Direniş Hareketi Özgür Toplumu Kurarken Kendisini de Dönüştürmek Zorunda

 


Direniş Hareketi Özgür Toplumu Kurarken Kendisini de Dönüştürmek Zorunda

İnkarı Kıran Mücadeleden Özgürlüğü Kuracak Topluma

Bir halkın varlığının inkar edildiği koşullarda direnmek tarihsel bir zorunluluk haline gelebilir. Kimliğini, dilini, kültürünü ve siyasal iradesini korumaya çalışan toplum önce varlığını savunur. Fakat inkar gerilemeye başladığında mücadelenin önüne daha zor bir soru çıkar.

Direnmeyi başaran bir hareket, özgür bir toplum kurmayı da başarabilir mi?

Bu iki görev birbirine benziyor gibi görünse de aslında farklı siyasal kültürler gerektirir. Direniş disiplin, dayanışma, kararlılık ve ortak hedef etrafında birleşmeyi gerektirirken özgür toplum farklılıklarla birlikte yaşayabilmeyi, eleştiriyi, çoğulculuğu ve iktidarın sürekli denetlenmesini gerektirir.

Bu nedenle Kürt özgürlük mücadelesinin önündeki yeni dönem yalnızca devletle ilişkinin yeniden tanımlanması değildir. Aynı zamanda yarım yuzyıllık mücadele içerisinde oluşmuş düşünme, örgütlenme ve siyaset yapma biçimlerinin de yeniden sorgulanmasıdır.

Çünkü özgürlük yalnızca karşımızdaki iktidarı değiştirmek değildir.

Özgürlük, kendi içimizde yeni iktidarlar üretmemeyi de öğrenmektir.

Direnişin Erdemleri Özgür Toplum İçin Yeterli mi?

Uzun süre baskı altında yaşayan hareketlerde güçlü örgütlenme biçimlerinin ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Devlet baskısı, savaş, tutuklamalar ve sürekli güvenlik tehdidi hareketleri merkezileşmeye, hızlı karar almaya ve güçlü disiplin mekanizmaları geliştirmeye yöneltebilir.

Bunlar belirli tarihsel koşullarda hareketin ayakta kalmasını sağlayabilir. Fakat burada önemli bir çelişki ortaya çıkar. Bir dönemde hayatta kalmayı sağlayan örgütlenme biçimleri başka bir dönemde demokratikleşmenin önünde engel haline gelebilir.

Doğada da buna benzeyen bir durum vardır. Evrim belirli koşullarda avantaj sağlayan özelliklerin sonsuza kadar avantajlı kalacağını garanti etmez. Çevre değiştiğinde dün avantaj olan özellik bugün dezavantaja dönüşebilir. Toplumsal hareketler açısından da benzer bir soru sorulabilir:

Direniş koşullarında gelişmiş siyasal alışkanlıklar, barış ve demokratik toplum koşullarında ne ölçüde geçerlidir?

Bu soru yalnızca Kürt hareketinin değil, tarihte devrim gerçekleştirmiş bütün hareketlerin karşılaştığı temel sorunlardan biridir.

Devrimlerin Büyük Çelişkisi: İktidarı Yıkarken İktidara Benzemek

20. sosyalist deneyimleri bu konuda önemli dersler bıraktı. Birçok devrim eşitlik,özgürlük ve sömürünün ortadan kaldırılması iddiasıyla başladı. Fakat devrim sonrasında devlet giderek güçlendi, bürokrasi genişledi ve siyasal kararlar toplumdan uzaklaşarak merkezi yapılarda yoğunlaştı.

Ortaya tarihsel bir paradoks çıktı. İktidarı ortadan kaldırmak isteyen hareketler zamanla yeni iktidar mekanizmaları üretebildiler. Bu yalnızca kişilerin kötü niyetiyle açıklanamaz. Sorun daha derindedir.

Devlet, hiyerarşi ve tahakküm yalnızca kurumlarda yaşamaz. İnsanların düşünme biçimlerine, aile ilişkilerine, erkeklik kültürüne, örgütlenme alışkanlıklarına ve hatta devrim anlayışına kadar sızabilir. Bu nedenle bir sarayı ele geçirmek kolay olabilir. Asıl zor olan kafamızdaki sarayı yıkmaktır.

Öcalan'ın sonraki dönem düşüncesinde devlet ve iktidar eleştirisinin giderek merkezi hale gelmesini bu tarihsel deneyimden bağımsız düşünmemek gerekir.

Özgürlük Neden Devlet Kurmaktan Daha Zor?

Klasik ulusal kurtuluş hareketlerinin temel formulu oldukça açıktı. Sömurge veya baskı altındaki halk mücadele eder, bağımsızlığını kazanır ve kendi devletini kurar.

Fakat 20. yuzyıl bu formulun sınırlarını gösterdi. Bağımsız devletlerin kurulması her zaman özgür toplumların kurulması anlamına gelmedi. Yeni ulusal elitler ortaya çıktı, merkezi bürokrasiler güçlendi, kadınların ikincil konumu devam etti, sınıfsal eşitsizlikler yeniden üretildi ve doğa kalkınmanın hammaddesi olarak görülmeye devam edildi. Bayrak değişti. Yönetici değişti. Fakat bazen yönetme mantığı değişmedi.

Tam da burada Öcalan'ın devlet merkezli ulusal kurtuluş anlayışından uzaklaşarak demokratik toplum fikrine yönelmesinin önemi ortaya çıkıyor. Temel soru artık "Kürtlerin devleti olacak mı?" olmaktan çıkıyor. Yerine çok daha zor bir soru geliyor:

Kürtler ve birlikte yaşadıkları halklar nasıl bir toplum kuracak?

Kadın Özgürlüğü Bu Sorgulamanın En Sert Sınavıdır

Bir hareketin demokrasi konusundaki iddiasının en önemli sınavlarından biri kadın özgürlüğüdür. Çünkü erkek egemenlik yalnızca devlet kurumlarında bulunmaz. Evin içinde, ailede, dilde, aşkta, cinsellikte, mirasta, iş bölümünde ve gündelik hayatın binlerce küçük ilişkisinde yeniden üretilir.

Bir erkek devlete karşı son derece radikal olabilir fakat evinde otoriter davranabilir. Kapitalizme karşı çıkabilir fakat kadın emeğini görünmez kabul edebilir. Özgürlük üzerine uzun konuşmalar yapabilir fakat yanındaki kadının kendi hayatı hakkında karar vermesine tahammül edemeyebilir.

İşte özgürlük mücadelesinin gerçek sınırı burada ortaya çıkar. Çünkü devlet karşısındaki devrimcilik bazen kolaydır. Kendi içindeki iktidara karşı devrimcilik çok daha zordur.

Kürt kadın hareketinin geliştirdiği düşünsel ve örgütsel deneyimin önemi burada ortaya çıkmaktadır. Kadın özgürlüğü yalnızca kadınların daha fazla temsil edilmesi meselesi değildir. Toplumdaki iktidar ilişkilerinin en eski katmanlarından birinin sorgulanmasıdır. Bu nedenle kadın özgürlüğü demokratik toplum projesinin yan başlığı değil, onun turnusol kagıdıdır.

Ekoloji Olmadan Özgürlük Neden Eksik Kalır?

Aynı sorgulama insan ile doğa arasındaki ilişkiye de uzanmak zorundadır. Modern uygarlık uzun süre doğayı insanın kullanabileceği sınırsız bir kaynak olarak gördü. Kapitalizm bu anlayışı muazzam ölçekte büyüttü fakat doğaya hükmetme düşüncesi kapitalizmden daha eskidir.

İnsan kendisini doğanın dışında ve üzerinde görmeye başladı. Oysa ekoloji bize başka bir gerçek gösteriyor. Hiçbir canlı kendi yaşam ağından bağımsız değildir. İnsan da değildir. Bu nedenle demokratik toplum yalnızca insanlar arasındaki iktidar ilişkilerini sorgulayarak kurulamaz. İnsan ile doğa arasındaki tahakkum ilişkisini de sorgulamak zorundadır.

Kadının, emegin ve doğanın tahakkum altına alınmasını birbirinden tamamen bağımsız süreçler olarak görmek yerine bunları tarih boyunca birbirini besleyen ilişkiler olarak incelemek gerekir. Burada özgürlük kavramı genişler. Özgürlük artık yalnızca "Ben ne kadar özgürüm?" sorusu değildir.

"Birlikte nasıl yaşayabiliriz?" sorusudur.

Hareket Kendisini Eleştirebiliyor mu?

Belki de demokratikleşmenin en zor ölçütü budur. Bir siyasal hareket devleti çok iyi eleştirebilir.

Kapitalizmi eleştirebilir. Emperyalizmi eleştirebilir. Ataerkilliği eleştirebilir. Fakat kendisini eleştiremiyorsa orada ciddi bir sorun başlar.

Çünkü hiçbir hareket tarih dışında değildir. Hiçbir örgüt iktidar ilişkilerinden otomatik olarak bağışık değildir. Hiçbir ideoloji hakikatin tamamına sahip değildir.

Bilimin en güçlü taraflarından biri tam burada bize önemli bir yöntemsel ders verir. Bilimsel bilgi kendi yanlışlanabilirliğini kabul ettiği ölçüde gelişir. Bir teori ne kadar başarılı olursa olsun yeni kanıtlar karşısında yeniden sınanabilir.

Toplumsal düşünce neden bundan muaf olsun? Bir paradigma kendi temel varsayımlarını sorgulayamıyorsa zamanla paradigma olmaktan çıkar ve dogmaya dönüşebilir. Bu nedenle eleştiri hareketi zayıflatan bir tehdit değil, demokratikleşmenin temel mekanizmalarından biri olarak görülmelidir. Asıl tehlike eleştiri değil, eleştirilemezliktir.

Önderlik ile Toplum Arasındaki İlişki de Sorgulanmalıdır

Bu mesele Öcalan'ın düşüncesi açısından da önemlidir. Bir düşünürün tarihsel etkisinin büyük olması, onun düşüncelerinin sorgulanmadan kabul edilmesini gerektirmez. Tam tersine ciddi bir düşünsel miras ancak tartışılarak, eleştirilerek ve yeni bilgiler karşısında yeniden değerlendirilerek canlı tutulabilir.

Marx'ı Marx yapan şey Marx'a inanmak değildir. Darwin'i Darwin yapan Darwin'e inanmak değildir. Bir düşünceyi geliştiren şey sadakatten çok eleştirel düşüncedir. Aynı ölçüt Öcalan için de geçerli olmak zorundadır.

Eğer demokratik modernite yaşayan ve gelişen bir paradigma olacaksa doğa bilimlerinden feminizme, antropolojiden ekolojiye, nörobilimden tarih araştırmalarına kadar yeni bilgilerle sürekli karşılaşmalıdır.

Bazı tezleri güçlenebilir. Bazıları değişebilir. Bazıları terk edilebilir. Bundan korkmamak gerekir. Çünkü düşüncenin gücü değişmemesinde değil, gerçeklikle karşılaştığında kendisini yenileyebilmesindedir.

Özgür Toplum Hazır Bir Model Değildir

Belki de en büyük yanılgılardan biri özgür toplumun bir yerde hazırlanmış olduğunu düşünmektir.

Bir kitapta değildir. Bir liderin zihninde değildir. Bir parti programında değildir. Bir devrimden sonra otomatik olarak ortaya çıkmayacaktır.

Özgür toplum milyonlarca insanın gündelik ilişkilerinde kurulacaktır. Mahallede. Kooperatifte. Belediyede. Ailede. Kadın ile erkek arasındaki ilişkide. Çocukların yetiştirilme biçiminde. Doğayla kurulan ilişkide. Üretimin nasıl örgütlendiğinde. Farklı düşünen insanların birbirlerine nasıl davrandığında. Demokrasi tam da burada devlet biçimi olmaktan çıkarak bir yaşam kültürüne dönüşür.

İnkarı Kırmak Yetmez, Tahakkumu da Kırmak Gerekir

Kürt özgürlük mücadelesinin yarım yuzyıllık tarihinde çok önemli bir eşik aşılmıştır: Kürtlerin varlığını yok sayan eski inkar düzeni ciddi ölçüde gerilemiştir. Fakat bundan sonraki mücadele belki de daha zordur.

Çünkü artık yalnızca dışarıdaki iktidarla değil, binlerce yıllık uygarlığın hepimizin içine yerleştirdiği iktidar biçimleriyle hesaplaşmak gerekiyor. Erkeğin kadın üzerindeki iktidarıyla. İnsanın doğa üzerindeki iktidarıyla. Merkezin yerel üzerindeki iktidarıyla. Çoğunluğun farklı olan üzerindeki iktidarıyla. Örgütün birey üzerindeki iktidarıyla. Bilginin dogmaya dönüşmesiyle.

Belki de demokratik toplum fikrinin en radikal sonucu tam burada ortaya çıkmaktadır: Devrim bir gün gerçekleşen büyük olay değil, toplumun kendi içindeki tahakkum ilişkilerini sürekli çözme sürecidir. Bu durumda özgürlük ulaşılacak son istasyon değildir. Her kuşağın yeniden kurması gereken bir ilişkiler bütünüdür.

Kürt mücadelesinin ilk büyük tarihsel başarısı inkarı kırmak olduysa ikinci büyük sınavı özgürlüğün kurumlarını kurmak olacaktır. Fakat üçüncü ve belki de en zor sınav daha derindedir: Özgürlüğü kurmaya çalışan hareket, özgürlük yolunda kendisini de değiştirebilecek mi? Çünkü insanlık tarihinin acı bir ironisi vardır. Dünyayı değiştirmek isteyenler bazen değiştirmek istedikleri dünyanın alışkanlıklarını kendi içlerinde taşırlar. Gerçek dönüşüm belki de tam orada başlar.



Yorumlar

Popüler Yayınlar