İnsanlığın Büyük Hikayesi – Bölüm 1 Ortak Atadan İnsana

 

Ortak Atadan İnsana: İnsan Doğanın Dışında Değil, Devamıdır


"İnsan ne yalnızca genlerinin ürünüdür ne de yalnızca içinde yaşadığı toplumun. O, evrenin, jeolojik tarihin, evrimin, biyolojinin, kültürün ve emeğin birlikte şekillendirdiği bir varlıktır."


İnsanlık tarihi üzerine sayısız kitap yazıldı. Devletlerin nasıl ortaya çıktığını, ekonomilerin nasıl geliştiğini, savaşları, dinleri, sınıfları ve uygarlıkları uzun uzun tartıştık. Peki insanın hikayesi gerçekten burada mı başlıyor?

Bilim bize bunun çok daha eskiye uzandığını söylüyor. İnsanın tarihi ne yazıyla başlar ne de ilk şehirlerle. İnsanın gerçek tarihi, Dünya'nın oluşumuyla, daha doğrusu milyarlarca yıl süren kozmik ve biyolojik dönüşümlerle başlar.

Bizler, doğanın dışına çıkmış canlılar değiliz. Doğanın kendi içinden doğmuş, onun yasalarıyla biçimlenmiş ve hala o yasalara bağlı yaşayan canlılarız. İşte bu nedenle insanı anlamanın yolu, önce doğayı anlamaktan geçer.

Aynı Ağacın Dallarıyız

Yaklaşık 3,8 milyar yıl önce Dünya'da ilk canlılar ortaya çıktı. O günden bugüne yaşam durmaksızın değişti. Bakteriler, mantarlar, balıklar, kuşlar, memeliler ve insanlar… İlk bakışta birbirinden tamamen farklı görünen bu canlıların ortak bir geçmişi vardır.

Modern genetik, bütün canlıların ortak bir atadan evrimleştiğini gösteriyor. Bugün insan genomunun yaklaşık yüzde 98,8'i şempanzelerle ortaktır. Daha da ilginci, genlerimizin önemli bir kısmını farelerle, tavuklarla ve hatta bitkilerle paylaşırız. Bu şaşırtıcı gibi görünse de aslında yaşamın ortak kökeninin doğal sonucudur.

Yaşam, birbirinden bağımsız yaratılmış türlerin toplamı değildir, dallanıp budaklanan tek bir yaşam ağacıdır. İnsan ise o ağacın yalnızca genç dallarından biridir.

İnsan Doğanın Efendisi Değil, Ürünüdür

Uzun yıllar boyunca insan kendisini doğanın merkezine yerleştirdi. Doğaya hükmeden, diğer canlılardan tamamen farklı ve ayrıcalıklı bir varlık olduğunu düşündü.

Oysa Darwin'in açtığı kapıdan geçen bilim bize başka bir gerçek gösterdi. İnsan, doğanın efendisi değildir. İnsan, doğanın ürünüdür.

Beynimiz, ellerimiz, gözlerimiz, duygularımız, korkularımız ve merakımız milyonlarca yıllık evrimin mirasıdır.

Bedenimizde taşıdığımız her özellik, bizden önce yaşamış sayısız canlının bıraktığı izleri taşır. Aslında her insan, içinde milyarlarca yıllık yaşam tarihini taşır.

Sosyal Bilimler İçin Yeni Bir Başlangıç

İnsanı yalnızca ekonomiyle, siyasetle ya da kültürle açıklamaya çalıştığımızda önemli bir parçayı eksik bırakırız. Çünkü insan aynı zamanda biyolojik bir varlıktır.

Ama bunun tersi de doğrudur. İnsanı yalnızca genleriyle açıklamaya çalışmak da eksiktir. İnsan, biyolojisi, kültürü, dili, emeği, üretimi ve toplumsal ilişkileri birlikte düşünüldüğünde anlaşılabilir.

Bu nedenle doğa bilimleri ile sosyal bilimler birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır. Biri yaşamın nasıl oluştuğunu anlatırken, diğeri insanların birlikte yaşamayı nasıl öğrendiğini açıklar. İnsan ise bu iki büyük tarihin kesişim noktasında durur.

Bu Yolculuk Nereye Gidecek?

Bu yazı dizisinin ilk adımını attık.

Önümüzdeki bölümlerde doğal seçilimin nasıl işlediğini, cinsel seçilimin davranışlarımızı nasıl etkilediğini, işbirliğinin neden evrimin en büyük güçlerinden biri olduğunu, akraba seçilimini, büyük yok oluşları ve sonunda bütün bu biyolojik süreçlerin insan toplumlarına bıraktığı izleri birlikte inceleyeceğiz.

Çünkü insanı gerçekten anlamak istiyorsak, tarihi yalnızca yazılı belgelerden değil, kayaların, fosillerin, genlerin ve doğanın uzun hafızasından da okumamız gerekir.

Belki de insanlığın en büyük yanılgısı, kendisini doğadan ayrı sanmasıydı. Oysa biz, doğanın kendisiyiz.



Yorumlar

Popüler Yayınlar