Göbeklitepe’deki Yeni Bulgular Öcalan’ın Neolitik Tarih Okumasını Güçlendiriyor
Göbeklitepe’deki Yeni Bulgular Öcalan’ın Neolitik Tarih Okumasını Güçlendiriyor
Göbeklitepe’de toprağın altından yalnızca yeni yapılar çıkmıyor. İnsanlık tarihinin en büyük kırılmalarından birinin daha somut izleri açığa çıkıyor. Dörtgen planlı yapılar, konut niteliği taşıyan mekanlar ve gündelik yaşama ilişkin bulgular, Göbeklitepe’yi yalnızca insanların belli zamanlarda toplandığı törensel bir merkez olarak gören eski yorumu daha da daraltıyor. Karşımızda yaşayan, çalışan, beslenen, çocuk büyüten, bilgi aktaran, ortak yapılar kuran ve giderek daha karmaşık ilişkiler geliştiren bir toplum var.
Öcalan Neolitiği yalnızca tarımın başladığı dönem olarak okumuyor. Yerleşikliğin, üretimin, bilginin, kadın emeğinin, iş bölümünün ve toplumsal örgütlenmenin birlikte dönüşmeye başladığı büyük bir tarihsel eşik olarak ele alıyor. Yeni bulgular Öcalan’ın tarihin düğüm noktasını doğru yerde aradığını gösteriyor.
Tarihi Devletle Başlatmak İnsanlığın Büyük Bölümünü Silmektir
Öcalan’ın tarih okuması klasik uygarlık anlatısından burada ayrılır. Tarihi Sümer’le, yazıyla, kentle ve devletle başlatırsanız insanlığın yüz binlerce yıllık deneyimini tarihin dışına itersiniz. Oysa Homo sapiens yaklaşık 300 bin yıldır var ve devletli uygarlık bu uzun zamanın çok küçük bir bölümünü kapsıyor. İnsan yüz binlerce yıl devletsiz yaşadı. Merkezi bürokrasi olmadan yaşadı. Modern özel mülkiyet ilişkileri olmadan yaşadı. Küçük topluluklar içinde paylaşım, karşılıklılık, dayanışma ve ortak yaşam biçimleri geliştirdi. Bu zaman ölçeğini gerçekten ciddiye aldığımızda bugünkü devletli ve hiyerarşik toplumun insan doğasının değişmez sonucu olduğu iddiası çöker.
Öcalan’ın yaklaşımı devleti insanlığın başlangıcı değil, çok daha uzun toplumsal farklılaşmaların belirli bir aşamada yoğunlaşması olarak görür. Göbeklitepe bu nedenle önemlidir. Burada henüz devlet yoktur ama büyük ortak yapılar vardır. Ordu yoktur ama geniş emek organizasyonu vardır. Bürokrasi yoktur ama uzmanlaşmış bilgi vardır. Vergi yoktur ama üretim, depolama ve dağıtım sorunu doğmaya başlamıştır. Devlet görünmezken onun üzerinde yükselebileceği karmaşık toplumsal ilişkilerin bazı maddi koşulları görünür hale gelmektedir.
Bir Taşın Arkasında Bir Toplum Vardır
Göbeklitepe’deki dev dikilitaşlara baktığımızda önce teknik başarıyı görüyoruz. Oysa birkaç metre geri çekilip toplumsal ölçekte baktığımızda çok daha büyük bir tablo ortaya çıkıyor. Tonlarca ağırlığındaki taş kayadan çıkarılacak, yontulacak, taşınacak, dikileceği alan hazırlanacak, onlarca ya da yüzlerce insan aynı iş çevresinde buluşacak, bu insanlar beslenecek ve bütün süreç belli bir bilgiyle koordine edilecektir.
Bu yalnızca kas gücü değildir. Toplumsal örgütlenmedir. İş bölümüdür. Bilgidir. Karar alma sürecidir. Taşı kimin kaldırdı? Kim karar verdi? Kim örgütledi? Kim hangi işi yaptı? Bilgi kimlerde yoğunlaştı? Ortak ürün nasıl paylaşıldı? Bugün bunların kesin cevaplarını bilmiyoruz ama bu soruların kendisi artık arkeolojinin merkezine yerleşiyor.
Öcalan’ın kastlaşma kavramının değerli olduğu yer de burasıdır. Kastlaşmayı hazır bir toplumsal sınıf düzeni olarak değil, işlevlerin giderek statüye, statünün ayrıcalığa, ayrıcalığın da kalıcı otoriteye dönüşmesi olarak düşündüğümüzde Göbeklitepe çok daha anlamlı hale gelir. Bir kişi ritüeli bilir, biri taşı yontar, biri ortak ürünü saklar, biri yerleşimin zamanını ve işini düzenler. Başlangıçta bunlar yalnızca işlevdir. Ancak işlev kalıcı hale geldiğinde bilgi ile karar gücü belirli ellerde yoğunlaşabilir. Hiyerarşi bir sabah ortaya çıkmaz. Uzun süre boyunca toplumun içinde birikir.
Konut Bulunduğunda Tarih Aşağıya İner
Göbeklitepe’de konut niteliği taşıyan yapıların önemi burada başlıyor. Anıt bizi yukarı bakmaya zorlar, konut bizi yere indirir. Konut varsa ateş vardır. Yiyecek vardır. Su vardır. Çocuk vardır. Yaşlı vardır. Bakım vardır. Depolama vardır. Alet üretimi vardır. Gündelik emek vardır. Böylece tarih, büyük taşların ve büyük simgelerin tarihinden çıkıp yaşamın kendisinin tarihine dönüşür.
Öcalan’ın Neolitik toplumu kadın merkezli yaşam bilgisiyle ilişkilendirmesi bu nedenle özel önem taşır. Çünkü gündelik yaşamı mümkün kılan bilgi çoğu zaman taş anıtlar kadar görünür değildir. Tohum seçmek, bitkileri tanımak, yiyeceği işlemek, saklamak, çocuk büyütmek, hastaya bakmak, mevsimleri izlemek ve bilgiyi kuşaktan kuşağa aktarmak muazzam bir toplumsal birikim gerektirir. Bir dikilitaş binlerce yıl ayakta kalabilir, ama her gün yeniden üretilen yaşamın emeği çoğu zaman toprağa karışır. Tarihin erkek egemen anlatısı büyük yapıyı merkeze alır, görünmeyen emeği dipnota iter. Öcalan’ın tarih okumasının farkı burada belirginleşir. Yaşamın yeniden üretimini tarihin merkezine taşır.
Neolitik Kırılma Bir Tarım Meselesinden Çok Daha Fazlasıdır
Neolitik devrimi yalnızca toprağa tohum atmakla açıklamak yetersizdir. İnsan aynı yerde daha uzun süre yaşamaya başladığında yalnızca ev yapmaz. Hafıza mekana yerleşir. Ürün birikir. Bilgi birikir. İlişkiler kalıcılaşır. İş bölümü çeşitlenir. İnsanların birbirlerine bağımlılığı artar. Bir duvar yalnızca duvar değildir. Gelecek mevsimde de orada olma kararının taşlaşmış biçimidir. Göbeklitepe bu dönüşümün tam ortasında duruyor. Avcılık ve toplayıcılık sürerken yerleşiklik güçleniyor. İnsan toplulukları hareketli yaşamdan daha kalıcı ilişki ağlarına geçiyor. Bu değişim yalnızca ekonomik değildir. Zihinsel, toplumsal ve siyasal sonuçlar üretir. Öcalan’ın Neolitik kırılmayı bu kadar merkezi görmesinin nedeni de budur. Devletli uygarlığın köklerini anlamak istiyorsanız önce devletin olmadığı ama toplumun hızla karmaşıklaştığı bu döneme bakmanız gerekir.
Öcalan’ın Tarih Okumasını Güçlendiren Yeni Alan
Göbeklitepe’deki yeni bulguların Öcalan açısından önemi ortaya çıkıyor. Öcalan’ın yıllardır ısrarla sorduğu soruların bugün arkeolojik veriler tarafından daha güçlü biçimde gündeme gelmesidir. Yerleşiklik toplumu nasıl değiştirdi? Ortak emek nasıl örgütlendi? Bilgi kimlerin elinde yoğunlaştı? Toplumsal roller nasıl farklılaştı? Kadının yaşam bilgisindeki konumu neydi? İşlev hangi koşullarda statüye, statü hangi koşullarda hiyerarşiye dönüştü? Devletli uygarlık hangi uzun toplumsal dönüşümlerin üzerinde yükseldi? Göbeklitepe artık bize yalnızca dinsel simgeler değil, bu soruların maddi zeminini de gösteriyor. Öcalan’ın tarih okumasının gücü de burada yatıyor. Tarihi tamamlanmış kurumların tarihi olarak değil, ilişkilerin dönüşüm tarihi olarak okuyor.
Göbeklitepe’den Demokratik Topluma
Göbeklitepe’nin yeni bulguları bize devletin ve hiyerarşinin insan doğasının değişmez sonucu olmadığını, çok uzun tarihsel süreçlerin içinde oluştuğunu görme imkanı veriyor. Bu yüzden Öcalan’ın Neolitik tarih okuması bugün daha güncel hale geliyor. Çünkü devleti anlamak için önce devletin olmadığı toplumu anlamak gerekiyor. İktidarı anlamak için toplumun ortak gücünün hangi aşamada toplumdan ayrışmaya başladığını görmek gerekiyor. Kadın özgürlüğünü anlamak için gündelik yaşam bilgisinin tarihini görünür kılmak gerekiyor. Demokratik toplumu anlamak için de toplumun kendi kendini örgütleme kapasitesinin ne kadar eski olduğunu hatırlamak gerekiyor.
Göbeklitepe’de toprağın altından çıkan yeni yapılar bu nedenle yalnızca geçmişi anlatmıyor. Öcalan’ın yıllardır işaret ettiği tarihsel kırılmanın maddi izlerini daha görünür hale getiriyor. Ve bugün önümüzde duran soru 11 bin yıl önceki kadar canlı.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.