Kürt Mücadelesinin Elli Yıllık Dönüşümü

 


İnkarın Kırılmasından Özgürlüğün İnşasına: Kürt Mücadelesinin Elli Yıllık Dönüşümü

Kürt meselesinin son elli yıllık tarihini yalnızca silahlı çatışmalar, devlet politikaları, örgütler veya diplomatik gelişmeler üzerinden okumak eksik kalır. Çünkü yaşanan süreç aynı zamanda bir halkın kendisini yeniden tanımlaması, kimliğini görünür hale getirmesi, siyasal özneye dönüşmesi ve kendi geleceği üzerinde söz söyleme iradesi geliştirmesinin tarihidir.

Bu nedenle bugün sorulması gereken temel soru yalnızca "Ne kazanıldı?" değildir. Daha önemli soru şudur: Elli yıllık mücadele Kürt toplumunda neyi değiştirdi ve bundan sonra özgürlük hangi zeminde kurulacak?

İnkarın Kırılması En Büyük Tarihsel Eşiklerden Biridir

Cumhuriyetin uzun bir döneminde Kürt kimliği kamusal ve siyasal alanda ağır baskılarla karşılaştı. Kürt dili, kültürü ve siyasal talepleri çeşitli dönemlerde yasaklandı veya güvenlik meselesi olarak ele alındı. İsyanlar, sürgünler, zorunlu göçler, olağanustu yönetimler ve asimilasyon politikaları bu tarihsel sürecin farklı biçimleri oldu.

Bu nedenle Kürt hareketinin ortaya çıkışını yalnızca bir örgütün tarihi olarak değerlendirmek mümkün değildir. Hareket, Kürt kimliğinin kamusal alanda yeniden görünür hale geldiği daha geniş bir toplumsal dönüşümün parçası oldu.

Bugün gelinen noktada Türkiye'de artık "Kürtler var mı?" sorusu eski siyasal ağırlığını büyük ölçüde kaybetmiştir. Tartışmanın merkezi giderek başka bir yere taşınmıştır:

Kürtlerin varlığı değil, bu varlığın hangi siyasal, kültürel ve hukuki haklarla güvence altına alınacağı tartışılmaktadır.

Bu değişim küçumsanabilecek bir gelişme değildir. İnkarın kırılması, özgürlüğün kendisi değildir fakat özgürlüğün kurulabileceği zeminin oluşması açısından tarihsel bir eşiktir.

Bir Halkın Siyasal Özneye Dönüşmesi

Mücadelenin belki de en önemli sonuçlarından biri Kürt toplumunda gelişen siyasal bilinç ve örgütlenme deneyimidir.

Bir halkın varlığının kabul edilmesi ile o halkın kendi geleceği konusunda söz sahibi olması aynı şey değildir. Birincisi tanınmayı, ikincisi ise siyasal özneleşmeyi ifade eder.

Son elli yılda Kürt toplumu yalnızca kimliğini savunan bir topluluk olarak kalmadı. Siyasal partilerden yerel yönetim deneyimlerine, kadın örgütlerinden kültür kurumlarına, sivil toplum çalışmalarından diasporaya kadar oldukça geniş bir toplumsal örgütlenme alanı ortaya çıktı.

Bütün bunlar Kürt meselesinin niteliğini de değiştirdi.

Sorun artık yalnızca "Kürt kimliği tanınacak mı?" sorusuna indirgenemez. Demokrasi, yerel yönetimler, kültürel haklar, anadil, kadın özgürlüğü, ekoloji ve toplumun kendi kendisini yönetme kapasitesi tartışmanın parçaları haline gelmiştir.

Başka bir ifadeyle mücadele giderek kimliğin tanınmasından toplumun nasıl yaşayacağı sorusuna doğru genişlemiştir.

PKK'nin Ortaya Çıkardığı Toplumsal Dönüşüm

PKK'nin yaklaşık yarım yuzyıllık tarihini değerlendirirken yalnızca askeri boyuta bakmak, hareketin Kürt toplumu üzerindeki etkisini açıklamakta yetersiz kalır.

PKK aynı zamanda güçlü bir ideolojik, kültürel ve toplumsal mobilizasyon yarattı. Köylerden kentlere, Türkiye'den Avrupa diasporasına kadar geniş bir alanda Kürt kimliğinin yeniden kurulmasında ve siyasal bilincin yaygınlaşmasında etkili oldu.

Bu süreç çok ağır insani bedeller, çatışmalar, zorunlu göçler ve büyük toplumsal travmalar da üretti. Dolayısıyla elli yıllık tarihi yalnızca kahramanlık anlatısına dönüştürmek kadar, yalnızca güvenlik ve çatışma tarihine indirgemek de gerçeğin önemli bir bölümünü görünmez kılar.

Asıl incelenmesi gereken, bu uzun çatışmalı dönemin içinden nasıl yeni bir toplumsal bilinç çıktığıdır.

Çünkü hareket zaman içerisinde klasik ulusal kurtuluş düşüncesinin sınırlarını da tartışmaya başladı. Devlet kurma hedefinden demokratik toplum, yerel demokrasi, kadın özgürlüğü ve ekolojik toplum tartışmalarına doğru önemli bir düşünsel dönüşüm yaşandı.

Bu dönüşüm Kürt hareketinin geleceğini anlamak açısından en az geçmişteki mücadele kadar önemlidir.

Kadın Özgürlük Mücadelesi Kürt Hareketini de Değiştirdi

Son elli yıllık dönüşümün en dikkat çekici alanlarından biri kadın hareketidir.

Kürt kadınlarının siyasal mücadele içerisindeki görünürlüğü başlangıçta büyük ölçüde genel ulusal mücadelenin içerisinde şekillenirken zamanla bağımsız örgütlenmeler, kadın kurumları ve özgün bir kadın düşüncesi ortaya çıktı.

Böylece önemli bir kırılma yaşandı:

Kadın artık yalnızca özgürleştirilecek bir toplumsal kesim olarak değil, toplumsal özgürleşmenin kurucu öznesi olarak düşünülmeye başlandı.

Bu yaklaşım geleneksel sosyalist hareketlerin önemli bir bölümünden de ayrışmaktadır. Çünkü kadın sorunu devrimden sonra çözülecek ikincil bir mesele olmaktan çıkarılarak toplumsal tahakkümün en eski biçimlerinden biri olarak ele alınmaktadır.

Bu düşünce doğal olarak aileyi, erkekliği, iktidarı ve gündelik hayatı da tartışmanın içine sokmaktadır.

Dolayısıyla kadın özgürlük hareketinin başarısı yalnızca kadınların daha fazla siyasal alana katılmasıyla ölçülemez. Daha derindeki soru, erkek egemen zihniyetin ne ölçüde dönüştürülebildiğidir.

Mücadelenin bundan sonraki en zor sınavlarından biri de muhtemelen burada olacaktır.

Ulusal Özgürlükten Demokratik Toplum Arayışına

Kürt hareketindeki düşünsel değişimin önemli taraflarından biri özgürlük kavramının genişlemesidir.

20.yüzyılın birçok ulusal kurtuluş hareketinde temel hedef bağımsız devlet kurmaktı. Devlet ulusal özgürlüğün doğal sonucu olarak görülüyordu.

Fakat tarih başka bir gerçeği de gösterdi.

Bir halk kendi devletini kurabilir fakat kadınlar üzerindeki tahakküm devam edebilir. Ekonomik sömürü sürebilir. Doğa yağmalanabilir. Bürokratik sınıflar oluşabilir. Merkezi devlet toplum üzerinde yeni bir iktidar mekanizmasına dönüşebilir.

Dolayısıyla devlet sahibi olmak ile özgür toplum olmak aynı şey değildir.

Öcalan'ın düşüncesinde belirginleşen demokratik konfederalizm ve demokratik toplum yaklaşımı tam da bu noktada önem kazanıyor. Özgürlük devlet sınırlarının değiştirilmesinden çok toplumun kendi kendisini örgütleyebilme kapasitesi üzerinden düşünülmeye başlanıyor.

Böylece Kürt meselesi yalnızca Kürtlerin meselesi olmaktan da çıkıyor.

Kadın özgürlüğü, ekolojik kriz, yerel demokrasi, farklı kimliklerin birlikte yaşamı ve ekonomik adalet aynı paradigmanın parçaları haline geliyor.

İnkar Kırıldı Fakat Hukuki Güvence Sorunu Devam Ediyor

Burada kazanımlar ile mevcut gerçeklik arasındaki farkı açık biçimde görmek gerekiyor.

Kürt kimliğinin toplumsal ve siyasal görünürlüğü geçmişle karşılaştırılamayacak ölçüde artmıştır. Fakat toplumsal kabul ile anayasal ve hukuki güvence aynı şey değildir.

Anadil hakkından yerel demokrasiye, kültürel haklardan siyasal temsil meselesine kadar birçok temel konu halen tartışmalıdır.

Bu nedenle inkarın kırılması ile özgürlüğün kurulması arasında önemli bir mesafe bulunmaktadır.

Belki de önümüzdeki dönemin temel meselesi tam olarak budur.

Geçmiş dönem ağırlıklı olarak varlığın kabul ettirilmesi mücadelesiydi. Yeni dönem ise kabul edilen varlığın demokratik hukuk içerisinde nasıl güvence altına alınacağı ve özgürlüğün gündelik yaşamda nasıl kurumsallaştırılacağı sorusuyla karşı karşıyadır.

Direnmekten Kurmaya

Bir hareket açısından direnmek ile kurmak birbirinden farklı yetenekler gerektirir.

Direniş güçlü bir ortak kimlik yaratabilir. İnsanları harekete geçirebilir. Büyük fedakarlıklar ortaya çıkarabilir.

Fakat toplum kurmak daha karmaşık bir iştir.

Farklı düşünenlerle birlikte yaşamayı, eleştiriye tahammülü, demokratik kurumlar oluşturmayı, iktidarın merkezileşmesini engellemeyi ve özgürlüğü yalnızca kendi taraftarları için değil herkes için savunmayı gerektirir.

Bu nedenle yeni dönemin sorusu yalnızca devletin Kürtlere nasıl yaklaşacağı değildir.

Kürt hareketinin de kendi tarihine eleştirel bakabilmesi, demokratik kültürü derinleştirmesi ve yarım yuzyıllık mücadele içerisinde oluşan siyasal birikimi yeni koşullarda yeniden değerlendirebilmesi gerekir.

Çünkü özgürlük yalnızca karşıdaki iktidarın gerilemesiyle ortaya çıkmaz. Özgürlük, toplumun kendi içinde yeni iktidar ilişkileri üretmemesiyle de ilgilidir.

Şimdi Özgürlüğü İnşa Etmenin Zamanı

Elli yıllık mücadele Kürtlerin siyasal ve toplumsal konumunu önemli ölçüde değiştirdi. Kimliğin görünürlüğü arttı, güçlü bir siyasal bilinç oluştu, kadın hareketi olağanustu bir örgütlenme deneyimi yarattı ve Kürt meselesi bölgesel ve uluslararası siyasetin kalıcı başlıklarından biri haline geldi.

Fakat belki de en önemli dönüşüm özgürlük fikrinin kendisinde yaşandı.

Özgürlük yalnızca bir bayrak, sınır veya devlet meselesi olmaktan çıkarak nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz sorusuna dönüşmeye başladı.

Tam burada elli yıllık mücadeleden yeni bir tarihsel döneme geçiş ihtimali ortaya çıkıyor.

İlk dönem "Biz varız" diyebilmenin mücadelesiydi.

İkinci dönem bu varlığı örgütlü bir siyasal iradeye dönüştürdü.

Şimdi ise çok daha zor bir soru önümüzde duruyor:

Nasıl özgür yaşayacağız?

Bu sorunun cevabı yalnızca Kürtlerin geleceğini belirlemeyecek. Kadının özgür olduğu, doğanın sömürünün nesnesi olmaktan çıkarıldığı, farklı halkların ve kimliklerin birbirini ortadan kaldırmadan birlikte yaşayabildiği demokratik bir toplum kurulabilirse, yarım yuzyıllık mücadele bölgenin tamamı açısından yeni bir anlam kazanabilir.

Çünkü inkarın kırılması büyük bir tarihsel kazanımdır.

Ama inkarın kırıldığı yerde tarih bitmez.

Asıl zor olan, özgürlüğü inşa etmektir.



Yorumlar

Popüler Yayınlar