Erkegi Dönüştürmeden Demokratik Toplum Kurulamaz


Erkeği Dönüştürmeden Demokratik Toplum Kurulamaz

Erkeklik Biyolojik Bir Kader Degil, Siyasal ve Kültürel Bir İktidar İnşaasıdır

Urfa ve Van’da DBP ile TJA öncülügünde gerceklestirilen “Demokratik Toplumun Insasinda Erkegi Donusturme” atölyeleri, üzerinde ciddi bicimde durulmasi gereken bir hakikati gündeme getiriyor: Demokratik toplum yalnizca devletin, yasalarin, kurumlarin ya da yönetim modellerinin degismesiyle kurulamaz. Toplumu meydana getiren insanlarin birbirleriyle kurdugu iliskiler, bu iliskileri belirleyen zihniyet ve gündelik hayata sinmis iktidar bicimleri degismedikce demokrasi kagit üzerinde kalir. Bu nedenle erkegin dönüsümü, kadinlarin yasamini kolaylastiracak ikincil bir iyilestirme degil, demokratik toplumun temel kurucu meselelerinden biridir.

Erkeklik cogu zaman biyolojik cinsiyetin dogal sonucu gibi gösterilir. Oysa erkek egemen davranislar dogustan gelmez; ailede, okulda, sokakta, is yerinde, askerlikte, siyasette, dinde, medyada ve gündelik dilde ögretilir. Erkek cocuguna aglamamasi, geri cekilmemesi, sözünü gecirmesi, güclü görünmesi, kadini denetlemesi ve gerektiginde siddet kullanmasi ögretilir. Kiz cocuguna ise uyum göstermesi, fedakarlik yapmasi, bakim vermesi, sessiz kalmasi ve erkegin otoritesini sarsmamasi telkin edilir. Böylece kadin ve erkek arasindaki esitsizlik, dogal bir farkmis gibi yeniden üretilir. Erkeklik bu anlamda yalnizca bir kimlik degil; iktidar, ayricalik ve üstünlük üzerinden kurulmus toplumsal bir konumdur.

Erkegi dönüstürmek, erkegi kadina karsi daha nazik hale getirmekten ibaret degildir. Mesele, erkek egemenliginin hangi kurumlarda, hangi aliskanliklarda, hangi sözcüklerde ve hangi davranis kaliplarinda yeniden üretildigini ortaya cikarmaktir. Bir erkegin siddet uygulamamasi önemlidir, fakat yeterli degildir. Ev icindeki bakim yükünü kadina birakmasi, siyasal toplantilarda kadinlarin sözünü kesmesi, karar mekanizmalarini erkeklerle doldurmasi, kadinlarin emegini görünmezlestirmesi, özgürlük talep eden kadini “aileyi bozan kisi” olarak görmesi de erkek egemenliginin bicimleridir. Erkek dönüsümü, yalnizca en acik siddet bicimlerini degil, gündelik hayatin icine gizlenmis üstünlük duygusunu da sorgulamayi gerektirir.

Demokratik Toplum Evden Baslar

Demokrasi genellikle parlamento, secim, anayasa ve yerel yönetim kavramlariyla ele alinir. Oysa bir evde erkegin sözü son sözse, kadinin emegi dogal bir görev sayiliyorsa, cocuklar korku yoluyla yönetiliyorsa ve aile icindeki kararlar esit bicimde alinamiyorsa, o evde demokratik toplumun temeli kurulamaz. Disarida özgürlükten, esitlikten ve halk iradesinden söz eden bir erkegin evde otoriter davranmasi büyük bir celiskidir. Kamusal alanda demokrasi isteyen, fakat özel alanda kendi iktidarini koruyan bir siyasal anlayis, erkek egemen sistemi asamaz; yalnizca onun yönetim bicimini degistirir.

Erkegin dönüsümü bu nedenle özel alanin siyasal oldugunun kabul edilmesiyle baslar. Yemegin kimin tarafindan yapildigi, cocugun bakimini kimin üstlendigi, yaslilarla kimin ilgilendigi, evin temizligini kimin yaptigi, kimin daha fazla dinlenebildigi ve kimin kendi zamanina sahip olabildigi siyasal sorulardir. Kadinlarin görünmeyen emegi üzerinde yükselen bir toplumsal düzen, kendisini ne kadar demokratik olarak tanimlarsa tanimlasin, esitsizligin maddi temelini koruyor demektir. Erkegin evde sorumluluk almasi kadina “yardim etmek” degildir. Erkek de yasamin yeniden üretilmesinden esit derecede sorumludur. “Yardim ediyorum” sözü bile ev islerinin asil sahibinin kadin oldugu düsüncesini icinde tasir.

Demokratik toplum, iktidarin merkezde biriktirilmesi yerine topluma yayilmasini, insanlarin kendi yasamlari hakkinda söz ve karar sahibi olmasini gerektirir. Fakat erkek evin, ailenin, örgütün ya da toplulugun merkezinde kalmaya devam ederse, iktidar gercek anlamda dagitilmis olmaz. Bu nedenle erkek dönüsümü, sahip oldugu ayricaliklari fark etmekle sinirli kalmamali; bu ayricaliklardan vazgecmeyi de icermelidir. Dönüsüm, erkegin kendisini daha iyi hissetmesi icin yapilan bir vicdan calismasi degil, iktidarin ve imkanlarin yeniden paylasilmasidir.

Kadin Özgürlügü Erkegin Vicdanina Birakilamaz

Erkegin dönüsümü gerekli olmakla birlikte, kadin özgürlügünün erkegin degismesine baglanmasi ciddi bir tehlike tasir. Kadinlar özgürlesmek icin erkeklerin bilinçlenmesini beklemek zorunda degildir. Kadinlarin bagimsiz örgütlenmesi, özsavunmasi, bilgisi, deneyimi ve mücadelesi, demokratik toplumun vazgecilmez kurucu gücüdür. Erkegin dönüsümü de ancak kadinlarin örgütlü mücadelesinin yarattigi siyasal ve etik baski altinda gercek bir anlam kazanabilir. Tarih boyunca egemen konumda bulunan hicbir toplumsal kesim, yalnizca iyi niyet göstererek ayricaliklarindan vazgecmemistir.

Bu nedenle erkek dönüsümü atölyeleri kadinlara yeni bir görev yüklememelidir. Erkeklerin egitilmesi, hatalarinin sürekli aciklanmasi, öfkelerinin yönetilmesi ve degisime ikna edilmeleri kadinlarin sorumlulugu haline getirilemez. Erkek, kendi zihniyetini sorgulama ve dönüstürme yükünü kendisi üstlenmelidir. Kadinlarin deneyimleri ve elestirileri elbette yol göstericidir; ancak erkeklerin degisim sorumlulugunu kadinlara devretmesi, erkek egemenliginin baska bir bicimde sürdürülmesi olur.

Gercek dönüsüm, erkegin elestiri karsisinda savunmaya gecmemesiyle baslar. “Bütün erkekler ayni degil”, “ben kimseye siddet uygulamadim” ya da “kadinlar da hata yapiyor” türü sözler, sorumluluktan kacmanin yollaridir. Mesele her erkegin ayni davranisi göstermesi degil, bütün erkeklerin kendilerine avantaj saglayan bir toplumsal düzenin icinde yetismis olmasidir. Bir erkek bizzat siddet uygulamasa bile, siddeti üreten ve kadinlari ikincil konumda tutan yapilardan yararlaniyor olabilir. Bu gercekle yüzlesmeden dönüsüm baslamaz.

Erkek Egemenligi ile Devletli Uygarlik Arasindaki Bag

Erkek egemenligi yalnizca kadinlarla erkekler arasindaki bireysel iliskilerden dogmaz. Hiyerarsi, mülkiyet, militarizm, devlet ve sinifli toplumla ic ice gelismistir. Kadinin bedeni, emegi ve dogurganligi üzerindeki denetim, tarih boyunca hanedanin, mirasin, mülkiyetin ve nüfusun sürekliligi acisindan merkezi bir önem tasimistir. Ailenin erkegin yönetimindeki kücük bir iktidar alani olarak kurulmasi, devletin toplumu yönetme bicimiyle benzerlik gösterir. Baba evde, komutan orduda, yönetici kurumda ve devlet toplum üzerinde ayni hiyerarsik mantigi yeniden üretir: Yukarida karar veren, asagida itaat eden vardir.

Bu nedenle erkek egemen zihniyetle mücadele edilmeden devletci ve otoriter zihniyet de tam olarak asilemez. Erkeklik, iktidari yalnizca kadin üzerinde degil; cocuklar, gencler, farkli kimlikler, engelliler, dogadaki diger canlilar ve toplumun gücsüzlestirilmis kesimleri üzerinde kurmaya yönelir. “Güclü olan yönetir” anlayisi, hem erkek egemenliginin hem de devletli uygarligin ortak ilkesidir. Demokratik toplum ise gücün tahakküm kurma yetenegi olarak degil, ortak yasami üretme kapasitesi olarak yeniden tanimlanmasini gerektirir.

Burada erkegin dogayla kurdugu iliski de önemlidir. Erkek egemen zihniyet, kadini nasil denetlenmesi gereken bir varlik olarak görüyorsa, dogayi da fethedilecek, sömürülecek ve sinirsizca kullanilacak bir kaynak olarak görür. Kadin bedeni ile yeryüzü üzerinde kurulan tahakküm ayni zihniyet dünyasindan beslenir. Bu nedenle kadin özgürlügü, ekolojik mücadele ve demokratik toplum birbirinden ayrilamaz. Dogaya hükmetmeyi ilerleme, kadina hükmetmeyi düzen, topluma hükmetmeyi yönetim sayan anlayis degismeden özgür yasam kurulamaz.

Dönüsüm Bir Defalik Egitim Degil, Sürekli Bir Mücadeledir

Erkek dönüsümü birkac atölyeye katilmakla, dogru kavramlari ögrenmekle ya da kadin özgürlügünü savunan cümleler kurmakla tamamlanmaz. Erkek egemenligi, insanin bedenine, diline, reflekslerine ve duygularina kadar yerlesmistir. Bir erkek teorik olarak esitligi savunurken, gündelik hayatta kontrolcü, rekabetci, buyurgan veya kücümseyici davranabilir. Bu yüzden dönüsüm, sürekli bir öz elestiri ve pratik degisim süreci olmalidir.

Erkeklerin kendi aralarindaki iliskileri de dönüsümün önemli bir alanidir. Erkeklik, yalnizca kadinlar üzerinde degil, erkekler arasinda da bir hiyerarsi kurar. Güclü, sert, rekabetci, heteroseksüel, bedensel olarak yeterli ve ekonomik olarak basarili erkek modeli yüceltilirken; duygularini gösteren, kirilganligini ifade eden, farkli cinsel yönelimlere sahip olan, engelli olan ya da egemen erkeklik ölçülerine uymayan erkekler asagilanir. Dolayisiyla erkek egemen sistem erkeklere ayricalik saglarken, onlari ayni zamanda korku, yalnizlik, duygusal yoksunluk ve sürekli güc gösterisi icinde yasamaya zorlar. Ancak bu durum, erkekleri sistemin magduru ilan ederek sorumluluklarini ortadan kaldirmaz. Tersine, erkeklerin hem kendilerini yaralayan hem de kadinlari ezen bu iktidar bicimini birlikte sorgulamalarini gerektirir.

Erkegin dönüsmesi; dinlemeyi, geri cekilmeyi, sözünü dayatmamayi, bakim vermeyi, duygularini ifade etmeyi, reddedilmeyi kabul etmeyi, elestiriyle yüzlesmeyi ve karar alanlarini paylasmayi ögrenmesidir. Fakat bunlar yalnizca bireysel ahlak kurallari degildir. Siyasal örgütlerin, belediyelerin, sendikalarin, partilerin, kooperatiflerin ve komünlerin yapisi da degismelidir. Kadinlarin yönetime katildigi fakat erkeklerin belirledigi gündem icinde hareket etmek zorunda kaldigi bir düzen, gercek esitlik degildir. Temsil oranlari önemlidir, ancak zihniyet ve karar mekanizmalari degismeden sayisal esitlik tek basina yeterli olmaz.

Erkegin Dönüsümü Erkegin Kücülmesi Degil, Insanlasmasidir

Erkek egemen zihniyetin elestirilmesi bazen erkeklere karsi bir mücadele gibi sunuluyor. Oysa hedef erkeklerin varligi degil, erkekligi iktidar ve tahakküm üzerinden kuran sistemdir. Erkegin dönüsümü, erkegin degersizlestirilmesi ya da iradesizlestirilmesi degildir. Tam tersine, erkegin kendisine dayatilan sahte güc kaliplarindan kurtulmasidir. Sürekli güçlü görünmek zorunda olmayan, siddet kullanmadan iliski kurabilen, bakim vermeyi asagilanma saymayan, duygularini ifade edebilen ve baska bir insanin özgürlügünü tehdit olarak görmeyen erkek, insanligindan bir sey kaybetmez; insanligini genisletir.

Ancak bu dönüsümün ölçüsü, erkegin kendisi hakkinda ne söyledigi degil, kadinlarla ve toplumla kurdugu iliskinin nasil degistigidir. Erkek özgürlükten söz ederken kadinin iradesini tanimiyorsa, esitligi savunurken evde hizmet bekliyorsa, kolektif yönetimi savunurken karar mekanizmalarinda kendi merkezini koruyorsa, dönüsüm gerceklesmemistir. Dönüsümün sinavi söylemde degil, gündelik hayattadir.

Urfa ve Van’da gerceklestirilen atölyelerin ortaya koydugu “Demokratik ve özgür bir toplumun insasi, erkek egemen zihniyetin degisimi ve kadin özgürlügü temelinde ortak mücadelenin büyütülmesiyle mümkündür” belirlemesi, demokratik toplum tartismasini dogru yerden kuruyor. Cünkü kadinin özgür olmadigi bir toplum demokratik olamaz. Erkegin ayricaliklarini korudugu bir esitlik söylemi inandirici olamaz. Evde, sokakta, örgütte ve siyasette erkek iktidari sürerken özgür toplum kurulamaz.

Demokratik toplumun insasi, yalnizca eski kurumlarin yerine yenilerini kurmak degildir. Insanin insanla, toplumla ve dogayla kurdugu iliskiyi köklü bicimde degistirmektir. Bu nedenle erkegin dönüsümü bir yan baslik degil, demokratik toplumun merkezindeki mücadelelerden biridir. Kadinlar özgürlesmeden toplum özgürlesemez; erkekler egemenlik konumlarini sorgulamadan da kadin özgürlügüne dayali ortak yasam kurulamaz.

Erkegi dönüstürmek, bir cinsiyeti terbiye etmek degil, binlerce yillik iktidar zihniyetini toplumsal yasamin hücrelerinden söküp atmaktir. Demokratik toplum, erkegin kadin üzerindeki iktidarindan vazgectigi yerde baslar. Fakat orada bitmez; iktidarsiz, esit, ekolojik ve ortak bir yasamin her gün yeniden kurulmasiyla derinlesir.


Yorumlar

Popüler Yayınlar