Bölüm - 17 Marx’ın Açtığı Alan

 

Bölüm - 17 Marx’ın Açtığı Alan - Kapitalizmin Görünmeyen Anatomisi

Marx'ın düşünsel gücü yalnızca kapitalizmi eleştirmesinden kaynaklanmaz. Kapitalizmi kötü yöneticilerin, açgözlü patronların veya yanlış ekonomi politikalarının toplamı olarak değil, kendine özgü kurumları, ilişkileri ve çelişkileri bulunan tarihsel bir toplumsal düzen olarak incelemesinden kaynaklanır. Bireylerin ahlaki özelliklerinden daha derine iner ve insanların hangi toplumsal ilişkilerin içine yerleştirildiğine bakar. Kapitalist toplum kendisini özgürlük, eşitlik ve karşılıklı sözleşme düzeni olarak sunar. İşçi emek gücünü satar, sermaye sahibi yatırım yapar, tüketici piyasada tercihte bulunur. Hukuk önünde taraflar eşit görünür. Fakat işçi üretim araçlarına sahip olmadığı için yaşamını sürdürebilmek adına çalışmak zorundadır. Sermaye sahibi de rekabet içinde kalabilmek için sermayesini büyütmeye yönelir. Tüketici ürün seçebilir, fakat neyin üretileceği, hangi koşullarda üretileceği ve doğaya hangi maliyetin yükleneceği üzerinde aynı ölçüde söz sahibi değildir. Marx'ın açtığı alan, hukuki özgürlük ile maddi zorunluluğun aynı toplumsal düzen içinde nasıl birleştiğini görünür kılar.

Kapitalizm Pazardan Daha Fazlasıdır

Pazar, ticaret ve para kapitalizmden binlerce yıl önce de vardı. Kapitalizmin ayırt edici yanı yalnızca malların alınıp satılması değildir. Üretim araçlarının önemli bölümünün özel ellerde yoğunlaşması ve geniş insan kitlelerinin yaşamlarını sürdürebilmek için emek güçlerini satmasıdır. Toprak, fabrika, makine, enerji, ham madde, teknoloji ve giderek veri üzerinde denetim sahibi olanlar üretimin yönünü belirlerken bu araçlara sahip olmayanlar çalışma kapasitelerini piyasaya çıkarır. Bu nedenle kapitalist toplumdaki temel ayrım yalnızca zengin ile yoksul arasındaki gelir farkı değildir. Üretim araçlarına sahip olanlarla, üretim sürecine emek gücüyle katılanlar arasındaki ilişkidir. İşçi üretimin gerçek öznesidir, fakat ürettiği ürünün, üretim sürecinin ve yaratılan değerin tümü üzerinde karar sahibi değildir. Sermaye sahibi üretim sürecine doğrudan katılmadan mülkiyet üzerinden karar gücü kazanabilir. Marx'ın sınıf çözümlemesinin gücü de sınıfı yaşam tarzından ve gelir düzeyinden çıkarıp üretim araçlarına, toplumsal ürüne ve karar gücüne erişim biçimi olarak ele almasında yatar.

Meta Dünyası

Marx kapitalizmi çözümlemeye metadan başlar. Çünkü kapitalist toplumda ihtiyaçların büyük bölümü piyasada alınıp satılan ürün ve hizmetler yoluyla karşılanır. Yiyecek, konut, ulaşım, eğitim, sağlık, bilgi, eğlence ve insanın zamanı meta ilişkilerinin içine girebilir. Bir ürünün kullanım değeri insanların bir ihtiyacını karşılamasından gelir. Değişim değeri ise piyasada başka mallarla hangi oranda değiştirilebildiğini ifade eder. Kapitalist üretimde belirleyici hale gelen, ürünün toplumsal yararından çok piyasada değer olarak gerçekleşebilmesidir. Toplumun konuta ihtiyacı yüksekken sermaye daha karlı gördüğü lüks konutlara yönelebilir. Bir hastalık milyonlarca yoksulu etkilerken araştırma kaynakları daha yüksek ticari getiri sağlayan alanlara kayabilir. Ormanın değeri suyu, canlı çeşitliliğini ve iklimi korumasından çok kesildiğinde sağlayacağı gelir üzerinden hesaplanabilir. Meta ilişkisi yaygınlaştıkça insanın dünyayla ilişkisi de fiyat üzerinden kurulmaya başlar ve yaşamın değeri piyasa değerine doğru daralır.

Emek Gücü ve Artı Değer

Marx'ın kapitalizm çözümlemesindeki en önemli ayrımlardan biri emek ile emek gücü arasındadır. İşçi piyasada doğrudan emeğini değil, belirli bir süre boyunca çalışma kapasitesini satar. Emek gücünün değeri, işçinin yaşamını sürdürmesi ve yeni kuşakların yetişmesi için gerekli toplumsal geçim koşullarıyla bağlantılıdır. Yiyecek, barınma, eğitim, sağlık, ulaşım ve tarihsel olarak oluşmuş ihtiyaçlar bu yeniden üretimin parçalarıdır. Emek gücünü diğer metalardan ayıran temel özellik ise kullanıldığında kendi değerinden daha fazla değer yaratabilmesidir. İşçi çalışma gününün bir bölümünde ücretinin karşılığı olan değeri üretir, kalan bölümünde ise kendisine ücret olarak dönmeyen artı değeri yaratır.

Kapitalist işçiye ücretini ödediğinde hukuki biçim içinde bir sözleşme gerçekleşmiş görünür. Sömürü burada ücretin hiç ödenmemesinden değil, işçinin yarattığı toplam değer ile emek gücünün karşılığı olarak aldığı ücret arasındaki farkın sermaye tarafından sahiplenilmesinden doğar. İşçi yüksek ücret alabilir ve yine de artı değer üretmeye devam eder. Marx'ın büyük keşfi, sömürüyü yasa dışı bir hırsızlık veya kişisel ahlaksızlık olmaktan çıkarıp kapitalist üretimin olağan işleyişi içinde göstermesidir.

Çalışma Zamanı, Teknoloji ve Artı Değer

Sermaye artı değeri büyütmek için çalışma gününü uzatabilir veya üretkenliği artırabilir. Çalışma süresinin uzatılması mutlak artı değeri büyütür. Teknoloji, makine, iş bölümü ve yönetim teknikleri sayesinde işçinin kendi geçim araçlarının karşılığı olan değeri daha kısa sürede üretmesi ise göreli artı değeri genişletir. Teknolojinin kapitalizm içindeki çelişkili yapısı burada belirginleşir. Makine insan emeğini hafifletebilir, zorunlu çalışma zamanını azaltabilir ve insanlara daha fazla özgür zaman yaratabilir. Özel mülkiyet ve rekabet koşullarında ise aynı teknoloji üretim temposunu yükseltmek, iş gücünü azaltmak, çalışanı daha yakından izlemek ve artı değeri büyütmek için kullanılabilir.

Bu çelişki günümüzde yapay zeka, otomasyon ve dijital platformlarda daha açık biçimde görülüyor. Üretkenlik artarken çalışma güvencesi daralabilir. İletişim teknolojileri işi kolaylaştırırken çalışma zamanı günün tamamına yayılabilir. Algoritmalar işçiyi özgürleştiren araçlar olmaktan çok performansı sürekli ölçen sistemlere dönüşebilir. Teknolojik gelişmenin insanı özgürleştirip özgürleştirmediği, teknolojinin kendisinden çok kimin mülkiyetinde olduğu ve hangi toplumsal amaç için kullanıldığıyla bağlantılıdır.

Sermaye Bir Toplumsal İlişkidir

Sermaye yalnızca para, makine veya fabrika değildir. Bir makine toplumun ortak mülkiyetinde bulunabilir ve ortak ihtiyaçlar için kullanılabilir. Aynı makine özel mülkiyet altında ücretli emeği çalıştırmak ve artı değer üretmek için kullanıldığında sermaye işlevi kazanır. Para da kendi başına sermaye değildir. Toplumsal ihtiyaçları karşılamak, ortak yatırım yapmak veya dayanışma sağlamak için kullanılabilir. Para daha fazla para üretmek amacıyla canlı emeği ve üretim araçlarını denetlemeye başladığında sermaye ilişkisine dönüşür.

Sermayenin özünde birikmiş geçmiş emeğin canlı emek üzerinde güç kazanması bulunur. Fabrikalar, makineler, bilgi ve teknoloji önceki kuşakların ve bugünkü toplumun ortak emeğinin ürünüdür. Bu birikim özel mülkiyet altında yoğunlaştığında yaşayan insanların çalışma koşullarını belirleyen bağımsız güç gibi karşılarına çıkar. İnsanların yarattığı ekonomi onların yaşamına hükmeden yapı haline gelir. Toplum ekonomiyi kendi ihtiyaçlarına göre düzenlemek yerine, toplum sermayenin büyüme zorunluluğuna göre yeniden düzenlenir.

Sermayenin Büyüme Baskısı

Kapitalist üretimde sermaye hareketsiz kalamaz. Rekabet işletmeleri teknolojiyi yenilemeye, maliyetleri düşürmeye, yeni pazarlara yönelmeye ve karı yeniden yatırıma dönüştürmeye iter. Sermaye sahibinin kişisel olarak ölçülü davranması bu yapısal baskıyı ortadan kaldırmaz. Sermaye büyümek için daha fazla ham madde, enerji, emek, tüketici ve pazar arar.

Bu genişleme sınırlı bir gezegen üzerinde gerçekleşir. Doğanın yenilenme kapasitesi ile sermayenin sürekli büyüme eğilimi arasında güçlü bir gerilim oluşur. Orman ağaç stoku, nehir enerji kaynağı, toprak maden rezervi, hayvan ticari ürün, insan ise tüketici ve iş gücü olarak değerlendirilebilir. Yaşamın farklı alanları birikimin girdilerine dönüştürülür. Marx'ın sermaye birikimi çözümlemesi bu nedenle yalnızca ekonomi politiğin değil, günümüz ekolojik krizinin de önemli başlangıç noktalarından biridir.

Kapitalizmin Tarihsel Kuruluşu

Kapitalist düzen kendisini çalışkanlık ve tasarruf üzerinden anlatmayı sever. Bir kesim biriktirdiği için sermaye sahibi olmuş, diğerleri yeterince çalışmadığı için mülksüzleşmiş gibi bir tarih anlatısı üretilebilir. Marx bu hikayeyi tarihsel süreçlerle karşılaştırır ve kapitalizmin kuruluşunda geniş halk kesimlerinin ortak topraklardan, üretim araçlarından ve bağımsız geçim imkanlarından koparılmasının belirleyici rolünü gösterir. Köylülerin ortak alanlara erişiminin sınırlandırılması, sömürge yağması, köle ticareti, zorla çalıştırma ve devlet şiddeti sermaye birikiminin tarihsel kaynakları arasında yer alır.

Ücretli emeğin oluşabilmesi için bir tarafta üretim araçlarını denetleyen sermaye sahibi, diğer tarafta ise kendi geçimini bağımsız olarak sağlayacak araçlardan koparılmış insan kitlesi gerekir. İşçi hukuken özgür bireydir ve doğrudan bir feodal beye bağlı değildir. Aynı anda üretim araçlarından da ayrılmıştır. Bu çift yönlü özgürlük kapitalist iş gücü piyasasının maddi zeminini yaratır. Kapitalizm yalnızca özgür sözleşmeyle kurulmamış, sözleşmenin koşullarını yaratan tarihsel mülksüzleştirme süreçleri üzerinde yükselmiştir.

Devlet ve Kapitalist Düzen

Piyasa ile devlet birbirinden tamamen ayrı iki dünya değildir. Mülkiyet haklarının tanınması, sözleşmelerin uygulanması, paranın düzenlenmesi, yolların ve limanların kurulması, ticaret yollarının korunması, borçların tahsil edilmesi ve iş gücü piyasasının işlemesi devlet kurumlarıyla bağlantılıdır. Devlet piyasaya dışarıdan müdahale eden yabancı bir yapı olmaktan çok kapitalist piyasanın hukuki ve siyasal koşullarını da üretir.

Devlet aynı zamanda sınıf mücadelelerinin yaşandığı alandır. Çalışma süresi, sosyal güvenlik, sendikal haklar, iş güvenliği ve ücret düzenlemeleri emek mücadeleleri sonucunda devlet kurumlarına yazılabilir. Bu nedenle devlet yalnızca sermayenin tek yönlü aracı olarak açıklanamaz. Bürokrasi, ordu, siyasal kurumlar ve toplumsal güçler kendi ilişkilerini oluşturur. Bununla birlikte özel mülkiyet ve ücretli emek düzeni hukuki olarak korunduğu sürece devlet kapitalist ilişkilerin dışına yerleşmez.

Meta Fetişizmi

Marx'ın en güçlü kavramlarından biri meta fetişizmidir. Kapitalist toplumda insanlar arasındaki toplumsal ilişkiler nesnelerin özellikleri gibi görünür. Bir giysinin fiyatını görürüz, fakat onu diken işçinin çalışma koşulları, pamuğu yetiştiren köylünün emeği, kullanılan su ve doğaya yüklenen maliyet fiyat etiketinin arkasında kaybolabilir. Para para doğuruyor, sermaye kendi kendine büyüyor, toprak kendiliğinden rant üretiyor gibi bir görüntü oluşur.

İnsanların kurduğu ilişkiler ekonomik nesnelerin doğal hareketleri gibi algılanmaya başladığında toplum kendi yarattığı düzene yabancılaşır. Piyasa bağımsız bir doğa yasası gibi sunulur. İnsan kararlarının ve güç ilişkilerinin ürünü olan ekonomi, kimsenin değiştiremeyeceği dışsal gerçeklik gibi görünür. Marx'ın eleştirisi bu görüntünün arkasındaki insan ilişkilerini açığa çıkarır. Ekonomik kategorileri doğallaştırmak yerine onların tarihsel ve toplumsal köklerini gösterir.

Yabancılaşma ve İnsan

Kapitalist üretimde işçi yalnızca ürettiği değerin bir bölümünden uzaklaşmaz. Üretici faaliyetiyle kurduğu ilişki de değişir. Ürettiği ürün işçinin değil sermaye sahibinin mülküdür. Çalışmanın temposu, amacı, süresi ve yöntemi büyük ölçüde işçinin dışında belirlenir. Emek insanın yaratıcı gücünü gerçekleştirdiği faaliyet olmaktan çıkarak yaşamını sürdürebilmek için yerine getirdiği zorunluluğa dönüşebilir.

Yabancılaşma bununla sınırlı kalmaz. İnsan kendi yaratıcı kapasitesinden, diğer emekçilerden ve doğadan da uzaklaşabilir. Aynı sınıfsal konumu paylaşan çalışanlar iş, ücret ve terfi için birbirleriyle rekabete sokulabilir. Dayanışmanın yerini bireysel yükselme beklentisi alabilir. İnsan iş yerinde performans birimi, piyasa dışında tüketici olarak tanımlanabilir. Marx'ın yabancılaşma çözümlemesi bu nedenle yalnızca psikolojik bir huzursuzluğu değil, üretim araçlarının ve karar gücünün insandan ayrılmasının toplumsal etkilerini açıklar.

İşçi Sınıfının Yeni Biçimleri

Marx'ın yaşadığı dönemde sanayi işçisi kapitalizmin en görünür emekçi tipiydi. Günümüz kapitalizminde ücretli emek çok daha geniş bir alana yayılmıştır. Sağlık çalışanları, öğretmenler, kuryeler, çağrı merkezi çalışanları, yazılımcılar, hizmet sektörü emekçileri, geçici çalışanlar ve platform işçileri farklı biçimlerde emek güçlerini satar.

İşçi olmak yalnızca fabrikada fiziksel emek harcamak anlamına gelmez. Üretim araçları ve çalışma koşulları üzerinde belirleyici denetime sahip olmadan yaşamını emek gücünü satarak sürdüren geniş kesimleri kapsar. Günümüzde patronun yerini kimi alanlarda algoritma alabilir. Çalışanın sipariş sırası, ücreti, performansı ve görünürlüğü dijital sistemler tarafından belirlenebilir. Hukuken bağımsız girişimci olarak tanımlanan kişi fiilen platformun kurallarına bağımlı çalışabilir. Kapitalist ilişki yeni teknolojilerle biçim değiştirirken üretim araçları, veri ve karar gücü üzerindeki denetim belirleyici olmaya devam eder.

Kadın Emeği ve Yaşamın Yeniden Üretimi

Kapitalist üretim yalnızca fabrika, tarla veya ofisteki ücretli emekle devam edemez. İşçinin her gün yeniden çalışabilir hale gelmesi, çocukların büyütülmesi, yaşlıların ve hastaların bakımı, yiyeceğin hazırlanması ve gündelik yaşamın sürdürülmesi gerekir. Bu yeniden üretim emeğinin büyük bölümü tarih boyunca kadınlara yüklenmiş ve önemli ölçüde karşılıksız bırakılmıştır.

Kapitalist işletme işçinin her gün yeniden üretiminin bütün maliyetini doğrudan üstlenmez. Bu yükün önemli bölümü aileye ve aile içinde ağırlıklı olarak kadına aktarılır. Kadın ücretli işte çalışsa bile ev içindeki bakım ve yeniden üretim yükünü taşımaya devam edebilir. Böylece ücretli emek sömürüsü ile ücretsiz bakım emeği iç içe geçer.

Bu alan Marx'ın açtığı sınıf çözümlemesini genişletmeyi gerektirir. Emek gücü kendiliğinden ortaya çıkmaz. İnsanlar doğar, büyür, beslenir, iyileştirilir ve eğitim görür. Yaşamı yeniden üreten bu geniş emek alanı görünmez kaldığında kapitalist üretimin gerçek maliyeti de eksik hesaplanır.

Doğa ve Sermaye

Kapitalist üretim canlı emeğin yanında doğanın maddi süreçlerine dayanır. Su, toprak, hava, enerji, mineraller, ormanlar ve canlı çeşitliliği olmadan hiçbir üretim mümkün değildir. Kapitalist muhasebe ise çoğu zaman doğanın kendisini değil ona erişimin maliyetini hesaba katar. Bir şirket ağacın ekonomik bedelini ödeyebilir, fakat ormanın su döngüsü, iklim ve canlı yaşamı açısından taşıdığı toplam değeri fiyatın dışında bırakabilir.

Marx kapitalist tarımın insan ile toprak arasındaki madde alışverişini bozduğunu ve toprağın verimliliğini tükettiğini tartışarak sonraki ekolojik düşünce için önemli bir alan açtı. İnsan doğanın karşısında duran bağımsız efendi değildir. Doğanın içinde yaşayan ve onunla madde alışverişi içinde bulunan canlıdır. Sermayenin büyüme baskısı emek üzerinde olduğu kadar doğa üzerinde de yoğunlaşır. Ekolojik kriz bu nedenle kapitalizmin dışındaki ayrı bir çevre sorunu değil, üretim ve birikim düzeniyle doğrudan bağlantılı bir yaşam sorunudur.

Kriz ve Yoğunlaşma

Kapitalist üretim toplumsal olarak örgütlenirken yatırım kararları özel ve rekabetçi biçimde alınır. Her sermaye kendi karını büyütmeye çalışır. Üretim kapasitesi genişlerken toplumun satın alma gücü aynı ölçüde gelişmeyebilir. Mallar, evler ve üretim araçları bulunmasına rağmen insanların bunlara erişemediği dönemler yaşanabilir. Kapitalist kriz bu açıdan basit kıtlık krizi değildir. Toplumsal ihtiyaç ile karlı talep arasındaki ayrımın keskinleştiği dönemdir.

Krizler aynı zamanda sermayenin yoğunlaşmasını hızlandırabilir. Zayıf işletmeler piyasadan çekilirken büyük sermayeler daha fazla pazar, teknoloji ve mülkiyet üzerinde denetim kazanır. Ekonomik güç zamanla siyasal ve kültürel güçle birleşir. Büyük şirketler yalnızca üretim yapmaz, veri, medya, teknoloji, enerji ve finans alanlarında toplumun yaşamını etkileyen kararlar alabilir.

Bu durum kapitalizmin demokrasi sorununu da görünür kılar. İnsan siyasal alanda eşit oy hakkına sahip olabilir, fakat yaşamının önemli bölümünü geçirdiği iş yerinde üretim ve yatırım kararlarına katılmayabilir. Ekonomik iktidar özel mülkiyetin alanı sayıldığında siyasal demokrasi ile gündelik ekonomik yaşam arasında belirgin bir mesafe oluşur.

Sınıf Mücadelesinin Geniş Alanı

Sınıf mücadelesi yalnızca ücret pazarlığı değildir. Çalışma süresi, güvenlik, sosyal haklar, üretim koşulları, iş yerindeki karar gücü ve toplumsal ürünün nasıl kullanılacağı bu mücadelenin parçalarıdır. Sendikalar, grevler, kooperatifler, sosyal hak hareketleri ve siyasal örgütlenmeler bu tarihsel mücadelenin farklı biçimleridir.

Sınıfsal konum insanı bütün tahakküm ilişkilerinden otomatik olarak özgürleştirmez. İşçi erkek egemen değerleri taşıyabilir, başka halklara karşı milliyetçi davranabilir, doğanın sömürülmesini kendi ekonomik çıkarının gereği olarak görebilir. Aynı sınıf içindeki insanlar rekabet ve kimlik ayrımları üzerinden birbirinden uzaklaştırılabilir.

Bu nedenle sınıf mücadelesi kadın özgürlüğü, ekoloji, demokrasi, halkların eşitliği ve öz yönetimle birlikte düşünülmelidir. Emek özgürlüğü yaşamın bütün alanlarında kurulan tahakküm ilişkileriyle bağ kurduğunda geniş bir özgürleşme siyasetine dönüşür.

Marx'ın Yöntemi

Marx'ın kalıcı miraslarından biri yalnızca belirli kavramlar değil, görünüşün arkasındaki ilişkiyi araştırma yöntemidir. Ücret görünüşte emeğin fiyatıdır. Marx ücretin arkasında emek gücünün değerini ve artı emeği inceler. Kar sermayenin doğal getirisi gibi görünür. Marx onun canlı emekle ilişkisini araştırır. Mülkiyet bireysel hak olarak sunulur. Marx bu mülkiyetin hangi tarihsel koşullarda oluştuğunu gösterir. Piyasa özgür değişim alanı gibi görünür. Marx tarafların maddi güçlerinin eşit olup olmadığını inceler.

Bu yöntem toplumsal kurumların ezeli olmadığını gösterir. Ücretli emek, özel mülkiyet, sermaye ve piyasa belirli tarihsel koşullarda oluşmuştur. Tarih içinde kurulmuş ilişkiler değiştirilebilir. Marx'ın düşüncesinin dönüştürücü gücü de burada yatar. İnsanların kendi faaliyetleriyle sürekli yeniden ürettikleri düzen, onların karşısına değişmez doğa yasası gibi çıksa da tarihsel bir ilişkidir.

Özgürlüğün Maddi Boyutu

Kapitalist toplum özgürlüğü çoğu zaman tercih yapabilme imkanı olarak tanımlar. İnsan iş seçebilir, ürünler arasında karar verebilir, mülk edinebilir. Fakat seçenekler arasında tercih yapmak seçeneklerin nasıl oluşturulduğu üzerinde söz sahibi olmakla aynı değildir.

İşçi patronlardan birini seçebilir, fakat yaşamını sürdürmek için çalışmak zorundadır. Tüketici enerji şirketleri arasında seçim yapabilir, fakat enerji sisteminin hangi kaynaklara dayanacağına doğrudan katılmayabilir. Yurttaş seçimlerde oy kullanabilir, fakat büyük yatırım kararlarının şirket yönetimlerinde alınmasına sınırlı ölçüde etki edebilir.

Marx'ın açtığı özgürlük alanı yaşamın maddi koşulları üzerinde ortak söz sahibi olmayı da içerir. Ne üretileceği, nasıl üretileceği, hangi kaynakların kullanılacağı ve toplumsal artığın nereye yöneltileceği demokratik tartışmanın parçası haline geldiğinde insan ekonomik süreçlerin nesnesi olmaktan çıkarak öznesine dönüşür. Teknolojinin gerçek özgürleştirici değeri de zorunlu çalışma süresini azaltması ve insanın kendisini geliştirebileceği zamanı büyütmesiyle ortaya çıkar.

Marx ile Öcalan'ın Buluştuğu Alan

Öcalan'ın açtığı alan Marx'ın kapitalizm ve sınıf çözümlemesini dışlamaz. Artı değer, emek sömürüsü, meta, sermaye birikimi ve sınıf mücadelesi modern toplumun ekonomik işleyişini anlamak açısından temel önemini korur. Bu çözümlemeyi devlet, erkek egemenlik, ulus-devlet, doğa üzerindeki tahakküm, bilgi tekeli ve kültürel yaşamla birlikte düşünmek ise toplumsal resmi genişletir.

Marx görünüşte eşit piyasa ilişkilerinin altında işleyen sınıfsal sömürüyü açığa çıkarır. Öcalan'ın yaklaşımı bu çözümlemeyi uygarlığın daha uzun tarihi, kadın üzerindeki tahakküm, devletin merkezileştirici yapısı ve demokratik toplum arayışıyla ilişkilendirir. Bu ilişki bir düşünürü diğerinin yerine koymaz. Marx'ın emek ve sermaye çözümlemesi kapitalist ekonominin anatomisini gösterir. Kadın, devlet, ekoloji ve uygarlık tarihinin katılması ise bu anatomiyi yaşamın daha geniş alanlarıyla buluşturur.

Mülkiyetin Değişmesi ve Yönetim Sorunu

Kapitalizmin aşılması yalnızca üretim araçlarının özel mülkiyetten devlet mülkiyetine geçmesiyle tamamlanmaz. Mülkiyet hukuken kamusal hale gelebilir ve karar gücü küçük bir bürokratik tabakanın elinde yoğunlaşabilir. İşçi özel patron yerine devlet yöneticisinin emri altında çalışabilir. Toplumsal artığın kullanımına toplum doğrudan katılmadığında yönetenlerle yönetilenler arasında yeni bir ayrım oluşabilir.

Ekonomik özgürlük toplumsal mülkiyet ile demokratik yönetimin birlikte kurulmasını gerektirir. İş yerleri, kooperatifler, yerel meclisler ve topluluklar üretim süreçlerinde gerçek karar gücüne sahip olmalıdır. Kadın emeğinin görünmez kaldığı, doğanın sınırsız kaynak olarak görüldüğü, üreticilerin karar dışında tutulduğu ve siyasal gücün merkezileştiği bir düzen mülkiyet biçimi değişmiş olsa da yeni tahakküm ilişkileri yaratabilir.

Özgür toplum ekonomik eşitlikle öz yönetimi birlikte kurar. Üretim toplumun ortak ihtiyaçlarına, ekolojik sınırlara ve insanların özgür zamanını büyütme amacına bağlanır.

Marx'ı Yeniden Okumak

Marx'ı okumak kavramları ezberlemekten daha geniş bir düşünme biçimidir. Bir ürünün arkasındaki emeği, bir servetin arkasındaki ortak birikimi, bir krizin arkasındaki üretim ve mülkiyet ilişkilerini, bir teknolojinin arkasındaki denetim biçimini ve ekonomik büyümenin doğaya ve emekçilere yüklediği maliyeti görmeye çalışmaktır.

Marx'ın düşüncesi kapitalizmi değişmez insan doğası olarak kabul etmez. Onu tarihsel olarak kurulmuş ilişkiler bütünü olarak ele alır. Bu bakış kapitalizmin eleştirisini yalnızca adaletsiz gelir dağılımından çıkarır ve üretim araçlarının mülkiyetine, çalışma zamanına, toplumsal artığın kullanımına, karar gücüne ve insanın doğayla ilişkisine kadar genişletir.

Kapitalist sömürünün temel ilişkisi, işçinin yarattığı toplam değer ile emek gücünün karşılığı olarak aldığı ücret arasındaki farkın sermaye tarafından sahiplenilmesidir. Bu ekonomik çekirdek, devlet, teknoloji, toplumsal cinsiyet, doğa ve kültürle kurduğu bağlar üzerinden bütün bir yaşam düzenine dönüşür.

Marx'ın açtığı alan insanın kendi yarattığı ekonomik ilişkilerin karşısında güçsüz olmadığını gösterir. Fabrikaları, makineleri, bilgiyi, teknolojiyi ve toplumsal zenginliği yaratan insanların ortak emeğidir. Bu üretici güçler sermayenin büyümesine değil toplumun ihtiyaçlarına, ekolojik bütünlüğe, kadın özgürlüğüne ve demokratik yaşama yöneltilebilir.

Kapitalizm tarihsel olarak kurulmuş bir düzendir. Onu aşacak ilişkiler de tarihsel mücadele içinde kurulacaktır.


Yorumlar

Popüler Yayınlar