Bölüm 2 - Devlet, Sınıf, Kadın, Ekoloji, Kültür ve Özgürlük Aynı Hikayenin Parçalarıdır
Bölüm 2 - Devlet, Sınıf, Kadın, Ekoloji, Kültür ve Özgürlük Aynı Hikayenin Parçalarıdır
İnsanlık tarihi çoğu zaman ayrı başlıklar halinde anlatılır. Devlet siyaset biliminin, sınıf ekonominin, kadın toplumsal cinsiyet çalışmalarının, ekoloji çevre araştırmalarının, kültür antropolojinin, özgürlük ise siyaset felsefesinin konusu haline gelir. Bu ayrım bilgi üretimini derinleştirir, fakat yaşamın kendisi bu sınırlarla ilerlemez. Devlet ekonomik ilişkilerin içinde şekillenir. Ekonomi emek rejimleriyle birlikte cinsiyet ilişkilerini etkiler. Kadının toplumsal konumu aileyi, mirası, mülkiyeti ve kültürü biçimlendirir. Doğayla kurulan ilişki üretim düzenini, üretim düzeni sınıfsal yapıyı, sınıfsal yapı siyasal kurumları etkiler. Özgürlük de bütün bu ilişkilerin gündelik hayatta nasıl yaşandığıyla anlam kazanır. Öcalan'ın düşüncesinin temel özelliklerinden biri bu alanları aynı tarihsel bütün içinde ele alma çabasıdır.
Parçalara Ayrılan Toplum
Modern düşünce bilgi alanlarını uzmanlık başlıklarına ayırdı. Bu ayrım büyük bir bilimsel birikim oluşturdu. Toplumsal gerçekliğin yeniden bir bütün halinde düşünülmesi ise daha büyük bir ihtiyaç haline geldi. Bir işçinin yaşadığı sömürüyü yalnız ücret üzerinden anlamak eksik kalır. O işçi aynı zamanda belirli bir aile yapısının, kültürel çevrenin, siyasal düzenin, kent yaşamının ve ekolojik koşulların içindedir. Kadın emeğini yalnız ücretli çalışma üzerinden ele almak da yaşamın büyük bölümünü görünmez kılar. Ev içi emek, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, duygusal emek ve gündelik hayatın yeniden kurulması ekonomik yapının sürekliliğinde belirleyici rol oynar.
Toplumsal ilişkiler birbirine değen halkalar halinde ilerler. Bir alandaki değişim diğer alanları da etkiler. Mülkiyet ilişkileri aileyi, aile cinsiyet rollerini, cinsiyet rolleri emeğin dağılımını, emeğin dağılımı sınıfsal yapıyı, sınıfsal yapı siyasal iktidarı etkiler. Bütüncül düşünce bu ilişkilerin akışını görünür hale getirir.
Devlet ve Toplumun Uzun İlişkisi
Devlet insanlık tarihinin belirli dönemlerinde ortaya çıkan kurumsal bir güç örgütlenmesidir. Vergi, hukuk, askerlik, kayıt, mülkiyet ve yönetim gibi alanları merkezileştirdikçe toplumsal yaşamın büyük bölümü devlet yapılarıyla ilişki içine girdi. Devlet aynı zamanda sınıfsal çıkarların, erkek egemen aile yapısının, mülkiyet düzenlerinin ve kültürel meşruiyet biçimlerinin kesiştiği alanlardan biri haline geldi.
Öcalan'ın devlet eleştirisi bu nedenle yalnız yönetim biçimine ilişkin bir tartışma olarak ele alınamaz. Devletin toplumsal ilişkileri nasıl biçimlendirdiği, toplumsal güçlerin devlete ne ölçüde bağımlı hale geldiği ve toplumun kendi karar kapasitesini hangi yollarla koruyabildiği aynı düşünsel alan içinde değerlendirilir. Demokratik toplum düşüncesi de toplumun kendi yaşamına ilişkin karar üretme kapasitesini güçlendiren bir yön taşır.
Sınıf Ekonominin Ötesine Taşar
Sınıf ilişkileri üretim, emek ve mülkiyet üzerinden biçimlenir. Kapitalist toplumda sermayenin yoğunlaşması, ücretli emek, artı değer ve piyasa ilişkileri toplumsal eşitsizliğin temel kaynakları arasında yer alır. Marx'ın büyük katkısı bu yapıyı görünür hale getirmesidir. Sınıf çözümlemesi modern toplumu anlamak için hala güçlü bir araçtır.
Sınıfsal ilişkiler aynı zamanda cinsiyet, kültür, eğitim, mekan ve doğayla kurulan ilişkiler içinde yaşanır. Aynı gelir düzeyindeki kadın ile erkeğin yaşam deneyimleri farklılaşabilir. Aynı sınıfsal konum içinde farklı etnik, kültürel veya bölgesel deneyimler oluşabilir. Ekolojik yıkımın maliyeti de toplumsal kesimlere eşit dağılmaz. Yoksul mahalleler, kırsal topluluklar, tarım emekçileri ve kadınlar çevresel krizlerden farklı biçimlerde etkilenebilir. Böylece sınıf ekolojiyle, kültürle ve cinsiyet ilişkileriyle birleşen daha geniş bir toplumsal yapının parçası haline gelir.
Kadın Deneyimi Bütünün Ölçüsünü Değiştirir
Kadınların tarihsel deneyimi toplumsal gerçekliğin merkezi alanlarından biridir. Kadının emeği, bedeni, doğurganlığı, miras hakkı, eğitime erişimi, siyasal katılımı ve gündelik yaşam üzerindeki karar gücü toplumun nasıl örgütlendiğini doğrudan gösterir. Kadın deneyimi merkeze alındığında aile, devlet, ekonomi ve kültür arasındaki bağ daha görünür hale gelir.
Aile içinde kurulan otorite biçimleri toplumdaki güç ilişkileriyle bağ kurar. Miras düzeni mülkiyetle, mülkiyet sınıflaşmayla, sınıflaşma devlet yapılarıyla, bütün bu ilişkiler de kültürel değerlerle iç içe ilerler. Kadın özgürlüğünün demokratik toplum açısından merkezi önem taşıması bu geniş ilişki ağından kaynaklanır. Kadının yaşam üzerindeki karar gücü büyüdükçe toplumsal özgürlük alanı da genişler.
Jineoloji bu açıdan yalnız kadınlara ilişkin bir çalışma alanı olarak ele alınamaz. Bilginin kim tarafından üretildiğini, hangi deneyimlerin görünür hale getirildiğini ve toplumsal tarihin hangi bakış açısından yazıldığını yeniden düşünmeye açan bir yaklaşım oluşturur.
Ekoloji Toplumsal İlişkilerin İçindedir
Doğayla kurulan ilişki üretim biçimleriyle, enerji kullanımıyla, tarımla, kentleşmeyle ve mülkiyet düzenleriyle doğrudan bağlantılıdır. Ormanın kesilmesi, suyun özelleştirilmesi, toprağın madencilik için dönüştürülmesi veya kentlerin betonlaşması yalnız fiziksel çevrede meydana gelen değişimler değildir. Bu süreçler geçim biçimlerini, sağlığı, göçü, emeği, yerel kültürü ve toplumsal ilişkileri etkiler.
Ekolojik kriz bu nedenle ekonomik ve siyasal yapıların dışında ele alınamaz. Hangi kaynakların çıkarılacağı, kimin kullanacağı, maliyetin kimlere yükleneceği ve kararın kim tarafından verileceği doğrudan toplumsal güç ilişkileriyle ilgilidir. Demokratik ekoloji anlayışı da doğayla ilişkiyi toplumun karar süreçleri, üretim biçimleri ve ortak yaşam kültürüyle birlikte düşünmeyi gerektirir.
Kültür İktidarın ve Direncin Alanıdır
Kültür yalnız sanat, gelenek veya folklor anlamına gelmez. İnsanların dünyayı nasıl anlamlandırdığı, hangi davranışı değerli gördüğü, neyi doğal kabul ettiği, hangi rolleri kadınlara ve erkeklere uygun bulduğu, hangi otorite biçimlerini meşru saydığı kültürün içinde şekillenir. Dil, aile, eğitim, din, sanat, edebiyat ve gündelik alışkanlıklar toplumsal anlam dünyasının taşıyıcılarıdır.
İktidar da yalnız kurumlar aracılığıyla işlemez. İnsanların düşünme ve davranma biçimlerine yerleştiğinde daha kalıcı hale gelir. Aynı kültür dayanışmanın, ortak hafızanın, direncin ve özgürleşmenin de taşıyıcısı olabilir. Köylerdeki imece, mahalledeki dayanışma, ortak yas, ortak kutlama, sözlü kültür ve kolektif hafıza toplumun kendi ilişkilerini üretme kapasitesinin örnekleridir. Kültür bu nedenle hem iktidarın hem demokratik yaşamın önemli alanlarından biridir.
Özgürlük Gündelik Yaşamda Kurulur
Özgürlük anayasal haklardan başlayarak gündelik yaşamın bütün ilişkilerine kadar uzanan geniş bir alanda anlam kazanır. Bir kadının kendi yaşamı hakkında karar verebilmesi, bir topluluğun kendi diliyle kültürünü yaşatabilmesi, bir köyün suyuna ilişkin karara katılabilmesi, bir emekçinin üretim süreci üzerinde söz sahibi olması ve bir mahallenin ortak yaşamını birlikte düzenleyebilmesi özgürlüğün somut biçimleridir.
Bu anlayış özgürlüğü devlet ile yurttaş arasındaki hukuki ilişkiye indirgemek yerine toplumun kendi yaşamını kurma kapasitesiyle birleştirir. Demokratik toplum da bu kapasitenin geliştiği ilişkiler bütünü olarak şekillenir. Özgürlüğün ölçüsü yalnız devletin ne yaptığıyla belirlenmez. İnsanların birbirleriyle nasıl ilişki kurduğu, kadınların hangi konumda bulunduğu, emeğin nasıl örgütlendiği, doğaya nasıl yaklaşıldığı ve kararların nasıl alındığı da aynı ölçünün parçalarıdır.
Aynı Tarihin Farklı Katmanları
Devlet, sınıf, kadın, ekoloji, kültür ve özgürlük aynı tarihsel bütünün farklı katmanlarıdır. Birini diğerlerinden ayırarak düşünmek belirli bir alanı açıklayabilir. Aralarındaki ilişki kurulduğunda ise toplumsal gerçeklik daha geniş biçimde görünür hale gelir. Devletin dönüşümü sınıfsal yapıyı etkiler. Sınıfsal yapı kadın emeğiyle bağlantı kurar. Kadın emeği aile düzeniyle birleşir. Aile kültürel değerleri taşır. Kültür iktidarın meşruiyetini etkiler. Ekolojik koşullar üretim biçimini ve gündelik yaşamı değiştirir. Özgürlük bütün bu ilişkilerin içinde somutlaşır.
Öcalan'ın düşüncesini bütüncül kılan yön de bu ilişki ağını tek tek kavramların toplamı olarak görmemesidir. Demokratik toplum, kadın özgürlüğü, ekoloji, demokratik ulus, ahlaki ve politik toplum ve demokratik konfederalizm aynı toplumsal dönüşüm arayışının farklı yüzlerini oluşturur.
Bütüncül Düşüncenin Açtığı Alan
Bütüncül düşünce her şeyi tek açıklamaya bağlayan bir yöntem yerine farklı katmanların birbirleriyle kurduğu ilişkileri araştıran bir yaklaşım sunar. Ekonomi kendi gerçekliğine, biyoloji kendi ölçeğine, kültür kendi tarihine, siyaset kendi kurumlarına sahiptir. İnsan yaşamında ise bütün bu alanlar karşılaşır.
Bu nedenle toplumsal özgürlük de çok katmanlı bir süreçtir. Sınıfsal adalet, kadın özgürlüğü, kültürel çoğulluk, demokratik katılım, ekolojik sorumluluk ve toplumun kendi karar gücü aynı toplumsal ufuk içinde birbirini besler.
Bir kavramın diğerini bastırmadığı, bir mücadele alanının diğerini tali hale getirmediği, farklı deneyimlerin ortak bir özgürlük anlayışı içinde buluştuğu düşünsel zemin demokratik toplum arayışını genişletir.
Yorumlar
Yorum Gönder
Eleştiri ve tartışmaya açığım. Hakaret, tehdit, ayrımcılık ve reklam içeren yorumlar yayımlanmaz.