İnsanlığın Büyük Hikayesi – Bölüm 2 Doğal Seçilim
Doğal Seçilim: En Güçlü Olan Değil, Uyum Sağlayan Yaşar
"Doğa, en güçlüleri değil, değişen koşullara uyum sağlayabilenleri yaşatır. Bu kural, yalnızca canlılar için değil, düşünceler ve toplumlar için de geçerlidir."
İnsanlık tarihindeki en yaygın yanılgılardan biri, evrimin "güçlü olanın hayatta kalması" anlamına geldiğini sanmaktır.
Oysa Darwin'in ortaya koyduğu doğal seçilim kuramı bize bambaşka bir şey söyler. Doğada kazanan her zaman en güçlü, en büyük ya da en saldırgan olan değildir. Kazanan, değişen çevre koşullarına en iyi uyum sağlayabilendir. Bu küçük gibi görünen fark, yaşamı anlamanın anahtarıdır.
Doğa Kimseyi Kayırmaz
Bir kuraklık başladığında güçlü kaslara sahip olmak tek başına yeterli olmayabilir. İklim soğuduğunda iri olmak bazen avantaj, bazen dezavantaj olabilir. Yeni hastalıklar ortaya çıktığında daha güçlü olmak değil, bağışıklık sisteminin uygun özelliklere sahip olması belirleyici hale gelir.
Doğa ödül ya da ceza dağıtmaz. Doğa yalnızca seçer. Yaşama en uygun özellikleri taşıyan bireyler daha fazla hayatta kalır, daha fazla ürer ve bu özellikler zamanla popülasyonda yaygınlaşır. Evrim, işte bu sessiz seçilim sürecidir.
Evrimin Motoru Değişimdir
Hiçbir çevre sonsuza kadar aynı kalmaz. İklimler değişir. Kıtalar yer değiştirir. Volkanlar patlar. Buzullar gelir, çekilir. Besin kaynakları azalır ya da çoğalır. Yaşam da buna göre yeniden şekillenir.
Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Bu yüzden evrim, mükemmele ulaşma hikayesi değildir. Uyum sağlayabilme hikayesidir. İnsan da bu uzun yolculuğun ürünüdür.
Atalarımız farklı iklimlere uyum sağladı, iki ayak üzerinde yürümeyi geliştirdi, ellerini farklı amaçlarla kullanmaya başladı, beyni büyüdü ve dili geliştirdi. Bugünkü insan, doğanın milyonlarca yıl boyunca yaptığı sayısız "denemenin" yaşayan sonucudur.
Toplumlar İçin Bir Ders
Burada dikkatli olmak gerekir. Toplumlar biyolojik kurallarla yönetilmez. İnsan kültürü, bilinçli tercihleri, üretim biçimleri ve siyasal örgütlenmesi sayesinde doğadaki diğer canlılardan farklı bir tarih yaratmıştır.
Bu nedenle doğal seçilim, toplumsal yaşamı açıklayan doğrudan bir yasa değildir. Ancak doğanın bize öğrettiği önemli bir ilke vardır:
Değişen koşullara uyum sağlayamayan yapılar kırılganlaşır.
Bu ilke, canlılar kadar düşünceler için de düşündürücüdür. Bilim kendisini sürekli yenilediği için ilerler.Toplumlar da yeni sorunlara eski cevaplarla sonsuza kadar yol alamaz.
Sanayi Devrimi yeni düşünceler doğurdu. Dijital çağ yeni üretim biçimleri yarattı. İklim krizi ise artık insanlığın geleceğini yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor.
Dolayısıyla bugün yalnızca teknolojimizi değil, düşünme biçimlerimizi de yenilemek zorundayız.
Teori de Evrim Geçirir
Darwin'in en büyük mirası yalnızca biyoloji değildir.O bize doğada hiçbir yapının değişmez olmadığını gösterdi. Bu bakış açısı sosyal bilimler için de güçlü bir uyarıdır. Hiçbir teori, hiçbir ideoloji, hiçbir toplumsal model tarihin son sözü değildir. Toplum değiştikçe teoriler de kendilerini yeniden sınamak zorundadır.
Bilim ilerliyorsa bunun nedeni dogmaları değil, kanıtları izlemesidir. Bu gün ihtiyacımız olan şey, doğa bilimleri ile sosyal bilimleri karşı karşıya koymak değil, birbirini besleyen iki bilgi alanı olarak yeniden buluşturmaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.