Dayanışmayı Kente Öğreten Sol, Köydeki Dayanışmayı Göremedi
Dayanışmayı Kente Öğreten Sol, Köydeki Dayanışmayı Göremedi
İşçi köylü el ele hayalinin içindeki gerilim
“İşçi köylü el ele” sözü Türkiye solunun hafızasında büyük bir tarihsel yer tuttu. Fabrika işçisi ile köylünün ortak mücadelesi, sermaye düzeninin karşısına geniş bir emekçi cephenin çıkmasını simgeliyordu. İşçi Yürüyor Baştan marşında da aynı hayal güçlü biçimde duyulur. İşçi, köylü, amele ve ırgat aynı yürüyüşün içinde buluşur. Bu tahayyülün içinde köylü önemli bir toplumsal güç olarak yer alsa da sol düşüncenin önemli bir damarı köylülüğü çoğu zaman kendi tarihsel dünyası, toplumsal ilişkileri ve dayanışma biçimleri üzerinden okumadı. Köylüyü geleceğin toplumsal düzenini kuracak özgün bir özne olarak kavramaktan çok, kentte gelişen sınıf siyasetinin yanına katılacak büyük bir toplumsal kitle olarak değerlendirdi.
Bu yaklaşım modernleşmenin güçlü etkisini taşıyordu. Fabrika ilerlemenin, kent modern toplumsal ilişkilerin, sanayi geleceğin simgesi haline geldi. Köy ise geleceğe taşınacak toplumsal bilgiden çok modernleşme sürecinde dönüşecek bir alan olarak okundu. Böylece sol, kentte işçiye dayanışmayı, kolektif davranmayı, ortaklaşmayı, sendikalaşmayı ve örgütlenmeyi anlatırken köyün yüzlerce yıldır taşıdığı dayanışma biçimlerine yeterince kulak vermedi. Oysa köylü toplumlarında imece, ortak üretim, ortak kullanım alanları, karşılıklı yardımlaşma, dayanışmaya dayalı bakım ilişkileri, kolektif hafıza ve topluluğun ortak sorumluluğu çok daha eski bir toplumsal deneyimin izlerini taşıyordu. Kentte örgütlü dayanışma olarak yeniden keşfedilen birçok ilişki biçiminin tarihsel kökleri köy yaşamının içinde zaten varlığını sürdürüyordu.
Köy yalnızca üretim alanı değildir
Köylülüğü yalnızca toprağı işleyen bir ekonomik sınıf olarak okumak, onun taşıdığı toplumsal dünyayı daraltır. Köy aynı zamanda hafızanın, ortak yaşam bilgisinin, kuşaklar arası aktarımın ve insan ile doğa arasındaki doğrudan ilişkinin sürdüğü bir toplumsal mekandır. Tohumun nasıl korunacağı, suyun nasıl paylaşılacağı, hayvanların ne zaman otlatılacağı, ortak işlerin nasıl yapılacağı, yoksulluk döneminde kimin kime el uzatacağı, ölümün ve doğumun nasıl birlikte karşılanacağı gibi yüzlerce toplumsal bilgi kuşaktan kuşağa aktarılır. Bu bilgi yazılı yasalarla kurulmaz. Topluluğun hafızasında, geleneklerinde ve gündelik pratiklerinde yaşar.
Sol düşüncenin sanayi toplumuna duyduğu tarihsel güven bu toplumsal hafızanın önemini uzun süre gölgede bıraktı. Köylü çoğu zaman sanayi proletaryasına dönüşmesi beklenen bir toplumsal kategori olarak ele alındı. Oysa köylülük insanlığın komünal geçmişinden bugüne ulaşan birçok ilişkinin taşıyıcısıydı. Toprağın ortak kullanımı, imece, dayanışma, ortak karar verme ve topluluk sorumluluğu modern siyasal teorinin icat ettiği değerlerden önce de insan topluluklarının yaşamında vardı.
Bu nedenle köylülüğü geçmişte kalan bir üretim biçiminin temsilcisi olarak okumak yerine, insanlığın uzun toplumsal hafızasının taşıyıcılarından biri olarak görmek yeni bir sosyalist düşünce için güçlü bir başlangıç oluşturur.
Aşiret kavramına başka bir yerden bakmak
Benzer bir bakış aşiret kavramında da ortaya çıktı. Sol literatürün önemli bir bölümü aşireti feodalitenin, geleneksel otoritenin ve modernleşme öncesi toplumun bir kalıntısı olarak değerlendirdi. Bu okuma aşiret yapılarındaki hiyerarşileri, mülkiyet ilişkilerini ve erkek egemen biçimleri açıklamak açısından önemli gözlemler üretti. Fakat aşiret yalnızca otorite ilişkilerinden oluşan bir yapı değildi. Aynı zamanda akrabalık, karşılıklı sorumluluk, dayanışma, ortak savunma, kolektif hafıza ve topluluğa ait olma duygusunun taşındığı tarihsel bir örgütlenme biçimiydi.
Bir toplumsal yapının içindeki iktidar ilişkilerini görmek ile onun taşıdığı toplumsal hafızayı anlamak birlikte yürüyebilir. Aşiretin içindeki hiyerarşik unsurlar dönüşürken dayanışma, ortak sorumluluk, kolektif savunma ve topluluk hafızası demokratik bir içerikle yeniden üretilebilir. İnsanlık tarihindeki birçok toplumsal biçim zaten böyle dönüşerek yaşamaya devam etti.
Aşiret, klan, köy topluluğu ve geniş akrabalık ağları insanlığın binlerce yıllık toplumsal örgütlenme deneyiminin parçalarıdır. Bu yapılarda biriken kolektif hafızayı modern toplumun demokratik kurumlarıyla buluşturmak, geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir toplumsal köprü kurabilir.
Kent dayanışmayı yeniden keşfetti
Kapitalist kent insanı büyük ölçüde bireyselleştirdi. İnsanlar aynı apartmanda yaşayıp birbirini tanımayan, aynı fabrikada çalışıp yalnızlaşan, tüketim ilişkileri üzerinden birbirine bağlanan geniş nüfuslara dönüştü. Sosyalist hareket bu yalnızlaşmanın karşısına sendikayı, kooperatifi, derneği, mahalle örgütünü ve kolektif mücadeleyi çıkardı. Böylece kentte dayanışma yeniden örgütlenmeye başladı.
Köy topluluklarının önemli bir bölümünde ise dayanışma hayatın doğal örgüsü içinde zaten bulunuyordu. Bir ev yapılırken imeceye gidiliyor, hasat birlikte kaldırılıyor, cenaze bütün köyün sorumluluğuna dönüşüyor, düğün kolektif biçimde hazırlanıyor, yoksul ailelere topluluk içinde destek sağlanıyordu. Modern siyasal örgütlenmenin kentte yeniden üretmeye çalıştığı dayanışma duygusu, köy yaşamında toplumsal alışkanlık olarak yaşayabiliyordu.
Buradan güçlü bir tarihsel ironi ortaya çıkıyor. Sol, kentte parçalanmış topluma kolektif yaşamı öğretmeye çalışırken köyde yaşayan kolektif hafızayı modernleşmenin gölgesinde değerlendirdi. Köylülüğün devrimci potansiyeli yalnızca toprak talebinde veya yoksullukta aranırken onun taşıdığı topluluk bilgisi yeterince siyasal değere dönüşmedi.
Toprağın hafızası ile toplumun hafızası
Köylülüğün ekolojik boyutu da aynı bütünün parçasıdır. Köylünün yaşamı toprak, su, orman, mevsimler, tohum ve hayvanlarla doğrudan ilişki içinde gelişir. Bu ilişki yüzyıllar boyunca büyük bir ekolojik bilgi birikimi oluşturmuştur. Hangi tohumun hangi toprakta yetişeceği, suyun nasıl korunacağı, toprağın nasıl dinlendirileceği, mevsimlerin nasıl okunacağı ve canlı çeşitliliğinin nasıl sürdürüleceği yalnızca tarımsal bilgi değildir. İnsan ile doğa arasındaki uzun ortak yaşamın hafızasıdır.
Bugünün ekolojik krizi bu hafızaya yeni bir değer kazandırıyor. Endüstriyel tarımın, kimyasal üretimin, büyük enerji projelerinin ve madenciliğin yeryüzü üzerindeki baskısı büyürken köylerde korunan yerel tohumlar, ortak meralar, geleneksel üretim bilgisi ve topluluk dayanışması geleceğin ekolojik toplumunun önemli kaynaklarından biri haline geliyor.
Böylece emek, kadın ve ekoloji aynı toplumsal zeminde buluşuyor. Köylü yalnızca üretici olarak değil, toprağın bilgisine sahip bir ekolojik özne, komünal hafızanın taşıyıcısı ve demokratik toplumun kurucu gücü olarak görünür hale geliyor.
İşçi köylü el ele sözünü yeniden kurmak
“İşçi köylü el ele” sözü bugün daha derin bir anlam kazanabilir. İşçi köylüye örgütlenmeyi öğretirken köylü de işçiye topluluk olmayı, ortak yaşamı, dayanışmayı ve doğayla bağ kurmayı hatırlatabilir. Kadın bu ilişkinin içinde toplumsal yaşamın kurucu öznesi olarak yerini alabilir. Ekoloji ise üretimin sınırlarını ve yaşamın bütünlüğünü belirleyen ortak zemin haline gelebilir.
Bu yaklaşım sosyalizmin merkezine yalnızca üretim araçlarının mülkiyetini değil, yaşamın nasıl örgütlendiğini de yerleştirir. Kooperatifler, köy meclisleri, kadın birlikleri, ortak üretim alanları, yerel tohum ağları, ekolojik tarım, komünler ve demokratik yerel örgütlenmeler geleceğin toplumsal yapısının bugünden kurulabilecek biçimleridir.
Köylülük bu yeni tahayyülde geçmişten geleceğe taşınan bir kalıntı değil, binlerce yıllık toplumsal deneyimi geleceğin demokratik ve ekolojik toplumuna taşıyan kurucu bir özne haline gelir.
Zincirleri kırarken hafızayı hatırlamak
Eski marşların coşkusu hala güçlüdür. “Geliyoruz zincirleri kıra kıra” sözü ezilenlerin ortak hareket etme iradesini taşır. Bugün bu yürüyüşe başka bir tarihsel bilinç ekleniyor. İnsanlık geleceğini yalnızca yeni kurumlar kurarak değil, kendi uzun toplumsal hafızasını yeniden keşfederek de yaratabilir.
Köy, aşiret, imece, ortak üretim, dayanışma, kadın bilgisi ve doğayla kurulan ilişki bu hafızanın parçalarıdır. Bunların demokratik, özgürlükçü ve ekolojik bir içerikle yeniden kurulması sosyalizmin toplumsal köklerini derinleştirebilir.
Kentte dayanışmayı yeniden kurmaya çalışan sol düşünce, köyde yüzyıllardır yaşayan dayanışma kültürüyle buluştuğunda başka bir ufuk açılır. İşçi ile köylünün ittifakı o zaman yalnızca iki sınıfın siyasal birlikteliği olmaktan çıkar. Kadının özgürlüğünü, emeğin özgürleşmesini, toprağın korunmasını ve komünal yaşamın yeniden üretimini aynı toplumsal hareket içinde buluşturan bir uygarlık arayışına dönüşür.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.