Bölüm 21- Demokratik Modernite: Toplumun Kendi Yaşamını Yeniden Kurması
Bölüm - 21 Demokratik Modernite - Toplumun Kendi Yaşamını Yeniden Kurması
Kapitalist modernite sermaye birikimini, ulus-devleti, merkezi bürokrasiyi, endüstriyel büyümeyi ve erkek egemenliği aynı toplumsal düzen içinde birleştirir. Ekonomi büyürken toplum kendi yaşamı üzerindeki karar gücünden uzaklaşabilir. Üretim şirket yönetimlerinde, siyaset profesyonel kurumlarda, bilgi uzman yapılarda, bakım aile içinde kadınların omuzlarında, doğa ise ekonomik büyümenin kullanım alanında toplanabilir. Bu yapı karşısında özgürlük arayışı yalnızca hükümet değişimine, şirketlerin mülkiyet biçimine veya seçim sistemine indirgenemez. Ekonominin amacı, siyasal kararın kaynağı, kadın ile erkek arasındaki ilişki, insanın doğadaki yeri, bilginin toplumsal niteliği ve yaşamın nasıl örgütleneceği birlikte ele alınmalıdır.
Demokratik modernite bu geniş alanda başka bir modernlik arayışıdır. Bilimi, teknolojiyi, kent yaşamını, iletişimi ve çağdaş toplumsal örgütlenmenin kazanımlarını toplumun ortak birikimi olarak görür. Bu imkanların sermaye, merkezi devlet ve bürokratik iktidarın tekeline bağlanması yerine demokratik toplumun ihtiyaçlarına yönelmesini amaçlar. Geçmişin klanını, köyünü veya geleneksel topluluğunu olduğu gibi geri getiren bir model kurmaz. İnsanlığın uzun tarihinden gelen dayanışma, ortak karar, karşılıklı sorumluluk ve doğayla bağlılık deneyimlerini çağdaş bilim, teknoloji, bireysel haklar ve toplumsal çeşitlilikle buluşturur.
Bu nedenle demokratik modernite tamamlanmış bir sistem şeması olarak ele alınamaz. Daha çok toplumun kendi yaşamını yeniden kurmasını sağlayan ilkeler, kurumlar ve ilişkiler alanıdır. Demokratik ulus birlikte yaşamın siyasal ve kültürel zeminini, komünal ekonomi üretim ve bölüşümün toplumsal niteliğini, ekolojik endüstri ise teknoloji ile doğa arasındaki ilişkinin sınırlarını oluşturur. Demokratik konfederalizm de farklı yerel ve toplumsal yapıların birbirine bağlanmasını sağlayan siyasal örgütlenme biçimi olarak bu bütünlüğün içinde yer alır.
Modernliği Yeniden Kurmak
Modern çağ insanlık için büyük dönüşümler yarattı. Bilimsel yöntem gelişti, tıp ve sağlık bilgisi genişledi, ulaşım ve iletişim hızlandı, bireysel hak düşüncesi güç kazandı, geleneksel otoriteler sorgulandı ve insanların doğdukları toplumsal konumların dışına çıkabilmeleri için yeni imkanlar oluştu. Kadınların, işçilerin, halkların ve farklı kimliklerin eşitlik mücadeleleri de bu çağın açtığı siyasal ve toplumsal imkanlardan yararlandı.
Aynı dönem sömürgecilik, dünya savaşları, sermayenin küresel yoğunlaşması, ulus-devletin tekleştirici yapısı ve endüstriyel doğa kullanımının büyümesiyle birlikte gelişti. Bilim insanlığın yaşamını uzatırken aynı bilgi savaş teknolojilerine de bağlandı. Kent geleneksel kapalı ilişkileri gevşetirken rant, trafik, yalnızlık ve doğadan kopuş üreten yapılar da geliştirdi. Teknoloji insan emeğini hafifletme kapasitesi kazanırken üretim temposunu ve denetimi de büyütebildi.
Demokratik modernite modernliğin araçlarını toplumun ortak yaşamına bağlar. Bilimin önceliklerini toplumsal ihtiyaçlarla, teknolojiyi özgür zamanla, kenti yaşam kalitesiyle, ekonomiyi temel ihtiyaçlarla ve siyasal kurumu toplumun karar gücüyle ilişkilendirir. Modernliğin değeri araçların büyüklüğünden çok hangi toplumsal amaç için kullanıldığıyla ölçülür.
Toplumun Yeniden Özneleşmesi
Kapitalist moderniteye karşı alternatif geliştirilirken merkeziyetçi mantığın başka adlarla yeniden kurulması mümkündür. Özel mülkiyetin yerini devlet mülkiyeti, şirket yöneticisinin yerini parti bürokrasisi ve tek kimlikli devletin yerini başka bir tek kimlikli yapı aldığında toplum yine karar süreçlerinin dışında kalabilir.
Demokratik modernitenin temel yönü toplum ile yönetim arasındaki ilişkiyi değiştirmektir. İnsanların yaşamlarını doğrudan etkileyen kararların mümkün olan en yakın toplumsal alanda alınması esas kabul edilir. Mahallenin yaşamı, köyün toprağı, iş yerinin üretim koşulları, okulun işleyişi, bakım hizmetleri ve yerel çevre hakkında doğrudan etkilenen insanların söz gücü belirleyici hale gelir.
Yerel karar tek başına bütün toplumsal sorunları çözemez. Su havzaları, iklim, enerji, sağlık, ulaşım ve ekonomik bölüşüm farklı bölgeleri birbirine bağlar. Bu nedenle yerel iradelerin bölgesel ve daha geniş yapılarda koordinasyon kurması gerekir. Üst kurumların görevi aşağıdaki toplumun yerine karar vermek yerine ortak iradeyi bir araya getirmek, bilgi paylaşımını kolaylaştırmak ve farklı ölçeklerdeki sorunların çözümünü koordine etmektir.
Demokratik modernite bu anlamda merkezi iktidarın karşısına başka bir merkez çıkarmaz. Karar gücünü toplumun farklı alanlarına yayar.
Demokrasi Bir Yaşam Biçimidir
Seçimler ve genel oy hakkı insanlığın büyük demokratik kazanımlarıdır. Yöneticilerin değiştirilebilmesi ve insanların siyasal tercihlerini açıklayabilmesi tarihsel özgürlük alanını genişletmiştir. Demokratik modernite bu kazanımları toplumun gündelik yaşamına doğru büyütür.
Demokrasi yalnızca devletin nasıl yönetildiğiyle ilgili değildir. İnsanların ortak ihtiyaçlar üzerinde düşünmesi, tartışması, karar alması, uygulamaya katılması ve yöneticileri denetlemesiyle ilgilidir. Bu nedenle demokrasi parlamento ve belediyenin yanında mahallede, köyde, iş yerinde, kooperatifte, okulda ve bakım ilişkilerinde de kurulabilir.
Halk böyle bir düzende yalnızca yönetici seçen seçmen kitlesi olarak kalmaz. Yaşamın farklı alanlarında karar üreten siyasal özne haline gelir.
Öcalan'ın demokratik konfederalizm yaklaşımında da demokratik modernitenin toplumsal zemini yerel irade, komünler, meclisler ve birbirine bağlı demokratik yapılar üzerinden düşünülür. Bu yaklaşım siyaseti devlet kurumlarının özel alanı olmaktan çıkararak toplumun ortak faaliyetine dönüştürmeyi amaçlar.
Etik ve Politik Toplum
Demokratik modernitenin temel kavramlarından biri etik ve politik toplumdur. Etik toplumun neyin adil, özgür ve yaşamı koruyucu olduğu konusunda ortak ölçüler geliştirebilmesidir. Politik toplum ise bu ölçüler üzerinden kendi yaşamı hakkında karar alabilme yeteneğidir.
Toplum siyasal karar yeteneğini profesyonel yöneticilere bıraktıkça merkezi kurumlara bağımlılığı artar. İnsanlar kendi ortak sorunlarını tartışma deneyimini kaybettikçe yönetim toplumdan uzaklaşır. Demokratik modernite bu ilişkiyi tersine çevirerek toplumsal karar kapasitesini güçlendirir.
Etik toplum geleneklerin olduğu gibi korunması anlamına gelmez. Tarihten gelen her değer demokratik nitelik taşımaz. Kadını, çocuğu, farklı kimliği veya inançsızı baskılayan gelenek ortak yaşamın ölçüsü olamaz. Dayanışma, karşılıklılık ve sorumluluk gibi tarihsel birikimler özgürlük, eşitlik ve insan onuruyla yeniden değerlendirilir.
Bu yaklaşımda ahlak yukarıdan öğretilen kurallar bütünü olmaktan çıkar. Toplumun yaşam deneyimi içinde geliştirdiği demokratik sorumluluğa dönüşür.
Toplumsal Hafızanın Yeniden Canlanması
Toplum devletlerden çok daha eskidir. İnsanlar merkezi devletler kurulmadan önce de bakım yaptı, bilgi aktardı, ortak üretim gerçekleştirdi, anlaşmazlık çözdü ve dayanışma ağları oluşturdu. Devlet bu toplumsal yeteneklerin bazılarını büyük ölçeklerde örgütledi, fakat toplumsallığın kaynağı toplumun kendisinde bulunur.
Öcalan'ın doğal toplum tartışmasında komünal değerlerin devletli ve sınıflı toplumla birlikte bütünüyle ortadan kalkmadığı vurgulanır. Aile, köy, halk kültürleri, özgür köylülük, göçebe yaşam, kadın dayanışması ve toplumsal ahlak içinde ortak yaşam eğilimleri farklı biçimlerde varlığını sürdürür.
Demokratik modernite bu mirası kusursuz bir geçmiş olarak görmez. Tarihsel dayanışma deneyimlerini çağdaş hak anlayışı, kadın özgürlüğü, bilimsel bilgi ve kültürel çoğullukla birleştirir.
İmece, dayanışma ağları, ortak kullanım, kooperatif deneyimleri, işçi örgütlenmesi, kadın dayanışması ve kültürel topluluklar çağdaş demokratik kurumların toplumsal zeminini güçlendirebilir.
Demokratik Modernitenin Üç Yönelimi
Kapitalist modernitenin kapitalizm, ulus-devlet ve endüstriyalizm üzerinden yoğunlaştığı çözümlemesine karşı demokratik modernite üç temel toplumsal yönelimi öne çıkarır. Demokratik ulus, komünal ekonomi ve ekolojik endüstri.
Demokratik ulus birlikte yaşamın siyasal ve kültürel biçimini oluşturur. Komünal ekonomi üretimin toplumsal ihtiyaca ve demokratik karara bağlanmasını ifade eder. Ekolojik endüstri ise teknolojinin ve üretim ölçeğinin doğanın yenilenme kapasitesiyle uyumlu hale gelmesini hedefler.
Bu üç alan birbirinden kopuk programlar değildir. Siyasal demokrasi ekonomik güç yoğunlaşması karşısında zayıf kalabilir. Toplumsal ekonomi kültürel çoğulluğu dışladığında yeni merkezileşmeler yaratabilir. Ortak mülkiyet doğanın sınırlarını gözetmediğinde ekolojik yıkımı devam ettirebilir.
Demokratik modernitenin bütünlüğü ekonomi, demokrasi ve ekolojinin birbirini sınırlandırması ve güçlendirmesiyle oluşur.
Demokratik Ulus
Ulus-devlet toplumsal birliği çoğu zaman tek dil, tek tarih, tek kültür ve merkezi kimlik etrafında örgütler. Demokratik ulus ise birlik için aynılaşma koşulu aramaz. Farklı halkların, inançların, dillerin ve kültürlerin eşit haklar temelinde ortak siyasal yaşam kurmasını esas alır.
İnsan birden çok aidiyeti aynı anda taşıyabilir. Bir halkın, kentin, sınıfın, inanç dünyasının, cinsiyet kimliğinin ve daha geniş insanlık topluluğunun parçası olabilir. Demokratik ulus bu aidiyetleri birbirini ortadan kaldıran kimlikler haline getirmek yerine ortak yaşamın çoğulluğu olarak ele alır.
Bir dilin yaşaması başka bir dilin kaybolmasını gerektirmez. Bir halkın özgürlüğü başka bir halk üzerinde egemenlik kurma hakkına dönüşmez. Toplumsal birlik farklılıkların tanınması ve ortak karar süreçlerine eşit katılım üzerinden kurulur.
Bu anlayış ulus tartışmasını sınır ve egemenlik sorunundan çıkararak demokratik hak, kültürel özgürlük ve birlikte yaşam alanına taşır.
Yerel Demokrasi ve Ortak Haklar
Merkeziyetçiliğin eleştirisi yerel toplumların kendiliğinden demokratik kabul edilmesini gerektirmez. Yerel topluluklarda güçlü aileler, ekonomik seçkinler, erkek egemen ilişkiler ve kapalı kültürel yapılar iktidar üretebilir.
Bu nedenle demokratik yerellik temel haklarla birlikte kurulmalıdır. Kadınların bağımsız iradesi, farklı inanç ve kültürlerin özgürlüğü, çocukların korunması, bilgiye erişim ve ekolojik sınırlar yerel kararın ortak ölçülerini oluşturur.
Yerel demokrasi çoğunluğun sınırsız yönetimi değildir. Çoğunluk iradesi ile bireysel ve kolektif hakların birlikte korunmasıdır.
Demokratik modernite bu yönüyle basit yerelcilikten ayrılır. Karar gücünü doğrudan etkilenen insanlara yaklaştırırken temel hakları ve ortak ekolojik sorumluluğu daha geniş ölçekte güvenceye alır.
Komünler ve Meclisler
Demokratik toplum büyük siyasal belgelerden önce gündelik yaşam içinde kurulur. Su, ulaşım, bakım, eğitim, konut ve çevre gibi sorunlar yalnızca merkezi kurumlara bildirilen talepler olmaktan çıktığında toplumun politik kapasitesi gelişir.
Komün insanların yaşadıkları en yakın alanda ortak ihtiyaçlarını tartıştıkları, bilgi topladıkları, karar ürettikleri ve sorumluluk aldıkları demokratik yapı olarak düşünülebilir. Mahalle ve köy meclisleri daha geniş ortak sorunları ele alabilir. Bu yapıların kendi sınırlarını aşan meselelerde başka meclislerle koordinasyon kurması demokratik konfederal ilişkinin temelini oluşturur.
Bu kurumların demokratik niteliği isimlerinden çok işleyişleriyle belirlenir. Görevlerin dönüşümlü olması, temsilcilerin yetkilerinin açık biçimde belirlenmesi, mali kaynakların görünür olması, kararların toplum tarafından denetlenmesi ve temsilcilerin geri çağrılabilmesi önem taşır.
Komün yalnızca dayanışma duygusunu ifade eden bir topluluk değildir. Ortak sorumluluğu örgütleyen siyasal kurumdur.
Temsil ve Doğrudan Katılım
Büyük toplumlarda herkesin her konuda aynı anda karar vermesi mümkün değildir. Enerji, ulaşım, sağlık, bilim ve geniş ekonomik koordinasyon uzun süreli çalışma ve uzmanlık gerektirir. Bu nedenle temsil ve görevlendirme demokratik yaşamın gerekli araçlarından biri olabilir.
Demokratik modernite temsili toplumun siyasal iradesinin yerine geçiren sistem olarak değil, doğrudan katılımın devamı olarak ele alır. Temsilci belirli bir topluluk adına, açık yetkiyle ve denetime tabi biçimde görev yapar. Yetki kalıcı kişisel mülke dönüşmez.
Üst kurumların yerel yapılardan tamamen bağımsızlaşması bürokrasiyi büyütür. Yerel yapıların bütün ortak koordinasyonu reddetmesi ise parçalanmaya yol açabilir. Demokratik sistem yerel irade ile geniş ölçekli koordinasyon arasında sürekli bağ kurar.
Kadın Özgürlüğü Demokratik Toplumun Ölçüsüdür
Kadın özgürlüğü demokratik modernitenin yan başlıklarından biri olarak görülemez. Toplumun demokratik niteliğini ölçen temel alanlardan biridir. Çünkü iktidarın en eski biçimleri aile, miras, cinsellik, bakım ve kadın bedeni üzerinde gelişmiştir.
Seçimlerin yapıldığı, yerel meclislerin kurulduğu ve ekonomik dayanışmanın geliştiği bir toplumda kadınlar kendi yaşamları, bedenleri, zamanları ve örgütlenmeleri üzerinde bağımsız irade kullanabiliyorsa demokrasi gündelik yaşamın içine yerleşir.
Kadınların yalnızca genel yapılarda temsil edilmesi tarihsel güç farkını bütünüyle ortadan kaldırmaz. Bağımsız kadın örgütlenmesi, kendi sorunlarını kendi kavramlarıyla tanımlama ve karar süreçlerini etkileme kapasitesini güçlendirir.
Öcalan'ın kadın özgürlüğü yaklaşımında toplumun özgürlük düzeyi kadınların özgürlük düzeyiyle doğrudan ilişkilendirilir. Kadın özgürlüğü ekonomi, kültür, ekoloji, bilim, siyaset ve gündelik yaşamın bütün alanlarını dönüştüren kurucu ilke olarak ele alınır.
Bakımın Demokratikleşmesi
Toplum yalnızca mal ve hizmet üretmez. İnsan yaşamını her gün yeniden üretir. Çocukların büyütülmesi, hastaların iyileştirilmesi, yaşlıların desteklenmesi, gündelik yaşamın düzenlenmesi ve insanların duygusal ilişkilerinin devamı bakım emeğine dayanır.
Bu yük tarih boyunca büyük ölçüde kadınların üzerine bırakıldığında kadınların zamanı, geliri ve siyasal katılımı sınırlanır. Demokratik modernite bakımı ailenin özel yükü olmaktan çıkararak toplumsal sorumluluk haline getirir.
Kamusal bakım hizmetleri, profesyonel bakım emeği, mahalle dayanışması, kooperatifler ve aile içindeki eşit paylaşım birbirini tamamlayabilir. Bakım çalışanlarının emeği tanınır, çalışma koşulları güvenceye alınır ve yaşamın yeniden üretimi bütün toplumun ortak görevi haline gelir.
Bir toplumun demokratik niteliği yalnızca kaç meclis kurduğuyla değil, yaşamı sürdürmenin yükünü nasıl paylaştığıyla da anlaşılır.
Komünal Ekonomi
Demokratik modernitenin ekonomik alanı özel sermayenin sınırsız birikimi ile devlet bürokrasisinin merkezi mülkiyeti arasında toplumsal bir ekonomi kurmaya yönelir. Ekonominin temel amacı yaşamın ihtiyaçlarını karşılamak ve toplumun ortak imkanlarını geliştirmektir.
Komünal ekonomi bütün kişisel kullanım alanlarının ortadan kaldırılmasını gerektirmez. İnsanların evleri, küçük işletmeleri, araçları ve kişisel kullanım alanları olabilir. Temel ölçü mülkiyetin başkalarının emeği, suyu, toprağı ve yaşam olanakları üzerinde kalıcı egemenlik kurma aracına dönüşmemesidir.
Büyük üretim araçları, enerji, su, toprak ve ortak bilgi toplumsal yaşam açısından özel önem taşır. Bu alanların yönetimi toplumun, üreticilerin ve doğrudan etkilenen toplulukların denetimiyle ilişkilendirilir.
Devlet mülkiyeti de tek başına toplumsallaşma anlamına gelmez. Karar gücü bürokraside kalırken üreticiler yönetimin dışında kalıyorsa mülkiyetin hukuki biçimi değişir, toplumsal ilişki büyük ölçüde devam eder.
Demokratik ekonomi mülkiyet biçimi kadar karar biçimini de değiştirir.
Üretimin Amacı Yaşamdır
Kapitalist ekonomide başarı büyüme, kar ve pazar genişlemesi üzerinden ölçülür. Demokratik ekonomi üretimin toplumsal ihtiyacına bakar. Sağlıklı gıda, barınma, ulaşım, bakım, eğitim, kültür ve sağlık yaşamın temel ihtiyaçlarıdır.
Teknolojik verimlilik insanın daha az emekle daha iyi yaşam koşullarına ulaşmasını sağlayabilir. Üretkenlik artışı çalışma süresini azaltarak insanların özgür zamanını büyüttüğünde toplumsal gelişmeye dönüşür.
Ekonominin demokratikleşmesi yalnızca gelirin nasıl bölüşüleceğine ilişkin değildir. Ne üretileceği, hangi teknolojiye yatırım yapılacağı, doğanın hangi sınırlar içinde kullanılacağı ve toplumun zamanının nasıl değerlendirileceği de ortak kararın konusudur.
Ekonomi böylece uzmanların ve şirket yöneticilerinin kapalı teknik alanından çıkarak toplumun nasıl yaşamak istediğine ilişkin etik ve politik alana dönüşür.
Ekolojik Endüstri
Demokratik modernite teknoloji ve sanayiyi toplumsal ihtiyaçlar ve ekolojik sınırlar içinde yeniden kurmayı hedefler. Sağlık, enerji, iletişim, ulaşım ve üretim için gelişmiş teknolojiler büyük önem taşır. Belirleyici olan bu araçların hangi amaca hizmet ettiği ve kimin denetiminde bulunduğudur.
Ekolojik endüstri bir teknolojinin yalnızca üretim kapasitesine bakmaz. Enerji tüketimini, kullandığı maddeleri, oluşturduğu atığı, çalışanların sağlığını, onarılabilirliğini ve yerel toplulukların denetimini de hesaba katar.
Her alanda aynı ölçek geçerli değildir. Bazı hizmetler geniş ölçekli koordinasyon gerektirirken bazı üretimler yerel, küçük ve topluluk tarafından yönetilebilir biçimde daha sağlıklı çalışabilir.
Teknolojinin gelişmişliği büyüklüğüyle değil, insan yaşamını kolaylaştırması ve doğanın yenilenme kapasitesiyle uyumuyla ölçülür.
Bilginin Demokratikleşmesi
Toplum bilgiye ulaşmadan kendi yaşamı hakkında güçlü kararlar üretemez. Bilim ve uzmanlık demokratik modernitenin temel kaynakları arasındadır.
Üniversite, laboratuvar ve araştırma kurumları bilgi üretir. Bu bilginin toplum tarafından anlaşılabilir ve erişilebilir hale gelmesi demokratik kararın niteliğini yükseltir. Kamu kaynaklarıyla üretilen araştırmaların toplumla paylaşılması, verilerin açık olması ve uzman bilgisinin sade biçimde aktarılması önemlidir.
Yerel deneyimler, kadınların bilgisi, üreticilerin gözlemleri ve halkların tarihsel hafızası da bilgi üretiminin kaynaklarıdır. Bu bilgilerin her biri eleştiriye ve sınamaya açık biçimde bilimsel araştırmayla ilişki kurabilir.
Uzmanlık bu sistem içinde değerini korur. Uzman seçeneklerin etkilerini açıklar, toplum ise hangi geleceğin tercih edileceğine ilişkin etik ve siyasal kararı verir.
Demokratik Akademiler
Toplumun öz yönetim kapasitesi sürekli öğrenmeyle gelişir. Ekonomi, ekoloji, hukuk, sağlık, teknoloji ve tarih hakkında bilgiye ulaşamayan toplum karmaşık karar süreçlerinde profesyonel yapılara bağımlı hale gelir.
Demokratik akademiler bu nedenle yalnızca diploma veren eğitim kurumları olarak düşünülmez. Toplumun kendi sorunlarını araştırdığı, bilimsel bilgiye ulaştığı, farklı deneyimleri karşılaştırdığı ve eleştirel düşünce geliştirdiği öğrenme alanlarıdır.
Kadınlar, gençler, emekçiler ve farklı topluluklar kendi yaşam deneyimlerini burada bilgiye dönüştürebilir. Farklı görüşlerin karşılaşması, kanıtların sınanması ve yanlışların düzeltilmesi bu kurumların canlı kalmasını sağlar.
Bilgi toplumsallaştıkça demokrasi derinleşir.
Kamusal Hizmet ve Demokratik Denetim
Sağlık, eğitim, ulaşım, enerji, sosyal güvenlik ve afet yönetimi geniş kaynak ve koordinasyon gerektirir. Demokratik modernite bu kamusal hizmetleri güçlü toplumsal haklar olarak görür.
Kamusal hizmet ile merkezi bürokrasi aynı şey değildir. Evrensel standartlar ve bölgeler arası kaynak paylaşımı geniş kurumlar tarafından sağlanabilir. Yerel toplumlar ise hizmetlerin nasıl uygulanacağına ve gerçek ihtiyaçlara nasıl uyarlanacağına katılabilir.
Yoksul bir bölgenin yalnızca kendi kaynaklarıyla sağlık ve eğitim hizmeti yürütmesi eşitsizliği artırır. Demokratik yerellik güçlü toplumsal dayanışma ve adil kaynak paylaşımıyla birlikte çalışır.
Merkez kaynak aktarır ve koordinasyon sağlar. Yerel toplum ihtiyacı tanımlar, uygulamaya katılır ve denetler. Böyle bir ilişki kamusal hizmeti hem evrensel hem demokratik hale getirir.
Hukuk ve Toplumsal Ahlak
Büyük ve çoğulcu toplumlarda temel hakları koruyan hukuki güvenceler önem taşır. Hukuk güçlü olanın zayıf üzerinde keyfi iktidar kurmasını sınırlar ve ortak yaşamın güvenli çerçevesini oluşturur.
Demokratik modernite hukuku toplumsal etikle ilişkilendirir. Küçük anlaşmazlıklar arabuluculuk, uzlaşma ve onarım yoluyla ele alınabilir. Şiddet, ayrımcılık ve temel hak ihlalleri ise açık hukuki koruma gerektirir.
Kadına yönelik şiddet gibi alanlarda mağdurun güvenliği ve bağımsız iradesi en güçlü ölçülerden biri olur. Yerel uzlaşma, temel hakların önüne geçemez.
Demokratik hukuk merkezi devletin keyfiliğini ve yerel çoğunluğun baskısını aynı anda sınırlayan güvence üretir.
Toplumsal Öz Savunma
Toplumsal öz savunma toplumun dilini, kültürünü, ekolojik varlıklarını, ekonomik yaşamını, kadın özgürlüğünü ve demokratik kurumlarını koruma kapasitesidir.
Gıda, enerji ve bilgi bakımından bütünüyle dış merkezlere bağımlı toplumlar krizlere karşı kırılgan hale gelir. Kadınların örgütsüz olduğu toplumda aile ve kamusal alandaki şiddet daha güçlü biçimde yeniden üretilebilir. Demokratik kurumların zayıf olduğu yerde merkezi otorite hızla genişleyebilir.
Dayanışma ağları, bağımsız medya, hukuk desteği, afet hazırlığı, kadın örgütlenmesi ve ekolojik savunma toplumsal öz savunmanın parçalarıdır.
Bu güç toplumun üzerinde yeni bir otorite kurmak yerine toplumun kendi demokratik kapasitesini korumaya yönelir.
Gücün Yeniden Yoğunlaşmasını Sınırlamak
Demokratik kurumlar da zamanla bürokratikleşebilir. Aynı kişilerin sürekli görev alması, bilgi ve dış ilişkilerin küçük bir çevrede yoğunlaşması yönetici uzmanlık üretebilir.
Bu nedenle demokratik modernite kurumların sürekli denetimini önemser. Görev sürelerinin sınırlandırılması, yetkinin dönüşümlü kullanılması, mali kayıtların açıklığı, düzenli raporlama ve geri çağırma imkanları güç yoğunlaşmasını sınırlar.
Uzmanlaşma gerekli olmaya devam eder. Uzmanlık kalıcı yönetim ayrıcalığına dönüşmediğinde toplumun ortak kapasitesini güçlendirir. Bilginin paylaşılması ve yeni insanların yetiştirilmesi kurumların kişilere bağımlılığını azaltır.
Demokrasi kurulup tamamlanan bir yapıdan çok sürekli yenilenen bir toplumsal faaliyettir.
Uzun Bir Kuruluş Süreci
Kapitalist modernite yüzyıllar boyunca kurumlar, alışkanlıklar ve değerler oluşturdu. Rekabet, mülkiyet, çalışma, tüketim, erkeklik ve devlet hakkındaki düşünceler bu uzun tarih içinde şekillendi.
Demokratik modernite de uzun süreli öğrenme, örgütlenme ve kurumlaşma gerektirir. Siyasal iktidarın değişmesi büyük imkanlar yaratabilir. Toplum kendi kendini yönetme deneyimi geliştirdikçe bu imkan kalıcı demokratik ilişkilere dönüşür.
Mahalle dayanışmasından ekonomik birliklere, kadın örgütlenmesinden ekolojik planlamaya kadar farklı kurumlar bugünden kurulabilir. Bu kurumlar aynı zamanda daha geniş mülkiyet ve siyasal güç ilişkilerinin dönüşümü için mücadele eder.
Gündelik demokratik kuruluş ile yapısal dönüşüm birbirini tamamlar.
Sosyalizmi Yeniden Düşünmek
Sosyalizmin tarihsel arayışı ekonomik eşitsizliğin ve emek sömürüsünün aşılmasına dayanır. Demokratik modernite bu arayışı toplumun karar gücüyle birleştirir.
Üretim araçlarının toplumsallaşması üreticilerin, kadınların, yerel toplulukların ve toplumun ekonomik karar süreçlerinde gerçek söz hakkına sahip olmasıyla anlam kazanır. Ekonomik eşitlik, demokratik katılım, kadın özgürlüğü, ekolojik sınırlar ve kültürel çoğulluk aynı toplumsal kuruluş içinde gelişir.
Bu yaklaşım sınıf sorununu korur ve genişletir. Mülkiyet, ücretli emek, borç ve sermaye birikimi temel mücadele alanları olarak kalır. Aynı zamanda merkezi bürokrasi, erkek egemenlik ve doğa talanı özgür toplumun ekonomik kuruluşuyla birlikte ele alınır.
Sosyalizm bu açıdan yalnızca daha eşit bölüşüm değil, toplumun kendi yaşamını doğrudan yönetme biçimidir.
Demokratik Modernitenin Gerçekçiliği
İnsan davranışı dayanışma kadar rekabet, paylaşım kadar çıkar ve iş birliği kadar iktidar isteği de taşır. Demokratik modernite kusursuz insan varsayımına dayanmaz.
Gücün kötüye kullanılabileceğini kabul ettiği için yetkiyi dağıtan, yöneticileri denetleyen ve kararları geri alınabilir kılan kurumlar geliştirir. Toplumsal yapı hangi davranışların ödüllendirileceğini etkiler. Sürekli rekabeti ödüllendiren sistem rekabeti büyütür. Karşılıklılık, güven ve ortak karar üzerine kurulan kurumlar iş birliği kapasitesini güçlendirir.
Demokratik toplum çatışmaların tamamen ortadan kalktığı dünya anlamına gelmez. Çatışmaların tahakküm ve yok etme yerine demokratik süreçlerle ele alındığı toplum anlamına gelir.
Öcalan'ın Açtığı Alanda Demokratik Modernite
Öcalan'ın açtığı düşünsel alanda demokratik modernite kapitalist modernitenin karşısına başka bir devlet, başka bir egemen ulus veya başka bir sınırsız kalkınma modeli koymaz. Devlet ve sermaye dışında yaşamaya devam eden demokratik, komünal, ekolojik ve kadın özgürlükçü eğilimleri çağdaş kurumlara dönüştürmeye yönelir.
Komünal değerler halkların kültürel yaşamında, kadın dayanışmasında, köylülükte, toplumsal ahlakta ve ortak üretim pratiklerinde varlığını sürdürür. Demokratik modernite bu tarihsel birikimi kadın özgürlüğü, bireysel haklar, bilimsel bilgi, ekolojik sınırlar ve kültürel çoğullukla geliştirir.
Demokratik ulus bu yapının kültürel ve siyasal çoğulluğunu, demokratik konfederalizm yerel iradelerin birbirine bağlanmasını, komünal ekonomi toplumsal üretimi ve ekolojik endüstri doğayla uyumlu teknolojiyi temsil eder.
Toplum böylece kendi yaşamını yönetme gücünü yalnızca merkezi kurumlardan talep eden konumdan çıkar. Kendi demokratik kurumlarını kurarak siyasal kapasitesini doğrudan kullanır.
Başka Bir Modernlik
Demokratik modernite bilimi insanlığın ortak birikimi, teknolojiyi toplumsal ihtiyaçların aracı, bireyi özgür toplumsal özne, ekonomiyi yaşamı sürdürme faaliyeti ve doğayı insanın içinde var olduğu canlı bütünlük olarak ele alır.
Kamusal kurumlar topluma hesap veren araçlar haline gelir. Yerel irade temel haklar ve ekolojik sorumlulukla birleşir. Kadın özgürlüğü bütün demokratik ilişkinin ölçüsüne dönüşür. Ekonomi sermaye birikiminden yaşam ihtiyaçlarına, teknoloji sınırsız büyümeden insanın özgür zamanına, siyaset profesyonel yönetimden toplumsal katılıma doğru yön değiştirir.
Demokratik modernite bu nedenle yalnızca siyasal yönetim biçimi değildir. Toplumun üretimden bakıma, bilgiden kültüre, ekonomiden ekolojiye kadar kendi yaşamını yeniden kurma kapasitesidir.
Başka bir modernlik, toplumun yeniden kendi yaşamının öznesi haline gelmesiyle kurulur.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.