Bölüm - 11 Erkeklik Nasıl Kuruldu?
Bölüm 11 -
Erkeklik Nasıl Kuruldu?
Erkeklik çoğu zaman biyolojik cinsiyetin doğal devamı gibi anlatılır. Güçlü olmak, savaşmak, rekabet etmek, ailesini geçindirmek, duygularını saklamak ve yönetmek erkek bedeninin doğal özellikleriymiş gibi sunulur. Böyle bir anlatı tarihsel olarak kurulmuş davranış biçimlerini biyolojinin değişmez sonucu haline getirir. Beden ile toplum birbirine karışır. Erkek olarak doğmak ile belirli bir erkeklik düzeninin içine doğmak aynı şeymiş gibi kabul edilir.
İnsan biyolojik özelliklerle dünyaya gelir. Fakat bedenin toplumsal anlamı doğumla tamamlanmaz. Hangi davranışın erkeğe uygun görüleceği, hangi duygunun gösterileceği, hangi mesleğin seçileceği, hangi oyuncağın erkek çocuğa verileceği, hangi rengin, hareketin ve sözün erkeklikle ilişkilendirileceği kültür tarafından biçimlendirilir. Bir çocuk savaşçı, aile reisi, mülk sahibi ya da yönetici olarak doğmaz. Güçlü görünmesi, korkusunu saklaması, yenilgiyi kabullenmemesi, başka erkeklerle yarışması ve kadınlar karşısında üstünlük kurması gerektiğini toplumsal ilişkilerin içinde öğrenir.
Erkeklik bu nedenle doğumla tamamlanan bir kimlikten çok, uzun bir toplumsal eğitim sürecidir.
Erkeklik Tek Bir Biçimde Yaşanmaz
Erkeklik bütün erkeklere aynı hayatı sunmaz. Yoksul bir erkekle sermaye sahibi bir erkek, işçiyle patron, engelli erkekle bedensel gücü yüceltilen erkek, ezilen bir halkın erkeğiyle egemen toplumsal konumdaki erkek aynı imkanlara sahip değildir. Sınıf, etnik kimlik, yaş, eğitim, meslek ve toplumsal konum erkeklik deneyimini farklılaştırır.
Erkek egemen düzen erkeklerle kadınlar arasında bir iktidar ilişkisi kurarken erkeklerin kendi arasında da hiyerarşiler üretir. Bazı erkekler yönetici, bazıları yönetilen, bazıları güçlü, bazıları güçsüz kabul edilir. Egemen erkeklik ölçüsüne yaklaşanlar daha fazla toplumsal itibar kazanırken bu ölçünün dışında kalan erkekler de baskı yaşayabilir.
Bu gerçek erkek egemenliğin kadınlar üzerindeki tarihsel ağırlığını azaltmaz. Erkekliğin toplumsal bir iktidar konumu olması, bütün erkeklerin eşit miktarda iktidara sahip olduğu anlamına gelmez. Bir erkek sınıfsal olarak sömürülebilir, ulusal baskıya maruz kalabilir ve aynı zamanda aile içinde kadın emeğinden yararlanabilir. Erkeklik başka iktidar ilişkileriyle kesişerek biçimlenir.
Erkek Çocuğun Toplumsal Eğitimi
Erkeklik çocuklukta öğretilmeye başlanır. Erkek çocuğa ağlamaması, korkusunu göstermemesi, sert görünmesi, kavga karşısında geri çekilmemesi ve kız çocuklarına benzetilen davranışlardan uzak durması söylenir. Oyuncaklardan çizgi filmlere, okuldan mahalleye kadar pek çok alan bu eğitimin parçasına dönüşür. Erkek çocuk araçlarla, yarışla, savaşla ve kahramanlıkla ilişkilendirilirken kız çocuk bakım, güzellik ve ev işleriyle özdeşleştirilebilir.
Bu eğitimin güçlü araçlarından biri utandırmadır. “Erkek gibi davran”, “kız gibi ağlama”, “adam ol” gibi ifadeler çocuğun davranışını denetler. Erkek çocuk zamanla yalnızca nasıl davranması gerektiğini değil, hangi duygularını görünmez kılması gerektiğini de öğrenir.
Öfke erkekliğe uygun kabul edilirken korku, kırılganlık ve çaresizlik bastırılır. Yardım istemek zayıflık olarak görülebilir. Erkek kendi acısını ifade etmek yerine onu öfkeye çevirebilir. Başarısızlık yalnızca bir deneyim olmaktan çıkarak kimliğe yönelik tehdit gibi algılanabilir.
Böylece erkeklik başkaları üzerinde kurulan bir iktidar biçimi olmanın yanında erkeğin kendi bedeni ve duyguları üzerinde uyguladığı bir disipline de dönüşür. Güçlü görünme zorunluluğu insanın kırılganlık, şefkat ve bakım kapasitesini daraltır.
Gücün Erkeklikle Birleşmesi
Erkekliğin tarihsel oluşumunda savaşçılık önemli bir yere sahiptir. Avcılık, topluluğun savunulması, hayvan sürülerinin korunması ve çatışmalar belirli erkek gruplarının fiziksel güç ve örgütlenme kapasitesini artırmış olabilir. Fakat fiziksel güç kendi başına erkek egemenliği yaratmaz. Gücün kalıcı otoriteye, ayrıcalığa ve kurumsal yönetime dönüşmesi belirleyici hale gelir.
Silah kullanan ve örgütlü şiddet kapasitesine sahip erkek grupları zamanla yalnızca topluluğun savunmasını üstlenen gruplar olmaktan çıkabilir. Savaşçılık toplumsal saygınlığın ve karar hakkının kaynağı haline geldiğinde erkeklik ile iktidar arasında kalıcı bir bağ kurulur. Koruyan erkek yöneten erkeğe, yöneten erkek kaynakları denetleyen otoriteye dönüşür.
Öcalan'ın yaklaşımında yaşlı ata, şaman ve güçlü avcı çevresinde gelişen ittifak erkek otoritesinin tarihsel çekirdeği olarak ele alınır. Güçlü avcının etrafında oluşan örgütlenmenin askeri karakter kazanması, kadın ana etrafındaki dayanışma ilişkilerinin erkek merkezli yeni otorite biçimleri tarafından çevrelenmesini sağlar.
Erkeklik böylece yalnızca bedensel güç anlamına gelmez. Gücün örgütlenmesi, meşrulaştırılması ve karar verme hakkına çevrilmesi anlamına gelir.
Savaşçı erkeklik bütün erkekleri aynı biçimde güçlendirmez. Savaş kararlarını verenlerle savaş alanında ölenler çoğu zaman farklı toplumsal konumlardadır. Devletler savaşçı erkekliği yüceltirken özellikle yoksul erkeklerin bedenlerini orduların insan kaynağına dönüştürebilir. Erkeklik bazı erkeklere yönetme yetkisi kazandırırken başka erkeklerden itaat, fedakarlık ve ölüm isteyebilir.
Mülkiyet, Soy ve Erkeklik
Biriktirilebilir servetin gelişmesi erkekliğin tarihindeki önemli eşiklerden biridir. Toprak, hayvan sürüleri, üretim araçları ve artı ürün belirli kişilerin denetiminde yoğunlaştığında servetin kuşaklar arasında aktarılması önem kazandı. Mirasın kime bırakılacağı, çocukların hangi soya ait kabul edileceği ve babalığın nasıl tanımlanacağı toplumsal düzenin merkezine yerleşti.
Mülkiyet erkek soyundan aktarılmaya başladığında erkek yalnızca baba ya da topluluk üyesi olmaktan çıkarak malın ve soyun taşıyıcısına dönüşür. Çocuğun babasının belirlenmesine verilen önem arttıkça kadınların cinselliği ve doğurganlığı daha sıkı biçimde denetlenir. Evlilik, sadakat, bekaret, miras ve meşru çocuk kavramları soyun ve mülkiyetin örgütlenmesinin araçlarına dönüşür.
Arkeogenetik araştırmalar bazı tarihsel topluluklarda erkek soyunun ve erkek akrabalık ağlarının güçlü biçimde örgütlendiğini gösteriyor. Bu bulgular insanlığın bütün tarihini tek bir modele indirmez. Buna karşılık soy, yerleşim ve mülkiyet ilişkilerinin belirli dönem ve toplumlarda erkek hattı çevresinde örgütlenebildiğini ortaya koyar.
Bu tarihsel miras bugün de farklı biçimlerde yaşamaya devam eder. Erkeğin evi geçindirmesi, ekonomik olarak güçlü olması ve ailesinin maddi sorumluluğunu tek başına taşıması erkekliğin ölçüsü haline getirilebilir. İşsizlik bu nedenle bazı erkeklerde yalnızca gelir kaybı değil, toplumsal kimliğin sarsılması biçiminde yaşanır.
Erkeklik giderek sahip olmakla özdeşleşir. Toprak, para, ev, iş ve kadın üzerinde hak iddiası aynı iktidar dilinde birleşebilir. İlişkinin yerini sahiplik aldığında eşitlik de zayıflar.
Kadın Bedeninin Soy Üzerinden Denetimi
Babalığın soy, miras ve otoriteyle birleşmesi tarihsel bir oluşumdur. Erkek soyunun devamlılığının merkezi hale geldiği toplumlarda kadın bedeni yalnızca bireyin kendi bedeni olarak görülmez. Soyun devamını sağlayan ve mirasçı üreten alan olarak değerlendirilir.
Bekaret, sadakat, namus ve meşru çocuk kavramları bu düzen içinde ekonomik ve siyasal anlam kazanır. Kadının cinselliği üzerindeki denetim güçlendikçe erkeğin toplumsal itibarı da kadın akrabalarının davranışlarına bağlanır. Erkek kendi saygınlığını eşinin, kızının ya da kız kardeşinin yaşamı üzerinde kurulan denetimle ölçmeye başlar.
Namus böylece yalnızca bireysel ahlak anlayışı olmaktan çıkarak erkekler arasındaki statü ilişkilerinin parçasına dönüşür. Kadın bedeni erkekler arasındaki itibar yarışının alanı haline gelir.
Bu yapı kadının özgürlüğünü daraltırken erkeği de sürekli denetim kurmak zorunda olan bir otorite kimliğine bağlar.
Ailede Kurulan Erkek Otoritesi
Aile toplumsal rollerin en erken öğrenildiği kurumlardan biridir. Çocuk sevgi, bakım, otorite, iş bölümü ve cinsiyet ilişkileriyle ilk kez burada karşılaşır.
Aile reisliği modeli erkeği karar veren, ekonomik kaynakları yöneten, aileyi temsil eden ve koruyan kişi olarak konumlandırır. Kadın ise bakım, çocuk yetiştirme, ev içi emek ve duygusal yükle özdeşleştirilir. Erkek kamusal dünya ile, kadın ev içi alanla ilişkilendirilir.
Bu iş bölümü biyolojik bir zorunluluk değildir. Tarihsel ve ekonomik süreçlerin ürünüdür. Ücretli çalışmanın erkekle, ücretsiz bakım emeğinin kadınla özdeşleşmesi ekonomik güç ile karar gücünü aynı elde birleştirir.
Öcalan kadın emeğinin, özellikle çocuk doğurma ve çocuk yetiştirme faaliyetinin değersizleştirilmesini erkek egemenliğin temel alanlarından biri olarak değerlendirir. Kadının ekonomik, siyasal ve toplumsal kurumların dışına itilmesi yalnızca kadının konumunu değil toplumun bütün ilişkilerini etkiler.
Ailede eşitlik bu nedenle yalnızca ev işlerinin paylaşılması anlamına gelmez. Karar hakkının, ekonomik kaynakların, bakım emeğinin, zamanın ve söz hakkının birlikte paylaşılması anlamına gelir.
Devlet ve Erkekliğin Kurumsallaşması
Devlet tarih boyunca askerlik, hukuk, mülkiyet, aile ve vatandaşlık üzerinden belirli erkeklik biçimlerini güçlendirmiştir. Makbul erkek asker, vergi veren, ailesini yöneten, gerektiğinde savaşan ve otoriteye bağlı kalan kişi olarak tanımlanabilir.
Bu yapı erkekliğe iki yönlü bir karakter verir. Erkek kadın ve çocuklar karşısında otorite sahibi yapılırken kendisinden daha büyük bir otoriteye itaat etmeyi de öğrenir. Hükmetmek ile itaat etmek aynı erkeklik düzeninin içinde birleşir.
Askerlik birçok toplumda erkekliğe geçiş aşaması gibi görülmüştür. Silah taşımak, fiziksel acıya dayanmak, emre uymak ve duyguları denetlemek erkekliğin göstergeleri haline getirilmiştir. Devlet erkekliği yalnızca kullanan değil, yeniden üreten bir kurum haline gelir.
Hukuk sistemleri de uzun dönemler boyunca erkeği ailenin temsilcisi, mülkün sahibi ve siyasal yurttaş olarak tanımladı. Kadınların mülkiyet, eğitim, oy, çalışma, boşanma ve kendi bedeni hakkında karar verme haklarının sınırlandırılması erkekliği kamusal otoriteyle birleştirdi.
Erkeklik ile devlet arasındaki ilişki bu nedenle yalnızca devlet kurumlarında kaç erkeğin görev yaptığıyla açıklanamaz. Devletin güvenlik, aile, vatandaşlık ve otoriteyi hangi cinsiyet rolleri üzerinden kurduğu belirleyicidir.
Emek Düzeni ve Geçindirici Erkek
Kapitalist toplum erkekliği yeni biçimlerde yeniden üretti. Erkek ücretli emekçi ve ailesini geçindiren kişi olarak tanımlandı. Çalışmak, para kazanmak, meslek sahibi olmak ve ekonomik üretkenlik erkek kimliğinin temel ölçülerinden biri haline geldi.
Bu model erkeklere ekonomik ayrıcalık sağlayabildiği gibi onları piyasanın disiplinine de bağladı. Erkek kendi değerini kazandığı para, meslek, statü ve üretkenlikle ölçmeye başladı. İş kaybı birçok durumda yalnızca ekonomik bir kayıp değil, kimlik kaybı gibi yaşandı.
Erkeğin geçindirici, kadının bakım veren kişi olarak tanımlanması ücretli emek alanındaki eşitsizliği ve ev içindeki ücretsiz kadın emeğini birlikte üretir. İşçi erkek patron karşısında sömürülebilir ve aynı anda aile içinde erkeklik ayrıcalığından yararlanabilir.
Bu nedenle sınıf ilişkileri ile erkeklik ilişkileri birbirinden kopuk değildir. Aynı insan farklı toplumsal ilişkiler içinde hem ezilen hem ayrıcalıklı konumlara sahip olabilir.
Erkekliğin Dili
Erkeklik yalnızca kurumlarla kurulmaz. Dil de erkeklik düzeninin taşıyıcısıdır. Güçlü olmak “adam olmakla”, güvenilirlik “erkek sözüyle”, cesaret “erkekçe davranmakla” anlatıldığında toplumsal değerler erkeklik üzerinden tanımlanır.
Hakaretlerin önemli bölümünün kadın bedeni, annelik ya da kadınsı sayılan davranışlar üzerinden kurulması da aynı kültürel yapının sonucudur. Erkekler arasındaki çatışmada karşıdaki erkeği kadınsı göstermek aşağılamanın araçlarından biri haline gelir.
Bu dil kadınlığı değersizleştirirken erkeklerin davranış alanını da daraltır. Şefkat gösteren, bakım veren, sakin kalan, korkusunu anlatan veya yardım isteyen erkek egemen erkeklik ölçüsünün dışına itilmek istenir.
Dilin değişmesi erkekliğin dönüşümünün önemli parçalarından biridir. Gündelik konuşma, mizah, atasözleri, şarkılar, filmler ve hikayeler toplumsal cinsiyet düzeninin her gün yeniden üretildiği alanlardır.
Şiddet ve Erkeklik
Erkeklerin şiddet davranışlarında daha görünür olması şiddetin erkek bedeninin kaçınılmaz sonucu olduğu anlamına gelmez. Biyolojik özellikler davranış üzerinde etkili olabilir. Şiddetin hangi koşullarda kabul edildiği, kime yöneltildiği ve erkeklik göstergesi haline gelip gelmediği toplumsal öğrenmeyle biçimlenir.
Bazı erkeklik kültürlerinde şiddet güç göstermenin, saygınlığı korumanın ve kontrolü yeniden kurmanın aracı haline gelir. Kendisini aşağılanmış ya da güçsüz hisseden erkek şiddeti erkeklik statüsünü geri kazanmanın yolu olarak öğrenebilir.
Geleneksel erkeklik normlarına güçlü bağlılık ile saldırgan davranışlar arasında ilişki bulan araştırmalar vardır. Bunun yanında sınıf koşulları, çocukluk deneyimleri, travma, sosyal çevre, alkol kullanımı, cezasızlık ve öğrenilmiş davranışlar da şiddetin oluşumunda rol oynar.
Erkek şiddetiyle mücadele hukuk, eğitim, kültür ve toplumsal ilişkilerin birlikte dönüşmesini gerektirir. Çocukluktan başlayan erkeklik eğitimi, militarizm, aile içi otorite ve kadın üzerinde hak iddiası üreten değerler değiştikçe şiddetin toplumsal zemini de daralır.
Erkekliğin Kadın Üzerinden Kanıtlanması
Erkeklik çoğu zaman başka erkeklerin gözünde kazanılması gereken bir statü haline gelir. Cesaret, ekonomik güç, fiziksel dayanıklılık, cinsel başarı ve kadınlar üzerindeki denetim erkekler arasındaki saygınlık yarışının ölçüsüne dönüşebilir.
Erkeğin çok sayıda cinsel ilişki yaşaması başarı olarak sunulurken kadının cinsel özgürlüğü baskı altına alınabilir. Aynı davranış erkek için statü, kadın için namus meselesi haline getirilebilir.
Kadının giyimi, ilişkileri ve yaşam tarzı da erkeğin toplumsal itibarına bağlanabilir. Erkek kendi saygınlığını korumak adına kadının özgürlük alanını sınırlamaya yönelir.
Bu düzen erkekliği sürekli kanıtlanması gereken bir kimlik haline getirir. Erkek güçlü görünmek, kontrolü elinde tutmak ve çevresine hakim olduğunu göstermek zorunda hisseder. Eşitlik ise bu anlayış içinde yeni bir ilişki biçimi yaratır. Erkekliğin değerini hakimiyetten değil insanlığından alan başka bir yaşam alanı açar.
Erkek Egemenlik Erkeğin Dünyasını da Daraltır
Erkek egemen düzen kadınların emeği, bedeni, sözü ve yaşamı üzerinde tarihsel bir iktidar kurmuştur. Aynı düzen erkekleri de belirli davranış kalıplarına bağlar. Duygularını bastıran, bakım vermeyi değersiz gören, sürekli rekabet eden ve yardım istemeyen erkek insan olmanın geniş imkanlarından uzaklaşır.
Öcalan'ın yaklaşımında kadının düşürülmesi toplumun ve erkeğin de düşürülmesiyle birlikte ele alınır. Kadının köleleştirildiği bir ilişkide erkek de özgür bir ilişki kuramaz. Efendi ile köle arasındaki bağ her iki tarafın insanlığını farklı biçimlerde sınırlar.
Bu iki konum eşit değildir. Erkek egemen düzenin sistematik şiddetini ve sömürüsünü kadınlar taşır. Erkeklerin yaşadığı duygusal daralma ise çoğu zaman sahip oldukları toplumsal ayrıcalıklarla birlikte var olur.
Erkeğin özgürleşmesi kadın üzerindeki ayrıcalıklarının korunmasıyla değil, eşit ilişkinin kurulmasıyla gerçekleşir. Ağlayabilen, bakım verebilen, korkusunu paylaşabilen, dayanışma kurabilen ve karar gücünü paylaşan erkek insanlığından bir şey kaybetmez. İnsanlığının daha geniş bir alanına kavuşur.
Erkeklik Nasıl Yeniden Üretiliyor
Erkek egemen düzen tarihsel olarak erkeklerin belirleyici olduğu kurumlar içinde gelişmiştir. Fakat gündelik hayatta erkeklik rolleri toplumun bütün kurumları tarafından aktarılır. Aile, okul, medya, din, ordu, iş yaşamı, spor ve popüler kültür erkeklik anlayışlarının kuşaktan kuşağa taşındığı alanlardır.
Kadınlar da içinde yaşadıkları kültürel değerleri çocuklarına aktarabilir. Bir annenin oğluna “erkek adam ağlamaz” demesi erkek egemen sistemin kadın tarafından yaratıldığı anlamına gelmez. Bu davranış egemen kültürün insanlar aracılığıyla yeniden üretildiğini gösterir.
Bir toplumsal değer yalnızca zor yoluyla yaşamaz. İnsanların onu doğal kabul etmesi ve sonraki kuşaklara aktarması onu güçlü kılar.
Bu nedenle erkekliğin dönüşümü yalnızca bireysel niyete bırakılamaz. Eğitimden çalışma hayatına, hukuk sisteminden bakım politikalarına kadar bütün toplumsal alanlarda yeni ilişkiler kurulmalıdır.
Erkekliğin Dönüşümü
Erkeklik tarihsel olarak kurulmuş bir kimlik olduğu için dönüşebilir. Erkek yalnızca savaşçı, otoriter, mülk sahibi ve aile reisi olarak yaşamak zorunda değildir. Bakım veren, dayanışan, duygularını ifade eden ve eşit ilişki kuran erkeklik biçimleri de toplumsal olarak kurulabilir.
Ev içi emeğin paylaşılması, kadınların ekonomik ve bedensel bağımsızlığının tanınması, erkekler arasındaki cinsiyetçi dilin dönüşmesi ve karar gücünün paylaşılması bu değişimin gündelik boyutlarıdır.
Çalışma yaşamı erkekliği yalnızca geçindiricilik üzerinden tanımlamadığında, bakım emeği kadınların doğal görevi olmaktan çıktığında ve babalık otorite yerine ilişki ve bakım temelinde kurulduğunda erkeklik de değişir.
Eğitim erkek çocuklara yalnızca rekabeti değil iş birliğini, yalnızca güç göstermeyi değil bakım vermeyi, yalnızca kazanmayı değil duygularını ifade etmeyi öğrettiğinde başka bir erkeklik kültürü oluşur.
Kadınların özgürlük mücadelesi bu dönüşümün en güçlü tarihsel zeminlerinden biridir. Erkek kadınlara özgürlük veren kişi değildir. Kadının özgürlüğü üzerinde söz sahibi olma alışkanlığını bırakarak eşit yaşamın parçası haline gelir.
Öcalan'ın Açtığı Alanda Erkeklik
Öcalan'ın yaklaşımında kadın sorunu toplumun genel iktidar yapısından ayrı ele alınmaz. Kadın üzerindeki tahakküm sınıf, devlet, mülkiyet ve hiyerarşi ilişkilerinin anlaşılmasında merkezi bir yere sahiptir. Kadının özgürlüğü yalnızca kadının toplumsal statüsünün değişmesi anlamına gelmez. Aileyi, erkekliği, iktidarı, ahlakı ve toplumsal yaşamın bütününü yeniden kurmayı gerektirir.
Bu yaklaşım erkekliğin tarihsel oluşumunu da araştırmanın merkezine taşır. Erkeğin güç, mülkiyet, savaş, soy ve devletle kurduğu bağ tarihsel bir süreç içinde değerlendirilir. Kadın üzerindeki denetim erkeklik kimliğinin önemli bileşenlerinden biri haline gelirken bakım, şefkat ve eşit ilişki erkekliğin dışına itilmiştir.
Erkekliğin dönüşmesi kadın özgürlüğünün açtığı toplumsal alanla doğrudan ilişkilidir. Kadının özgürleştiği bir toplumda erkek de eski iktidar kimliğiyle yaşamaya devam edemez. Eşitlik yeni bir erkeklik kültürünü de beraberinde getirir.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.