Hikayenin Yarısı Eksikken yazmak... Bu Dizi Böyle Bir Rezervle Yazıldı
Hikayenin Yarısı Eksik: Erkek Deneyimi Nasıl Evrensel Doğruya Dönüştürüldü?
İnsanlık tarihi uzun süre insanlığın tarihi gibi değil, erkeklerin yaşam deneyiminin genelleştirilmiş biçimi olarak yazıldı. Erkek ne yaşadıysa “insan” onu yaşamış gibi anlatıldı. Erkek ne düşündüyse “akıl” oymuş gibi kabul edildi. Erkek nasıl örgütlendiyse “toplum” oymuş gibi tanımlandı. Erkek nasıl savaştıysa “tarih” oymuş gibi öğretildi. Erkek nasıl yönettiyse “uygarlık” oymuş gibi kutsandı.
Bu nedenle hikaye başından beri yarımdı.
Kadınların yaşam deneyimi, yalnızca tarihin kenarına itilmedi; insan olmanın tanımından da dışlandı. Kadınların doğurma, büyütme, bakım verme, iyileştirme, toplumsal hafızayı taşıma, gündelik yaşamı sürdürme, bitkiyi, suyu, toprağı, çocuğu, hastayı ve yaşlıyı yaşatma deneyimleri “büyük tarih” sayılmadı. Savaş büyük tarih oldu; bakım küçük iş sayıldı. Devlet büyük kurum oldu; ev içi emek görünmez kaldı. Fetih tarih oldu; doğum sıradan biyoloji sayıldı. Kralların adı yazıldı; kadınların emeği sessizliğe gömüldü.
Oysa insanlık yalnızca savaşarak, fethederek, yasa koyarak, devlet kurarak ve üretim fazlasını yöneterek var olmadı. İnsanlık aynı zamanda besleyerek, büyüterek, iyileştirerek, paylaşarak, saklayarak, hatırlayarak ve yaşamı her gün yeniden kurarak var oldu. Bu ikinci tarih büyük ölçüde kadınların omuzlarında taşındı. Ama erkek egemen tarih yazımı, yaşamı sürdüren bu emeği tarihin merkezine koymadı. Böylece insanlığın hikâyesi daha baştan eksik anlatıldı.
Bu Yazı Dizisinin de Eksik Yarısı
Bu nedenle bu 30 bölümlük yazı dizisi de kendi kendisine şu soruyu sormalıdır. Kadını merkeze aldığını söylerken bile, kadının kendi sesini ne kadar duyabildi? Kadını teorinin konusu yaptı; peki kadını bilginin öznesi olarak ne kadar konuşturdu? Kadın özgürlüğünü savundu; peki kadınların gündelik yaşam deneyimlerini, duygularını, beden hafızasını, ev içi emeğini, bakım yükünü, korkularını, isyanlarını ve kendi kelimelerini yeterince taşıyabildi mi?
Belki de bu dizinin de yarısı buradadır.
Çünkü erkek bir kalem kadın özgürlüğünden söz ettiğinde bile risk vardır. Kadının adına konuşma riski. Kadını teorik bir kavrama dönüştürme riski. Kadın deneyimini büyük paradigmanın içinde eritme riski. Kadının gündelik acısını, soyut uygarlık eleştirisinin içinde görünmezleştirme riski. Bu yüzden bu dizi, kadın meselesini merkeze almakla yetinmemeli; kendi sınırını da kabul etmelidir.
Kadın özgürlüğünü gerçekten ciddiye almak, erkeklerin kadınlar adına nihai söz söylemesi değil; kadınların kendi deneyimlerini, kendi bilgilerini, kendi öfkelerini, kendi kavramlarını ve kendi tarihlerini kurmasına alan açmaktır. Erkek yazarın görevi burada kadınların yerine konuşmak değil; erkek egemen tarihin sahte evrenselliğini teşhir etmek, kendi konumunu sorgulamak ve kadınların bastırılmış bilgisinin önünü açmaktır.
Sonuç: Eksik Yarımı Tamamlamak
İnsanlık tarihi erkeklerin yazdığı gibi tamamlanmış bir hikaye değildir. O hikayenin yarısı bastırılmıştır. Erkek deneyiminin evrensel doğru ilan edildiği her yerde bilgi eksik, tarih eksik, siyaset eksik, ahlak eksik, özgürlük eksiktir.
Bu yüzden bu diziye eklenmesi gereken kavram yalnızca “kadın özgürlüğü” değildir. Daha keskin ifade şudur:
Erkek deneyiminin evrensel doğru ilan edilmesi, insanlık hikayesini yarım bırakmıştır.
Bu yarımı tamamlamak, kadınları mevcut tarihe eklemekle olmaz. Tarihi, bilimi, toplumu, emeği, devleti, aileyi, doğayı ve özgürlüğü kadınların bastırılmış yaşam deneyimleriyle yeniden okumak gerekir. Ancak o zaman insanlık kendi hikayesini biraz daha bütünlüklü anlatmaya başlayabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.