Hayatta Kalmak İçin Evrimleşen Bir Zihinle Evreni Anlamaya Çalışmak

 

Karanlık Evren, Evrimleşmiş Zihin ve Demokratik Toplum

Hayatta Kalmak İçin Evrimleşen Bir Zihinle Evreni Anlamaya Çalışmak

İnsan zihni evreni bütünüyle anlamak amacıyla ortaya çıkmadı. Milyonlarca yıllık evrim boyunca atalarımızın temel sorunu galaksilerin nasıl oluştuğunu, uzayın neden genişlediğini veya görünmeyen maddenin evreni nasıl etkilediğini çözmek değildi. Yaşam alanını tanımak, besin bulmak, yırtıcılardan korunmak, çocukları yaşatmak, mevsimleri izlemek ve topluluk içinde güvenilir ilişkiler kurmak zorundaydılar. Beyin, bu somut ihtiyaçlar içinde biçimlendi.

İnsan soyu uzun zaman boyunca ormanlarda, savanlarda, mağara çevrelerinde, nehir kıyılarında ve küçük topluluklar halinde yaşadı. Bir hareketin tehlike olup olmadığını hızla ayırt etmek, yüz ifadelerini okumak, çevredeki izleri takip etmek ve grup içindeki ilişkileri kavramak hayatta kalmak bakımından büyük önem taşıyordu. Bu nedenle insan zihni gerçekliğin eksiksiz bir haritasını çıkarmak yerine, yaşamı sürdürmeye yetecek kadar bilgi üretmeye yöneldi.

Gözlerimiz evrendeki bütün ışımaları görmez. Kulaklarımız bütün titreşimleri duymaz. Zamanı ve mekanı günlük yaşam ölçeklerinde algılarız. Bir taşın düşmesini kolayca kavrarız; ancak uzayın genişlemesini, zamanın farklı koşullarda farklı akmasını veya görünmeyen bir maddenin galaksileri etkilemesini sezgisel olarak anlamakta zorlanırız. Çünkü evren insan sezgilerine göre kurulmadı.

Karanlık madde ve karanlık enerji araştırmaları tam da bu sınırı gösteriyor. Gökyüzüne baktığımızda yıldızları, galaksileri ve ışık veren yapıları görüyoruz. Fakat çağdaş kozmoloji, doğrudan görebildiğimiz maddenin evrenin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturduğunu söylüyor. Evrenin büyük kısmını oluşturan yapıların ne olduğunu henüz kesin olarak bilmiyoruz. Onları doğrudan görmüyor, gözlenen etkilerinden hareketle varlıklarını anlamaya çalışıyoruz.

Bu durum insan aklının başarısızlığı değildir. Tersine, kendi biyolojik sınırlarını aşmaya başlayan bir zihnin başarısıdır.

Bilim, Zihnin Kendi Sınırlarına Karşı Geliştirdiği Bir Öz Eleştiridir

İnsan duyuları bize gerçekliğin tamamını değil, hayatta kalmamız için gerekli olan bölümünü sunar. Beyin karmaşık dünyayı sadeleştirir, örüntüler oluşturur ve eksik bilgileri hızla tamamlar. Çalılığın arkasındaki hareketi önce tehlike olarak değerlendirmek, uzun süre düşünmekten daha güvenli olabilir. Evrim açısından kullanışlı olan bu eğilim, hakikati anlamak bakımından her zaman güvenilir değildir.

İnsan, kendisini algının merkezinde yaşadığı için evrenin de bir merkezi bulunması gerektiğini düşünür. Doğada amaç arar, çünkü kendi davranışlarını niyetlerle açıklar. Görmediği şeyi yok saymaya, anlamadığı olguyu anlamsız bulmaya eğilimlidir. Kendi yaşam ölçeğini gerçekliğin ölçüsü sanır.

Bilim bu eğilimleri denetleme çabasıdır. Teleskop gözün göremediğini, dedektör bedenin hissedemediğini, matematik ise sezginin kavrayamadığını görünür hale getirir. Bilim, insan zihnini doğanın dışına çıkarmaz; zihnin sınırlılıklarını araçlar, ortak çalışma ve birikimli bilgi yoluyla genişletir. Bu nedenle bilim yalnızca bilgi üretme faaliyeti değildir. İnsan zihninin kendi yanılgılarıyla mücadele etmesidir.

Karanlık evren karşısında bilim, bilmediği yere hazır bir cevap yerleştirmez. “Henüz bilmiyoruz” diyerek araştırmayı sürdürür. Bu söz zayıflık değil, düşünsel dürüstlüktür. Bilinmeyeni gizlemeyen bir bilgi anlayışı, bildiğini sanan kapalı sistemlerden daha güçlüdür.

Burada karanlık evrenin insan düşüncesine sunduğu en önemli ders ortaya çıkar: Gerçeklik, onu açıklamak için geliştirdiğimiz kavramlardan her zaman daha büyüktür.

Yorumlar

Popüler Yayınlar