Hava Durumunu Bile Kesin Bilemiyorsak Toplumu Kesin Yasalarla Açıklayabilir miyiz?

 

Hava Durumunu Bile Kesin Bilemiyorsak Toplumu Kesin Yasalarla Açıklayabilir miyiz?

Yarın saat üçte yağmur yağıp yağmayacağını yüzde yüz kesinlikle söyleyemiyoruz. Oysa atmosferi yöneten fizik yasalarını biliyoruz, uydularımız var, radarlarımız var, dünyanın dört bir yanında sürekli ölçüm yapılıyor ve çok güçlü bilgisayarlar çalışıyor. Buna rağmen tahmin süresi uzadıkça olası hava durumlarının aralığı genişliyor. Bu basit gerçek, kesinlik üzerine kurulmuş teoriler açısından büyük bir düşünsel kapı açıyor. Bir sistemi oluşturan parçaları ve temel yasaları bilmek, o sistemin geleceğini her koşulda kesin olarak hesaplayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Atmosfer bunun en anlaşılır örneklerinden biri. Sıcaklık, nem, basınç, rüzgarın yönü ve hızı sürekli birbirini etkiliyor. Küçük bir sıcaklık farkı basıncı değiştiriyor, basınç rüzgarı etkiliyor, rüzgar nemi taşıyor, nem bulut oluşumuna katılıyor, bulutlar gelen ve giden ışınımı değiştiriyor, sıcaklık yeniden etkileniyor. Neden sonucu, sonuç yeniden nedeni etkiliyor. Başlangıçtaki küçücük farklılıklar bu ilişkiler içinde büyüyerek günler sonra birbirinden oldukça farklı atmosfer durumları oluşturabiliyor. Kaos teorisinin gösterdiği temel özelliklerden biri budur. Sistem fizik yasalarına göre işlerken geleceği tek bir kesin çizgi halinde hesaplama imkanımız giderek daralır.

Bir çift sarkaç düşünelim. Aynı düzenek iki kez neredeyse aynı noktadan bırakılıyor. İlk anlarda hareketleri birbirine çok benziyor, kısa süre sonra yolları ayrılıyor. Yerçekimi aynı, düzenek aynı, fizik yasaları aynı. Başlangıçtaki küçücük fark sistemin ilişkisel dinamiği içinde büyüyor. Trafikte de benzerini görürüz. Bir sürücü hafifçe fren yapıyor, arkadaki biraz daha fazla yavaşlıyor, sonraki sürücü daha güçlü tepki veriyor ve bir süre sonra herhangi bir kaza olmadan trafik dalgası oluşuyor. Musluktan akan su da aynı düşünceyi görünür kılıyor. Düşük hızda düzenli akan su, akış arttığında girdaplara ve ardından türbülansa geçebiliyor. Suyun moleküllerini yöneten fizik yasaları değişmiyor, fakat sistemin örgütlenme biçimi değiştikçe ortaya çıkan davranış da değişiyor. Parçaları bilmek başlangıçtır, ilişkileri bilmek bütünü kavramanın yolunu açar.

Klasik fiziğin sınırını kuantum gösterdi

Newton mekaniği yüzyıllar boyunca olağanüstü başarılı oldu. Bir taşın düşmesini, bir topun hareketini, makinelerin çalışmasını, gezegenlerin yörüngelerini büyük doğrulukla açıklayabiliyordu. Bu başarı zamanla daha geniş bir dünya görüşünü de besledi. Evren, belirlenmiş yasalarla çalışan dev bir mekanizma olarak düşünülebilirdi. Bir cismin başlangıç konumu ve hızı kesin olarak biliniyorsa gelecekte nerede bulunacağı da hesaplanabilirdi. Kuantum fiziği bu tablonun bütün doğa için geçerli olmadığını gösterdi. Bir elektron için klasik fizikteki küçük bir bilye gibi aynı anda kesin konum ve kesin momentum atayarak doğayı eksiksiz tarif edemiyoruz.  

Kuantum fiziği klasik fiziğin evrensellik iddiasını geçersiz kıldı ve onun belirli ölçeklerde son derece başarılı bir yaklaşık teori olduğunu gösterdi. Bir futbol topunun hareketini hesaplamak için kuantum dalga fonksiyonuna ihtiyacımız yok. Bir köprünün statik hesabında Newton mekaniği güçlü biçimde çalışır. Fakat atom içindeki elektronun davranışını, atomların enerji düzeylerini ya da kuantum girişimini açıklamaya başladığımızda klasik fizik temel açıklama olmaktan çıkar. Bilimde bir teorinin başarılı olması ile evrensel olması aynı şey değildir. Newton fiziği kendi ölçeğinde güçlüdür, kuantum fiziği ise klasik fiziğin hangi koşullarda sınırına geldiğini gösterir. Einstein da benzer biçimde Newton mekaniğinin hız ve kütleçekim açısından geçerlilik alanını genişletmiştir. Böylece bilim, eski teorileri bir kenara atarak değil, onların nerede çalıştığını ve nerede daha geniş bir kurama ihtiyaç duyulduğunu göstererek gelişir.

Kesinlik fikrinin ikinci sınırı kaostan geldi

Kuantum mikroskobik ölçekte klasik kesinliğin sınırını gösterirken kaos teorisi başka bir kapı açtı. Tamamen klasik denklemlerle çalışan bir sistem bile uzun vadede öngörü sınırlarına sahip olabilir. Hava durumu bunun gündelik hayattaki karşılığıdır. Kuantum ve kaos iki farklı yönden aynı büyük düşünsel dönüşüme katkıda bulunur. Kuantum, mikroskobik dünyanın klasik belirlenmişlik betimlemesini değiştirir. Kaos ise klasik yasalarla çalışan makroskobik sistemlerde başlangıç koşullarındaki küçücük farkların gelecekte çok büyük farklılıklara dönüşebileceğini gösterir. Birinde doğanın kuantum yapısıyla karşılaşırız, diğerinde karmaşık dinamiklerin öngörü sınırıyla. Sonuçta 19. yüzyılın mekanik evren tablosundan çok daha zengin bir doğa anlayışına ulaşırız.

Bilim tarihine bu açıdan baktığımızda teorilerin gelişimi de daha anlaşılır hale gelir. Newton büyük ölçekli ve görece düşük hızlı dünyada olağanüstü güçlüdür. Einstein çok yüksek hızlarda, güçlü kütleçekim alanlarında ve uzay-zamanın yapısında daha geniş bir çerçeve kurar. Kuantum mekaniği atomik ve atomaltı ölçekte klasik mekaniğin açıklayamadığı davranışları açıklar. Yeni teori, önceki teorinin nerede çalıştığını da görünür hale getirir. 

Hava durumu kesinlik iddiasını neden sarsıyor?

Atmosfer kuantum dünyasından çok daha gündelik bir örnek sunduğu için ayrıca önemlidir. Havanın fizik yasalarına uyduğunu biliyoruz. Buna rağmen yarının atmosferini giderek artan biçimde olasılıklar üzerinden ifade ediyoruz. Meteoroloji bugün yalnızca tek bir hesap yapıp tek bir gelecek söylemek yerine başlangıç koşullarında küçük değişiklikler bulunan çok sayıda model çalıştırıyor. Bunların oluşturduğu olası gelecekler karşılaştırılıyor. Yağış ihtimali, fırtına rotaları ve sıcaklık aralıkları olasılıksal olarak değerlendiriliyor. Burada olasılık bilginin zayıflığı değil, karmaşık gerçekliği ifade etmenin daha gelişmiş biçimidir. Güçlü teori her zaman tek bir gelecek söyleyen teori değildir. Bazen mümkün geleceklerin dağılımını doğru biçimde açıklayan teori daha güçlüdür.

Buradan topluma geçtiğimizde soru daha da büyür. Bir insan beynindeki tek bir nöronun elektriksel davranışını ayrıntılı biçimde inceleyebiliriz, fakat düşünceyi tek bir nöronun içine yerleştiremeyiz. Yaklaşık 86 milyar nöronun oluşturduğu ağın ilişkilerinden yeni özellikler ortaya çıkar. Bir ormanda tek tek ağaçları tanımak da ormanı bütünüyle açıklamaz. Ağaçlar, mantarlar, bakteriler, böcekler, toprak, su, güneş, sıcaklık ve diğer canlılar sürekli etkileşim halindedir. Orman bu ilişkilerin oluşturduğu canlı sistemdir. Toplum ise çok daha fazla değişkenin aynı anda birbirini etkilediği bir ilişkiler ağıdır. İnsanlar, sınıflar, kadınlar, erkekler, kültürler, ekolojik koşullar, üretim biçimleri, teknoloji, kurumlar, devletler, topluluklar, inançlar ve tarihsel hafıza sürekli birbirini dönüştürür. Ekonomik kriz aynı büyüklükte iki toplumda aynı siyasal sonucu üretmeyebilir. Çünkü tarihsel hafıza farklıdır, örgütlenme ağları farklıdır, kültür farklıdır, ekolojik koşullar farklıdır. Atmosferde sıcaklığı tek başına bilmek hava durumunu açıklamaya yetmediği gibi, toplumda tek bir değişkeni merkeze yerleştirmek de bütün toplumsal hareketi açıklamaya yetmez.

Yeni bilimsel veriler teorilerin yeniden okunmasını gerektirir

19. yüzyılda geliştirilmiş toplumsal teorilerin 21. yüzyılın bilimsel bilgileriyle yeniden ele alınması bu nedenle bilimsel düşüncenin doğal devamıdır. Marx'ın döneminde genetik bugünkü anlamıyla kurulmamıştı. Kuantum fiziği, modern sinirbilim, epigenetik, sistem biyolojisi, karmaşıklık bilimi ve çağdaş ağ bilimi henüz ortaya çıkmamıştı. Ekolojik sistemlerin karşılıklı bağımlılığı hakkındaki bilgilerimiz bugünkü derinliğine ulaşmamıştı. İnsan evrimi ve yüz binlerce yıllık toplumsal geçmişimiz hakkında bugün sahip olduğumuz arkeolojik ve antropolojik veri de mevcut değildi. Bu yeni bilgi birikimi sınıfı, emeği, üretimi, iktidarı, devleti, toplumsal cinsiyeti, ekolojiyi ve toplumsal örgütlenmeyi daha geniş ilişkiler içinde düşünme imkanı veriyor. Newton'u bugün hala okuyoruz, fakat Newton'u kuantumdan ve Einstein'dan önceki biçimiyle evrenin son açıklaması olarak okumuyoruz. Onu daha geniş bilimsel tablonun içindeki geçerlilik alanına yerleştiriyoruz. Toplumsal teorilere de aynı bilimsel cesaretle yaklaşabiliriz. Bir teori 19. yüzyılda güçlü açıklamalar üretmiş olabilir. 21. yüzyılda yeni antropolojik, biyolojik, ekolojik ve fiziksel bilgiler onun bazı kavramlarını genişletebilir, bazı nedensellik zincirlerini yeniden kurabilir, bazı kesinlik iddialarını ilişkisel ve olasılıksal biçimde yeniden düşünmemizi sağlayabilir.

Hava tahminine yeniden döndüğümüzde büyük dönüşüm gündelik dilimizin içinde görünür hale geliyor. Yarın yağmur ihtimalinden söz ederken tek bir gelecek yerine olası gelecekleri konuşuyoruz. Birkaç günlük atmosfer hareketinde bile başlangıç koşulları, geri beslemeler, doğrusal olmayan ilişkiler ve küçük farklılıkların büyümesi sonucu değiştiriyor. Sonra insan toplumuna bakıyoruz. Milyarlarca insan, binlerce kültür, sınıflar, ekosistemler, teknolojiler, üretim ilişkileri, kadınların tarihsel deneyimi, devletler, yerel topluluklar, inançlar, diller, savaşlar, göçler, hafıza, iklim ve iletişim ağları sürekli birbirini değiştiriyor. 

Böylesine karmaşık bir gerçekliği tek yönlü ve değişmez tarih yasalarıyla açıklamak yerine ilişkiler, olasılıklar, geri beslemeler, özörgütlenme ve ortaya çıkan yeni özellikler üzerinden okumak çağdaş bilimin açtığı büyük imkanlardan biridir. Kuantum fiziği klasik fiziğin sınırını gösterdi. Görelilik uzay ve zaman anlayışını genişletti. Kaos teorisi öngörünün sınırlarını gösterdi. Karmaşıklık bilimi parçalar arasındaki ilişkilerin yeni özellikler üretebildiğini ortaya koydu. Ekoloji yaşamın karşılıklı bağımlılığını görünür hale getirdi. Sinirbilim zihni milyarlarca hücrenin kurduğu dinamik ağlar üzerinden araştırmaya başladı. Bütün bunların ardından sosyal bilimlerin de kendi kesinliklerini yeniden sınaması bilimsel gelişmenin doğal devamıdır. Atomdan atmosfere, nörondan topluma uzanan bilgi giderek aynı yöne işaret ediyor. Gerçeklik yalnız nesnelerden oluşmuyor. Gerçeklik ilişkiler içinde oluşuyor. Teori de gerçeklikle birlikte yenilendiği ölçüde canlı kalıyor.



Yorumlar

Popüler Yayınlar