Bölüm - 18 Marx’tan Sonra Açılan Yeni SorularRehberliğinde Öcalan'ı Yeniden Okumak
Bölüm - 18 Marx’tan Sonra Açılan Yeni Sorular
Marx kapitalist toplumun görünen yüzünün altında işleyen ilişkileri açığa çıkardı. Piyasada özgür ve eşit insanlar arasında gerçekleşiyor gibi görünen değişimin arkasında mülkiyet eşitsizliğini, ücretin arkasında artı emeği, karın arkasında sömürüyü, metanın arkasında toplumsal emeği, bireysel servetin arkasında kuşaklar boyunca birikmiş ortak üretimi gösterdi. Kapitalizmi insan doğasının değişmez sonucu olarak değil, belirli tarihsel koşullarda kurulmuş bir toplumsal düzen olarak ele aldı. Böylece kapitalizmin başlangıcı olduğu gibi dönüşme imkanının da bulunduğunu gösteren güçlü bir düşünsel alan açtı.
Marx'tan sonra tarih yeni deneyimler üretti. Kapitalizm küresel ölçekte genişledi, ulus-devlet toplumsal yaşamın en güçlü siyasal kurumlarından biri haline geldi, sömürgecilik yeni ekonomik ve siyasal biçimlere büründü, devlet mülkiyetine dayalı sosyalizm deneyimleri yaşandı, kadın hareketleri erkek egemenliğin tarihsel derinliğini görünür kıldı, ekolojik kriz insan ile doğa arasındaki ilişkinin üretim sorunundan daha geniş bir uygarlık sorunu olduğunu gösterdi. Bilim, teknoloji, iletişim, biyopolitika ve dijital denetim insan yaşamının daha önce görülmemiş alanlarına ulaştı. Bu gelişmeler Marx'ın açtığı alanı daraltmadı. Emek ve sermaye arasındaki ilişkiyi devlet, kadın, doğa, ulus, bilgi ve kültürle birlikte düşünmeyi gerekli hale getirdi.
Öcalan'ın açtığı alan bu genişlemenin önemli düşünsel hatlarından biridir. Kapitalizmi yalnızca birkaç yüzyıllık ekonomik düzen olarak ele almak yerine, devletli uygarlığın, erkek egemenliğin, doğaya hükmetme anlayışının ve bilgi tekellerinin modern çağdaki yoğunlaşmış biçimi içinde değerlendirir. Böylece sınıf sömürüsünün ekonomik anatomisi, daha uzun bir iktidar tarihinin içine yerleşir.
Marx'ın Açtığı Yöntem
Marx'ın düşüncesini canlı tutan yön, bütün dönemler için tamamlanmış cevaplar vermesinden çok toplumsal ilişkilerin görünüş biçimleriyle yetinmeyen yöntemidir. Meta doğal bir nesne gibi görünürken onun arkasındaki toplumsal emeği gösterir. Ücret bütün emeğin karşılığı gibi görünürken gerekli emek ile artı emek arasındaki ayrımı açığa çıkarır. Özel mülkiyet bireyin doğal hakkı gibi sunulurken insanların topraktan ve ortak üretim araçlarından hangi tarihsel süreçlerde koparıldığını araştırır. Piyasa eşit insanların özgür değişim alanı gibi görünürken tarafların maddi koşullarının ne ölçüde eşit olduğunu inceler.
Bu yöntem yeni tarihsel deneyimlere de uygulanabilir. Kadınların ev içindeki bakım emeğinin ekonomi dışında bırakılması, devlet mülkiyetinin toplumun öz yönetimine dönüşmemesi, ulus-devletin sınıfsal farklılıkları ortak kimlik altında birleştirmesi, doğanın bedelsiz kaynak gibi değerlendirilmesi ve teknolojik gelişmenin insanın özgür zamanını büyütmek yerine yeni denetim araçlarına bağlanması aynı yöntemle incelenebilir.
Marx'ı sürdürmek onun kavramlarını tekrar etmekten daha geniş bir faaliyettir. Toplum değiştikçe yeni ilişkileri aynı eleştirel ciddiyetle araştırmak, düşünsel mirası canlı tutar.
Ekonomi Toplumun İçindedir
İnsan yiyecek, barınak, araç, enerji ve yaşam koşulları üretmeden varlığını devam ettiremez. Üretim bu nedenle toplumsal yaşamın temel alanlarından biridir. Bununla birlikte insan yalnızca üretici değildir. Çocuk büyütür, sever, inanır, dil yaratır, kimlik geliştirir, hafıza taşır, doğayla ilişki kurar ve ortak değerler oluşturur. Ekonomik ilişki bütün bu toplumsal alanların içinde gerçekleşir.
Bir işçinin çalışma koşulları ücret düzeyinin yanında aile yapısından, eğitimden, cinsiyetten, yurttaşlık statüsünden, yaşadığı bölgeden ve hukuk düzeninden etkilenir. Sermaye fabrika içinde üretimi yönetirken kültür, teknoloji, tüketim, hukuk ve devlet politikalarıyla birlikte hareket eder. Devlet mülkiyet ilişkilerini düzenlerken yurttaşlığı, eğitimi, askerliği, resmi dili ve toplumsal hafızayı da biçimlendirir.
Öcalan'ın yaklaşımı sınıfsal sömürüyü bu geniş toplumsal ağın içine yerleştirir. Böylece sömürü yalnızca üretilen ekonomik değerin paylaşımı olarak değil, zamanın, bedenin, bilginin, doğanın ve toplumsal karar gücünün denetimi olarak da incelenir. Sınıf önemini korur, fakat sınıf ilişkisi toplumun diğer iktidar alanlarıyla birlikte ele alınır.
Devletin Kendi Gücü
Marx'ın açtığı düşünsel alanda devlet mülkiyet ilişkilerinin dışında duran tarafsız yapı olarak görülmez. Hukuku uygular, mülkiyeti tanır, vergiyi toplar, sözleşmeleri güvenceye alır ve örgütlü güç kullanır. Kapitalist toplumun hukuki eşitliği içinde sermaye sahibi ile yalnızca emek gücüne sahip insan aynı yurttaşlık statüsünde bulunabilir, ancak maddi imkanları ve toplumsal güçleri farklıdır.
Devlet bunun yanında büyük bir kurumsal yapıdır. Bürokrasi, ordu, eğitim sistemi, yargı, arşiv, güvenlik ve maliye kurumları kendi devamlılığını üreten yapılar oluşturur. Farklı sermaye grupları arasında düzenleme yapabilir, işçi mücadelelerinin bazı kazanımlarını hukuk içine alabilir ve belirli dönemlerde sermayenin kısa vadeli taleplerini sınırlayabilir. Bu kurumsal özellikler devletin yalnızca belirli kişilerin emrinde duran pasif araç olarak görülmesini yetersiz bırakır.
Öcalan'ın açtığı alan devlet sorununu toplumdan ayrılmış profesyonel iktidar yapısı üzerinden derinleştirir. Özel mülkiyetin devlet mülkiyetine dönüşmesi, üreticilerin karar gücünü kendiliğinden artırmaz. Kaynakların yönetimi bürokratik merkezde kalıyorsa toplum yine yönetilen konumda bulunabilir.
Özgürleşmenin yönü devlet aygıtının el değiştirmesinden daha geniştir. Toplumun karar, örgütlenme ve öz yönetim kapasitesini geliştirmesi temel hale gelir. Demokratik toplumsal kurumlar güçlendikçe siyasal yaşam yalnızca merkezdeki yönetimden ibaret olmaktan çıkar.
İktidarı Almak ve Toplumu Kurmak
Geçmiş devrimlerin önemli bölümü devlet iktidarının ele geçirilmesini toplumsal dönüşümün belirleyici anı olarak gördü. Mülkiyet ve zor aygıtının egemen sınıflardan alınması büyük tarihsel önem taşıdı. Fakat sonraki deneyimler devletin nötr bir araç gibi davranmadığını da gösterdi. Bürokratik hiyerarşi, merkezileşme, yukarıdan yönetme ve kalıcı yönetici tabakalar yeni siyasal yapılarda yeniden üretilebildi.
Toplum adına karar veren öncü yapı zamanla toplumun yerine geçebildi. Geçici merkezileşme kalıcı kuruma, siyasal disiplin eleştirinin daralmasına, yönetme görevi ayrıcalıklı konuma dönüşebildi. Mülkiyet kamusallaşırken fabrikadaki işçinin, köydeki üreticinin, evdeki kadının ve mahalledeki halkın karar gücü sınırlı kaldığında ekonomik biçim değişirken yöneten ile yönetilen arasındaki ayrım devam etti.
Demokratik toplum arayışı araç ile amaç arasındaki ilişkiyi bu nedenle önemser. Özgürlüğü gelecekte kurulacak düzenin vaadi olarak görmek yerine bugünkü örgütlenme biçimlerinde yaşatmayı amaçlar. Kadınların bağımsız örgütlenmesi, yöneticilerin hesap vermesi, yerel karar mekanizmaları ve eleştirinin açık tutulması yeni toplumun gündelik kuruluşunun parçalarıdır.
Devrim böylece yalnızca iktidarın el değiştirdiği tarihsel an olmaktan çıkar. Toplumun kendi yaşamını yönetme yeteneğini sürekli geliştirdiği uzun bir kuruluş sürecine dönüşür.
Sınıf Mücadelesinin Genişleyen Alanı
Marx sınıf mücadelesinin tarihsel dönüşümlerdeki belirleyici gücünü görünür hale getirdi. Kölelerin, köylülerin ve işçilerin mücadeleleri çalışma haklarının, sosyal kazanımların ve siyasal özgürlüklerin gelişmesinde büyük rol oynadı. Üretim araçlarını denetleyenlerle emekleri üzerinde denetim kurulanlar arasındaki çatışma modern toplumun merkezinde yaşamaya devam ediyor.
Toplumun tarihi aynı zamanda sınıf ilişkisinin dışında kalan veya ona tamamen indirgenemeyen ortak yaşam biçimlerini de içerir. Köylerin ortak kullanım gelenekleri, kadınların bakım ve dayanışma ağları, halkların kültürel direnci, yerel toplulukların öz yönetim deneyimleri, göçebe yaşam biçimleri ve toplumsal ahlak uzun tarih boyunca çeşitli biçimlerde varlığını korudu.
Öcalan'ın yaklaşımında komünal değerlerin devletli ve sınıflı toplumun içinde yaşamaya devam etmesi önemli bir yer tutar. Toplumsal yaşam bütünüyle devletin ve sınıfın ilişkilerine dönüşmez. Dayanışma, ortaklaşma, hediyeleşme, bakım ve kolektif hafıza toplumun kendi varlığını koruyan alanları olarak sürer.
Bu bakış sınıf mücadelesinin alanını küçültmek yerine genişletir. İnsanların yalnızca ekonomik pay için değil, kendi dilleri, kültürleri, bedenleri, doğaları ve karar hakları için yürüttüğü mücadeleleri de toplumsal özgürleşmenin parçaları haline getirir.
Kadın Özgürlüğü Merkezde
Kadın üzerindeki tahakküm kapitalizmden çok daha eski tarihsel köklere sahiptir. Soy, aile, miras, din, savaş ve devlet ilişkileri kadın bedeninin, emeğinin ve doğurganlığının denetlenmesinde uzun süre etkili oldu. Kapitalizm bu mirası kendi üretim düzenine uyarladı ve kadın emeğini ücretli üretim ile ücretsiz bakım arasında yeniden örgütledi.
İşçinin her gün yeniden çalışabilir hale gelmesi, çocukların yetiştirilmesi, yaşlıların ve hastaların bakılması, yiyeceğin hazırlanması ve gündelik yaşamın kurulması büyük bir emek alanıdır. Bu emeğin önemli bölümü kadınların üzerinde kaldı. Ekonomik hesap piyasada fiyatı bulunan üretimi merkeze aldıkça bakım emeği görünmezleşti.
Kadın sorunu bununla da sınırlı kalmaz. Beden, cinsellik, doğurganlık, evlilik, hareket özgürlüğü ve toplumsal söz hakkı tarih boyunca iktidar ilişkilerinin doğrudan alanı oldu. Kadının toplumsal konumu sınıf, devlet ve aile kurumlarının kesiştiği merkezlerden birini oluşturdu.
Öcalan'ın yaklaşımında kadın özgürlüğünün düzeyi toplumsal özgürlüğün temel ölçülerinden biri olarak değerlendirilir. Bu bakış sınıf çözümlemesini zayıflatmak yerine sömürünün ailede, bakım emeğinde ve beden üzerinde gelişen biçimlerini de görünür hale getirir.
Sınıfsal olarak sömürülen erkek aile içinde ayrıcalıklı konum taşıyabilir. İş yerinde yönetilen kişi ev içinde yönetici rolünü üstlenebilir. Bu ilişki sınıfsal ezilmişliğin insanı diğer hiyerarşilerden kendiliğinden özgürleştirmediğini gösterir. Özgürlük mücadelelerinin birbiriyle bağlantısı da bu düzlemde önem kazanır.
Ekoloji Üretimin Merkezindedir
Kapitalist ekonomi doğayı üretimin dışında duran bedelsiz alan gibi değerlendirebilir. Orman, toprak, su, maden, enerji ve canlı çeşitliliği üretim girdisine dönüştürülür. Şirket ekonomik maliyetini hesaplarken nehrin kirlenmesinin, toprağın zayıflamasının, sağlığın bozulmasının ve gelecek kuşakların kaybının tüm bedelini fiyatın içine almaz.
Marx insan ile doğa arasındaki madde alışverişinin kapitalist üretim tarafından bozulmasına dikkat çekerek güçlü bir başlangıç noktası oluşturdu. Sermayenin sürekli genişleme eğilimi sınırlı gezegenin yenilenme kapasitesiyle karşılaştığında çağımızın büyük ekolojik gerilimlerinden biri oluşur.
Öcalan bu eleştiriyi daha uzun bir uygarlık tarihiyle birleştirir. Doğayı kontrol edilecek, fethedilecek ve insanın kullanımına sunulacak nesne olarak görme anlayışının kapitalizmden önce de geliştiğini vurgular. Kapitalizm bu zihniyeti sanayi, piyasa, bilimsel teknik ve küresel sermaye aracılığıyla olağanüstü ölçekte büyüttü.
Ekolojik mücadele böylece üretim düzeninin dışındaki çevre başlığı olmaktan çıkar. Üretimin amacı, miktarı, yöntemi ve karar süreçleriyle doğrudan ilgili hale gelir. Toplumun hangi ihtiyaçları için ne kadar üretim yapılacağı ve ekolojik sınırların nasıl korunacağı ekonomik demokrasinin temel alanıdır.
Mülkiyetin Yanında Üretimin Amacı
Üretim araçlarının kime ait olduğu sınıfsal ilişkilerin anlaşılmasında merkezi öneme sahiptir. Ekolojik kriz bu soruyu üretimin amacıyla birleştirir.
Bir maden özel şirket yerine devlete ait olabilir. Yerel toplum karar süreçlerinde yer almıyor, ekosistem tahrip ediliyor ve üretim sınırsız büyüme hedefiyle yürütülüyorsa mülkiyet biçimindeki değişim yaşamla kurulan ilişkiyi tamamıyla dönüştürmez.
Toplumsal mülkiyet toplumun gerçek karar hakkıyla birleştiğinde farklı bir anlam kazanır. Emekçiler, yerel topluluklar ve doğrudan etkilenen insanlar üretimin amacı, teknolojisi, ölçeği ve paylaşımı konusunda söz sahibi hale gelir.
Özgür toplum üretimi sermaye birikimine değil yaşamın gerçek ihtiyaçlarına bağlar. Sağlıklı, güvenli, kültürel olarak zengin ve özgür bir yaşam ile sınırsız tüketim aynı hedef değildir. Ekonominin ölçüsü yalnızca büyüme miktarı yerine yaşamın niteliğine doğru genişler.
Uygarlığı Yeniden Düşünmek
Marx'ın temel çözümleme alanı kapitalist üretim biçimiydi. Öcalan kapitalizmi tapınak, devlet, ordu, vergi, erkek egemen aile, bilgi tekeli ve merkezi yönetim gibi çok daha eski kurumların tarihsel devamlılığı içinde ele alır.
Kapitalizm bu kurumları yaratmadı. Onları modern piyasa, sanayi, finans, ulus-devlet ve teknoloji aracılığıyla yeni biçimlerde örgütledi. Kapitalizmin özgünlüğü de bu uzun tarih içinde belirginleşir. Emek gücünü geniş ölçekte metalaştırdı, sermaye birikimini toplumun temel hareketlerinden biri haline getirdi ve dünyayı küresel bir pazar ağına bağladı.
Uygarlık tartışması insanlığın yazı, bilim, sanat, kent ve teknoloji alanındaki kazanımlarını değersizleştirme amacı taşımaz. Bu yaratıcı birikimlerin merkezi iktidar ve sınıfsal tahakkümle nasıl iç içe geçtiğini araştırır. İnsanlığın üretici başarılarını bu tahakküm biçimlerinden ayıracak toplumsal kurumların geliştirilmesini hedefler.
Yazı, bilim, kent ve teknoloji toplumun ortak birikimidir. Bu birikimlerin demokratik, ekolojik ve özgürlükçü biçimlerde yeniden örgütlenmesi uygarlık tartışmasının kurucu yönünü oluşturur.
Kapitalist Modernitenin Üç Ayağı
Kapitalist modernite kavramı modern dünyayı yalnızca piyasa ekonomisi üzerinden okumayı genişletir. Kapitalizm ekonomik alanda sermaye birikimini örgütlerken ulus-devlet siyasal ve kültürel alanı merkezileştirir. Endüstriyalizm ise insanı ve doğayı sürekli üretim kapasitesine göre düzenleyen geniş bir teknik ve zihinsel sistem oluşturur.
Bu üç alan birbirini güçlendirir. Sermaye geniş pazar, mülkiyet güvenliği ve disipline edilmiş iş gücü ister. Ulus-devlet nüfusu vergi, eğitim, askerlik, hukuk ve resmi kimlik aracılığıyla düzenler. Endüstriyalizm doğanın ve insan emeğinin çok büyük ölçeklerde üretime sokulmasını sağlar.
Bu çerçeve sınıf çözümlemesini dağıtmaz. Sermayenin devlet, ulus, teknoloji ve doğayla kurduğu ilişkileri daha geniş bir bütün içinde görünür kılar.
Ulus ve Demokratik Ortaklık
Ulusal kimlik modern dünyanın güçlü siyasal gerçekliklerinden biridir. Ezilen halklar açısından dilini, kültürünü ve varlığını koruma mücadelesinin taşıyıcısı olabilir. Devletle özdeşleşen ulus anlayışı ise farklılıkları ortak bir resmi kimlik altında birleştirme eğilimi taşır.
Ulus-devlet sınıfsal farklılıkları ortak milli kimlik söylemi içinde geri plana itebilir. Sermaye sahibi ile işçi aynı ulusun yurttaşları olarak temsil edilirken ekonomik güç farkı görünmezleşebilir. Sermaye çıkarı milli çıkar olarak sunulabilir ve sınıfsal talepler ulusal birlik adına ertelenebilir.
Öcalan'ın demokratik ulus düşüncesi ulusu zorunlu olarak tek devlet, tek kimlik ve tek kültür üzerinden tanımlamak yerine farklı toplulukların kendi kimlikleriyle demokratik ortaklık kurmasına yönelir. Böylece sınıfsal dayanışma ile kültürel özgürlük birbirinin rakibi olmaktan çıkar.
Zihniyet Maddi Gücün Parçasıdır
Marx egemen sınıfın düşüncelerinin belirli dönemlerde egemen düşünceler haline gelebildiğini gösterdi. Meta fetişizmi çözümlemesi insanların kendi kurdukları ekonomik ilişkileri doğal güçler gibi algılamasının nasıl mümkün olduğunu açıkladı.
Öcalan bu alanı tapınaktan modern medyaya uzanan daha geniş bir zihniyet tarihi içinde ele alır. Mitoloji, din, okul, milliyetçilik, bilim ve medya yalnızca maddi düzenin pasif yansımaları olarak görülmez. Toplumun kendisini, kadını, doğayı, devleti ve özgürlüğü nasıl anlayacağını etkileyen güç alanları olarak değerlendirilir.
Bir düzenin kalıcılığı yalnızca baskı kapasitesiyle açıklanamaz. İnsanlara başka bir yaşam biçiminin mümkün görünmemesi de iktidarın önemli kaynaklarından biridir. Rekabet insan doğasının değişmez özelliği, merkezi devlet toplumsal düzenin tek biçimi, ekonomik büyüme ilerlemenin tek ölçüsü olarak kabul edildiğinde tarihsel kurumlar doğal gerçeklik görüntüsü kazanır.
Toplumsal dönüşüm bu nedenle maddi kurumlarla birlikte zihinsel kalıpları da değiştirir. Mülkiyet ilişkileri, eğitim, aile, kültür, dil ve örgütlenme aynı özgürlük yönünde yeniden biçimlenir.
Doğrusal Tarih Yerine Açık Tarih
Modern düşüncenin güçlü kabullerinden biri tarihin zorunlu aşamalar halinde ilerlediği fikridir. İlkel toplumdan köleliğe, feodalizmden kapitalizme ve sosyalizme uzanan tek yönlü çizgi, her aşamayı bir sonraki için zorunlu basamak gibi gösterebilir.
Bu yaklaşım devlet, sınıf ve zor ilişkilerini insanlık gelişiminin gerekli bedelleri haline getirme riski taşır. Öcalan'ın yaklaşımı toplumsal gelişmenin farklı tarihsel imkanlar taşıdığını vurgular. Komünal değerler devlet ve sınıf ortaya çıktıktan sonra da yaşamaya devam eder. Toplumlar farklı dönemlerde iktidarı yoğunlaştıran veya sınırlandıran kurumlar geliştirebilir.
Doğa bilimlerindeki gelişmeler de tek yönlü ilerleme fikrinden daha karmaşık süreçler gösterir. Evrim önceden belirlenmiş hedefe doğru ilerlemez. Çeşitlenme, çevre, tarihsel koşullar, rastlantılar ve karşılıklı ilişkiler içinde gelişir. İnsan toplumu bilinç, kültür ve siyasal irade taşıdığı için bu açık uçluluk daha da geniştir.
Toplumsal krizler bu nedenle farklı yönlere açılan tarihsel eşiklerdir. Daha demokratik ilişkiler de daha merkezi ve baskıcı düzenler de aynı kriz ortamlarında gelişebilir. Özgürlük önceden garanti edilmiş gelecek olmaktan çıkar ve insanların kurduğu kurumların, bilincin ve örgütlü mücadelenin gerçek imkanına dönüşür.
Sosyalizmin Toplumsal İçeriği
Sosyalizm üretim araçlarının mülkiyetini değiştirmekten daha geniş bir toplumsal yaşam tasarımıdır. Ekonomik kaynakların kamusal veya ortak mülkiyete geçmesi eşitlik için güçlü bir zemin yaratabilir. Toplum karar süreçlerine katıldığında, kadınların bağımsız iradesi güvence altına alındığında, farklı kültürler özgürce yaşadığında ve üretim ekolojik sınırlarla uyumlu hale geldiğinde bu ekonomik dönüşüm toplumsal özgürlükle birleşir.
Çalışma süresinin azaltılması, bakım emeğinin ortaklaştırılması, kadınların ekonomik ve siyasal bağımsızlığı, yerel toplumların karar gücü, bilginin paylaşılması ve ekolojik dengenin korunması özgür toplumun kurucu alanlarıdır.
Demokratik modernite yaklaşımı sosyalizmi bu nedenle yalnızca devlet ekonomisi üzerinden ele almaz. Demokratik toplum, kadın özgürlüğü ve ekolojik yaşamı aynı toplumsal dönüşümün birbirini besleyen boyutları olarak görür.
Öncülük ve Toplumsal Öz Yönetim
Toplumsal mücadele bilgi, örgütlenme ve öncülük gerektirir. Deneyim ve bilinç farklı düzeylerde gelişir. Öncülüğün özgürlükçü niteliği ise toplumun kendi kapasitesini güçlendirmesiyle ölçülür.
Bilgiyi tek merkezde toplayan, kararları yukarıdan veren ve kendisini kalıcı hale getiren yapı zamanla yeni yönetici tabakaya dönüşebilir. Toplum adına hareket eden örgüt toplumun yerine geçtiğinde halk siyasal özne konumundan uzaklaşır.
Özgürlükçü öncülük bilgiyi paylaşır, yetkiyi yayar, yerel iradeyi güçlendirir ve toplumun bağımsız karar kapasitesini geliştirir. Kendi varlığını sürekli büyütmek yerine toplumun kendi kendini yönetmesini kolaylaştırır.
Bu anlayış, örgüt ile toplum arasındaki ilişkiyi emir ve itaat düzeninden ortak öğrenme ve kuruluş ilişkisine doğru dönüştürür.
Marx ile Öcalan Arasında Kurulan Köprü
Marx ile Öcalan arasındaki düşünsel ilişki iki düşünürü birbirinin aynısı haline getirme çabası değildir. Farklı tarihsel dönemlerden, farklı siyasal deneyimlerden ve farklı kavramsal alanlardan hareket ederler.
Marx'ın büyük keşiflerinden biri insanların kendi emekleriyle yarattıkları ekonomik ilişkilerin onların karşısına bağımsız güçler gibi çıkmasıdır. Sermaye para yığını olmaktan çok canlı emek üzerinde egemenlik kuran toplumsal ilişki haline gelir.
Öcalan'ın açtığı alan aynı mantığı daha geniş uygarlık ilişkilerine taşır. İnsanların yarattığı devlet, erkek egemenlik, ulus, kutsallık ve bilgi kurumları da onların karşısına doğal ve vazgeçilmez güçler gibi çıkabilir. Toplum kendi ürettiği kurumların yönetilen nesnesine dönüşebilir.
Marx sermayenin fetişini çözer. Öcalan'ın yaklaşımı devletin, ulus-devletin, erkek egemenliğin ve uygarlığın doğallaştırılmış biçimlerini tartışmaya açar. Her iki düşünce hattını birbirine bağlayan yön, insanın kendi yarattığı toplumsal ilişkiler üzerinde yeniden söz sahibi olmasıdır.
Sınıfı Görünür Tutarak Uygarlığı Düşünmek
Devlet, kadın, ekoloji, kültür ve zihniyet sorunlarına yönelmek kapitalist sınıf ilişkilerini geri plana itmeyi gerektirmez. Üretim araçları, mülkiyet, ücretli emek, borç, finans ve sermaye birikimi maddi toplumsal ilişkilerdir. Bunların dönüşümü özgürlük arayışının temel parçalarından biridir.
Aynı biçimde sınıfı bütün toplumsal sorunların tek açıklaması haline getirmek erkek egemenliğin, devlet merkezileşmesinin, ulusal baskının ve ekolojik yıkımın kendi tarihsel yapılarını yeterince açıklamaz.
Bütünlüklü düşünce bu alanların her birini kendi özgünlüğü içinde görür ve aralarındaki bağları kurar. Kapitalist sömürü, erkek egemen aile, merkezi devlet, ulusçu tekleştirme ve ekolojik tahakküm farklı alanlarda gelişir, fakat birbirini güçlendirebilir.
Sınıf çözümlemesi bu geniş ilişki ağının içinde daha güçlü hale gelir.
Özgürlüğün Geniş Anlamı
Ekonomik eşitlik özgürlüğün güçlü temelidir. Açlık, yoksulluk ve güvencesizlik insanın yaşam imkanlarını daraltır. Özgürlük ise maddi bölüşümün yanında insanın kendi bedeni, emeği, zamanı, dili, kültürü ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmasını da içerir.
Bir toplum gelir eşitliğini artırabilir ve bütün kararları merkezi yönetimde toplayabilir. Üretim araçları kamusal olabilir ve kadınların gündelik yaşam üzerindeki söz hakkı sınırlı kalabilir. Büyük ekonomik ilerleme sağlanabilir ve doğanın yaşam kapasitesi hızla tüketilebilir.
Özgür toplum ekonomik eşitliği demokratik katılım, kadın özgürlüğü, kültürel çoğulluk ve ekolojik yaşamla birlikte kurar. Bu alanlar birbirine eklenen ayrı başlıklar değil, aynı toplumsal yaşamın farklı boyutlarıdır.
Toplumun Bastırılmış Gücü
Devlet ve sermaye büyük güçlere sahiptir. Para, teknoloji, ordu, bürokrasi ve bilgi kurumları üzerinden toplum üzerinde etkili olurlar. Bütün bu yapıların maddi temeli yine toplumun emeğine ve iş birliğine dayanır.
Toplumsal güç yalnızca büyük grevlerde, ayaklanmalarda ve seçimlerde görünmez. Gündelik dayanışmada, bakımda, ortak üretimde, dilin korunmasında, kadınların örgütlenmesinde, mahalle ilişkilerinde ve doğanın savunulmasında da sürekli olarak üretilir.
Öcalan'ın doğal toplum vurgusu bu uzun komünal hafızaya dayanır. İnsanlığın ortaklaşma, paylaşım, dayanışma ve toplumsal ahlak kapasitesi devletli ve sınıflı toplum içinde de varlığını devam ettirir.
Özgür toplum bu nedenle tarihten kopuk bir tasarım değildir. İnsanlığın bastırılmış ve parçalanmış ortak yaşam kapasitesinin çağdaş, demokratik ve çoğulcu kurumlarla yeniden güçlendirilmesidir.
Açık Uçlu Sosyal Bilim
Marx'tan sonra açılan soruların yeni bir kapalı dogmaya dönüşmesi eleştirel düşüncenin ruhuyla bağdaşmaz. Devlet, kadın, ekoloji, uygarlık ve zihniyet kavramları da sürekli araştırılmalı, sınanmalı ve yeni bilgilerle geliştirilmelidir.
Öcalan'ın sosyal bilim tartışmalarındaki önemli yönlerden biri de insanlığın büyük sorunlarına cevap verecek açık uçlu bir düşünsel arayışa yaptığı vurgudur. Böyle bir sosyal bilim kanıtı, tarihsel araştırmayı, karşılaştırmayı ve eleştiriyi temel alır. Aynı zamanda kadın hareketlerinden, işçi mücadelelerinden, ekoloji hareketlerinden, halkların deneyimlerinden, antropolojiden, arkeolojiden, evrimsel biyolojiden ve diğer doğa bilimlerinden öğrenmeye açık kalır.
Bilgi birikimli gelişir. Yeni düşünceler önceki teorileri bütünüyle silmek yerine onların güçlü ve sınırlı alanlarını görünür hale getirir. Marx'ın açtığı alan da bu nedenle tarihsel bir müze değil, yeni araştırmalarla gelişen canlı düşünce alanıdır.
Marx'tan Sonra Marx'la Birlikte Düşünmek
Marx kapitalist sömürünün ekonomik anatomisini görünür hale getirdi. Emek gücünün nasıl metaya dönüştüğünü, artı değerin nasıl üretildiğini, sermayenin neden büyüme baskısı taşıdığını ve insanların kendi yarattıkları ekonomik güçlere nasıl yabancılaştığını gösterdi.
Öcalan'ın açtığı alan bu çözümlemeyi devletli uygarlığın uzun tarihi, kadın üzerindeki tahakküm, doğanın nesneleştirilmesi, ulus-devletin merkezileşmesi, bilgi tekelleri ve komünal toplumsal değerlerle buluşturur.
Bu düşünsel birliktelik sınıf mücadelesini daha geniş bir özgürlük anlayışına taşır. Kapitalist sömürü emek ile sermaye ilişkisinde görünür hale gelir. Kadın özgürlüğü yaşamın yeniden üretildiği bütün alanları özgürleştirir. Demokratik öz yönetim karar gücünü topluma yayar. Ekolojik yaşam üretimin sınırlarını yaşamın sınırlarıyla uyumlu hale getirir. Bilginin demokratikleşmesi insanları kendi dünyalarını anlayan ve biçimlendiren özneler haline getirir.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.