Sanatın Komünal Köklerine Dönüş


 

Sanatın Komünal Köklerine Dönüş

Nurettin Demirtaş’ın sanat üzerine değerlendirmesinin merkezinde komün düşüncesi bulunuyor. Bu yaklaşım, sanatı bireysel yeteneğin pazara sunulduğu bağımsız bir faaliyet olarak değil, toplumsal yaşamın ortak duygusunun, hafızasının ve anlam dünyasının ifadesi olarak görüyor. Sanatçı burada toplumun üzerinde duran ayrıcalıklı bir yaratıcı değil, toplumun içinde yaşayan, onun acılarını, sevinçlerini, çelişkilerini ve özgürlük arayışını estetik bir dile dönüştüren kişidir.

Bu anlayış doğal toplum kavramıyla doğrudan ilişkilidir. Doğal toplum, insanların yaşamı birlikte ürettiği, toplumsal bağların devlet, piyasa ve merkezi iktidar tarafından bütünüyle parçalanmadığı uzun tarihsel süreci anlatır. Dansın, müziğin, anlatının, ritüelin ve resmin birbirinden kopuk uzmanlık alanları haline gelmediği bu toplumsallıkta sanat, gündelik yaşamın dışında değildi. Topluluk birlikte üretir, birlikte anlatır, birlikte yas tutar ve birlikte kutlardı. Dolayısıyla sanatın ilk kaynağı rekabet değil ortaklaşma, şöhret değil toplumsal hafıza, tüketim değil anlam üretimiydi.

Demirtaş’ın reel sosyalist, ulus-devletçi, milliyetçi, cinsiyetçi ve iktidarcı sanat anlayışlarına yönelttiği eleştiri de bu noktada anlam kazanıyor. Çünkü iktidar yalnızca sanatın içeriğini denetlemez; kimin sanatçı olacağını, hangi sanatın görünür kılınacağını ve hangi duyguların meşru sayılacağını da belirler. Ulus-devlet sanatı ulusal kimliğin, kapitalist piyasa sanatı tüketimin, erkek egemen kültür ise eril kahramanlıkların hizmetine sokar. Böylece sanat özgürleştirici bir toplumsal güç olmaktan çıkarak egemenliğin estetik aracına dönüşür.

Demokratik toplum paradigması ise sanatın yeniden topluma dönmesini önerir. Sanat komünleri bu nedenle yalnızca sanatçıların bir araya geldiği örgütlenmeler değildir; estetik üretimin demokratikleştiği, yeteneklerin merkezlerin dışına taşındığı ve toplumun yeniden özne haline geldiği alanlardır. Usta sanatçının görevi yeni sanatçıları kendi çevresinde toplamak değil, yeni yeteneklerin gelişebileceği toplumsal zemini oluşturmaktır. Sanatın komünalleşmesi, sanatçının bireyselliğini yok etmez; tersine, bireysel yaratıcılığı piyasanın ve iktidarın baskısından kurtararak toplumsal anlamla buluşturur.

Demirtaş’ın çağrısı bu nedenle geçmiş sanat biçimlerini tekrar etmeye değil, sanatın toplumsal kaynağını yeniden keşfetmeye yöneliktir. Günümüzün iletişim teknolojileri iktidarın kültürel tekelini güçlendirebildiği gibi, toplumun kendi sanatını üretmesi için yeni imkanlar da sunabilir. Belirleyici olan teknolojinin kendisi değil, onun hangi toplumsal ilişkiler içinde ve hangi amaçla kullanıldığıdır.

Sanat özgürleşecekse, önce toplumla yeniden bağ kurmalıdır. Çünkü toplumdan kopmuş sanat piyasanın ürününe, iktidarın propagandasına ya da seçkinlerin ayrıcalıklı uğraşına dönüşür. Doğal toplumun komünal hafızası ile demokratik toplum paradigmasının özgürlük arayışı birleştiğinde sanat, yaşamı taklit eden bir temsil olmaktan çıkar; yaşamı birlikte kurmanın yaratıcı gücü haline gelir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar