İmralı Notları Üzerinden Öcalan'ın Demokratik Çözüm Arayışı
İmralı Notları Üzerinden Öcalan'ın Demokratik Çözüm Arayışı
Abdullah Öcalan'ın Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa – İmralı Notları kitabı, klasik anlamda yazılmış sistematik bir siyaset teorisi kitabı değildir. Tam da bu nedenle Öcalan'ın diğer kitaplarından farklı ve bazı açılardan daha çarpıcıdır. Burada önceden kurulmuş teorik bir metni değil, teorinin siyasal gerçekliğin içine girdiği anları görürüz. Devlet heyetleriyle görüşmeler, BDP ve HDP heyetleriyle tartışmalar, Kandil'e ve Avrupa'ya gönderilen mesajlar, kadın hareketi, demokratik siyaset, anayasa, yerel demokrasi, ekonomi, ekoloji, Rojava, Ortadoğu ve Türkiye'nin geleceği aynı konuşmaların içinde birbirine bağlanır. Kitap 3 Ocak 2013 ile 14 Mart 2015 arasındaki İmralı görüşmelerini ve Öcalan'ın çeşitli mesajlarını bir araya getiriyor. İlk baskısı Kasım 2015'te Mezopotamya Yayınevi tarafından yayımlandı.
Kitabı önemli kılan asıl şey, 2013-2015 döneminde yaşananları yalnızca diplomatik bir "çözüm süreci" olarak kaydetmesi değildir. Sayfalarda giderek belirginleşen çok daha kapsamlı bir düşünce vardır: Kürt sorununun çözümü yalnızca silahlı çatışmanın sona erdirilmesi değil, devlet-toplum ilişkisinin demokratikleştirilmesi ve yeni bir yaşamın aşağıdan kurulması meselesidir. Öcalan'ın sürece verdiği "Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa" adı tam olarak bunu anlatmaktadır. Görüşmelerden birinde bu kavramı rastgele seçmediğini özellikle söyler ve süreci demokratik cumhuriyet düşüncesinin devamı olarak açıklar.
Çözümden İnşaya: Kitabın Adındaki Kritik Fark
"Çözüm süreci" kavramına alışmış bir zihin, devleti esas aktör olarak görmeye eğilimlidir. Bir sorun vardır, devlet bu sorunu çözecek, taraflar anlaşacak ve hayat normale dönecektir. Öcalan'ın kullandığı "demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa" kavramında ise ağırlık merkezi değişmektedir. Sorunun çözülmesini bekleyen pasif bir toplum yerine kendi siyasal, ekonomik, kültürel ve toplumsal örgütlenmesini geliştiren aktif bir toplum vardır. Bu nedenle kitapta müzakere ile toplumsal örgütlenme sürekli birlikte ele alınmaktadır.
Bu ayrım, Öcalan'ın devlet anlayışındaki dönüşümü anlamak bakımından önemlidir. Önerilen model, Kürtlerin mevcut devletten bir parça koparıp ayrı bir devlet kurması üzerine oturmuyor. Öcalan açık biçimde Kürt sorununun devleti paylaşmak veya devleti federal hale getirmek biçiminde çözülmesini önermediğini, buna karşılık toplumun sivil ve demokratik örgütlenmesinin geliştirilmesi gerektiğini söylüyor. Hatta bunu "toplumu sivil hale getirerek devleti çözüme zorlamak" şeklinde ifade ediyor. Burada klasik ulusal kurtuluş hareketlerinin devlet merkezli ufkundan önemli bir kopuş vardır. Mücadelenin hedefi yalnızca devlet iktidarını ele geçirmek veya yeni bir devlet kurmak değil, devlet karşısında toplumun demokratik kapasitesini büyütmektir.
Demokratik Ulus: Ulus-Devletin Karşısında Başka Bir Birliktelik Arayışı
Kitabın teorik omurgalarından biri demokratik ulus kavramıdır. Öcalan'ın daha önce geliştirdiği bu düşünce, İmralı görüşmelerinde soyut bir teori olmaktan çıkarak siyasal programa dönüşmektedir. Demokratik ulus, etnik olarak homojenleştirilmiş bir ulus yaratmaya çalışmaz. Türkü, Kürdü, Ermeniyi, Süryaniyi, farklı inançları, sınıfları ve toplumsal kimlikleri tek kimlik içinde eritmek yerine farklılıkların siyasal ve kültürel varlığını koruyarak birlikte yaşayabileceği demokratik bir toplumsallık arar.
Öcalan görüşmeler sırasında demokratik ulus çözümünü "çok kapsamlı", barışçı ve uzlaşmacı bir program olarak tanımlar. Ekonomiden kültüre, kadın özgürlüğünden demokratik özerkleşmeye kadar farklı toplumsal alanlarda örgütlenme gerektiğini vurgular. Bu nedenle demokratik ulus yalnızca Kürtlerin statüsüne ilişkin hukuki bir kavram değildir. Esasen ulusun nasıl düşünüleceğine yönelik başka bir öneridir. Ulus-devlet "bir devlet, bir ulus, bir dil, bir merkez" mantığıyla homojenlik üretirken demokratik ulus farklılıkların birlikte varlığını siyasal sistemin başlangıç noktası kabul eder.
Demokratik Cumhuriyet ve Özgür Yurttaş
Kitabın başka bir güçlü damarı anayasa tartışmalarıdır. Öcalan'ın talebi yalnızca Kürt kimliğinin anayasal olarak tanınmasıyla sınırlı değildir. Cumhuriyetin yurttaşlık anlayışının yeniden düşünülmesini ister. 1921 Anayasasına yaptığı göndermeler de bu bağlamdadır. Kürtlerin varlığının tanınmasını, farklı toplumsal kesimlerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasını ve geçmiş çatışmaları aşabilecek demokratik bir anayasal düzen kurulmasını savunur.
2015'e yaklaşıldığında kullandığı kavram daha da dikkat çekici hale gelir. Yerel demokrasi. Öcalan, çeşitli hassasiyetleri gözeterek "demokratik özerklik" yerine yerel demokrasi kavramını kullandığını anlatır. Fakat içerik geri çekilmez. Aksine cemaatlerin, etnisitelerin, inançların, sınıfların ve sivil toplumun demokratik statü kazanmasını savunur ve yurttaşın devletin kulu olmaktan çıkarak özgür siyasal özneye dönüşmesini önerir.
Dolayısıyla mesele yalnızca merkezi devletin bazı yetkilerini belediyelere bırakması değildir. Siyasetin merkezi devlet mi olacaktır, yoksa örgütlü toplum mu?
Kadın Özgürlüğü Müzakerenin Kenarında Değil Merkezinde
Kitabın bugün özellikle üzerinde durulması gereken yanlarından biri kadın meselesidir. Geleneksel barış görüşmelerinde kadın hakları çoğu zaman çatışma bittikten sonra ele alınacak sosyal meselelerden biri olarak görülür. İmralı Notları'nda ise kadın özgürlüğü toplumsal dönüşümün kurucu unsurlarından biri olarak ele alınmaktadır.
Öcalan kadınların ekonomik komünler oluşturmasını, kendi örgütlenmelerini geliştirmesini, karar sahibi olmasını ve kadın hareketinin özerk yapılar kurmasını savunur. "Kadın kocasının eşi, babasının kızı değil, kendisinin olacak" biçimindeki yaklaşımı, kadının bir erkeğe göre tanımlanan toplumsal konumuna itirazın açık ifadesidir. Kadın cinayetlerinden tecavüze, ekonomik bağımlılıktan toplumsal sözleşmeye kadar uzanan geniş bir alanı kadın özgürlüğü mücadelesinin konusu yapar.
Daha da önemlisi Öcalan, müzakere çalışmalarının özüne kadın sorununu yerleştirir. Böylece barış yalnızca silahlı erkek aktörlerin birbirleriyle anlaşması olmaktan çıkar. Toplumun en eski iktidar ilişkilerinden biri olan erkek egemenliği değişmeden özgür toplum kurulamayacağı fikri belirginleşir. Bu yaklaşım Öcalan'ın sonraki demokratik modernite düşüncesinin de temel taşlarından biridir: Devlet eleştirisi ile erkek egemenlik eleştirisi birbirinden ayrılamaz.
Ekoloji Neden Kürt Sorununun İçinde?
Benzer bir genişleme ekoloji konusunda görülmektedir. İmralı görüşmelerinde HES'ler, madenler ve Gezi direnişinin ortaya çıkardığı ekolojik sorunlardan söz edilir ve doğrudan bir Ekoloji Komisyonu önerilir. İlk bakışta insan "Bir barış görüşmesinde HES'in, madenin ne işi var?" diye sorabilir. Fakat tam da kitabın paradigmatik farkı burada ortaya çıkar.
Kürt sorunu yalnızca kimlik meselesiyse ekoloji gerçekten tali kalabilir. Fakat sorun devletin, sermayenin, toplumun ve doğanın nasıl ilişkilendiği meselesi olarak ele alındığında HES, maden, su, toprak ve yerel toplum doğrudan siyasal sorunun parçasına dönüşür. Merkezileşmiş iktidar yalnızca insan toplulukları üzerinde değil, doğa üzerinde de karar tekeli kurmaktadır. Yerel demokrasi bu nedenle yalnızca yerel yönetim biçimi değil, toplumun yaşadığı coğrafya üzerinde söz sahibi olmasıdır.
Burada kadın, ekoloji ve demokrasi arasında kurulan bağ önemlidir. Erkek egemenlik kadının, kapitalist modernite doğanın, merkezi devlet ise toplumun üzerinde tahakküm kuruyorsa özgürleşme bunların yalnızca birine karşı yürütülemez. İmralı Notları'nın çeşitli yerlere dağılmış görünen tartışmalarını bir araya getirdiğimizde bu bütünlük ortaya çıkmaktadır.
Demokratik Sosyalizm ve Solun Yeniden Kuruluşu
Kitap aynı zamanda Türkiye soluna yönelik ciddi bir sorgulama içerir. Öcalan HDP'yi yalnızca Kürt siyasal hareketinin seçim partisi olarak düşünmez. Onu Türkiye'nin parçalanmış demokratik ve sosyalist güçlerini bir araya getirebilecek bir demokratik sosyalizm projesi içinde konumlandırmaya çalışır. Merkez ile taban arasındaki ilişkiyi bir ağacın dalları metaforuyla anlatırken farklılığın doğal olduğunu, monolitik yapının ise otoriterliğe yol açtığını söyler.
Bu düşüncenin klasik parti sosyalizminden farkı büyüktür. Toplumu merkezden yönetecek öncü parti yerine farklı toplumsal alanların kendi örgütlülükleriyle birbirine bağlandığı çoğul bir siyasal sistem tasarlanır. Kadın hareketi kendi örgütüne, ekoloji hareketi kendi örgütlenmesine, yereller kendi meclislerine sahip olacak fakat bunlar konfederal ilişkiler içerisinde ortak karar süreçlerine katılacaktır. Bu nedenle demokratik sosyalizm burada yalnızca üretim araçlarının mülkiyeti meselesi değildir. İktidarın nasıl dağıtılacağı, toplumsal farklılıkların nasıl yaşayacağı ve bireyin karar süreçlerine nasıl katılacağı da sosyalizmin temel soruları haline gelir.
Rojava ve Ortadoğu Boyutu
İmralı görüşmeleri yalnızca Türkiye sınırları içinde geçmez. Suriye savaşı, Rojava, Kobani, Irak Kürdistanı ve bölgesel güç dengeleri görüşmelerin önemli başlıkları arasındadır. Özellikle Rojava konusunda Türkiye'nin politikasının nasıl şekilleneceği, insani yardımlar ve Kürtlerin Suriye'deki konumu tekrar tekrar tartışılır.
Bu nokta kitabın bir başka özelliğini gösteriyor. Öcalan Kürt sorununu dört ülkeye dağılmış Kürtlerin ayrı ulus-devletler kuracağı klasik jeopolitik bir projeye dönüştürmek yerine Ortadoğu'nun demokratik dönüşümü içinde ele almaya çalışmaktadır. Demokratik ulus ve demokratik konfederalizm düşüncesi tam da sınırların kutsallaştırılmasıyla yeni sınırların kutsallaştırılması arasındaki ikilemi aşma girişimidir.
Dolmabahçe'ye Giden Yol
Kitabı yalnızca fikirler toplamı olarak okumak da eksik olur. Görüşmeler ilerledikçe tarafların bir müzakere çerçevesine ulaşmaya çalıştığını adım adım izlemek mümkündür. Sürecin en görünür aşamalarından biri 28 Şubat 2015'te Dolmabahçe'de kamuoyuna açıklanan on maddelik çerçeve oldu. Uluslararası Kriz Grubu da 28 Şubat'ta hükümet ve HDP temsilcilerinin on maddelik bir barış planını kamuoyuna açıkladığını kayda geçiriyor. İmralı Notları'nın son görüşmelerinin 14 Mart 2015'e kadar devam etmesi nedeniyle kitap, Dolmabahçe'ye giden siyasal düşünce ve müzakere sürecini içeriden izleyebildiğimiz önemli belgelerden biridir.
Kitabın Belki de En Önemli Sorusu: Barıştan Sonra Nasıl Yaşayacağız?
İmralı Notları'nı yüzeyden okuduğumuzda devlet, hükümet, heyet, seçim, yasa, Kandil ve müzakere görüyoruz. Bir katman daha aşağı indiğimizde ise çok daha temel bir soruyla karşılaşıyoruz. İnsanlar barış sağlandıktan sonra nasıl yaşayacaklar?
İşte kitabın özgünlüğü burada bulunuyor. Barışı yalnızca silahların susması olarak tanımlarsak savaşın nedenlerini ortadan kaldırmış olmayız. Merkezi iktidar devam eder, erkek egemenliği devam eder, ekonomik eşitsizlik devam eder, doğanın yağmalanması devam eder, toplum karar mekanizmalarından dışlanmaya devam eder. Böyle bir ortamda çatışma sona erse bile tahakküm biçim değiştirerek yaşamayı sürdürebilir.
Öcalan'ın "özgür yaşamı inşa" kavramı tam bu noktada önem kazanıyor. Barışı negatif bir durumdan pozitif bir toplumsal projeye dönüştürmeye çalışıyor. Savaşın olmaması yetmiyor. Demokratik yurttaş, örgütlü kadın, komünal ekonomi, yerel demokrasi, ekolojik toplum, kültürel çoğulluk ve demokratik siyaset birlikte kurulmadıkça "özgür yaşam" ortaya çıkmıyor.
Bu bakımdan İmralı Notları, bir dönemin diplomatik günlüğünden fazlasıdır. Öcalan'ın uzun yıllar boyunca geliştirdiği demokratik cumhuriyet, demokratik ulus ve demokratik konfederalizm düşüncesinin gerçek siyasal çatışmanın içinde sınandığı bir laboratuvar gibidir. Teori burada hayata çarpar. Devletin sınırları, hareketin alışkanlıkları, siyasetin günlük zorunlulukları ve bölgesel gelişmeler teorinin karşısına çıkar.
Sonuç: Öcalan'ı Anlamak İçin Savunmalardan Sonra Okunması Gereken Kitaplardan Biri
Öcalan'ın paradigmasını anlamak isteyen biri yalnızca savunmalarını okursa büyük teorik çerçeveyi görür. Fakat İmralı Notları okunmadan bu teorinin siyasetle karşılaştığında nasıl işlediğini görmek zorlaşır. Çünkü burada demokratik ulusun anayasa tartışmasına, kadın özgürlüğünün örgütlenme modeline, ekolojinin yerel siyasete, demokratik sosyalizmin parti tartışmasına ve demokratik konfederalizmin Ortadoğu sorununa nasıl bağlandığını somut olarak izlemek mümkündür.
Kitaptan bizim çıkardığımız en önemli sonuç, Öcalan açısından barış mücadelenin sonu değildir. Mücadelenin biçim değiştirmesidir. Silahlı çatışmanın yerine demokratik siyaset, merkeziyetçiliğin yerine yerel demokrasi, erkek egemenliğinin yerine kadın özgürlüğü, kapitalist talanın yerine ekolojik ve toplumsal ekonomi, homojen ulus anlayışının yerine demokratik ulus düşüncesi konulmaya çalışılmaktadır.
Bu nedenle "Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa" başlığındaki en önemli kelime belki de inşadır. Özgür toplum devletin bir gün vereceği kararla kurulmayacaktır. Toplumun kendisini örgütlemesiyle, kadınların kendi öz gücünü oluşturmasıyla, insanların yaşadığı yer hakkında söz sahibi olmasıyla, ekonominin toplumsallaşmasıyla, doğanın yalnızca hammadde olarak görülmekten çıkarılmasıyla ve farklı kimliklerin birbirini yok etmeden ortak yaşam kurmasıyla oluşacaktır.
İmralı Notları bu yüzden geçmişte kalmış bir müzakere döneminin arşivi olarak değil, çok daha zor bir sorunun belgesi olarak okunmayı hak ediyor:
Devletle barışmak mümkün olabilir. Peki tahakküm üretmeden birlikte yaşamayı nasıl öğreneceğiz? Öcalan'ın aradığı demokratik toplumun asıl sınavı da burada başlıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.