Doğanın Çeşitliliği Topluma Referans Olabilir mi?
Doğanın Çeşitliliği Topluma Referans Olabilir mi?
Doğayı Kopyalamak Değil, Ondan Öğrenmek
Doğa tek tip değildir. Bir orman yalnızca ağaçlardan, bir toprak yalnızca minerallerden, bir canlı yalnızca kendi organlarından oluşmaz. Bitkiler, hayvanlar, mantarlar, bakteriler, su, hava ve toprak sürekli ilişki içindedir. Yaşam, birbirinin aynısı olan parçaların yan yana dizilmesiyle değil, farklı varlıkların karşılıklı etkisiyle sürer. Bir sistemin dayanıklılığı çoğu zaman bütün parçalarının güçlü olmasından değil, farklı koşullara farklı cevaplar verebilmesinden kaynaklanır.
Buradan hareketle şu soru sorulabilir: İnsan, doğadaki çeşitliliği ve karmaşık ilişkileri dikkate alarak sosyal yaşamı kurmak için yeni bir referans geliştirebilir mi?
Cevap evettir; fakat önemli bir kayıtla: Doğa topluma doğrudan uygulanacak hazır bir anayasa sunmaz. Doğada dayanışma kadar rekabet, ortak yaşam kadar avlanma, üretim kadar yıkım da vardır. Doğada gerçekleşen her olay ahlaki açıdan doğru değildir. İnsan toplumu bilinç, kültür, ahlak ve siyasal karar üretir. Bu nedenle doğayı taklit etmek yerine, yaşamın nasıl dayanıklı kaldığını anlamak ve bu bilgiyi özgürlükçü kurumlara dönüştürmek gerekir.
Yaşam Neden Çeşitlilik Üretir?
Evrim tek ve kusursuz bir canlı biçimi yaratmaz. Sürekli farklılık üretir. Aynı türün bireyleri bile genetik olarak birbirinin tam kopyası değildir. Çünkü çevre değişir, hastalıklar ortaya çıkar, iklim farklılaşır ve yaşam sürekli yeni koşullarla karşılaşır.
Bir topluluktaki bütün bireyler aynı özelliklere sahipse, yeni bir tehdit hepsini aynı anda etkileyebilir. Farklı özelliklere sahip bireylerin bulunması ise bazı canlıların değişen koşullarda yaşamını sürdürme ihtimalini artırır. Çeşitlilik bu anlamda geleceğe taşınan seçeneklerdir.
İnsan toplumu için de benzer bir ilke düşünülebilir. Bütün insanların aynı biçimde düşündüğü, aynı bilgi kaynağına bağlı olduğu ve kararların tek merkezden verildiği bir toplum ilk bakışta düzenli görünebilir. Fakat merkez yanlış karar verdiğinde, bütün toplum aynı hatanın içine sürüklenebilir. Farklı düşünceler, kültürler, yerel deneyimler ve bağımsız kurumlar ise hataların görülmesini ve yeni çözümlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır.
Çeşitlilik yalnızca farklı görünmek değildir. Bir sorun karşısında farklı cevaplar üretebilme kapasitesidir.
Ormanın Dersi: Birlik Aynılık Değildir
Bir ormanda her canlı aynı işi yapmaz. Derin köklü bitki başka, yüzeyde yaşayan bitki başka kaynağı kullanır. Mantarlar toprağın içindeki besinleri bitki köklerine taşırken böcekler tozlaşmaya, kuşlar tohumların yayılmasına katkıda bulunabilir. Bazı canlılar ölür, diğerleri onların maddelerini yeniden yaşam döngüsüne katar.
Ormanın bütünlüğü, canlıların aynılaşmasına değil, farklı işlevlerin birbirine bağlanmasına dayanır. Birlik burada merkezden verilen tek bir emre uymak anlamına gelmez. Farklı varlıkların birbirinin yaşam koşullarını etkilediği çok yönlü ilişkiler ağıdır.
Toplumsal birlik de böyle düşünülebilir. İnsanların aynı dili, inancı, kimliği ve düşünceyi taşımaları gerekmez. Birlikte yaşayabilmeleri için birbirlerinin varlığını kabul etmeleri, ortak sorunlarda ilişki kurmaları ve karar süreçlerine eşit biçimde katılmaları gerekir. Birlik benzemek değil, farklılıkların birbirini yok etmeden ortak yaşam oluşturabilmesidir.
Karmaşıklık Düzensizlik Değildir
İnsan zihni sade ve tekrarlanan düzenleri kolay algılar. Aynı boydaki ağaçların eşit aralıklarla dizildiği plantasyon düzenli, farklı yaş ve türlerden oluşan doğal orman ise karmaşık görünebilir. Oysa görüntüdeki sadelik dayanıklılık anlamına gelmez.
Tek tip plantasyon belirli koşullarda hızlı büyüyebilir. Fakat aynı hastalık, kuraklık veya zararlı bütün ağaçları aynı anda etkileyebilir. Karma ormanda ise türlerin ve bireylerin tepkileri farklılaşır. Bir kısmı zarar görürken diğerleri yaşamın devamını sağlayabilir.
Toplumda da farklı görüşler, yerel kurumlar ve çok sayıda karar alanı ilk bakışta yavaşlık ve karmaşa yaratabilir. Fakat bu karmaşıklık, toplumun değişen koşullara uyum sağlamasını kolaylaştırabilir. Her kararın aynı merkezden verilmesi hızlı olabilir; fakat tek bir hatayı bütün sisteme yayabilir. Demokratik karmaşıklık, denetimsiz dağınıklık değildir. Farklı merkezlerin ortak ilkeler ve karşılıklı sorumluluk temelinde ilişki kurmasıdır.
Doğada Tek Bir Merkez Yoktur
Bir ekosistemin bütününü yöneten tek bir beyin veya merkezi iktidar bulunmaz. Düzen, çok sayıda canlının yerel ilişkileri ve bu ilişkilerin daha geniş sistemlerle bağlantısı içinde oluşur. Her canlı kendi çevresine tepki verir; fakat aynı zamanda bütün ekosistemin parçasıdır.
Bu durum insan toplumuna doğrudan kopyalanamaz. İnsanların ortak planlama, hukuk, sağlık, ulaşım ve geniş ölçekli koordinasyon kurumlarına ihtiyacı vardır. Fakat doğadaki çok merkezli işleyiş, karar gücünün tek bir merkezde toplanmasının zorunlu olmadığını düşünmemize yardım edebilir.
Mahalle, köy, iş yeri, kadın örgütlenmesi, üretici birliği ve kent meclisi kendi yaşam alanları hakkında karar verebilir. Tek bir yerel birimin çözemediği sorunlar ise daha geniş ortak kurumlarla ele alınabilir. Üst kurumun görevi yerelin yerine geçmek değil, farklı yerel iradeler arasında koordinasyon kurmak olmalıdır.
Doğadan çıkarılabilecek ilke, merkezsiz bir başıboşluk değil; çok merkezli ve birbirine bağlı örgütlenmedir.
Dayanışma Yaşamın Yan Ürünü Değildir
Doğa yalnızca rekabet üzerinden işlemez. Canlılar arasında ortak yaşam, karşılıklı yardımlaşma ve iş birliği de vardır. Bitki ile mantar, çiçek ile tozlaştırıcı, bağırsaklarımız ile mikroorganizmalar arasındaki ilişkiler yaşamın karşılıklı bağımlılık üzerine de kurulduğunu gösterir.
İnsan da uzun evrimsel tarihi boyunca tek başına yaşayan bir canlı olmadı. Çocuk bakımı, besin paylaşımı, bilgi aktarımı, avcılık, savunma ve iyileştirme ortak yaşam içinde gelişti. İnsan beyninin, dilinin ve kültürünün gelişimi bile uzun süreli toplumsal iş birliğinden ayrı düşünülemez.
Bu nedenle rekabeti insan doğasının tek ve değişmez gerçeği gibi sunmak eksiktir. İnsan hem rekabet hem iş birliği kapasitesine sahiptir. Hangi davranışın güçleneceği, kurulan toplumsal kurumlarla yakından ilişkilidir.
Sürekli rekabeti ödüllendiren toplum rekabetçi bireyler üretir. Dayanışmayı, ortak sorumluluğu ve adil paylaşımı destekleyen kurumlar ise iş birliği kapasitesini geliştirebilir.
Farklılık İlişki Kurmazsa Parçalanma Doğabilir
Çeşitlilik tek başına özgür ve dayanıklı toplum yaratmaz. Bir ormanda türlerin yalnızca yan yana bulunması yetmez; su, toprak, besin ve yaşam döngüleri aracılığıyla ilişki kurmaları gerekir.
Toplumda da farklı kimliklerin birbirinden tamamen kopuk yaşaması ortak yaşam oluşturmaz. Her topluluk yalnızca kendi çıkarını, dilini ve tarihini savunur; ortak sorumluluklardan kaçınırsa çeşitlilik parçalanmaya dönüşebilir.
Çeşitliliği sürdürülebilir hale getiren şey demokratik ilişkidir. Farklı toplulukların eşit haklarla ortak kurumlara katılması, birbirlerinin özgürlüğünü tanıması ve ortak kaynaklar konusunda sorumluluk üstlenmesi gerekir.
Demokrasi farklılıkları ortadan kaldırmaz. Onların şiddete ve tahakküme dönüşmeden ilişki kurmasını sağlar.
Doğanın Her Şeyini Örnek Alamayız
Doğa ahlaki bir öğretmen değildir. Güçlü olanın zayıfı yemesi, hastalık, afet ve kitlesel yok oluş da doğanın içindedir. Bunları toplumsal düzen için örnek göstermek, baskıyı ve eşitsizliği doğallaştırmaya yol açabilir.
İnsan toplumunun farkı, neyin doğru ve adil olduğunu tartışabilmesi, içgüdülerini sınırlayabilmesi ve bilinçli kurumlar kurabilmesidir. Özgürlük doğadaki bütün süreçleri tekrar etmek değil, doğanın içinden gelişmiş insan bilincinin yaşamı koruyan seçimler yapabilmesidir.
Doğa bize hazır siyasal cevaplar vermez. Fakat bazı önemli sınırları ve imkanları gösterir: Tek bir kaynağa aşırı bağımlılık kırılganlık üretir. Çeşitlilik değişime karşı seçenek sağlar. Parçaların farklı tepkileri bütün sistemin çökmesini önleyebilir. Yerel uyum ile geniş bağlantı birlikte gereklidir. Yaşam tek yönlü egemenlikten çok karşılıklı bağımlılık içinde sürer. İnsan bu ilkeleri bilinçli, ahlaki ve demokratik kurumlara dönüştürebilir.
Toplumsal Yaşam İçin Yeni Bir Referans
Doğadan esinlenen bir toplumsal anlayış tek dil, tek kimlik, tek merkez, tek üretim biçimi ve tek doğru düşüncesi üzerine kurulamaz. Farklılıkların korunmasını, karar gücünün dağıtılmasını ve yerel yaşamların birbirine demokratik bağlarla bağlanmasını gerektirir.
Böyle bir toplumda çeşitlilik yalnızca hoşgörü konusu değildir. Ortak aklın ve toplumsal dayanıklılığın kaynağıdır. Kadınların, emekçilerin, gençlerin, farklı halkların, inançların ve yerel toplulukların deneyimleri karar alanına taşındığında toplum daha fazla seçeneği görebilir.
Amaç herkesin kendi alanına kapanması değildir. Farklı bilgi ve yaşam biçimlerinin ortak demokratik kurumlarda buluşmasıdır.
Doğanın çeşitliliği bize bir toplumsal sistemin biçimini doğrudan göstermez. Fakat tek tipliliğin neden kırılgan, çok merkezli ve ilişkisel yapıların neden daha uyarlanabilir olduğunu anlamamıza yardım eder.
Sonuç: Doğa Bir Model Değil, Düşünme Kaynağıdır
İnsan doğayı kopyalayarak özgür toplum kuramaz. Çünkü toplum yalnızca biyolojik ilişkilerden değil, tarih, kültür, emek, ahlak ve siyasal iradeden oluşur.
Fakat doğayı bütünüyle dışlayan bir sosyal bilim de insanı anlayamaz. İnsan doğanın içinden gelişmiş, fakat bilinç ve kültür yoluyla yeni bir yaşam düzeyi oluşturmuş toplumsal canlıdır. Doğadan çıkarılabilecek en güçlü sonuç şudur:
Sürdürülebilir yaşam, bütün parçaların aynılaşmasına değil; farklılıklarını koruyarak karşılıklı ilişki kurmasına dayanır.
Toplum için de kalıcı birlik tek tiplilikten doğmaz. Tek tiplilik sessizlik sağlayabilir, fakat yaratıcılığı ve uyum kapasitesini azaltır. Çeşitlilik çatışma yaratabilir, fakat demokratik kurumlarla birleştiğinde öğrenme, yenilenme ve dayanıklılık üretir.
Doğa topluma hazır bir anayasa sunmaz. Ama insanlığa şunu hatırlatır: Yaşam tek bir merkezden, tek bir biçimden ve tek bir cevaptan oluşmaz. Yaşam, farklı olanların birbirini yok etmeden ilişki kurabilme sanatıdır.

Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.