Bölüm : 14 Sınıflar Nasıl Ortaya Çıktı?

 

Bölüm : 14 Sınıflar Nasıl Ortaya Çıktı?

Sınıflar bir anda ortaya çıkmadı. Toplum bir gün iki ayrı kesime bölünmedi. Önce görevler farklılaştı, ardından bazı görevler diğerlerinden daha değerli kabul edilmeye başladı. Ürün biriktirildi, birikmiş ürün üzerinde karar verme yetkisi belirli ellerde toplandı. Ortak ihtiyaçlar için görevlendirilen kişiler kalıcı yöneticilere, savunma için silahlananlar profesyonel savaşçılara, kayıt tutanlar bilgi üzerinde üstünlük kuran katiplere, kutsal törenleri yönetenler dinsel otoritenin temsilcilerine dönüşebildi. Geçici görev kalıcı makama, yetki ayrıcalığa, farklılık toplumsal üstünlüğe dönüştükçe sınıflaşmanın zemini oluştu.

Bu nedenle sınıfların doğuşunu yalnızca üretimin artmasıyla açıklamak yetersiz kalır. İnsanların ihtiyaçlarından daha fazla ürün elde edebilmesi sömürünün otomatik başlangıcı değildir. Ürün fazlası kıtlık dönemleri için saklanabilir, yaşlıların, çocukların ve hastaların bakımında kullanılabilir, ortak yapılara ayrılabilir, şölenlerde paylaşılabilir ve bütün toplumun yaşamını zenginleştirebilir. Sınıflaşmayı belirleyen, artı ürünün varlığı değil, ürünün toplanması, kaydedilmesi, depolanması ve dağıtılması üzerindeki karar gücünün kimlerin elinde toplandığıdır.

Sınıf da insanlar arasındaki her farklılık anlamına gelmez. Yaş, bilgi, beceri, meslek ve sorumluluk farklılıkları toplumsal yaşamın olağan parçalarıdır. Sınıfsal ayrışma, bu farklılıkların kalıcı ekonomik ve siyasal üstünlüklere dönüşmesiyle belirginleşir. Bir kesim toprağı, sürüleri, üretim araçlarını, ambarı, kayıt sistemini veya silahlı gücü denetleyerek başkalarının emeğinin ürününe düzenli biçimde el koyabiliyorsa ve bu ayrıcalık hukuk, gelenek, din, aile ve devlet tarafından korunuyorsa sınıf ilişkisi oluşmaya başlamıştır.

Zenginlik Farkı ile Sınıf Aynı Değildir

Bir insanın daha fazla hayvana, ürüne, araca veya süs eşyasına sahip olması toplumsal fark yaratabilir. Fakat sınıf yalnızca servet miktarıyla açıklanamaz. Servet geçici olabilir, paylaşım gelenekleriyle sınırlandırılabilir veya kişinin ölümünden sonra yeniden topluluğa dönebilir. Sınıflaşmanın belirleyici yönü servetin kalıcılaşması ve servetin başkalarının yaşamı üzerinde karar verme gücüne dönüşmesidir.

Zengin kişi daha büyük bir evde yaşayabilir. Egemen sınıfa mensup kişi ise yalnızca daha fazla mala sahip olmaz. Başkalarının hangi koşullarda çalışacağı, ürünün ne kadarının verileceği, toprağın nasıl kullanılacağı, borcun nasıl ödeneceği ve kurallara uymayanların nasıl cezalandırılacağı üzerinde etkili olur. Sınıf bu anlamda sahip olunan nesnelerin toplamından daha geniştir. Üretim araçlarına, toplumsal ürüne, bilgiye, zamana ve karar gücüne erişim biçimidir.

Arkeoloji eski toplumlarda modern gelir kayıtlarına ulaşamaz. Bu nedenle eşitsizliği ev büyüklüğü, depolama alanı, mezar eşyaları, beslenme farkları, iskeletlerdeki sağlık izleri ve yerleşim düzenleri üzerinden araştırır. Karşılaştırmalı çalışmalar tarımın başlamasıyla birlikte eşitsizliğin her toplumda aynı hızla yükselmediğini gösterir. Nüfus yoğunluğu, verimli toprağa erişim, hayvancılık, miras düzeni, üretim biçimi ve siyasal kurumlar farklı yollar yaratmıştır.

Bu çeşitlilik önemli bir tarihsel gerçeğe işaret eder. Avcı toplayıcılık, tarım, artı ürün, sınıf, devlet ve uygarlık arasında değişmez bir merdiven bulunmaz. Benzer üretim imkanlarına sahip topluluklar farklı toplumsal kurumlar geliştirebilir. Bazıları birikimi sınırlandıran paylaşım mekanizmaları kurarken bazıları servetin belirli ailelerde yoğunlaşmasına alan açabilir. Sınıflaşma tarihsel bir ihtimaldir, doğanın değişmez yasası değildir.

Artı Ürün Ortak Zenginlikten Sınıfsal Güce

Artı ürün, insanların yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamalarının ardından toplumsal olarak biriktirebildikleri üretim fazlasıdır. Fakat hangi ürünün fazla sayılacağı toplumsal kararla belirlenir. Gelecek yılın tohumu, çocukların yiyeceği, kıtlık için ayrılan tahıl ve hastaların bakımı için saklanan ürün toplum açısından yaşamsal değere sahiptir.

Üretim fazlası ortak denetim altında kaldığında toplumsal özgürlüğün maddi temelini genişletebilir. Herkes bütün zamanını doğrudan yiyecek üretmeye ayırmadığında zanaatkar, şifacı, öğretici, sanatçı, yapı ustası ve bilgi taşıyıcısı yetişebilir. İnsanlar yalnızca hayatta kalmaya değil düşünmeye, öğrenmeye, sanat üretmeye ve ortak yaşamı geliştirmeye de zaman ayırabilir.

Aynı üretim fazlası üzerindeki karar gücü toplumdan ayrıldığında farklı bir ilişki doğar. Üretici ürününün ne kadarının alınacağına, nerede saklanacağına ve kimlere dağıtılacağına katılamıyorsa ürünü yöneten kurum üreticinin üzerinde güç kazanır. Ortak güvenlik için kurulan ambar bu koşullarda ekonomik bağımlılığın merkezi haline gelebilir.

Sınıfsal kırılma artı ürünün oluşmasında değil, artı ürünü üretenlerle onu denetleyenlerin birbirinden ayrılmasında belirginleşir. Üreten kesim ürünü verirken başka bir kesim topluyor, kaydediyor ve dağıtıyorsa geçici görev kalıcı toplumsal konuma dönüşebilir.

Artı ürün böylece iki farklı imkan taşır. Ortak denetim altında toplumsal zenginliği büyütür. Ayrıcalıklı denetim altında egemen sınıfın maddi kaynağına dönüşür.

Yerleşik Yaşam ve Biriktirilebilir Servet

Avcı toplayıcı toplumlarda değerli nesneler ve statü farkları bulunabiliyordu. Hareketli yaşam ise büyük miktarda maddi servetin birikmesini sınırlayan koşullar yaratıyordu. Sürekli hareket eden topluluk için yüzlerce hayvan, büyük tahıl depoları veya geniş arazi parçaları üzerinde kalıcı denetim kurmak daha güçtü.

Tarım, yerleşik yaşam ve hayvan evcilleştirme yeni servet biçimleri yarattı. Toprak işlenebilir ve kuşaktan kuşağa aktarılabilir hale geldi. Hayvan sürüleri çoğalan canlı servete dönüştü. Tahıl uzun süre depolanabildi. Evler, ambarlar, sulama sistemleri ve üretim araçları belirli ailelerin veya kurumların elinde kalıcılaşabildi.

Bu dönüşüm toplumsal eşitsizlik açısından güçlü bir zemin oluşturdu. Servet artık yalnızca yaşam boyunca elde edilen geçici bir avantaj olmaktan çıkıp çocuklara aktarılabilecek birikim biçimine dönüştü.

Tarımın başlaması yine de sınıfların hemen doğduğu anlamına gelmez. Bazı toplumlar binlerce yıl boyunca büyük servet farklarını sınırlayabildi. Paylaşım gelenekleri, ortak kullanım hakları ve toplumsal denetim servet birikimini belirli sınırlar içinde tutabildi.

Üretim teknolojisi tek başına toplumsal kaderi belirlemedi. Toprak, hayvan ve tahılın nasıl bölüşüldüğü, bir ailenin ne kadar birikim yapabildiği, borç karşılığında toprağın el değiştirip değiştiremediği ve mirasın nasıl düzenlendiği daha belirleyici hale geldi.

Toprak ve Gelecek Üzerindeki Denetim

Toprak diğer servet biçimlerinden farklıdır. İnsan tarafından üretilemez ve yaşamın temel maddi alanıdır. Toprağa erişimini kaybeden üretici yalnızca bir mal kaybetmez. Bağımsız geçim imkanını da kaybeder.

Arazi bol ve nüfus görece seyrekken insanların başka alanlara geçme imkanı daha yüksek olabilir. Verimli toprak sınırlı hale geldiğinde ve nüfus yoğunlaştığında toprak üzerindeki denetim daha büyük siyasal güce dönüşür. Topraksız kişi yaşamını sürdürmek için toprak sahibinin koşullarına bağlı hale gelebilir.

Bu gücün kalıcılaşması için yalnızca fiili kullanım yetmez. Toprağın ölçülmesi, kayda geçirilmesi, miras bırakılması ve mülkiyet hakkının kurumsal güç tarafından korunması gerekir. Katibin kaydı, yargıcın kararı ve silahlı gücün yaptırımı mülkiyeti toplumsal gelenekten hukuki ayrıcalığa taşıyabilir.

Bir ailenin belirli toprağı kullanması ile toprağın sınırsız sahibi olması aynı ilişki değildir. Ortak kullanım düzenlerinde aile toprağı işleyebilir fakat onu satamayabilir veya başkasını tamamen dışlayamayabilir. Özel mülkiyet güçlendiğinde toprak alınıp satılabilen, borca karşılık gösterilebilen ve miras bırakılabilen mala dönüşür.

Toprak sahibi ile topraksız arasındaki ayrım bu nedenle sınıf tarihinin en kalıcı bölünmelerinden biri haline geldi.

İş Bölümünden Kalıcı Ayrıcalığa

Toplumsal iş bölümü insanlığın yaratıcı kapasitesini büyüten büyük gelişmelerden biridir. Herkes aynı işi yapmak zorunda kalmadığında bilgi ve beceriler derinleşebilir. Tarım, dokuma, yapı, iyileştirme, zanaat, kayıt ve eğitim farklı uzmanlık alanlarına dönüşebilir.

Sınıfsal ayrışmayı yaratan uzmanlaşmanın kendisi değildir. Belirli uzmanlıkların karar gücü ve ayrıcalıkla birleşmesidir.

Çiftçi toprağı işler, kadın kumaş üretir, emekçi kanalı açar, zanaatkar araç yapar. Ürünün miktarına, dağıtımına ve kullanımına başka bir grup karar verdiğinde üretim ile karar birbirinden ayrılır. Emek toplumda kalırken yönetim ayrı bir toplumsal alana dönüşür.

Bu ayrışma zamanı da eşitsiz biçimde dağıtır. Bir kesim yaşamının büyük bölümünü fiziksel emekle geçirirken başka bir kesim yönetim, yazı, savaş, hesaplama ve dinsel faaliyetlere daha fazla zaman ayırabilir. Bilimsel ve kültürel üretimin gelişmesi toplumsal emeğin yarattığı zaman fazlasına dayanır.

Öcalan'ın yaklaşımında bilim ve sanat sınıflı toplumların özel ürünü olarak görülmez. İnsanlığın binlerce yıllık ortak deneyiminin devamı olarak ele alınır. Devletli ve sınıflı yapılar bu ortak birikimi kendi kurumları içinde yoğunlaştırmış ve çoğu zaman kendi başarıları gibi sunmuştur.

Piramidi firavun tek başına yapmaz. Kanalı kral kazmaz. Sarayın zenginliği yöneticinin bireysel üretiminden oluşmaz. Büyük uygarlık eserlerinin temelinde geniş toplumsal emeğin birikimi bulunur.

Emeğin Denetlenmesinin Farklı Biçimleri

Sınıflı toplum yalnızca ücretli işçi ile işveren arasındaki ilişkiden oluşmaz. Tarih boyunca emeğin denetimi vergi, angarya, kira, borç, kölelik, serflik, savaş esareti, aile içi bağımlılık ve kurumsal dağıtım gibi birçok biçim aldı.

Erken devletlerde emekçiler modern anlamda ücretli işçi değildi. Bazılarına tahıl, yağ ve kumaş payı veriliyor, bazıları yılın belirli dönemlerinde ortak işlerde çalışıyor, bazıları tapınak veya saray hanelerine bağlı yaşıyor, bazıları borç veya savaş nedeniyle bağımlı hale geliyordu.

Özgür köylü ile köle arasında çok sayıda ara konum vardı. Bu nedenle eski toplumları yalnızca özgür insanlar ve köleler biçiminde ikiye ayırmak toplumsal çeşitliliği daraltır.

Sınıf ilişkisini anlamanın güçlü ölçülerinden biri kişinin kendi emeği ve zamanı üzerinde ne kadar söz sahibi olduğudur. İnsan hukuken satılmıyor olabilir. Fakat toprağını terk edemiyor, ürününün büyük bölümünü vermek zorunda kalıyor, çalışma zamanını başkası belirliyor ve borcu nedeniyle çocuklarının emeğini devrediyorsa özgürlüğü sınıfsal denetim altına girmiştir.

Bu ilişki ekonomik olduğu kadar siyasal ve toplumsaldır. İnsan kendi geleceğini belirleme imkanını kaybettikçe sınıf konumu daha kalıcı hale gelir.

Borç ve Gelecekteki Emeğin Denetimi

Borç eşit kişiler arasında karşılıklı yardımlaşmanın aracı olabilir. Güç farkları büyüdüğünde ise bağımlılık mekanizmasına dönüşebilir.

Kuraklık, hastalık, ürün kaybı, savaş veya ağır yükümlülükler nedeniyle geçimini sağlayamayan üretici varlıklı kişiden ya da kurumdan borç alabilir. Borç ödenemediğinde toprak, hayvan veya gelecekteki ürün alacaklıya geçebilir. Borcun büyümesi kişinin kendi emeğini veya aile üyelerinin emeğini devretmesine kadar uzanabilir.

Borç bu biçimiyle gelecekteki emeğin bugünden denetlenmesidir. Henüz üretilmemiş ürün, henüz çalışılmamış zaman ve kimi durumlarda sonraki kuşağın emeği alacak ilişkisine bağlanır.

Yazılı sözleşme bu ilişkiyi kişisel hafızadan çıkararak kurumsal bir gerçekliğe dönüştürür. Yargı borcu tanır, kayıt kurumu onu saklar, örgütlü güç uygulanmasını sağlar.

Borçluluk çoğu zaman bireysel yetersizlik gibi anlatılır. Oysa borç ilişkisinin ardında eşitsiz toprak dağılımı, ağır vergi, kıtlık, savaş ve ekonomik güvensizlik bulunabilir. Toplumsal koşullar kişisel kusur gibi gösterildiğinde sınıfsal düzen daha görünmez hale gelir.

Kayıt Eşitsizliğin Kalıcı Hafızasına Dönüştüğünde

Yazı ve kayıt sınıf ilişkilerinin kalıcılaşmasında büyük rol oynadı. Sözlü borç yeniden tartışılabilir, topluluk tarafından değiştirilebilir veya unutulabilir. Kil tablete yazılan, mühürlenen ve arşivlenen borç ise kişilerin hafızasından bağımsız bir kurumsal gerçeklik kazanır.

Kayıt sistemi toprağın sahibini, vergi miktarını, borcu, çalışma yükümlülüğünü ve statüyü belirleyebilir. Böylece fiili güç ilişkileri kurumsal düzenin parçasına dönüşür.

Yazı insanlığın büyük kültürel başarılarından biridir. Bilgiyi korur, aktarır ve karmaşık yaşamın örgütlenmesini mümkün kılar. Erken yazının idari ve ekonomik kayıtlarla güçlü bağı ise bilginin yönetimle iç içe geliştiğini de gösterir.

Katip toplumsal hayatı yönetimin anlayabileceği kategorilere çevirir. Üretici, borçlu, işçi, köle, vergi yükümlüsü ve toprak sahibi gibi tanımlar insanların bütün yaşamını anlatmaz. Kurum açısından taşıdıkları konumu gösterir.

Bir insanın borçlu veya bağımlı olarak kayda geçirilmesi geçici güçsüzlüğünü daha kalıcı toplumsal statüye çevirebilir. Kayıt böylece yalnızca geçmişi saklayan araç değil, geleceği biçimlendiren güç haline gelir.

Miras ve Ayrıcalığın Kuşaklaşması

Sınıflaşmanın en önemli eşiklerinden biri servet ve statünün çocuklara aktarılmasıdır. Bir kişinin yaşamı boyunca kazandığı servet ölümünden sonra topluluğa dönüyorsa eşitsizlik sınırlı kalabilir. Toprak, hayvan, ev, alacak, makam ve dinsel statü çocuklara geçtiğinde ise eşitsizlik kuşaklar boyunca devam eder.

Çocukların yaşam imkanları doğdukları andan itibaren ayrışmaya başlar. Bir çocuk toprak, sürü, eğitim ve güçlü toplumsal bağlantılarla dünyaya gelir. Başka bir çocuk borçlu veya topraksız bir ailenin içinde hayata başlar.

Miras yalnızca mal aktarımı değildir. Bilgi, ilişki ağı, saygınlık ve iktidar imkanları da aktarılır. Yönetici ailenin çocuğu yönetime, katibin çocuğu eğitime, büyük toprak sahibinin çocuğu üretim araçlarına daha kolay ulaşabilir. Yoksul ailede doğan çocuk erken yaşta çalışma zorunluluğuyla karşılaşabilir.

Böylece doğuştan kazanılan ayrıcalık zamanla kişisel başarı gibi sunulur. Yoksulluk da bireyin başarısızlığına bağlanır. Sınıf düzeni eşitsiz başlangıçları görünmez hale getirerek kendisini doğal gösterir.

Silahlı Güç ve Sınıfsal Düzen

Ürüne el koyma ve ayrıcalığı koruma yalnızca ekonomik araçlarla gerçekleşmez. Üreticinin yükümlülüğü reddetmesi veya borçlunun karara karşı çıkması durumunda yaptırım uygulayabilecek güç gerekir.

Silahlı gruplar başlangıçta topluluğun savunması için örgütlenebilir. Savaşçı kesim kalıcı hale geldiğinde ve geçimini toplumun ürününden sağlamaya başladığında ayrı bir güç alanı oluşur.

Savaş sınıflaşmayı farklı yollarla büyütür. Fetih yeni toprak, hayvan, maden ve emekçi sağlar. Savaş esirleri köleleştirilebilir. Yenilen topluluklardan ürün ve emek alınabilir. Ganimet yöneticiler ve savaşçılar arasında dağıtılabilir.

Sürekli savaş aynı zamanda daha fazla ürün toplanmasını ve kalıcı ordunun beslenmesini gerektirir. Böylece sınıf düzeni ile askeri yapı birbirini besler.

Silahlı güç zamanla mülkiyetin, verginin, borcun ve siyasal otoritenin koruyucusu haline gelir.

Devlet ile Sınıfın Birlikte Gelişmesi

Devlet ile sınıflardan hangisinin önce oluştuğunu tek bir çizgiyle açıklamak zordur. İki süreç birbirini besledi.

Servet ve artı ürün üzerinde güç kazanan gruplar ayrıcalıklarını koruyacak kurumsal yapılara ihtiyaç duydu. Devlet ise vergi, savaş, hukuk ve kayıt aracılığıyla servet birikimini güçlendirdi.

Devlet mülkiyet sınırlarını tanıdı, borç sözleşmelerini uyguladı, vergiyi topladı, mirası düzenledi ve örgütlü gücü yönetti. Böylece sınıfsal ilişkilerin kalıcılaşmasında etkin rol oynadı.

Devlet yalnızca tek bir sınıfın basit aracı olarak da görülemez. Bürokrasi, ordu, dinsel kurumlar ve yönetici çevreler kendi çıkar alanlarını geliştirebilir. Farklı sınıflar devlet içinde etkili olmaya çalışabilir. Yine de devletin kaynak toplama ve dağıtma kapasitesi sınıfsal güç ilişkileriyle sürekli bağlantı içinde kalır.

Ekonomik güç siyasal güvenceye, siyasal güç ekonomik kaynağa ihtiyaç duyar. Tapınak, saray, toprak, ambar, yazı ve ordu aynı tarihsel ağın farklı parçalarına dönüşür.

Kadın Üzerindeki Tahakküm ve Sınıflaşma

Sınıf tarihini yalnızca erkek üretici ile erkek yönetici arasındaki ilişki üzerinden anlatmak toplumun büyük bölümünü görünmez bırakır. Çünkü yaşam yalnızca tarlada, atölyede ve pazarda üretilmez. İnsan hayatının her gün ve her kuşakta yeniden kurulması gerekir.

Çocukların doğurulması, beslenmesi ve büyütülmesi, yaşlıların ve hastaların bakımı, yiyeceğin hazırlanması, suyun taşınması, giysinin üretilmesi ve evin gündelik yaşamının kurulması büyük bir emek alanıdır. Bu işlerin önemli bölümü tarih boyunca kadınlara yüklenmiş ve doğal görev sayılmıştır.

Kadın emeğinin ekonomik değerden dışlanması sınıflı düzen açısından büyük bir kaynak yarattı. Emekçilerin her gün yeniden çalışabilecek hale gelmesinin maliyeti aile içinde kadınlara aktarıldı. Yeni emekçi kuşakların yetiştirilmesi de büyük ölçüde ücretsiz kadın emeğine dayandı.

Kadınlar tek bir sınıf oluşturmaz. Sarayda yaşayan kadın ile köle kadın aynı toplumsal konumda değildir. Mülk sahibi kadın başka kadınların emeği üzerinde denetim sahibi olabilir. Yoksul kadın ise hem sınıfsal sömürüye hem erkek egemen tahakküme maruz kalabilir.

Buna rağmen erkek soyuna dayalı miras, evlilik ve aile düzeni kadınların farklı sınıfsal konumlarını kesen güçlü bir tahakküm alanı oluşturmuştur. Kadının emeği, bedeni ve doğurganlığı üzerindeki denetim mülkiyetin aktarılması ve aile içi otoritenin korunması açısından merkezi hale gelmiştir.

Öcalan'ın yaklaşımında kadın üzerindeki tahakküm, sonraki sınıfsal ve devletçi ilişkilerin toplumsal zeminlerinden biri olarak ele alınır. Bu bakış sınıf çözümlemesini ortadan kaldırmaz. Sınıfın nasıl daha geniş bir iktidar yapısı içinde kurulduğunu gösterir.

Dokuma Atölyeleri ve Kadın Emeğinin Kurumsallaşması

Erken Mezopotamya'da tekstil üretimi ekonomik hayatın önemli alanlarından biriydi. Yün, iplik ve kumaş gündelik kullanımın yanında uzak ticaret için de değer taşıyordu. Kadınların dokuma ve iplik üretimindeki yoğun emeği tapınak ve saray ekonomilerinin güçlü kaynaklarından biri haline geldi.

Büyük atölyelerde çalışan kadınlara tahıl ve başka ürünlerden oluşan paylar verilebiliyordu. Kadın üretimin merkezindeydi fakat ürünün sahibi veya üretim kararlarının belirleyicisi değildi.

Kadın emeği iki farklı alanda görünmezleşti. Kurumsal üretimde çalışmasına rağmen ürün üzerindeki denetimi sınırlı kaldı. Evde gerçekleştirdiği bakım ve yaşamı yeniden üretme emeği ise ekonomik kayıtlarda çok daha az yer aldı.

Bu durum çalışmanın tek başına özgürlük yaratmadığını gösterir. İnsan üretime katıldığı halde üretim araçları, çalışma koşulları ve ürün hakkında karar veremiyorsa sınıfsal ilişki devam eder.

Aile Sınıfın Yeniden Üretildiği Kurum

Aile sevgi, dayanışma ve bakım ilişkilerinin güçlü alanıdır. Sınıflı toplumlarda aynı zamanda mülkiyetin, mirasın ve statünün kuşaktan kuşağa aktarıldığı temel kurumlardan biri haline gelmiştir.

Mülk sahibi aile çocuğuna toprak, ev, eğitim ve toplumsal ilişki bırakır. Yoksul aile borç, güvencesizlik ve emek yükümlülükleriyle kuşatılmış olabilir. Çocuklar aynı insan potansiyelleriyle doğsalar bile farklı sınıfsal dünyalara girer.

Ailenin erkek reis çevresinde örgütlenmesi mülkiyet aktarımı ile kadın denetimini birleştirir. Soyun erkek hattından devam etmesi kadının cinselliği ve doğurganlığı üzerinde toplumsal kontrol yaratır. Evlilik, çocukların aidiyeti ve miras ekonomik düzenin parçasına dönüşür.

Sınıf düzeni bu nedenle yalnızca sarayda veya üretim alanında yeniden kurulmaz. Aile içinde de kuşaktan kuşağa aktarılır.

Din, Anlam ve Sınıfsal Meşruiyet

Kalıcı sınıf düzeni yalnızca zorla ayakta kalamaz. Eşitsizliğin doğal, kutsal veya hak edilmiş olduğu düşüncesi de üretilir.

Kral tanrıların seçtiği yönetici, rahip kutsal bilginin sahibi ve toplumsal hiyerarşi kozmik düzenin yansıması olarak sunulabilir. Bu durumda ekonomik ve siyasal fark insan yapımı bir ilişki olmaktan çıkarak evrensel düzenin parçası gibi görünür.

İdeoloji yalnızca yalandan oluşmaz. Toplumun gerçek ihtiyaçlarına ve korkularına dayanır. Kıtlık karşısında ambar, savaş karşısında savunma ve belirsizlik karşısında anlam dünyası gerçek toplumsal işlevler taşır. Yönetici kesimler bu işlevleri kendi ayrıcalıklarıyla birleştirerek kendi konumlarını toplumun ihtiyaçlarıyla özdeşleştirebilir.

Sınıflı düzenin en güçlü biçimi yalnızca itaat ettiren düzen değildir. Eşitsizliği doğal ve değişmez gösteren düzendir.

Sınıflar ve Uygarlığın Yaratıcı Gücü

Uzun süre sınıflı toplumun uygarlığın gelişmesi için zorunlu olduğu düşünüldü. Büyük kentlerin, yazının, bilimin ve sanatın artı ürünü merkezileştiren yönetici sınıflar sayesinde doğduğu ileri sürüldü.

Bu anlatı insanlığın yaratıcı gücü ile yönetici kurumları birbirine karıştırır. Yazı, matematik, tarım, mimari ve sanat geniş toplumsal birikimin ürünüdür. Yönetici kurumlar bu birikimi örgütlemiş, korumuş ve kimi dönemlerde geliştirmiş olabilir. Aynı zamanda onu kendi iktidarlarının hizmetine bağlamışlardır.

Kölelik ve ağır sınıf eşitsizlikleri yaratıcı gelişmenin doğal bedeli değildir. Arkeolojik çeşitlilik, benzer üretim imkanlarına sahip toplumların farklı eşitsizlik düzeyleri oluşturabildiğini gösterir.

Öcalan'ın yaklaşımı da devlet ve sınıfı tarihsel ilerlemenin zorunlu aşaması olarak görmez. Komünal değerlerin sınıflı toplumun içinde yaşamaya devam ettiğini, tarihsel hareketin yalnızca egemen sınıfların yükselişiyle açıklanamayacağını vurgular.

İnsanlık tarihi aynı zamanda serveti paylaşma, yöneticilerin gücünü sınırlama ve ortak yaşamı koruma mücadelesidir.

Sınıf Mücadelesinin Uzun Tarihi

Sınıf mücadelesi modern fabrikayla başlamadı. Artı ürün üzerinde kalıcı denetim kurulmaya başladığı andan itibaren buna karşı farklı direnme biçimleri de gelişti.

Üreticiler ürünü saklayabilir, ağır yükümlülüklerden kaçabilir, toprağı terk edebilir, borcu reddedebilir ve yöneticileri değiştirebilir. Köleler kaçabilir, köylüler ortak alanları savunabilir, kadınlar kendilerine dayatılan rollere direnebilir.

Bu mücadelelerin büyük bölümü yazılı tarih içinde silik kalmıştır. Çünkü kayıtları çoğu zaman vergi toplayan, yasayı yazan ve isyanı bastıran kurumlar bırakmıştır.

Sınıf mücadelesi yalnızca büyük ayaklanmalar biçiminde yaşanmaz. Gündelik hayatın içinde de sürer. Emekçinin çalışma süresine karşı koyması, köylünün ürününü koruması, topluluğun borçluyu desteklemesi, kadının kendi bedeni ve emeği üzerinde söz hakkı istemesi sınıfsal denetimi sınırlar.

Öcalan'ın yaklaşımında komünal değerlerin varlığı bu uzun direnme tarihinin parçasıdır. Toplum hiçbir zaman bütünüyle sınıf ilişkisine indirgenmez. Karşılıklı yardım, bakım, ortak kullanım ve dayanışma sınıflı düzenlerin içinde de yaşamaya devam eder.

Marx'ın Açtığı Alan

Marx sınıf çözümlemesini modern düşüncenin merkezine taşıdı. Sınıfı yalnızca gelir farkı veya hukuki statü olarak değil, üretim ve sömürü ilişkisi olarak ele aldı.

Bir toplumun yapısını anlamak için yalnızca yasalarına ve yöneticilerine değil, üretim araçlarının kimlerin elinde bulunduğuna, emeğin nasıl örgütlendiğine ve toplumsal ürünün kimler tarafından sahiplenildiğine bakmak gerekir.

Bu yaklaşım görünüşte özgür ilişkilerin içindeki eşitsizliği açığa çıkarır. İşçi hukuken özgürdür fakat ürettiği değerin tümünü kontrol etmez. Köylü hukuken özgür olabilir fakat toprağa erişmek için ürününün önemli bölümünü vermek zorunda kalabilir.

Marx'ın en güçlü katkılarından biri sınıfların tarihsel olduğunu göstermesidir. Sınıflar insan doğasının değişmez sonucu değildir. Belirli üretim, mülkiyet ve iktidar ilişkilerinin ürünüdür.

Bu dizide sınıf çözümlemesini devlet, kadın, ekoloji, kültür ve uygarlık tartışmalarıyla genişletmek gerekir. Çünkü toplumsal yaşam yalnızca fabrikada veya tarlada üretilmez. Evde, bilgide, doğada, dilde, bakımda ve kuşakların yetiştirilmesinde de üretilir.

Öcalan'ın Açtığı Alanda Sınıflaşma

Öcalan sınıflaşmayı yalnızca ekonomik ilişkilerin sonucu olarak ele almaz. Kadın üzerindeki tahakküm, erkek egemen hiyerarşi, kutsallığın tekelleşmesi, savaşçı gücün yükselişi, artı ürünün denetimi ve devletleşme birlikte değerlendirilir.

Bu yaklaşımda sınıf bir anda ortaya çıkmış ekonomik kategori değildir. Toplum içindeki otorite farklarının kalıcılaşması, kadın emeğinin ve bedeninin denetlenmesi, savaşçı grupların güç kazanması, kutsal bilginin belirli kesimlerde toplanması ve ürün fazlasının merkezileştirilmesi aynı tarihsel dönüşümün farklı boyutlarıdır.

Kadın üzerindeki ilk kalıcı hiyerarşilerin sonraki kölelik ve sınıf ilişkileri için toplumsal zemin yarattığı düşüncesi bu yaklaşımın önemli noktalarından biridir.

Bu bakış sınıfı geri plana itmez. Sınıfsal sömürünün hangi daha geniş uygarlık ilişkileri içinde oluştuğunu gösterir. Sömürü yalnızca ürüne el koymakla sınırlı değildir. Bilginin, doğanın, doğurganlığın, zamanın ve karar hakkının denetlenmesi de aynı ilişkiler ağının parçalarıdır.

Sınıf mücadelesi de bu nedenle yalnızca ücret ve gelir paylaşımı değildir. İnsanların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olması, ortak kaynakları yönetmesi, bedenleri ve emekleri hakkında karar vermesi mücadelesidir.

Günümüz Dünyasında Sınıfın Yeni Biçimleri

Modern toplum hukuki eşitliği öne çıkarır. Her yurttaşın aynı haklara sahip olduğu, çalışarak yükselebileceği ve mülk edinebileceği kabul edilir. Fakat hukuki eşitlik başlangıç koşullarını eşitlemez.

Bir çocuk servet, kaliteli eğitim, güvenli konut ve güçlü ilişki ağlarıyla hayata başlayabilir. Başka bir çocuk borç, yoksulluk ve güvencesizlik içinde büyüyebilir. Kağıt üzerindeki eşit haklar bu başlangıç farklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Bugünün ambarı yalnızca tahıl deposu değildir. Banka hesapları, yatırım fonları, büyük şirketler, veri merkezleri ve enerji ağları toplumsal kaynakların yeni yoğunlaşma alanlarıdır.

Borç da yeni biçimler almıştır. Konut kredisi, tüketici borcu ve uzun vadeli ödeme yükümlülükleri gelecekteki emeğin belirli bölümünü bugünden bağlayabilir.

Küresel üretim ağları sınıf ilişkisini coğrafi olarak da uzaklaştırır. Bir ürün bir ülkede tüketilirken hammaddesi başka coğrafyadan, emeği başka toplumdan ve ekolojik maliyeti başka bölgelerden gelebilir.

Sınıf ortadan kalkmadı. Biçim değiştirdi. Mülk sahibi ile mülksüz, borç veren ile borçlu, karar veren ile uygulayan, veriyi kontrol eden ile veriye dönüştürülen insan arasındaki ayrımlar sınıfsal gücün çağdaş biçimleridir.

Sınıfsız Toplum ve Karar Gücünün Paylaşılması

Sınıfsız toplum yalnızca mülkiyetin yeniden dağıtılmasıyla kurulamaz. Üretim araçları toplumsal mülkiyete geçse bile karar gücü küçük bir yönetici grubun elinde toplanıyorsa yeni ayrıcalık alanları oluşabilir.

Toplumsal mülkiyet ile toplumsal yönetim birlikte düşünülmelidir. Üretim, kaynaklar ve ortak yaşam hakkında karar verenler toplumun kendisi olmalıdır.

Bakım emeğinin kadınlara bırakıldığı, yöneticilerin denetlenemediği, bilginin küçük bir kesimde toplandığı ve doğanın sınırsız kaynak kabul edildiği bir düzen mülkiyet yapısı değişmiş olsa bile yeni tahakküm biçimleri yaratabilir.

Sınıfsızlık gelir farkının azaltılmasından daha geniş bir toplumsal dönüşümdür. Emek, zaman, bilgi, bakım, kaynak ve karar gücünün paylaşılmasını gerektirir.

Komünler, kooperatifler, meclisler ve ortak mülkiyet biçimleri karar yetkisini topluma yaydığı, kadınların bağımsız iradesini güvenceye aldığı ve yöneticileri denetlenebilir hale getirdiği ölçüde sınıfsal ayrışmayı sınırlar.

Birikmiş Emeğin Yeniden Topluma Dönmesi

Sınıflar farklı işlerin varlığından doğmadı. Farklı görevlerin kalıcı ayrıcalıklara dönüşmesinden doğdu.

Sınıflar yalnızca artı ürünün oluşmasıyla doğmadı. Artı ürün üzerindeki karar hakkının üreticilerden ayrılmasıyla güç kazandı.

Sınıflar yalnızca servet farkından oluşmadı. Mülkiyetin başkalarının emeği ve geleceği üzerinde denetim hakkına dönüşmesiyle kalıcılaştı.

Kayıt, miras, borç, hukuk, din, erkek egemenlik, savaş ve devlet bu ilişkileri kuşaktan kuşağa taşıdı. Kadınların bakım ve yaşamı yeniden üretme emeğinin görünmezleştirilmesi, mirasın erkek hattında yoğunlaşması ve örgütlü gücün yönetici yapılarda toplanması sınıflı toplumun maddi ve kültürel zeminini genişletti.

Sınıflaşmanın özü toplumun ürettiği emeğin, bilginin, zamanın ve yaşam imkanlarının toplumdan uzaklaşarak ayrıcalıklı kişi ve kurumların denetimine geçmesidir.

Sınıfsız toplumun yönü de buradan belirlenir. Toplumun ürettiği değer yeniden toplumun ortak denetimine döner. Üretim araçları kadar karar gücü de paylaşılır. Bilgi ayrıcalığın değil ortak yaşamın aracı haline gelir. Bakım emeği toplumsallaşır. Kadınların bağımsız iradesi toplumsal özgürlüğün temel ölçülerinden biri olur. Doğa mülkiyet nesnesi değil yaşamın ortak zemini olarak görülür.

İnsanlığın uzun tarihi sınıfların kuruluşunun yanında onları sınırlayan, aşan ve ortak yaşamı yeniden kuran toplumsal mücadelelerin de tarihidir.


Yorumlar

Popüler Yayınlar