Bölüm - 19 Kapitalist Modernite

 

Bölüm - 19 Kapitalist Modernite - Yaşamın Pazara Çevrilmesi

Kapitalizm çoğu zaman fabrikalar, patronlar, işçiler, bankalar ve piyasalar üzerinden anlatılır. Bu anlatı ekonomik yapının önemli bir bölümünü açıklar. Kapitalist modernite kavramı ise daha geniş bir alanı görünür hale getirir. Kapitalist düzen yalnızca neyin üretileceğini ve ürünün nasıl bölüşüleceğini belirleyen bir ekonomi olarak işlemez. İnsanların zamanı nasıl yaşadığını, doğayla nasıl ilişki kurduğunu, neyi başarı saydığını, bedenlerini nasıl gördüğünü, hangi arzuların peşinden gittiğini ve birbirleriyle hangi değer ölçüleri üzerinden ilişki kurduğunu da biçimlendirir.

Fabrikadaki işçinin emeği, evdeki kadının bakım faaliyeti, ormandaki ağaç, nehirdeki su, bilim insanının bilgisi, sanatçının yaratıcılığı, insanın dikkati, kişisel verileri, bedeni ve gelecekteki zamanı ekonomik değere dönüştürülebilir. Bu düzende yaşamın kendi değeri ile piyasanın değişim değeri giderek birbirinden uzaklaşır. Orman canlı çeşitliliği, su döngüsü ve toplumsal hafıza açısından taşıdığı anlamdan önce kereste, enerji, maden ya da turizm geliri üzerinden değerlendirilebilir. İnsan bilgeliği, dayanışması ve toplumsal katkısından önce piyasada ne kadar gelir üretebildiğiyle ölçülebilir. Kapitalist modernitenin temel yönü yaşamın farklı alanlarını ölçülebilir, satılabilir ve sermaye birikimine bağlanabilir hale getirmesidir.

Kapitalizmden Kapitalist Moderniteye

Kapitalizm, üretim araçlarının önemli bölümünün özel mülkiyet altında toplandığı, geniş insan topluluklarının yaşamlarını sürdürmek için emek güçlerini sattığı ve üretimin sermaye birikimine bağlandığı tarihsel sistemdir. Kapitalist modernite ise bu ekonomik sistemin çevresinde gelişen daha geniş yaşam ve iktidar düzenidir. Piyasa, ulus-devlet, endüstriyel üretim, bürokrasi, bilim, teknoloji, kentleşme, tüketim kültürü ve birey anlayışı birbirine bağlanarak çağdaş yaşamın güçlü çerçevelerini oluşturur.

İnsan iş yerinden çıktığında da bu düzenin içindedir. Kiraladığı konut, ödediği kredi, kullandığı ulaşım, gördüğü reklamlar, aldığı eğitim, sağlık hizmetine erişimi, sosyal medyada bıraktığı veriler ve geleceğe ilişkin beklentileri aynı ekonomik ve siyasal ağın parçalarına dönüşebilir. İnsan üretici olmanın yanında tüketici, borçlu, veri kaynağı, müşteri, seçmen ve yatırım nesnesi olarak yeniden tanımlanır.

Kapitalist modernite bu nedenle yalnızca ekonomik sömürünün değil, yaşamın hangi ölçülerle anlamlandırılacağının da düzenidir.

Metalaşmanın Genişleyen Alanı

Meta piyasada değişime giren ürün veya hizmettir. Kapitalist toplumun özgünlüğü, meta ilişkisinin yaşamın giderek daha geniş alanlarına yayılmasıdır. Toprak, su, sağlık, eğitim, bakım, bilgi, kültür, dikkat ve kişisel veri ekonomik değişim alanına girdiğinde piyasa yalnızca malların dolaştığı mekan olmaktan çıkarak toplumsal yaşamın temel düzenleyicilerinden birine dönüşür.

Alışverişin kendisi bu yapıyı açıklamaz. İnsanlar kapitalizmden çok önce ürün değiştiriyor, ticaret yapıyor ve emeklerinin karşılığını alıyordu. Belirleyici olan piyasanın toplum tarafından kullanılan araç konumundan çıkıp toplumsal değerin ana ölçülerinden biri haline gelmesidir.

Bir hizmetin fiyatı ile toplumsal değeri birbirinden farklı olabilir. Çocuk bakımı, yaşlı desteği, temiz su, kamusal eğitim ve sağlıklı doğa büyük yaşamsal değer taşır. Bunların piyasa fiyatı bu değeri eksiksiz biçimde ifade edemez.

Piyasa yaşamın bir alanıdır. Kapitalist modernite ise yaşamın büyük bölümünü piyasanın ölçülerine bağlamaya yönelir.

İnsan Zamanının Satılması

Kapitalizmde işçi belirli bir üründen önce çalışma kapasitesini belirli süre için satar. Marx'ın emek gücü kavramı bu ilişkiyi görünür kılar. İşçi hukuken özgür sözleşmenin tarafıdır. Üretim araçlarının mülkiyeti başka ellerde yoğunlaştığında bu özgürlük maddi zorunlulukla birleşir. Yaşamını sürdürmek için ücretli çalışmaya katılır.

Satılan yalnızca kas gücü değildir. Dikkat, bilgi, yaratıcılık, beden enerjisi ve yaşam zamanı da üretim sürecine dahil olur. İş sözleşmesinde sekiz saat görünürken işe hazırlanma, ulaşım, çalışma yorgunluğunu giderme ve ertesi güne hazırlanma süreçleri de gündelik yaşamı üretim düzenine bağlar.

Bu nedenle emek gücünün metalaşması insan zamanının ekonomik ölçüye çevrilmesidir. Kapitalist modernitenin en derin alanlarından biri de zamanı bu biçimde yeniden kurmasıdır.

Saatin Egemenliği

Tarım toplumlarında zaman büyük ölçüde mevsimler, güneş, yağmur, hasat, doğum ve dinlenme döngüleriyle ilişkilidir. Sanayi kapitalizmi zamanı daha kesin ve bölünebilir bir üretim ölçüsüne çevirdi. Saat, dakika ve saniye ekonomik hesapların parçası haline geldi. Geç kalmak maliyet, beklemek verimsizlik, hız ise rekabet üstünlüğü olarak değerlendirildi.

Teknolojik gelişme aynı sürede daha fazla üretimi mümkün hale getirdi. Bu üretkenlik insanın çalışma süresini kısaltma potansiyeli taşır. Kapitalist rekabet altında ise aynı kazanç daha fazla üretime, daha yoğun çalışma temposuna ve daha büyük sermaye birikimine yöneltilebilir.

Dijital çalışma bu sınırı daha da genişletti. Telefon ve internet çalışmayı mekandan bağımsızlaştırırken iş ile özel yaşam arasındaki mesafeyi de daralttı. Mesai dışı mesajlar, elektronik posta ve sürekli ulaşılabilir olma beklentisi çalışma zamanını gündelik yaşamın içine yayabilir.

Özgür zamanın değeri burada belirginleşir. İnsan yalnızca çalışmak, tüketmek ve yeniden çalışmaya hazırlanmak için yaşamaz. Düşünmek, yaratmak, sevmek, dinlenmek ve toplumsal ilişki kurmak insan yaşamının kendi başına değer taşıyan alanlarıdır.

Boş Zamanın Piyasalaşması

İnsan işten çıktığında piyasa ilişkileri sona ermez. Eğlence, turizm, spor, kişisel gelişim, dijital platformlar ve alışveriş boş zamanın geniş bir ekonomik sektör haline gelmesini sağlar. Dinlenmek için tüketmek, eğlenmek için ödeme yapmak ve kendisini geliştirmek için sürekli yeni hizmetler satın almak gündelik yaşamın normal biçimi olarak sunulabilir.

Kapitalist modernite insanı sürekli geliştirilecek bir proje gibi de ele alır. Daha güzel, daha sağlıklı, daha üretken, daha başarılı ve daha görünür olma baskısı insanın boş zamanına yerleşir. Dinlenme dahi ertesi gün daha verimli çalışmanın aracı olarak anlam kazanabilir.

Oysa özgür zaman üretim için harcanmayan zaman olmanın ötesindedir. İnsanlığın sanat, düşünce, dostluk, sevgi, siyaset ve yaratıcılık alanları büyük ölçüde bu zamanda gelişir. Özgürlük insanın bütün yaşamını ekonomik sonuca bağlamadan yaşayabilme imkanını da içerir.

Borç ve Geleceğin Ekonomik Denetimi

Kapitalist modernitede insan bugünkü emeğinin yanında gelecekteki emeğini de ekonomik ilişkiye bağlayabilir. Konut kredisi, eğitim borcu ve tüketici kredileri henüz yaşanmamış çalışma yıllarını bugünden ödeme yükümlülüğüne dönüştürür.

Borç insanların önemli ihtiyaçlarını karşılamasını sağlayabilir. Gelir ile konut, eğitim ve temel yaşam maliyetleri arasındaki mesafe büyüdüğünde ise borç tercih olmaktan çok zorunlu yaşam aracına yaklaşır.

Borçlu insan gelecekteki kararlarında daha dar hareket alanıyla karşılaşır. İşini değiştirmek, yaşam biçimini dönüştürmek veya risk almak daha güç hale gelebilir. Gelecekteki zaman faizle birlikte bugünkü finans hesabına bağlanır.

Böylece borç yalnızca ekonomik sözleşme değil, geleceğe ilişkin bir disiplin mekanizması da olur. İnsan bugünkü patronuna çalışırken gelecekteki taksitlerine de bağlı hale gelir.

Doğanın Fiyatlandırılması

Kapitalist üretim doğayı hammadde, enerji, arazi ve atık alanı olarak hesaplamaya yatkındır. Orman kereste, nehir enerji, dağ maden, kıyı turizm alanı ve toprak inşaat arsası olarak değerlendirilebilir.

Doğal varlıkların ekonomik değerini hesaplamak kimi durumlarda korumaya yardımcı olabilir. Fakat doğanın bütün değerini fiyat üzerinden tanımlamak yaşamın büyük bölümünü görünmez kılar. Bir ormanın değeri yalnızca kesilecek ağaç miktarında bulunmaz. Su döngüsü, iklim, canlı çeşitliliği, kültürel hafıza ve gelecek kuşakların yaşam imkanları da ormanın değerinin parçalarıdır.

Kapitalist hesap kısa vadeli ekonomik getiriyi diğer değerlerin önüne geçirebildiğinde madenin geliri görünür, kaybolan derenin ve toplumsal yaşamın değeri arka plana düşer.

Doğanın yaşam değeri değişim değerinden daha geniştir.

Endüstriyalizm ve Sınırsız Büyüme

Endüstri insanlığın büyük yaratıcı başarılarından biridir. Makineler ağır işleri hafifletti, ulaşımı geliştirdi, sağlık teknolojilerini büyüttü ve üretim kapasitesini genişletti.

Endüstriyalizm ise üretim kapasitesinin kendi başına ilerleme ölçüsüne dönüşmesidir. Daha fazla üretim, daha fazla enerji kullanımı ve daha hızlı büyüme yaşamın diğer değerlerinin önüne geçtiğinde teknik güç toplumsal amaçtan kopar.

Kapitalist rekabet sermayeyi sürekli genişlemeye yöneltir. Yeni pazar, enerji, hammadde ve tüketici arayışı bu büyümenin doğal uzantısı haline gelir. Sınırlı gezegen ile sürekli büyüme eğilimi arasındaki gerilim kapitalist modernitenin temel ekolojik çelişkilerinden biridir.

Buradaki amaç sanayiyi terk etmek değildir. Teknolojiyi sermaye birikiminin baskısından çıkararak toplumsal ihtiyaçlarla ve ekolojik sınırlarla uyumlu hale getirmektir.

Teknolojinin özgürleştirici niteliği, insanın çalışma yükünü azaltması ve doğayla dengeli yaşamı güçlendirmesiyle ölçülebilir.

Kadın Bedeni ve Piyasa

Kadın üzerindeki tahakküm kapitalizmden çok daha eski tarihsel köklere sahiptir. Aile, miras, soy, namus ve devlet kadın bedenini, emeğini ve doğurganlığını uzun dönemler boyunca denetledi. Kapitalizm bu ilişkileri yeni piyasa biçimleri içinde yeniden örgütledi.

Kadın ücretli emekçi, ücretsiz bakım çalışanı, tüketici ve pazarlama görüntüsü olarak aynı anda ekonomik sistemin içinde yer alabilir. Güzellik, gençlik, beden ölçüsü ve cinsel çekicilik büyük sektörlerin ekonomik faaliyet alanına dönüşür. Kadına sürekli eksik olduğu ve tüketim yoluyla kendisini tamamlayabileceği mesajı verilir.

Böylece satılan yalnızca kozmetik ürün veya giysi olmaz. Kadının kendi bedeniyle kurduğu ilişki de ekonomik değer ölçülerinden etkilenir. Beden yaşayan varoluşun parçası olmaktan çıkarak sürekli geliştirilecek ve sergilenecek projeye dönüşebilir.

Öcalan'ın yaklaşımında kadın bedeninin ve emeğinin metalaştırılması kapitalist modernitenin derin çelişkilerinden biri olarak değerlendirilir. Kadının görünürlüğü ekonomik ve kültürel özerklikle birleştiğinde özgürleşme alanı yaratır. Piyasanın bakışına bağlandığında ise yeni denetim biçimleri ortaya çıkar.

Bakım Yaşamı Üretir

Kapitalist ekonomi ücretli üretimi merkeze alırken bakım emeğinin büyük bölümü ekonomik hesabın dışında kalır. Çocukların yetiştirilmesi, yaşlıların ve hastaların desteklenmesi, yemek hazırlanması, temizlik ve gündelik yaşamın yeniden kurulması toplumun devamlılığı açısından temel emek alanlarıdır.

Ücretli emekçinin her gün yeniden çalışabilmesi ve yeni kuşakların yetişmesi bakım emeğine dayanır. Bu emeğin önemli bölümü tarih boyunca kadınlar tarafından karşılıksız biçimde gerçekleştirildi.

Bakım emeğinin görünmezliği kadınların gelir, emeklilik, eğitim ve kamusal yaşama katılım imkanlarını sınırlar. Toplumun yaşamını ayakta tutan çalışma ekonomik değer olarak tanınmadığında kadın bağımlılığı güçlenebilir.

Bakımın yalnızca piyasaya devredilmesi de eşitlik yaratmaz. Bakım satın alınabilen hizmete dönüştüğünde nitelikli bakım gelir düzeyine bağlanabilir. Daha özgürlükçü yön, bakımın toplumsal olarak tanınması, kadınlarla erkekler arasında paylaşılması ve kamusal yapılarla güvence altına alınmasıdır.

Arzunun Ekonomik Yönlendirilmesi

İnsan yalnızca biyolojik ihtiyaçlarla yaşamaz. Sevilmek, ait olmak, kendisini ifade etmek, güzel olanla ilişki kurmak ve toplumsal saygınlık kazanmak insan yaşamının doğal parçalarıdır.

Kapitalist modernite bu arzuları sıfırdan yaratmaz. Onları belirli ürün ve yaşam tarzlarıyla ilişkilendirir. Özgürlük otomobille, başarı lüks tüketimle, güzellik belirli ürünlerle, saygınlık marka ve mülkiyetle eşleştirilebilir.

Reklam ürünün teknik özelliklerini anlatmanın ötesine geçerek bir yaşam biçimi satar. İnsan ürünü satın alırken onunla ilişkilendirilen gençlik, mutluluk, prestij ve aidiyet duygusuna da yönelir.

Bu süreç insan iradesini ortadan kaldırmaz. İnsanlar reklamı reddedebilir, ürünleri farklı biçimde kullanabilir ve başka değerler geliştirebilir. Fakat tercihlerin büyük ekonomik ve kültürel güçlerden bağımsız oluşmadığını görmek gerekir.

Tüketim ve Eksiklik Duygusu

Kapitalist üretim, üretilen ürünlerin sürekli dolaşıma girmesine ihtiyaç duyar. Bu nedenle tüketim yalnızca ihtiyaçların karşılanması değil, kimliğin ve toplumsal konumun anlatıldığı alana dönüşür.

Giyilen kıyafet, kullanılan telefon, yaşanan semt ve sahip olunan otomobil toplumsal statünün göstergesi haline gelebilir. Yoksunluk da yalnızca temel ihtiyaca erişememek biçiminde yaşanmaz. Toplumsal olarak değerli sayılan görüntüye ulaşamamak da eksiklik duygusu yaratır.

İnsan bu görüntüyü yakalamak için borçlanabilir. Tüketim geçici tatmin yaratırken yeni ürünlerin dolaşıma girmesi için yeni eksiklikler üretilir.

Mutluluk ile tüketimin birbirine bağlanması kapitalist modernitenin güçlü kültürel araçlarından biridir. İnsan sahip olduklarıyla değil, henüz sahip olmadıklarıyla tanımlanmaya başladığında tüketim sürekli hale gelir.

Bilginin Metaya Dönüşmesi

Bilgi insanlığın kuşaklar boyunca ürettiği ortak birikimdir. Bilim insanları önceki araştırmalara, eğitim kurumlarına, toplumsal kaynaklara ve başka insanların emeğine dayanarak yeni bilgiler üretir.

Kapitalist modernitede bilgi patent, lisans, telif, veri tabanı ve ticari sır yoluyla mülkiyet ilişkisine bağlanabilir. Bilimsel çalışma kamu kaynaklarıyla desteklenmiş olsa bile araştırmanın ürünleri ücretli erişim sistemleri içinde tutulabilir.

Yaratıcı emeğin korunması önemlidir. Bilgiyi üreten kişinin emeği tanınmalı ve desteklenmelidir. Toplum açısından yaşamsal olan bilginin dar ekonomik tekeller altında tutulması ise sağlık, eğitim ve bilimsel gelişme açısından ciddi eşitsizlikler yaratabilir.

Açık bilim yaklaşımı bu noktada bilginin kamusal niteliğini güçlendirmeye yönelir. Bilimsel bilginin mümkün olduğunca erişilebilir, denetlenebilir ve toplum yararına kullanılabilir olması bilgi özgürlüğünün önemli boyutlarından biridir.

Eğitim ve İnsan Kaynağı

Eğitim insanın düşünme, anlama ve toplumsal yaşama katılma kapasitesini geliştirir. Kapitalist modernite eğitimi giderek iş piyasasındaki değerini yükseltecek bireysel yatırım olarak da biçimlendirebilir.

Öğrenci bilgiyi anlamak kadar diploma ve meslek kazanmak için öğrenir. Bir bölümün toplumsal değeri yerine mezuniyet sonrasında sağlayacağı gelir öne çıkabilir. Felsefe, sanat, tarih ve temel bilimler kısa vadeli ekonomik getiri üzerinden değerlendirildiğinde bilgi dünyası daralır.

Üniversite de insanı yurttaş, araştırmacı ve toplumsal özne olarak yetiştirmenin yanında piyasaya hazırlanacak insan kaynağı olarak görebilir.

Eğitim insanlara meslek kazandırır. Aynı zamanda dünyayı anlayan, eleştiren ve kendi toplumsal yaşamına katılan özgür bireyler yetiştirdiğinde kamusal anlamına kavuşur.

Dijital Kapitalizm

Dijital platformlar bilgiye erişimi, iletişimi ve toplumsal örgütlenmeyi büyük ölçüde genişletti. Aynı süreç insan davranışlarının yeni ekonomik kaynaklara dönüşmesini sağladı.

Arama geçmişi, konum, beğeniler, alışverişler, sosyal ilişkiler ve izleme davranışları veri olarak toplanabilir. Bu veriler reklam, ürün geliştirme, davranış tahmini ve algoritmik yönlendirme için ekonomik değer taşır.

Kullanıcı hizmet alan kişi olduğu kadar platformun değer üretim sürecinin de parçasıdır. Etkileşim, içerik ve dikkat dijital şirketlerin ekonomik büyümesine katkıda bulunur.

Bu alanın özgün yanı insanın üretim yaptığının her zaman farkında olmamasıdır. Gündelik iletişim, eğlence ve sosyalleşme aynı anda veri ve ekonomik değer üretebilir.

Dikkat Ekonomisi

İnsan dikkati sınırlıdır. Dijital platformlar bu sınırlı zamanı reklam, abonelik ve kullanıcı bağlılığı üzerinden ekonomik değere dönüştürebilir.

Bildirimler, kesintisiz içerik akışı, beğeni sistemleri ve kişiselleştirilmiş öneriler insanın platformda daha fazla zaman geçirmesine yönelir. Böylece insanın dikkati ekonomik rekabetin konusu haline gelir.

Bu süreç düşünme biçimini de etkileyebilir. Kısa, hızlı ve duygusal içerikler daha fazla etkileşim ürettiğinde uzun düşünce, derin okuma ve sakin tartışma geri plana itilebilir.

Dijital teknoloji insanlığın en güçlü iletişim araçlarından biridir. Demokratik mesele, bu teknolojinin kimin denetiminde olduğu ve insanın dikkatinin nasıl korunduğudur.

Ölçülen İnsan

Kapitalist modernite insan ilişkilerini sayıların diliyle de biçimlendirir. Beğeni, takipçi, izlenme, puan ve performans değerlendirmeleri toplumsal görünürlüğün yeni ölçülerine dönüşür.

İnsan kendisini sürekli karşılaştırabilir. Saygınlık, sevgi ve etkinlik rakamlarla ifade edildiğinde kişi kendi hayatını pazarlanacak bir marka gibi yönetmeye başlayabilir.

Ölçüm kimi alanlarda yararlıdır. Sorun rakamın insanın bütün değerinin yerine geçmesidir.

İnsan ilişkisinin özü yalnızca görünürlük değildir. Dostluk, dayanışma, güven ve ortak yaşam ölçülemeyen nitelikler taşır.

Kültür ve Sanatın Piyasa İlişkisi

Sanat anlam, duygu, eleştiri ve hayal gücü üretir. Kapitalist modernitede sanat ekonomik piyasanın içinde dolaşır ve eserler satış, izlenme ve gelir üzerinden değerlendirilebilir.

Sanatçının emeğinin karşılığını alması yaşamsal öneme sahiptir. Piyasa başarısının sanatsal değerin tek ölçüsüne dönüşmesi ise kültür alanını daraltır. Kolay tüketilebilen ve tekrarlanabilir ürünler ekonomik avantaj kazanırken deneysel ve eleştirel sanat ekonomik güvence bulmakta zorlanabilir.

Kültür endüstrisi yalnızca eğlence satmaz. Başarı, güzellik, kahramanlık, sevgi ve yaşam tarzı imgeleri de üretir.

Buna rağmen kültür hiçbir zaman bütünüyle piyasanın içine kapanmaz. Türküler, yerel anlatılar, bağımsız sanat, mizah ve toplumsal hareketler piyasa dışı anlam üretmeye devam eder.

Ulus-Devlet, Sermaye ve Endüstriyalizm

Kapitalist modernite piyasa ile devletin karşıtlığı üzerinden açıklanamaz. Piyasanın işlemesi hukuk, para, altyapı, mülkiyet düzeni ve güvenlik kurumlarına ihtiyaç duyar. Ulus-devlet bu ortak zeminin kurulmasında güçlü rol üstlenir.

Devlet aynı zamanda nüfusu eğitim, resmi dil, yurttaşlık, vergi ve askerlik aracılığıyla ortak yönetim çerçevesine bağlar. Piyasa hareketli, eğitilmiş ve kayıtlı iş gücü kazanırken ulus-devlet siyasal ve kültürel merkeziyetçiliği büyütebilir.

Öcalan'ın kapitalist modernite çözümlemesinde kapitalizm, ulus-devlet ve endüstriyalizm birbirini güçlendiren üç temel alan olarak ele alınır. Kapitalizm sermaye birikimini, ulus-devlet siyasal merkezileşmeyi, endüstriyalizm ise üretim ve doğa kullanımının büyük ölçekli teknik yapılanmasını temsil eder.

Bu üç alan arasında çatışmalar bulunabilir. Yine de modern yaşam içinde birbirlerini besleyen güçlü bağlar kurarlar.

Eski Tahakkümlerin Yeni Biçimleri

Kapitalizm kadın üzerindeki tahakkümü, devleti, savaşı ve doğa üzerindeki hakimiyet fikrini sıfırdan yaratmadı. Bu ilişkilerin önemli bölümü kapitalizmden çok daha eski tarihsel köklere sahiptir.

Kapitalist modernitenin özgünlüğü bu eski ilişkileri piyasa, teknoloji, ulus-devlet ve küresel sermaye içinde yeniden düzenlemesidir.

İnsan hukuken özgür olabilir ve ekonomik zorunluluk içinde çalışabilir. Kadın kamusal alanda görünürlük kazanabilir ve bedeni piyasanın yeni ölçülerine bağlanabilir. Doğa kutsal korkunun alanından çıkarak bilimsel ve teknik denetimin nesnesine dönüşebilir. Devlet meşruiyetini tanrısal hükümdardan değil ulus, güvenlik ve kalkınmadan alabilir.

Kapitalist modernite eski tahakkümleri modern kurum ve tekniklerle yoğunlaştırır.

Yaşam Piyasanın Dışına Taşar

Kapitalist modernitenin metalaştırma gücüne rağmen toplumsal yaşam tamamen piyasa ilişkisine dönüşmez. Bakım, dostluk, dayanışma, imece, gönüllülük, kamusal sorumluluk ve ortak hafıza piyasa mantığının dışındaki değerleri yaşatır.

Anne çocuğuna fiyat karşılığında sevgi göstermez. Dostluk piyasa sözleşmesiyle kurulmaz. Topluluk yaşadığı dağı veya ormanı yalnızca ekonomik gelir hesabıyla korumaz.

Kapitalist sistemin kendisi dahi bu piyasa dışı ilişkilere ihtiyaç duyar. Güven, bakım ve toplumsal ahlak olmadan ekonomi de işleyemez.

Toplum bu nedenle yalnızca alıcı ve satıcıların toplamı değildir. Ortak anlam, değer ve yaşam üreten ilişkiler bütünüdür.

Yalnız Girişimci Olarak Birey

Kapitalist modernite geleneksel bağların önemli bölümünü çözerek bireye yeni hareket alanları açtı. İnsan aile mesleğine, köye ve geleneksel hiyerarşiye ömür boyu bağlı kalmak zorunda değildir. Eğitim, kent yaşamı ve ücretli çalışma bireysel tercih alanını genişletebilir.

Bu özgürleşme piyasa karşısında yalnızlaşmayla birleşebilir. İş, sağlık, eğitim, emeklilik ve gelecek kişinin kendi performansına bağlandığında toplumsal sorunlar bireysel başarısızlık gibi anlatılabilir.

İşsizlik beceri eksikliğine, yoksulluk yeterince çalışmamaya, kaygı kişisel dayanıklılık eksikliğine indirgenebilir. Böylece yapısal sorunlar bireyin omuzlarına yüklenir.

Gerçek bireysellik toplumsal bağların yok olması anlamına gelmez. Güvenli ve demokratik toplumsal ilişkiler bireyin kendi farklılığını daha özgür biçimde geliştirebilmesini sağlar.

Modern Yoksulluğun Yeni Biçimleri

Kapitalist modernite büyük maddi zenginlik üretirken yoksulluğun yeni biçimlerini de yaratır. Gelir yoksulluğunun yanında zaman yoksulluğu, toplumsal ilişki yoksulluğu, kültürel dışlanma ve karar süreçlerinden uzaklık ortaya çıkabilir.

İnsan yeterli gelire sahip olabilir ve yaşamının neredeyse tamamını çalışmaya ayırabilir. Tüketim imkanları geniş olabilir ve kent yaşamı ortak alanlardan, doğadan ve güçlü toplumsal ilişkilerden yoksun kalabilir.

Yoksulluk bu anlamda yalnızca para eksikliği değildir. Toplumun ürettiği imkanlar üzerinde söz sahibi olamamak da güçsüzlük yaratır.

Özgürlük tüketim kapasitesinin büyümesinden daha geniştir. İnsan kendi zamanı, emeği, çevresi ve ortak geleceği üzerinde karar sahibi olduğunda toplumsal özne haline gelir.

Öcalan'ın Açtığı Alanda Kapitalist Modernite

Öcalan kapitalizmi yalnızca ücretli emeği sömüren ekonomik sistem olarak ele almaz. Devletli uygarlığın eski tahakküm biçimlerini piyasa, ulus-devlet ve endüstriyel büyüme içinde yoğunlaştıran modernite düzeni olarak değerlendirir.

Bu yaklaşımda kadın bedeninin ve emeğinin metalaştırılması, doğanın ekonomik nesneye dönüşmesi, toplumsal ahlakın aşınması, bireysel yalnızlığın büyümesi ve sınırsız kar arayışı aynı uygarlık krizinin farklı alanlarıdır.

Kapitalist modernitenin güçlü yönlerinden biri kendi değerlerini evrensel ve doğal gösterebilmesidir. Rekabet insan doğasının değişmez özelliği, büyüme ilerlemenin ölçüsü, tüketim mutluluğun dili ve merkezi devlet düzenin temel biçimi gibi sunulabilir.

Bu değerler gündelik yaşama yerleştiğinde sistem dışarıdaki kurum olmaktan çıkar. İnsan kendi hayatını piyasa ölçüleriyle değerlendirmeye başladığında kapitalist modernite bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiye kadar ulaşır.

Özgürleşme bu nedenle ekonomik mülkiyetin dönüşümüyle birlikte insanın neyi değerli, başarılı ve özgür kabul ettiğinin da dönüşmesini gerektirir.

Piyasa Dışı Yaşam Alanları

Toplumun piyasa karşısındaki gücü farklı kurumsal biçimlerde gelişebilir. Kooperatifler ortak üretim ve mülkiyet modelleri yaratabilir. Kamusal sağlık ve eğitim temel ihtiyaçları satın alma gücünden bağımsız hale getirebilir. Açık bilim bilgiyi ortak değer olarak geliştirebilir. Yerel meclisler ekonomik ve ekolojik kararları doğrudan toplumsal tartışmaya açabilir.

Bu kurumların demokratik niteliği isimlerinden çok işleyişlerine bağlıdır. Kooperatif rekabet baskısıyla sıradan şirkete dönüşebilir, kamu kurumu bürokratikleşebilir, yerel yapı erkek egemen ilişkiyi yeniden üretebilir.

Karar gücünün toplumda kalması, kadınların bağımsız iradesi, hesap verebilirlik ve ekolojik sorumluluk bu yapıların yönünü belirler.

Piyasa dışı alanı büyütmek bütün alışveriş biçimlerini ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Su, sağlık, eğitim, bakım, barınma, bilgi ve temel ekolojik varlıkların yalnızca ödeme gücüne bağlı metalar olmaktan çıkarılması anlamına gelir.

Demokratik Modernitenin Değer Ölçüsü

Kapitalist modernite değişim değerini merkeze alır. Demokratik modernite kullanım değerini, toplumsal ihtiyacı, ekolojik bütünlüğü ve katılımı öne çıkarır.

Kapitalist modernite üretim miktarını başarı ölçüsü yapar. Demokratik modernite üretimin neye hizmet ettiğini ve hangi ekolojik sınırlar içinde gerçekleştiğini esas alır.

Kapitalist modernite bireyi piyasa içinde yalnızlaştırır. Demokratik modernite bireysel özgürlüğü toplumsal dayanışmayla güçlendirir.

Kapitalist modernite bakım emeğini ve doğayı görünmez kaynak gibi kullanır. Demokratik modernite bakımın ve doğanın yaşam kurucu değerini tanır.

Kapitalist modernite bilgiyi özel mülkiyete bağlayabilir. Demokratik modernite bilgiyi açık, eleştirel ve toplumsal birikim olarak görür.

Kapitalist modernite siyaseti profesyonel yönetim alanına çeker. Demokratik modernite toplumu kendi yaşamı hakkında karar veren özne haline getirmeye yönelir.

Bu iki eğilim bugün aynı toplumların içinde karşı karşıya gelir. Metalaştırma, merkezileşme ve sermaye birikimi bir yönde ilerlerken dayanışma, ortak yaşam, demokratik katılım ve ekolojik değerler başka bir yön oluşturur.

Yaşamın Yeniden Merkeze Alınması

Kapitalist modernitenin dönüşümü yalnızca hükümet değişikliğiyle gerçekleşmez. Üretim ilişkilerinin yanında gündelik alışkanlıklar, tüketim, aile, eğitim, kent, teknoloji ve insanın kendisiyle kurduğu ilişki de değişim alanıdır.

Üretim araçları üzerinde toplumsal denetim, daha kısa çalışma zamanı, bakım emeğinin paylaşılması, kadınların bağımsız örgütlenmesi, doğanın yenilenme sınırlarının ekonomik kararların merkezine alınması ve temel hizmetlerin kamusal güvenceye kavuşması bu dönüşümün maddi dayanaklarını oluşturur.

Bilgi ortak değer, veri toplumsal denetime açık alan ve dijital teknoloji insanların özgür iletişim aracı haline gelebilir. İnsan dikkati ekonomik sömürü alanı olmaktan çıkarılıp özgür yaşamın parçası olarak korunabilir.

Daha çok tüketmek yerine daha anlamlı yaşamak, daha hızlı büyümek yerine ekolojik dengeyi korumak, daha güçlü merkezi yönetim yerine daha örgütlü toplum yaratmak ilerlemenin başka ölçülerini oluşturur.

Kapitalist modernite yalnızca emeği sömürmez. Yaşamın değer ölçülerini de piyasanın diline çevirmeye yönelir. Emek gücünü metaya, zamanı verimlilik ölçüsüne, borcu geleceğin denetimine, doğayı hammaddeye, bilgiyi mülkiyete, dikkati ekonomik kaynağa ve insan ilişkilerini ölçülebilir performansa dönüştürebilir.

Yaşam ise bütün bu ölçülerden daha geniştir. Bir annenin bakımı, bir dostun dayanışması, bir halkın dili, bir ormanın canlı bütünlüğü ve insanın özgür zamanı tek bir fiyatla açıklanamaz.

Kapitalist modernitenin karşısına çıkarılacak en güçlü değer, yaşamın kendisidir. Özgür toplum zenginliği yalnızca biriktirilen para ve üretilen meta miktarıyla ölçmez. İnsanların ne kadar özgür yaşadığına, birbirleriyle nasıl ilişki kurduğuna, doğayı nasıl koruduğuna ve kendi ortak yaşamları hakkında ne ölçüde karar verebildiğine bakar.



Yorumlar

Popüler Yayınlar