Bölüm-3 Bilgi Dogma Değil, Açık Uçlu Arayıştır
Bölüm-3 Bilgi Dogma Değil, Açık Uçlu Arayıştır
Newton’un evreninden kuantumun olasılıklarına: Bilgi değişerek büyür
“Bilim bunu kanıtladı” cümlesi bazen bilimin ruhuna aykırı biçimde kullanılır. Tartışmayı açmak için degil, kapatmak için. Oysa bilimin tarihi son sözlerin tarihi degildir. İnsanlıgın en büyük bilgi sıçramaları, bildigimizden emin oldugumuz yerde degil, açıklayamadıgımız olguların karşısında yeniden düşünmeye başladıgımız yerde ortaya çıktı. Bilim tamamlanmış bir bina degildir. Her yeni gözlemle genişleyen, bazı duvarları yıkılan, bazı temelleri yeniden kurulan büyük bir insanlık faaliyetidir. Bu degişebilirlik bilimi zayıflatmaz. Tam tersine onu dogmadan ayıran en önemli özelliktir. Dogma kendisini sorulardan korur. Bilim en güçlü düşüncesini bile sınamaya açar. Dogma sonucu baştan bilir ve olguları ona uydurmaya çalışır. Bilim, olgu ile kuram çeliştiginde kuramını degiştirmeyi göze alır. En güçlü bilimsel bilgi bile nerede geçerli oldugunu, nerede sınırlarına ulaştıgını ve hangi yeni bulgularla genişletilebilecegini araştırmaya devam eder. Bilimin gücü hiç yanılmamasında degil, yanıldıgında bunu fark edebilecek yöntemlere sahip olmasındadır.
Bilgi Tek Bir Dehanın Ürünü Degildir
Bilim tarihi bize çoğu zaman birkaç büyük isim üzerinden anlatıldı. Kopernik Güneş’i merkeze koydu, Galileo gökyüzünü gözledi, Newton yerçekimini buldu, Einstein zamanı degiştirdi, kuantum fizikçileri atom altı dünyayı keşfetti. Bu anlatı kolaydır ama eksiktir. Hiçbir büyük kuram boşlukta ortaya çıkmadı. Newton, kendisinden önce gelen Kopernik’in, Kepler’in, Galileo’nun, Descartes’ın ve yüzlerce gözlemci ile matematikçinin birikimi üzerinde yükseldi. Einstein, Maxwell’in elektromanyetizma kuramından, Lorentz’in matematiksel çalışmalarından ve dönemin deneylerinden beslendi. Kuantum mekaniği de tek bir kişinin buluşu degildi. Planck, Einstein, Bohr, de Broglie, Heisenberg, Schrödinger, Born ve çok sayıda araştırmacının onlarca yıl süren ortak emeğinin sonucuydu. Üstelik yalnızca adı bilinen bilim insanları degil, teleskop yapan zanaatkar, deney düzeneğini kuran teknisyen, hesap yapan araştırmacı, veri kaydeden ekip ve önceki kuşakların bıraktıgı bilgi de bu sürecin parçasıydı. Bilim büyük ölçüde kolektif bir hafızadır. Bir insan cümleyi kurar ama dili tek başına yaratmaz. Bu nedenle bilginin tarihi dehaların degil, kuşaklar boyunca birbirine eklenen toplumsal emeğin tarihidir.
Newton Evreni Birleştirdi
1687’de Newton’un yayımladıgı Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri modern bilimin en büyük kırılmalarından biriydi. Newton, yeryüzüne düşen bir taş ile gökyüzünde dolanan Ay’ın aynı fiziksel yasalarla açıklanabilecegini gösterdi. Bir elmanın yere düşmesi ile Ay’ın Dünya çevresindeki hareketi artık birbirinden kopuk iki olay degildi. Aynı evrende, aynı fiziksel ilişkiler içinde gerçekleşiyordu. Bu büyük bir düşünsel devrimdi. Çünkü doğa ilk kez böylesine güçlü bir matematiksel birlik içinde açıklanabiliyordu. Bir cismin üzerine etki eden kuvvetleri ve başlangıç koşullarını bilirsek hareketini hesaplayabiliyorduk. Gezegenlerin yörüngesi, top mermisinin hareketi, makineler, gelgitler aynı genel çerçeve içinde düşünülmeye başlandı. Bu başarı öylesine güçlüydü ki fiziksel bir kuram zamanla felsefi bir dünya görüşüne dönüştü. Evren büyük bir makine gibi düşünülmeye başlandı. Uzay ve zaman degişmez bir sahneydi. Doğanın yasaları belliydi. Başlangıç koşulları eksiksiz bilinse gelecek de ilke olarak hesaplanabilirdi. Sonra bu mekanik evren anlayışı fiziğin dışına taşındı. Toplum da makine gibi görülmeye başladı. İnsan davranışlarının birkaç temel yasaya indirgenebilecegi düşünüldü. Tarihin belirli aşamalardan zorunlu olarak geçecegi, doğru politik mühendislikle toplumun istenilen sonuca götürülebilecegi varsayıldı. Bir fizik modeli, farkında olunmadan toplumsal düşüncenin zihinsel kalıbına dönüştü.
Einstein Newton’u Yıkmadı, Yerine Oturttu
Newton fiziği yüzlerce yıl olağanüstü başarıyla çalıştı ve bugün de gündelik mühendislik hesaplarının büyük kısmında çalışmaya devam ediyor. Fakat 19. yüzyılın sonlarına doğru ışık, elektromanyetizma ve bazı gök olayları klasik çerçevenin sınırlarını göstermeye başladı. Einstein 1905’te özel görelilik kuramıyla uzay ve zamanın Newton’un düşündügü gibi bütün gözlemciler için aynı, degişmez bir sahne olmadıgını gösterdi. Işıgın hızı sabit kalırken zaman aralıkları ve uzunluklar gözlemcinin hareketine göre degişebiliyordu. Bir gözlemci için aynı anda gerçekleşen iki olay, başka bir gözlemci için aynı anda olmayabiliyordu. 1915’te genel görelilikle daha büyük bir kırılma geldi. Kütleçekimi artık görünmez bir kuvvet olarak degil, madde ve enerjinin uzay-zamanı bükmesiyle açıklanıyordu. Newton yok olmadı. Daha geniş bir kuramın içinde yerini buldu. Gündelik hızlarda ve zayıf kütleçekim alanlarında Newton hala çok iyi çalışır. Ancak ışık hızına yaklaşan hareketlerde, güçlü kütleçekim alanlarında ve kozmik ölçekte Einstein’ın kuramına ihtiyaç duyarız. Bilginin gelişimi burada bütün çıplaklıgıyla görünür. Yeni bilgi her zaman eskisini çöpe atmaz. Bazen onun nerede doğru, nerede yetersiz oldugunu gösterir. Bilgi birikmekten daha fazlasını yapar. Yeniden örgütlenir.
Kuantum Gündelik Sezgimizi Sarstı
- yüzyılın başına gelindiginde fizik bu kez atomun içine çarptı. Isınan cisimlerin yaydıgı enerji, ışık ile maddenin etkileşimi ve atomların davranışı klasik fiziğin öngörülerine uymuyordu. İnsanın gerçeklik hakkındaki sezgileri sarsıldı. Atom altı dünyada bir parçacıgın konumu ile momentumu aynı anda sınırsız kesinlikle belirlenemez. Kuantum sistemi tek tek olaylarda klasik fiziğin bekledigi türden kesin gelecek vermez. Olasılık dağılımları verir. Işık ve madde deneyin düzenlenişine göre dalga ve parçacık özellikleri gösterebilir. Kuantum sistemleri birden fazla durumun üst üste bulunmasına izin verir. Dolaşıklık ise birbirinden uzak sistemler arasında klasik sezgimizin açıklamakta zorlandıgı güçlü korelasyonlar ortaya çıkarır. Doğa, insan aklının alıştıgı gibi davranmak zorunda olmadıgını gösterdi. Gündelik dünyada bir sandalye ya buradadır ya orada. Büyük cisimlerde bu sezgiler iş görür. Fakat atom altı ölçekte gerçeklik bizim gündelik deneyimimizin diline sığmaz. Bu durum kuantumu mistisizme açmaz. Gözlemci insan bilincinin gerçekligi keyfine göre yarattıgı anlamına gelmez. Ölçüm kuantum sistemiyle ölçüm düzeneğinin fiziksel etkileşimidir. Kuantum mekaniğinin yorumları tartışılmaya devam eder ama kuramın deneysel öngörüleri olağanüstü hassasiyetle sınanmıştır. Bugün elimizdeki telefon, transistör, lazer ve yarı iletken teknolojileri kuantum fiziğinin soyut bir felsefi oyun olmadıgının gündelik kanıtlarıdır. Cebimizde kuantum teknolojisi taşıyoruz, fakat gerçeklik üzerine düşünürken çoğu zaman hala 17. yüzyılın mekanik evreninde yaşıyoruz.
Açık Uçluluk Her Şeyi Eşitlemez
Bilginin degişebildigini söylemek kolaylıkla başka bir yanlışa sürüklenebilir. Madem bilim degişiyor, o halde her görüş eşittir denebilir. Degildir. Dünya’nın biçimi hakkındaki bilimsel ölçümlerle düz Dünya iddiası aynı bilgi düzeyinde degildir. Binlerce deneyle sınanmış bir fizik kuramı ile kanıtsız bir kanaat eşit degildir. Bilim açık uçludur ama ölçüsüz degildir. Kanıt ister, tutarlılık ister, sınanabilirlik ister, tekrarlanabilirlik ister, mevcut olguları açıklama gücü ister. Açık fikirli olmak her iddiaya inanmak degildir. En güçlü düşüncenin bile yanlış çıkabilecegini kabul ederken, o ana kadar birikmiş kanıtların agırlıgını da dikkate almaktır. Bilimsel bilginin mutlak olmaması, bütün bilgilerin eşit oldugu anlamına gelmez. Bu ayrım siyasal düşünce açısından da önemlidir. Dogmadan kurtulmanın yolu hakikat fikrinden vazgeçmek degildir. Hakikati tek bir kişinin, partinin, devletin, üniversitenin ya da öğretinin mülkü olmaktan çıkarmaktır.
Bildikçe Bilmedigimizin Sınırı Büyüyor
Modern fizik insanlık tarihinin en güçlü açıklama sistemlerinden bazılarını üretti. Genel görelilik gezegenlerden kara deliklere kadar devasa ölçekte çalışıyor. Kuantum mekaniği atom altı dünyada son derece başarılı. Parçacık fiziğinin Standart Modeli maddenin temel bileşenleri hakkında olağanüstü sonuçlar verdi. Fakat fizik bitmedi. Karanlık maddenin ne oldugunu bilmiyoruz. Evrenin hızlanan genişlemesini açıklamak için kullandıgımız karanlık enerjinin doğasını bilmiyoruz. Genel görelilik ile kuantum mekaniğini tek bir kuantum kütleçekim kuramında birleştiremedik. Madde ile antimadde arasındaki büyük dengesizligin kökeni de tam olarak açıklanmış degil. Bilgimiz büyüdükçe bilinmeyenin alanı ortadan kalkmıyor, daha ayrıntılı hale geliyor. Teleskopu geliştirdik, milyarlarca ışık yılı uzaga baktık. Mikroskopu geliştirdik, hücrenin içine girdik. Parçacık hızlandırıcıları yaptık, atomun daha derin katmanlarına indik. Her kapının arkasından başka kapılar çıktı. Bilimsel olgunluk her konuda cevap vermek degildir. Neyi bildigimizi, ne kadar bildigimizi ve nerede henüz bilmedigimizi açıkça söyleyebilmektir.
Doğa Bilimlerinden Topluma Hazır Reçete Çıkmaz
Newton fiziğinden toplumsal determinizm çıkarmak ne kadar sorunluysa kuantum fiziğinden doğrudan siyasal özgürlük çıkarmak da o kadar sorunludur. Atom altı parçacık toplum degildir. Kuantum belirsizliginden demokrasi, evrimden sosyalizm, termodinamikten ahlak üretilemez. Doğa bilimlerinin toplumsal düşünceye katkısı hazır reçete vermesi degildir. İnsan merkezli kibri kırmasıdır. Gerçekligin çok katmanlı oldugunu göstermesidir. Nedensellik, ölçek, karmaşıklık, evrim, karşılıklı bağımlılık ve belirsizlik hakkında düşünme araçlarımızı genişletmesidir. Sosyal bilimlerin de kendi kör noktası vardır. İnsan yalnızca kültürden ibaret degildir. Beynimiz yüz milyonlarca yıllık biyolojik tarihin ürünüdür. Bedenimiz ekosistemlerin içindedir. Toplumlarımız iklimden, coğrafyadan, gıdadan, hastalıklardan ve enerji kaynaklarından bağımsız gelişmez. İnsanı yalnızca biyolojiye indirgemek yanlışsa, biyolojiden koparmak da yanlıştır. Doğa bilimlerinden beslenmeyen sosyal bilimler eksik kalır. Toplumsal tarihi görmeyen doğa bilimleri de insanı açıklayamaz.
Öcalan’ın Açtıgı Alan Bilgiyi de Özgürleştirmeyi Gerektiriyor
Öcalan’ın pozitivizm eleştirisi bu noktada önem kazanıyor. Modern iktidar yalnızca asker, polis ve hukukla çalışmaz. Bilgiyle de çalışır. Nüfusu sayar, insanları sınıflandırır, normal ile anormali tanımlar, toprağı ölçer, sınırı çizer, işçinin zamanını hesaplar, doğayı kaynak olarak kodlar ve bilgiyi patente dönüştürür. Bilgi iktidardan bağımsız bir boşlukta üretilmez. Bu gerçek bilimi reddetmek için degil, bilimi daha demokratik hale getirmek için önemlidir. Üniversitenin bilgisi değerlidir. Laboratuvarın bilgisi değerlidir. Ama bir köylünün toprağa, suya ve mevsime ilişkin kuşaklar boyunca biriktirdigi deneyim de bilgidir. Kadınların bakım ve yaşam deneyimi bilgidir. İşçinin üretim sürecine ilişkin birikimi bilgidir. Halkların tarihsel hafızası bilgidir. Bunları birbirinin yerine koymak gerekmez. Birbirleriyle konuşturmak gerekir. Bilginin demokratikleşmesi uzmanlıgı yok etmek degildir. Uzmanlıgın iktidara dönüşmesini engellemektir. Öcalan’ın doğal toplum, demokratik uygarlık, demokratik ulus, jineoloji ve toplumsal ekoloji kavramları da bu nedenle dogma haline getirilmemelidir. Bir kavram tekrar edildikçe doğrulanmaz. Yeni tarihsel bilgiler, arkeolojik bulgular, feminist tartışmalar, ekolojik veriler ve bilimsel gelişmeler karşısında yeniden sınanmalıdır. Bir düşünceyi canlı tutmanın yolu ona dokunmamak degildir. Onu sürekli yeniden düşünmektir.
Bilgi Özgürlügün Ortak Emeğidir
Newton bize güçlü bir mekanik evren verdi. Einstein bu evrenin sınırlarını genişletti. Kuantum fiziği gündelik gerçeklik anlayışımızın evrenin tamamını açıklamadıgını gösterdi. Bugünün fiziği de yarının son sözü olmayacak. Buradan çıkarmamız gereken sonuç bilimsel bilginin güvensiz oldugu degildir. Tam tersine gücü buradadır. Kendisini degiştirebilmesinde. Toplum düşüncesi de aynı cesarete ihtiyaç duyuyor. Marx’ı Marx’ın yaşadıgı yüzyıla hapsetmeden yeniden okumak gerekir. Öcalan’ı ezberleyerek degil sınayarak geliştirmek gerekir. Feminist düşünceyi, ekolojiyi, biyolojiyi, tarihi ve politik ekonomiyi birbirine kapatmadan birlikte düşünmek gerekir. Hiçbir düşünür son sözü söylemedi. Hiçbir kitap insanlıgın bütün sorunlarını çözemedi. Hiçbir kuram gerçekligin tamamını tek başına kapsayamaz. Bu bir eksiklik degildir. Düşüncenin canlı kalmasının koşuludur. Bilgi tamamlanmış bir mülk degildir. Kuşakların birbirine bıraktıgı ortak bir emektir. Her kuşak devralır, sınar, degiştirir, genişletir ve yeni sorularla sonrakine bırakır. Dogma cevabı korur. Özgür düşünce soruyu canlı tutar. Demokratik toplum da ancak böyle bir bilgi kültürü üzerinde yükselebilir. Hakikatin tek bir merkezin mülkü olmadıgı, bilginin toplumla birlikte üretildigi, hiçbir düşüncenin eleştiriden muaf tutulmadıgı bir kültür üzerinde. Çünkü özgür toplum yalnızca iktidarı dağıtmakla kurulmaz. Hakikati de merkezden kurtarmak gerekir.

Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.