Bölüm- 27 Hayatta Kalmak İçin Evrimleşen Bir Zihinle Evreni Anlamaya Çalışmak


Bölüm - 27 Hayatta Kalmak İçin Evrimleşen Bir Zihinle Evreni Anlamaya Çalışmak

İnsan zihni evrenin bütün sırlarını çözmek amacıyla ortaya çıkmadı. Milyonlarca yıllık evrim boyunca atalarımızın önceliği galaksilerin nasıl oluştuğunu, uzayın neden genişlediğini veya görünmeyen maddenin galaksileri nasıl bir arada tuttuğunu anlamak yerine yaşam alanını tanımak, besin bulmak, tehlikeyi fark etmek, çocukları yaşatmak, mevsimleri izlemek ve topluluk içinde güvenilir ilişkiler kurmaktı. Beyin bu ihtiyaçların içinde biçimlendi. Hareket eden bir gölgeyi hızla tehlike olarak değerlendirmek, yüz ifadelerinden niyet çıkarmak, iz sürmek ve grup içindeki ilişkileri anlamak hayatta kalma açısından büyük değer taşıdı. İnsan zihni bu nedenle gerçekliğin eksiksiz haritasını doğuştan taşıyan bir yapı olarak değil, yaşamı sürdürmeye yetecek bilgiyi hızlı biçimde işleyen evrimsel bir organ olarak gelişti.

Gözümüz elektromanyetik tayfın çok küçük bir bölümünü görür, kulağımız titreşimlerin sınırlı bir aralığını duyar, zaman ve mesafe sezgimiz gündelik yaşamın ölçeklerinde güçlü çalışır. Bir taşın düşmesini kolayca kavrarız. Milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksilerin hareketini, uzay-zamanın eğriliğini veya doğrudan ışık yaymayan kozmik yapıların etkisini anlamak içinse sezgimizin ötesine geçen araçlara ihtiyaç duyarız. Bilimin büyük önemi de burada başlar. İnsan zihni kendi biyolojik sınırlarının farkına vararak teleskop, mikroskop, dedektör, matematik ve ortak araştırma aracılığıyla doğrudan algılayamadığı gerçekliklere ulaşabilir.

Hayatta Kalma Zihninden Bilimsel Zihne

İnsan beyni karmaşık dünyayı sürekli sadeleştirir. Örüntü arar, eksik bilgiyi tamamlar, hızlı karar verir ve çevreden gelen çok büyük bilgi akışının küçük bir bölümünü bilinçli deneyime taşır. Bu yetenekler evrimsel açıdan büyük avantaj yarattı. Çalılığın arkasındaki hareketi hemen tehlike olarak değerlendirmek, uzun süreli analizden daha güvenli olabiliyordu. Aynı zihinsel eğilim bilimsel araştırmada denetlenmediğinde aceleci nedensellikler, yanlış örüntüler ve insanı gerçekliğin ölçüsü haline getiren açıklamalar üretebilir.

Bilim bu noktada insan zihninin kendi üzerine geliştirdiği güçlü bir öz eleştiri biçimine dönüşür. Teleskop gözün erişemediği uzaklıkları, mikroskop çıplak gözün seçemediği yapıları, dedektör bedenin hissedemediği parçacıkları ve ışımaları, matematik ise sezginin doğrudan kavrayamadığı ilişkileri görünür hale getirir. Bilim insan zihnini doğanın dışına yerleştirmez. İnsan zihninin sınırlarını araçlar, ölçüm, eleştiri ve ortak bilgi yoluyla genişletir.

Bu süreçte en güçlü bilimsel ifadelerden biri de henüz açıklanmamış alanların açık biçimde kabul edilmesidir. Karanlık maddenin fiziksel doğası ve kozmik hızlanmayı açıklayan karanlık enerji bugün çağdaş kozmolojinin en büyük araştırma alanları arasında bulunuyor. Bilim bilinmeyeni boşluk olarak saklamak yerine araştırılacak gerçeklik olarak görünür hale getiriyor. Bilginin gücü de bu açıklık içinde büyüyor.

Görünür Evrenin Ötesi

Gökyüzüne baktığımızda yıldızları, galaksileri ve ışık yayan yapıları görürüz. Çağdaş kozmoloji ise doğrudan gözlediğimiz olağan maddenin evrenin toplam içeriğinin küçük bir bölümünü oluşturduğunu gösteren güçlü bir model kurmuş durumda. Galaksilerin dönüş hızları, galaksi kümelerinin davranışı, kütleçekimsel merceklenme ve kozmik yapıların oluşumu görünmeyen ek bir madde bileşeninin etkisine işaret ediyor. Evrenin hızlanan genişlemesi de karanlık enerji adı verilen başka bir araştırma alanını gündeme getiriyor.

Buradaki düşünsel dönüşüm önemlidir. İnsan gözüne görünmeyen gerçeklik, etkileri üzerinden araştırılabilir hale geliyor. Görmek artık yalnızca çıplak gözle karşılaşmak anlamına gelmiyor. Ölçmek, dolaylı etkiyi izlemek, matematiksel ilişki kurmak ve farklı gözlemleri ortak model içinde değerlendirmek de görmenin bilimsel biçimleri haline geliyor.

İnsan zihni böylece kendi duyusal dünyasının sınırlarını aşmayı öğreniyor. Gerçeklik duyularımıza sığmadığında doğayı küçültmek yerine algı ve düşünce araçlarımızı genişletiyoruz.

Görünür Tarihin Ötesindeki Toplum

Toplumsal düşüncede de görünür kurumlar güçlü bir ağırlık taşır. Devlet, hükümet, ordu, mahkeme, piyasa, şirket, parti ve sınırlar gözle görülebilen, kaydı tutulabilen ve kurumsal biçimi açık olan yapılardır. Bu görünürlük zamanla toplumun kendisini bu kurumlarla özdeş düşünme eğilimi yaratabilir.

İnsanlığın uzun tarihi ise toplumsallığın bu kurumlardan çok daha eski olduğunu gösterir. Homo sapiens yüz binlerce yıl boyunca küçük topluluklar içinde bakım, paylaşım, iş birliği, bilgi aktarımı, ortak üretim ve karşılıklı sorumluluk ilişkileri geliştirdi. İnsan yavrusunun uzun bakım dönemi de birlikte yaşamı türümüzün gelişiminde merkezi hale getirdi. Dil, kültür ve bilgi bireysel beynin tek başına ürettiği yetenekler olarak değil, kuşaklar boyunca süren toplumsal ilişkiler içinde gelişti.

Egemen tarih anlatıları çoğunlukla savaşları, hükümdarları, devletleri ve büyük siyasal kırılmaları merkeze aldı. Gündelik yaşamı ayakta tutan bakım, yerel bilgi, ortak üretim, sözlü kültür, kadınların toplumsal emeği ve dayanışma ağları daha az görünür kaldı. Böylece tarihin görünen yüzü devletlerin hareketi olurken, toplumu her gün yeniden kuran ilişkiler arka planda kaldı.

Toplumu yeniden düşünmek bu görünmezleşmiş alanı tarihsel anlatının merkezine taşımayı gerektiriyor.

Evrimsel Tarihin Ortak Yaşam Hafızası

İnsan evrimi rekabetin yanında iş birliği, bakım, karşılıklılık ve ortak öğrenmeyle şekillendi. İnsan yavrusunun uzun süreli bakıma ihtiyaç duyması yetişkinlerin birbirleriyle yoğun iş birliği kurmasını gerektirdi. Besin paylaşımı, bilgi aktarımı, tehlikeye karşı ortak savunma ve çocukların toplumsallaştırılması küçük toplulukların devamlılığında büyük rol oynadı.

Bu uzun tarih insanı yalnız yaşayan ekonomik birey olarak tanımlayan modern tasvirlerin sınırlarını gösterir. İnsan aynı anda bireysel çıkarları, bağları, dayanışma eğilimleri, çatışmaları ve ortak yaşam ihtiyacı bulunan toplumsal bir canlıdır.

Paylaşma ve dayanışma bu nedenle insan yaşamına sonradan eklenen süsler olarak görülemez. Türümüzün oluşum sürecinde tekrar tekrar işlev kazanmış toplumsal kapasitelerdir.

Bugünün demokratik toplum arayışı da bu uzun hafızayı geçmişe dönme çağrısına çevirmek yerine çağdaş kurumlarla yeniden değerlendirebilir. Modern bilim, teknoloji, bireysel haklar, kadın özgürlüğü ve toplumsal çoğulluk insanlığın eski dayanışma kapasitesiyle yeni biçimlerde buluşabilir.

Demokratik Toplum ve Görünmeyen Toplumsallık

Öcalan'ın demokratik toplum yaklaşımının güçlü yönlerinden biri, toplumu devlet kurumlarının gölgesinden çıkararak tarihsel özne olarak yeniden ele almasıdır. Toplum kendi kültürünü, bilgisini, ahlaki ölçülerini, dayanışma biçimlerini ve ortak yaşam kurumlarını oluşturabilen canlı bir tarihsel yapıdır.

Bu yaklaşımda ekonomi piyasanın tamamına, siyaset devlet kurumlarına, hukuk da toplumsal adaletin bütününe indirgenmez. Mahalle, köy, iş yeri, komün, kadın örgütlenmesi, kültürel topluluk ve yerel dayanışma alanları toplumsal iradenin üretildiği gerçek mekanlar olarak önem kazanır.

Bir afet sırasında insanların birbirine yardım etmesi, mahallenin ortak ihtiyacı için örgütlenmesi, kadınların yaşamı savunan dayanışma ağları kurması, emekçilerin birlikte hareket etmesi veya halkların dillerini kuşaklar boyunca yaşatması toplumun kendi iç kapasitesini görünür hale getirir.

Demokratik toplum bu kapasiteyi romantik bir geçmiş anlatısına çevirmek yerine güncel siyasal ve toplumsal kuruluşun kaynağı olarak ele alır. Toplum kendi bilgisini, kararını ve kurumlarını geliştirdikçe yönetilen nüfus konumundan ortak yaşamın öznesi haline gelir.

Merkez Arayan Zihin

İnsan zihni karmaşık olayları açıklarken merkez, neden ve fail aramaya güçlü biçimde eğilimlidir. Küçük topluluklarda tehlikenin kaynağını hızla belirlemek veya grubun karar vericisini tanımak işlevsel olabiliyordu. Büyük ve karmaşık toplumlarda aynı eğilim bütün düzenin tek merkez tarafından kurulması gerektiği düşüncesini güçlendirebilir.

Oysa karmaşık sistemler çok sayıda ilişkinin birlikte işlemesiyle düzen oluşturabilir. Bir ormanda merkezi yönetici bulunmaz. Bitkiler, mantarlar, bakteriler, hayvanlar, su, toprak ve iklim karşılıklı etkileşim içinde sürekli değişen bir yapı kurar. Rekabet, dayanışma, bağımlılık ve geri besleme bu yaşam ağının farklı biçimleridir.

Bu bilimsel bakış, merkeziyetçiliğin insan zihnindeki sezgisel çekiciliğini yeniden değerlendirmeye imkan verir. Düzen her zaman tek merkezin iradesiyle ortaya çıkmaz. Dağıtık ilişkiler de yüksek örgütlenme kapasitesi yaratabilir.

Demokratik konfederalizm düşüncesi toplumsal alanı da merkezden çevreye uzanan tek piramit yerine birbirine bağlanan çok sayıda karar alanı üzerinden kurar. Mahalleler, köyler, kentler, kadın örgütlenmeleri, ekoloji yapıları, emek örgütleri ve kültürel topluluklar kendi alanlarında karar üretirken ortak sorunlarda daha geniş koordinasyon geliştirebilir.

Böyle bir yapı toplumun kendi siyasal kapasitesini çoğaltır.

Kozmik Merkezden Toplumsal Merkeze

İnsanlık uzun süre Dünya'yı evrenin merkezi, insanı canlılığın zirvesi ve doğayı insan yaşamına hizmet eden çevre olarak düşündü. Astronomi ve evrim kuramı bu merkezciliği köklü biçimde değiştirdi. Dünya yıldızının çevresinde dönen gezegenlerden biri, Güneş milyarlarca yıldızdan biri, insan da yaşamın uzun evrim tarihinin dallarından biri olarak görülmeye başlandı.

Bu bilimsel dönüşüm insanın değerini azaltmadı. İnsanı gerçek kozmik konumuna yerleştirdi.

Toplumsal düşüncede ise merkez fikri farklı biçimlerde yaşamaya devam edebiliyor. Devlet toplumun merkezi, piyasa ekonominin ölçüsü, erkek ailenin yöneticisi ve insan doğanın sahibi olarak konumlandırılabiliyor.

Öcalan'ın kapitalist modernite eleştirisi sermaye, devlet, erkek egemenliği ve endüstriyel doğa kullanımını birbiriyle ilişkili güç alanları olarak ele alır. Toplumun yeniden özneleşmesi bu merkezlerin her birine karşı farklı yaşam alanlarının kendi karar kapasitesini güçlendirmesiyle gelişir.

Demokratik toplum bu açıdan yalnızca yönetim kadrosunun değişmesini hedefleyen siyasal tasarım değildir. Düşünme, karar verme, üretme ve yaşamı örgütleme kapasitesinin topluma yayılmasıdır.

Kadının Görünmeyen Emeği ve Toplumsal Hafıza

İnsan türünün uzun tarihinde bakım, besleme, iyileştirme ve kuşaklar arası bilgi aktarımı yaşamın sürekliliğinde belirleyici rol oynadı. Çocuğun büyütülmesi, yaşlının korunması, besinin hazırlanması, gündelik yaşamın örgütlenmesi ve kültürel hafızanın taşınması toplumsallığın temel faaliyetleri arasında yer aldı.

Erkek egemen ve piyasa merkezli düzenler bu faaliyetlerin önemli bölümünü ekonomik görünürlüğün dışında bıraktı. Ücretli üretim değer hesabının merkezine yerleşirken bakım emeği aile içindeki doğal görev gibi ele alındı. Kadınların yaşamın üreticisi ve yeniden üreticisi olarak taşıdığı büyük tarihsel deneyim böylece görünmezleşti.

Demokratik toplum yaklaşımında kadın özgürlüğünün merkezi konumu bu nedenle temsil sayısından daha geniştir. Kadınların kendi yaşamları, zamanları, bedenleri, bilgileri ve örgütlenmeleri üzerinde söz sahibi olması toplumun demokratik niteliğini değiştirir.

Kadın özgürlüğü toplumsal hafızanın büyük bir bölümünü yeniden görünür hale getirir. Bakımı, toplumsal yeniden üretimi ve yaşamın sürekliliğini ekonomik ve siyasal düşüncenin merkezine taşır.

Ekolojik Hafıza

İnsan doğanın içinde evrimleşti. İklim, su, bitkiler, hayvanlar, toprak ve coğrafya bedenimizi, beslenmemizi, hareketlerimizi ve kültürümüzü şekillendirdi. Kentler ve teknolojik sistemler bu bağı ortadan kaldırmadı. Su, enerji, gıda, hava ve ekolojik döngüler insan yaşamının maddi temelini oluşturmaya devam ediyor.

Kapitalist modernitenin üretim ve tüketim sistemi bu ilişkileri görünmezleştirebilir. Market rafındaki gıda toprağından, elektrik prizi enerji kaynağından, kent suyu nehir ve havzadan kopuk görünebilir. Ekolojik kriz bu görünmeyen bağları yeniden görünür hale getiriyor.

Demokratik toplumun ekolojik yönü insanı doğanın içinde yaşayan toplumsal bir canlı olarak ele alır. Üretimin miktarı kadar doğanın yenilenme kapasitesi, tüketimin kolaylığı kadar ekolojik maliyeti, ekonomik büyüme kadar suyun, toprağın ve canlı çeşitliliğinin durumu önem kazanır.

Ekolojik toplum böylece çevre politikasıyla sınırlı kalmaz. Ekonomi, kent, enerji, tarım ve gündelik yaşamın yeryüzünün maddi sınırlarıyla uyumlu hale gelmesini amaçlar.

Paradigmanın Canlılığı

Bilim tarihi güçlü düşüncelerin kendilerini yeni bilgi karşısında geliştirebildikleri ölçüde canlı kaldığını gösterir. Evren hakkındaki bilgimiz sürekli genişliyor. Yeni teleskoplar, yeni parçacık deneyleri, yeni biyolojik araştırmalar ve yeni arkeolojik bulgular daha önceki açıklamaları yeniden değerlendirmemizi sağlıyor.

Toplumsal düşünce de aynı canlılığa ihtiyaç duyar. Demokratik toplum, doğal toplum, demokratik uygarlık, demokratik ulus ve toplumsal ekoloji gibi kavramlar yeni tarihsel ve bilimsel bilgilerle sürekli yeniden ele alınabilir.

Öcalan'ın düşüncesini canlı tutan güç kavramların tekrar edilmesinden çok onların yeni bilgiyle karşılaştırılmasıdır. Antropoloji, evrimsel biyoloji, kadın çalışmaları, ekoloji, tarih, arkeoloji ve sinirbilimden gelen gelişmeler toplumsal düşüncenin kavramlarını genişletebilir.

Bir paradigma araştırmayı teşvik ettiği ölçüde düşünsel alan açar. Kavramlar yaşamın değişen gerçekliği içinde sınandıkça daha açıklayıcı hale gelir.

Düşünsel Alçakgönüllülük

Evrenin büyük bölümünün fiziksel doğası hala araştırılıyor. İnsanlık buna rağmen güçlü bilimsel bilgiler üretmiş, galaksilerin hareketini hesaplamış, evrenin yaşını belirlemiş, atomun iç yapısını incelemiş ve milyarlarca ışık yılı uzaklıktan gelen ışığı çözümleyebilmiştir.

Bu tablo güçlü bir düşünsel alçakgönüllülük öğretir. Bilmek ile her şeyi bilmek birbirinden ayrılır. İnsan bilgisi sınırlıdır ve genişleyebilir.

Siyaset için de benzer bir düşünsel disiplin değerlidir. Hiçbir parti, örgüt, lider veya sınıf toplumun bütün deneyimini tek başına taşıyamaz. Toplum farklı sınıfların, kadınların, gençlerin, halkların, inançların, mesleklerin ve yaşam deneyimlerinin birlikte oluşturduğu çok katmanlı yapıdır.

Demokratik siyaset bu çeşitliliği karar süreçlerine taşıdığı ölçüde güçlenir. Önderlik toplumsal kapasiteyi kendi çevresinde toplamak yerine insanların düşünme, örgütlenme ve karar verme imkanlarını büyüttüğünde demokratik işlev kazanır.

Toplum birlikte öğrenme yeteneğini geliştirdikçe siyaset de daha canlı hale gelir.

Bilim ve Demokratik Toplumun Ortak Tavrı

Bilimsel araştırma ile demokratik yaşam farklı alanlarda gelişir ve ikisinin ortak bir düşünsel tavrı vardır. Her ikisi de eleştiriye açık süreçlerle güçlenir. Bilim iddialarını kanıt karşısında sınar. Demokratik toplum kararlarını toplumsal deneyim ve katılımla yeniden değerlendirir. Bilim bilgi tekeline karşı ortak araştırmayı büyütür. Demokrasi karar tekeline karşı ortak iradeyi geliştirir.

Bu yaklaşım kesinlikten vazgeçmek anlamına gelmez. Daha sağlam bilgi ve daha güçlü karar için farklı deneyimlerin karşılaştırılması anlamına gelir.

İnsanın kendi yanılma ihtimalini kabul etmesi zayıflık üretmez. Yeni bilgiye alan açar.

Toplumun da kendi kurumlarını değiştirilebilir görmesi siyasal istikrarsızlık üretmek yerine canlılık yaratabilir. Kurumlar toplumun hizmetinde olduğu sürece zamanla gelişebilir, yeni ihtiyaçlara cevap verebilir ve geçmiş hatalardan öğrenebilir.

Evreni ve Toplumu Yeniden Görmek

İnsan zihni hayatta kalmak için evrimleşti ve bugün galaksilerin milyarlarca yıllık tarihini araştırıyor. Gözümüz sınırlı bir ışık aralığını görüyor ve teleskoplarla evrenin çok uzak geçmişine bakabiliyoruz. Beynimiz gündelik mesafeler için gelişti ve matematik aracılığıyla uzay-zamanın yapısını araştırabiliyoruz.

İnsan aklının büyüklüğü doğuştan bütün gerçekliği kavramasında değil, kendi sınırlarını fark ederek onları aşacak ortak araçlar geliştirmesinde bulunur.

Aynı yaklaşım toplumsal tarihe yöneldiğinde görünür iktidar kurumlarının ötesinde çok daha uzun bir ortak yaşam hafızası belirir. Bakım, paylaşım, dayanışma, kültür, yerel bilgi ve birlikte karar alma insanlığın derin tarihinin parçalarıdır.

Demokratik toplum bu tarihsel kapasiteyi çağdaş dünyada yeniden örgütleme arayışıdır. İnsanlara dışarıdan hazırlanmış yaşam kalıbı vermek yerine toplumun kendi bilgisini, iradesini ve örgütlenme yeteneğini güçlendirir.

Karanlık evren araştırmaları görünür olanın gerçekliğin tamamını tüketmediğini gösteriyor. Evrimsel tarih insanın ilişkiler içinde oluştuğunu gösteriyor. Demokratik toplum düşüncesi de toplumsal hayatın devlet, piyasa ve merkezi iktidardan daha geniş bir alan taşıdığını görünür hale getiriyor.

İnsan evreni anlamaya devam ediyor. Aynı zamanda kendi toplumsal tarihini de yeniden keşfediyor.

Bilimin ve demokratik yaşamın ortak gücü burada birleşiyor.

Kendi sınırlarını bilen, yeni bilgiye açık kalan ve birlikte öğrenme kapasitesini sürekli büyüten insan.


Yorumlar

Popüler Yayınlar