İnsan Neden Hiyerarşiye İtaat Ediyor?

 

İnsan Neden Hiyerarşiye İtaat Ediyor?

İnsan dünyaya bir krala, patrona, komutana ya da devlete itaat etme programıyla gelmedi. Dünyaya geldiğinde yaptığı ilk şey bağ kurmaktır. Bir yüze yönelir, bir sese sakinleşir, kendisini koruyan bedene yaklaşır. Milyonlarca yıllık evrim içinde yaşamını sürdüren primat atalarımız için de grubun içinde kalmak yaşamsal değer taşıyordu. Yırtıcıya karşı korunmak, yiyeceğe ulaşmak, yavru büyütmek, bilgi aktarmak ve çatışmaları yönetmek birlikte yaşamayı gerektiriyordu. Bu nedenle insan beyninin derinliklerinde otoriteden daha eski bir mekanizma bulunur. Aidiyet. 

Hiyerarşinin biyolojik köklerini ararken başlangıç noktasını buraya koymak gerekir. Çünkü insanın otoriteyle ilişkisi önce devlet tarafından kurulmadı. Çok daha eski bir evrimsel tarihin üzerine kültür, mülkiyet, erkek egemenliği, sınıf ve devlet katmanları eklendi.

Primat Sürüsünden İnsan Topluluğuna

Primatlara baktığımızda tek bir hiyerarşi modeli görmeyiz. Şempanzelerde ittifaklar, statü mücadeleleri ve baskınlık ilişkileri belirginken bonobolarda dişiler arasındaki güçlü bağlar erkek saldırganlığını sınırlayabilir. Babun topluluklarında statü önemli bir rol oynarken başka primat türlerinde ilişkiler daha farklı örüntüler gösterir. Evrimin bize anlattığı şey hiyerarşinin değişmez bir doğa yasası olduğundan çok, sosyal ilişkilerin çevreye, kaynaklara, akrabalığa, ittifaklara ve grubun yapısına göre şekillendiğidir. 

İnsan bu çeşitliliği daha ileri taşıdı. Yaklaşık 300 bin yıllık Homo sapiens tarihinin büyük bölümünde küçük, hareketli ve yoğun işbirliğine dayanan topluluklarda yaşadı. Avcı-toplayıcı topluluklara ilişkin antropolojik çalışmalar paylaşımın, karşılıklılığın, kolektif çocuk bakımının ve güçlü bireylerin davranışlarını sınırlayan toplumsal mekanizmaların önemini gösteriyor. Bir avcı diğerlerinden daha güçlü olabilir. Fakat tek başına avlanamaz, yavrusunu tek başına büyütemez, bütün ekolojik bilgiyi tek başına taşıyamaz. Güçlü olan bile topluluğa muhtaçtır.

Burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar. Baskınlık ile liderlik aynı şey değildir. Bir bireyin deneyimi nedeniyle takip edilmesi ile başkalarının yaşamı üzerinde kalıcı karar yetkisine sahip olması farklı toplumsal yapılardır. Yaşlı bir avcı hayvanların göç yolunu bildiği için dinlenebilir, deneyimli bir kadın hangi bitkinin yenilebilir olduğunu bildiği için grubun kararını etkileyebilir. Bilgiye dayanan bu otorite geçici ve bağlama bağlıdır. Devletli toplumlarla birlikte otorite kişiden ve bilgiden ayrılarak makama, kuruma, mülkiyete ve zor kullanma kapasitesine bağlanmaya başladı. Deneyimli insanın sözü ile kralın buyruğu arasındaki tarihsel mesafe küçümsenmeyecek kadar büyüktür.

İtaatin İlk Laboratuvarı Çocukluk

İnsan yavrusunun çocukluğu olağanüstü uzundur. İnsan bebeği yıllarca bakım ister. Beynimizin büyük bölümü doğumdan sonra sosyal çevrenin içinde gelişmeye devam eder. Çocuk yüzleri, ses tonlarını, ödülü, tehdidi, kabul edilmeyi, dışlanmayı ve yetişkinlerin davranışlarını okuyarak dünyayı öğrenir. Bu uzun bağımlılık dönemi insanı olağanüstü öğrenebilir bir canlı haline getirirken toplumsal kuralların kuşaktan kuşağa aktarılması için de güçlü bir zemin oluşturur. Çocuk yalnızca nasıl yemek yenileceğini öğrenmez. Kimin konuşurken dinleneceğini, kimin karar verdiğini, hangi davranışın takdir gördüğünü, hangi davranışın gruptaki yerini güçlendirdiğini de öğrenir.

Bir çocuk sürekli emir alan yetişkinleri görüyorsa emir almayı toplumsal yaşamın doğal ritmi olarak öğrenir. Kadının erkeğe, işçinin patrona, öğrencinin öğretmene, yurttaşın devlet görevlisine boyun eğdiği ilişkiler gündelik hayatın içinde tekrarlandıkça hiyerarşi zihinde sıradanlaşır. Böylece kültür biyolojinin üzerine yazılmış dışsal bir metin olmaktan çıkar, beynin gelişimine katılır. Sinir sistemi yaşanan ilişkiler içinde biçimlenir. Biyoloji kültürü üretirken kültür de gelişen biyolojiyi şekillendirir. İnsan doğası dediğimiz şey bu karşılıklı ilişkinin içinden çıkar.

Korku, Ödül ve Beynin Öğrenme Mekanizması

İtaatin güçlü araçlarından biri korkudur. İnsan beyni tehdidi hızla algılayabilecek biçimde evrimleşmiştir. Atalarımız açısından çalılıktaki hareketin yırtıcı olabileceğini erken fark etmek yaşam avantajı sağlıyordu. Modern toplum bu eski alarm sistemini bambaşka semboller üzerinden harekete geçirir. İşini kaybetmek, topluluktan dışlanmak, itibarsızlaştırılmak, cezalandırılmak ya da yalnız bırakılmak fiziksel saldırıdan farklı tehditlerdir, fakat beynin sosyal güvenlik sistemleri açısından güçlü anlam taşırlar. Çünkü milyonlarca yıllık evrim boyunca gruptan kopmak yaşam şansını ciddi biçimde azaltıyordu.

Ödül sistemi de aynı ölçüde önemlidir. İnsan yalnızca korkuyla yönlendirilmez. Onay, statü, alkış, terfi, ünvan, para, takipçi sayısı ve grupta kabul görmek davranışlarımızı şekillendirir. Çocukken öğretmenin notuyla başlayan ödül zinciri yetişkinlikte maaş, makam ve toplumsal prestij biçimine dönüşür. Beyin hangi davranışın ödül getirdiğini öğrenir ve onu tekrarlamaya yatkın hale gelir. Böylece modern hiyerarşi eski sinir sistemine yeni ödüller bağlar. Bir primat grubunda statünün sağladığı avantajlarla modern bir şirkette makamın sağladığı avantajlar aynı toplumsal yapı değildir, fakat her ikisi de sosyal beynin statü ve aidiyet mekanizmalarına temas eder.

İnsan Güce Olduğu Kadar Gruba da Bağlanır

Otoritenin en güçlü kaynaklarından biri grup aidiyetidir. İnsan kendisini yalnızca bireysel bir ben olarak kurmaz. Aile, mahalle, halk, dil, meslek, takım, parti, sınıf ve çeşitli topluluklar üzerinden bir biz duygusu geliştirir. Bu özellik insanlığın en büyük evrimsel güçlerinden biridir. Yüzlerce insanın birlikte üretmesini, binlerce insanın ortak amaç çevresinde örgütlenmesini, bilginin kuşaklar boyunca birikmesini mümkün kılar. Aynı mekanizma hiyerarşik kurumlar tarafından yönlendirildiğinde grubun lideri grubun simgesine dönüşebilir. Lideri eleştirmek topluluğu eleştirmek gibi algılanabilir. Kuruma bağlılık, kurumun tepesindeki kişiye bağlılıkla birleşebilir. Böylece itaat yalnız korkuyla değil kimlikle de beslenir.

Bu nedenle hiyerarşinin gücünü yalnız yönetenlerin baskısıyla açıklamak insan davranışının önemli bir bölümünü dışarıda bırakır. İnsanlar aynı zamanda anlam ararlar. Bir topluluğa ait olmak, ortak bir hikayenin parçası olmak ve başkaları tarafından tanınmak isterler. Devletler, ordular, şirketler ve dini kurumlar tarih boyunca bu güçlü sosyal eğilimi semboller, törenler, üniformalar, bayraklar, ünvanlar ve ortak anlatılarla örgütledi. Kültür, beynin aidiyet kapasitesini büyük ölçekli kurumların taşıyıcısına dönüştürebildi.

Hiyerarşi İnsan Doğasının Tek Yolu Değildir

Primat davranışından antropolojiye uzanan tablo başka bir gerçeği de görünür kılıyor. Evrim bize yalnız rekabeti miras bırakmadı. İşbirliği, karşılıklılık, empati, paylaşım, bakım, dayanışma ve adalet duygusu da insanın evrimsel mirasının parçalarıdır. İnsan yavrusunun tek başına büyüyememesi bunun en güçlü göstergelerinden biridir. Bir çocuğu büyütmek için anne ile yavru arasındaki ilişki bile tek başına yeterli değildir. İnsan toplulukları tarih boyunca kardeşler, büyükanneler, akrabalar ve topluluğun diğer üyelerinin katıldığı geniş bakım ağları geliştirdi. İnsan türünün başarısının arkasında güçlü bireylerden çok birbirine bağlanabilen beyinler bulunur.

Bu açıdan bakıldığında doğal toplum tartışması yeni bir anlam kazanır. İnsanlığın uzun tarihini yalnız hükmeden ve hükmedilen arasındaki ilişki üzerinden okumak yerine dayanışma ile tahakküm arasındaki tarihsel gerilim üzerinden okumak daha açıklayıcıdır. Devletli uygarlığın birkaç bin yıllık tarihi, yüz binlerce yıllık insan toplumsallığının üzerine yerleşmiştir. Mülkiyetin yoğunlaşması, artı ürünün denetlenmesi, savaş örgütlerinin kalıcılaşması, erkek egemenliğinin kurumsallaşması ve yönetim aygıtlarının gelişmesiyle geçici statü farkları kalıcı iktidar yapılarına dönüşebildi. Bir zamanlar belirli bir iş için dinlenen kişinin yerini, topluluğun üzerinde sürekli karar yetkisi taşıyan makam aldı.

Beyinden Devlete Uzanan Yol

Bir nörondan devlete kadar ölçeği büyüttüğümüzde ilginç bir şey görürüz. İnsan beyninde tek bir yönetici hücre bulunmaz. Yaklaşık 86 milyar nöron çok geniş bağlantı ağları içinde çalışır. Beynin bölgeleri uzmanlaşır, bilgi sürekli dolaşır, geri bildirim sistemleri devrededir. Bedenimiz de tek merkezden verilen milyonlarca emirle yaşamaz. Bağışıklık sistemi yerel sinyalleri okur, hücreler çevrelerinden bilgi alır, organlar birbirleriyle sürekli haberleşir. Yaşamın karmaşıklığı ilişkiler üzerinden örgütlenir.

İnsan toplumu da benzer bir karmaşıklık taşır. Mahallenin bilgisini mahallede yaşayanlar, tarlanın bilgisini çiftçi, fabrikanın bilgisini işçi, ekosistemin bilgisini onun içinde yaşayan topluluk taşır. Bilginin dağıtık olduğu yerde karar süreçlerinin de topluma yayılması güçlü bir toplumsal kapasite yaratır. Demokratik toplum düşüncesinin biyolojik ve antropolojik zemini burada belirginleşir. Toplum kendi yaşamı hakkında karar üreten aktif bir ağ haline geldikçe aidiyet itaate değil katılıma bağlanabilir. Çocuk emir ilişkilerinden çok ortak karar süreçlerini deneyimleyebilir. Ödül makamdan çok toplumsal katkıya yönelebilir. Grup kimliği lider etrafında kurulmak yerine ortak yaşamın etrafında örgütlenebilir.

İnsan hiyerarşiye uyum sağlayabilecek bir canlıdır. Aynı insan dayanışmaya, eşit ilişkiye, ortak karara ve özörgütlenmeye de olağanüstü ölçüde yatkındır. Evrim bize hazır bir siyasal sistem vermedi. Çok daha değerli bir kapasite bıraktı. Öğrenebilen, ilişkilerini değiştirebilen, birbirinin davranışını okuyabilen ve koşullara göre yeni toplumsal biçimler kurabilen bir beyin.

İtaatin tarihi bu nedenle yalnızca yönetenlerin tarihi değildir. İnsan beyninin korku, ödül ve aidiyet mekanizmalarının kültür tarafından nasıl biçimlendirildiğinin de tarihidir. Demokratik toplum ise aynı evrimsel mirasın başka imkanlarını büyütür. Bakımı, karşılıklılığı, paylaşmayı, ortak karar vermeyi ve dayanışmayı. Yüz binlerce yıl boyunca insanı yaşatan yetenek de buydu zaten.



Yorumlar

Popüler Yayınlar