önemli bir bölümü bu dünyanın kavramlarıyla şekillendi.
Doğrusal nedensellik toplumu açıklamakta yetersiz kaldı
Mekanik düşüncenin temel varsayımlarından biri neden ile sonuç arasında doğrudan ve ölçülebilir bir ilişki bulunabileceğiydi. Belirli bir kuvvet belirli bir hareket yaratıyordu. Bu model topluma taşındığında ekonomik koşulların belirli siyasal sonuçlar üreteceği, belirli sınıfsal konumların belirli bilinç biçimlerine yol açacağı, üretici güçlerdeki değişimin belirli toplumsal düzenleri zorunlu hale getireceği düşüncesi güçlendi. Toplumsal teoriler giderek birkaç temel değişken üzerinden büyük tarihsel sonuçlar üretmeye yöneldi.
Oysa toplum basit nedenlerin basit sonuçlara dönüştüğü bir yapı değildir. Aynı ekonomik koşullarda yaşayan toplumlar farklı siyasal yönelimler geliştirebilir. Aynı sınıfsal konumdaki insanlar farklı ideolojilere bağlanabilir. Aynı teknolojik gelişme bir toplumda demokratik katılımı güçlendirirken başka bir toplumda merkezi denetimi artırabilir. İnsan topluluklarının davranışı geçmiş deneyimler, kültür, hafıza, kimlik, kurumlar, ekolojik koşullar, toplumsal cinsiyet ilişkileri, teknoloji ve siyasal mücadeleler tarafından birlikte şekillenir. Bu unsurlar birbirinden bağımsız çalışmaz. Birindeki değişim diğerlerinin koşullarını da değiştirir.
Bu nedenle toplumun davranışı yalnızca başlangıç koşullarından çıkarılamaz. İnsan toplulukları kendi deneyimlerinden öğrenir, kurallarını değiştirir, çevresini dönüştürür ve ortaya çıkan yeni koşullara yeniden uyum sağlar. Toplum bu anlamda yalnızca hareket eden bir sistem değildir. Kendi hareketinin sonuçlarını değerlendirerek kendisini yeniden kurabilen bir sistemdir.
Karmaşıklık bilimi başka bir dünya gösterdi
Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren doğa bilimlerinde giderek güçlenen karmaşıklık yaklaşımı, gerçekliğe başka bir gözle bakmaya başladı. Ekosistemler, iklim, beyin, hücreler, bağışıklık sistemi, evrimsel süreçler ve sosyal ağlar çok sayıda unsurun karşılıklı ilişkileri üzerinden incelendi. Bu sistemlerin ortak özelliği, bütünün davranışının yalnızca parçaların davranışlarının toplamından oluşmamasıydı.
Bir karınca tek başına koloni planı yapmaz. Buna rağmen binlerce karıncanın yerel etkileşimleri son derece örgütlü koloni davranışları ortaya çıkarabilir. Beyindeki tek bir nöron düşünce üretmez. Milyarlarca nöronun kurduğu ilişkiler bilinç, hafıza ve karar verme gibi özelliklerin ortaya çıkmasını sağlar. Ekosistemde hiçbir tür tek başına sistemi yönetmez. Türler arasındaki etkileşimler, enerji akışları ve çevresel koşullar birlikte ekolojik düzeni oluşturur.
Bu tür özelliklere beliren özellikler denir. Beliren özellik, parçaların tek tek sahip olmadığı fakat ilişkiler ağı içinde ortaya çıkan yeni niteliktir. Bu kavram sosyal bilimler açısından büyük önem taşır. Bir toplumun kültürü tek tek bireylerin düşüncelerinin toplamı değildir. Bir ekonomik sistem yalnızca şirketlerden oluşmaz. Bir siyasal düzen yalnızca devlet kurumlarından ibaret değildir. İlişkiler, ağlar, gelenekler, çatışmalar, işbirlikleri ve ortak davranış biçimleri yeni toplumsal özellikler üretir.
Kaos teorisi determinizm ile öngörülebilirliği birbirinden ayırdı
Klasik düşüncenin en güçlü varsayımlarından biri, yasalar bilindiğinde geleceğin de bilinebileceği düşüncesiydi. Kaos teorisi bu ilişkiyi önemli ölçüde değiştirdi. Bazı sistemler determinist yasalarla işlediği halde başlangıç koşullarındaki çok küçük farklılıklar zaman içinde çok büyük sonuçlara dönüşebilir. Atmosfer bunun bilinen örneklerinden biridir. Fizik yasaları değişmez fakat uzun vadeli hava tahmininin kesinliği giderek azalır.
Bu düşüncenin sosyal bilimler açısından önemli bir sonucu vardır. Toplumsal süreçlerde küçük olaylar zaman içinde büyük tarihsel sonuçlar yaratabilir. Bir grev, bir teknolojik yenilik, bir göç hareketi, bir ekonomik kriz, bir toplumsal protesto veya beklenmedik bir siyasal karar mevcut ilişkiler ağını değiştirerek yeni bir tarihsel yol açabilir. Bu durum tarihi rastgele hale getirmez. Tarihin açık uçlu olduğunu gösterir.
Toplumların geleceği tek bir zorunlu çizgide ilerlemez. Farklı olasılıklar aynı anda bulunabilir. Hangi olasılığın güçleneceği toplumsal mücadeleler, kurumlar, ekolojik koşullar, kültürel dönüşümler ve insanların kolektif davranışları tarafından belirlenir. Tarih bu nedenle bir tren rayına benzemez. Daha çok sürekli yeni yollar oluşturan bir nehir ağına benzer.
Biyoloji rekabetten ilişkilere doğru genişledi
On dokuzuncu yüzyılın bilimsel ve siyasal atmosferinde rekabet kavramı büyük önem kazandı. Darwin'in doğal seçilim teorisi daha sonra toplumsal alana taşınarak güçlü olanın hayatta kalması şeklinde kaba yorumlara dönüştürüldü. Modern evrim biyolojisi ise yaşamın çok daha geniş ilişkiler içinde geliştiğini gösterdi. Rekabet evrimin parçalarından biridir fakat işbirliği, simbiyoz, karşılıklı bağımlılık, grup davranışları, genetik sürüklenme ve çevresel etkileşimler de canlılığın tarihini şekillendirir.
İnsan evriminde bu durum daha belirgindir. İnsan türünün başarısı yalnızca bireysel rekabet yeteneğinden kaynaklanmaz. Dil, ortak bakım, kültürel öğrenme, bilgi paylaşımı, kolektif avlanma, dayanışma ve kuşaklar arası bilgi aktarımı insanın evrimsel başarısının temel unsurları arasındadır. İnsan beyni de toplumsal ilişkiler içinde gelişmiştir. İnsan bireyi toplumdan önce gelen bağımsız bir varlık değildir. Biyolojik gelişiminden kültürel kimliğine kadar ilişkiler içinde oluşur.
Bu bilgi toplumsal teoriyi köklü biçimde etkiler. Toplumu yalnızca çıkarları çatışan bireylerin toplamı olarak görmek insanın biyolojik ve kültürel gerçekliğini eksik bırakır. İnsan aynı anda rekabet eden, işbirliği yapan, bağ kuran, öğrenen, paylaşan ve ortak kurumlar yaratan bir canlıdır. Toplumsal düzen bu özelliklerin birlikte işlediği karmaşık bir ilişkiler alanıdır.
Ekoloji düşüncenin sınırlarını genişletti
Klasik sosyal bilimlerin önemli bir bölümü toplumu doğadan ayrı bir alan gibi ele aldı. Ekonomi üretim ve tüketimi incelerken toprağın, suyun, enerjinin ve ekosistemlerin sınırları çoğu zaman dışsal koşullar olarak görüldü. Oysa insan toplumu biyosferin içindedir. Ekonominin kullandığı her madde doğadan gelir ve her üretim süreci enerji gerektirir. Toplumsal yaşam ekolojik döngülerden bağımsız değildir.
İklim krizi bu gerçeği artık doğrudan görünür hale getiriyor. Enerji sistemi siyasal sistemi etkiliyor. Tarımsal üretim göçü etkiliyor. Su kaynakları bölgesel ilişkileri değiştiriyor. Kentleşme ekosistemleri dönüştürüyor. Ekolojik değişimler ekonomi, sağlık, siyaset ve kültür üzerinde yeni baskılar yaratıyor. Doğa ile toplum birbirinden ayrılmış iki alan olarak ele alındığında bu ilişkiler yeterince görülemiyor.
Yeni bir sosyal bilim anlayışı toplumu ekolojik sistemlerin içinde düşünmek zorundadır. İnsan doğanın karşısında duran bir özne değil, doğanın içindeki tarihsel ve kültürel bir varlıktır. Ekonomik düzen aynı zamanda enerji düzenidir. Siyasal düzen aynı zamanda kaynakların paylaşım biçimidir. Toplumsal eşitsizlik aynı zamanda temiz suya, toprağa, havaya ve güvenli yaşam alanlarına erişim eşitsizliğidir.
Merkezi komutadan ağlara doğru
Mekanik toplum anlayışı merkezi yönetimi doğal kabul etmeye yatkındır. Makinenin bir kontrol merkezi vardır. Fabrikanın yönetimi yukarıdan aşağıya işler. Devlet bürokrasisi kararları merkezde üretir ve aşağıya uygular. Karmaşık sistemler ise farklı bir örgütlenme mantığı gösterir. Birçok sistem merkezi bir komutan olmadan düzen üretebilir.
İnternet bunun teknolojik örneklerinden biridir. Ekosistemler biyolojik örnektir. Beyin ise daha çarpıcı bir örnek sunar. Beyinde bütün kararları veren tek bir yönetici nöron bulunmaz. Milyarlarca nöronun dağıtık etkileşimi davranış üretir. Bu tür sistemlerde bilgi tek merkezde toplanmaz. Farklı düğümlerde işlenir ve ağ boyunca dolaşır.
Toplumsal örgütlenme açısından bu düşünce merkezi devletin veya hiyerarşik kurumların basit biçimde ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Daha önemli olan, karar verme süreçlerinin dağıtılması, yerel bilginin sisteme katılması ve toplumun kendi kendini örgütleme kapasitesinin güçlendirilmesidir. Yerel meclisler, kooperatifler, komünler, mahalle örgütlenmeleri ve yatay ağlar bu açıdan yalnızca siyasal tercihler değil, karmaşık toplumların bilgi işleme kapasitesini artırabilecek örgütlenme biçimleridir.
Sosyal bilimler kesinlik arayışından olasılık düşüncesine ilerlemeli
Toplumsal teorinin görevi geleceği kesin biçimde tahmin etmek değildir. Daha değerli görev, hangi ilişkilerin hangi olasılıkları güçlendirdiğini anlamaktır. Bu yaklaşım bilimi zayıflatmaz. Bilimin gerçeklikle daha uyumlu hale gelmesini sağlar.
Ekonomik krizlerin, devrimlerin, savaşların veya demokratik dönüşümlerin tek bir nedene bağlanması karmaşık toplumsal yapıyı daraltır. Bunun yerine farklı süreçlerin nasıl birbirini beslediğini görmek gerekir. Ekonomik eşitsizlik siyasal gücü etkiler. Siyasal güç medya yapısını etkiler. Medya kültürel algıları etkiler. Kültürel algılar seçim davranışlarını etkiler. Seçim sonuçları ekonomi politikalarını değiştirir. Sistem sürekli geri besleme üretir.
Bu geri beslemeler bazen sistemi dengeler, bazen de küçük değişimleri büyüterek büyük dönüşümler yaratır. Toplumsal krizler çoğu zaman bu tür eşiklerde ortaya çıkar. Uzun süre küçük görünen değişimler birikir ve belirli bir noktadan sonra sistem yeni bir yapıya geçebilir.
Marksizmin yeni bilimlerle buluşması
Marksizm kapitalizmin yapısal ilişkilerini anlamak için hala güçlü araçlar sunuyor. Sermaye birikimi, sınıf ilişkileri, metalaşma, emek sömürüsü ve üretim ilişkileri günümüz toplumlarının temel süreçleri arasında bulunuyor. Fakat yirmi birinci yüzyıl toplumu yalnızca sermaye ile emek arasındaki ilişki üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşık hale geldi.
Ekolojik kriz, patriyarka, kültürel kimlikler, teknolojik ağlar, yapay zeka, biyoteknoloji, göç, kentleşme ve bilgi üretimi kapitalist sistemin içinde birbirine bağlanan süreçlerdir. Bunları sınıf analizinin karşısına koymak yerine daha geniş bir ilişkiler ağı içinde düşünmek gerekir. Sınıf ilişkileri bu ağın güçlü düğümlerinden biridir fakat tek düğümü değildir.
Marksizmin yeniden üretken hale gelmesi kendi çağının bilimsel varsayımlarına bağlı kalmasıyla değil, bugünün bilimsel bilgisini toplumsal düşünceye dahil etmesiyle mümkündür. Darwin nasıl genetikle, gelişim biyolojisiyle ve modern evrim kuramıyla genişlediyse Marx'ın açtığı toplumsal analiz de ekoloji, karmaşıklık bilimi, ağ teorisi, evrimsel biyoloji ve sinirbilimle zenginleşebilir.
Yeni sosyal bilim ilişkileri merkeze almalı
Yirmi birinci yüzyılın sosyal bilimi toplumu büyük bir makine olarak değil, yaşayan bir ilişkiler sistemi olarak düşünmeye yöneliyor. İnsan, toplum, teknoloji ve doğa birbirinden ayrılmış alanlar değildir. Her biri diğerinin koşullarını değiştirir.
Bu yaklaşım siyasal düşünce açısından güçlü sonuçlar yaratır. Demokrasi yalnızca seçim mekanizması olmaktan çıkar ve toplumun bilgi üretme biçimine dönüşür. Yerel katılım yalnızca temsil sorunu olmaktan çıkar ve karmaşık sistemlerde karar kalitesini artıran bir mekanizma haline gelir. Ekoloji yalnızca çevre koruma başlığı olmaktan çıkar ve toplumun maddi varoluş koşullarının merkezine yerleşir. Kadın özgürlüğü yalnızca eşit haklar meselesi olmaktan çıkar ve binlerce yıllık toplumsal örgütlenme biçimlerinin dönüşümüyle birleşir.
Komünal yaşam da geçmişe dönüş anlamına gelmez. Aksine karmaşık toplumlarda bilginin, kararın ve sorumluluğun dağıtıldığı yeni örgütlenme biçimlerinin zemini olabilir. Dijital ağlar, yapay zeka, yerel üretim teknolojileri ve yenilenebilir enerji sistemleri bu tür yapıların ölçeğini geçmişte mümkün olmayan biçimde genişletebilir.
Newtoncu dünya bize büyük makineler kurmayı öğretti. Yirmi birinci yüzyıl bilimi ise ilişkileri, ağları, geri beslemeleri, ekosistemleri ve beliren özellikleri anlamayı öğretiyor. Sosyal bilimlerin önündeki büyük dönüşüm de burada yatıyor. Toplumu yönetilecek bir mekanizma olarak görmekten, birlikte evrilen canlı bir sistem olarak anlamaya doğru ilerlemek.
Bu değişim yalnızca bilimsel bir yöntem tartışması değildir. Nasıl bir toplum kurabileceğimize ilişkin düşüncemizi de değiştirir. Merkezi komutanın yerine toplumsal zeka, tek yönlü yönetimin yerine katılım, sınırsız büyümenin yerine ekolojik denge ve hiyerarşik düzenin yerine karşılıklı bağımlılık düşüncesi güç kazanır.
İnsanlık artık yalnızca doğayı anlamanın yeni bir aşamasına girmiyor. Kendini doğanın içinde yeniden anlamanın eşiğinde bulunuyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.